Ticaret Fıkhının Temelleri

Kazancın meşru yollarını bilmenin hükmü nedir?

Müslüman, meşguliyet alanıyla ilgili murad-ı ilahinin ne olduğunu bilmek zorundadır. Allah celle celalühü tüm yaşam alanlarını intizama sokacak kanunlar bütünüyle Müslümanı muhatap ve mükellef kılmıştır. Ayrıca Allah celle celalühü kul hakkının ihlali için son derece elverişli bir zemin oluşturan pazara dair de birçok düzenleme getirmiştir. Dolayısıyla helal kazanç yollarını bilmek ve kazanca haram ve şüphe bulaştırmamak için gerekli olan fıkhı bilmek kazanç peşindeki her Müslümana farzdır.

Hazreti Ömer radıyallahü anh tüccara alış veriş konusunda bilgi sahibi olmalarını emrederdi. Hazreti Ömer radıyallahü anh’in çarşı pazarda dolaştığı ve şöyle dediği nakledilir:

“Ticaret fıkhını bilmeyen bizim pazarımızda ticaret yapmasın. Aksi halde istese de istemese de harama düşer.” (Tirmizi, 449)

İnsanlar arası ilişkilerde ve rızık talebinde genel İslamî prensipler nelerdir?

İslam; adalet, rahmet, müsamaha, doğruluk, güven, nasihat ve iffet dinidir. Bu kavramların tamamı insanlar arası ilişkilerde kullanılan kavramlardır. Bu kavramların bolca kullanıldığı yerde İslâmi ruh, muhabbet, kardeşlik, yardımlaşma, Allah’ın rahmeti ve bereketi, istikrar, güven ve afiyet hâkimdir. İnsanlar arası ilişkilerde bu kavramların yerini zulüm, ihanet, yalan gibi zıtları alıyorsa orada İslamsızlık, tamahkârlık, maddecilik ve anlaşmazlık var demektir. Dolayısıyla bu tür ilişkilerde aşağıdaki prensiplere uymak taraflar için gerekli olan insani ve İslâmî bir davranıştır.

1) Haramdan sakınmak

Faiz, aldatma, dolandırma, tekelcilik bunların başında gelir. Bunlar arasında insanların bilerek bilmeyerek en kolay şekilde düştüğü haram faizdir. Zira faizin varlık zemini olan bankalar adım başı çoğalmış ve bu bankalardan bir dayatma neticesinde alınarak cüzdanları ağırlaştıran kredi kartlarının faiz borçları bir yana, geciktirilmiş faturalara yansıyan faiz borçları dahi insanları faizden kaçınamaz hale getirmiştir. Nasıl olursa olsun faiz haramdır; zira Cabir radıyallahü anh’dan rivayet edildiğine göre Rasûlüllah sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

“Faiz yiyene, yedirene, şahitlerine ve yazıcısına Allah Rasülü lanet etmiştir” ve ‘hepsi eşittir’, demiştir. (Müslim, 2995) Ayrıca ğasîlü’l-melâike olan Abdullah bin Hanzala’dan rivayet edildiğine göre Rasûlüllah sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Kişinin bilerek yediği bir dirhemlik faiz, otuz altı zinadan daha beterdir.” (Müsned-i Ahmed, 20951)

2) Karşılıklı ilişkilerde doğruluk

Doğruluk erdemlerin en büyüğü, karşılıklı ilişkilerin sağlam olmasını sağlayan en temel unsurdur. Doğruluğun olmadığı yerde güven de olmaz. Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurmaktadır:

“Güvenilir ve dürüst tacir peygamberlerin, sıddıkların ve şühedânın yanı başındadır.” (Tirmizi, 1209)

3) Malın değerini artırmak için Allah’ın adını kullanmayı bırakmak

Ne yazık ki, Allah inancının zayıflığından olsa gerek, maddi değerlerin itibar kazandırdığı şu zaman diliminde Allah adını kullanarak ticarette güvenilirliğini ima etmek, kimi yerde kişinin gözünün içine sokmak hayli moda haline gelmiş durumda. Üstelik bunu dindar kimseleri görür görmez çektiği besmeleler ve la havlelerin ötesine taşıyıp Allah adına yemin ederek ticareti idame ettirmek, işin daha da bir çirkin halidir. Zira şerî bir gerekçe olmadan Allah adına yemin etmek caiz olmamakla birlikte hem dünya hem de ahirette mutlak ziyandır. Peygamber sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurmaktadır:

“Yalan yemin malı rağbetli, fakat kazancı bereketsiz kılar.” (Müsned-i Ahmed, 6909)

4) İşini iyi yapmak

Bu prensibi, üretici için, iyi üretimde bulunmak, malın hakkını vermek; satıcı için de malın kusurlarını belirtmek, malı olduğu gibi göstermek şeklinde anlayabiliriz. Allah celle celalühü şöyle buyuruyor:

“İyi olanı yapın. Allah güzel işler yapanları sever.” (Bakara, 195)

Hazreti Aişe radıyallahü anhâ rivayet ettiğine göre, Rasûlüllah sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

“Allah Teâlâ sizden biriniz bir iş yaptığında işini sağlam ve iyi yapmasını sever.” (Beyhakî, 5081)

5) Güvenilir olmak

Kısa yoldan kazanç elde etmek maksadıyla malın kusurunu gizlemek ve malı güzelmiş gibi sunmak güvenilirliği zedeler. Zaten işin doğası şudur ki, böyle bir karaktersizliğe sahip olan kişinin bu ahlakı ortaya çıktığında insanlar kendisine güvenmez hale gelir. Uzun vadede eline sadece zarar ve pişmanlık geçer. Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Bir Müslümana kardeşiyle yaptığı satışta malın kusurunu açıklamaması helal olmaz.” (İbni Mâce, 2237) Yine Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem Ukbe bin Amir radıyallahü anh’dan rivayet edilen başka bir hadisi şeriflerinde: “Bizi aldatan bizden değildir.” buyurmuştur. (Müslim, 146)

Bunun dışında ticaretle uğraşan kişinin insanlara karşı güveninden daha önce, ortağına karşı güvenilir olması gerekir. Nitekim Ebu Hureyre, Rasûlüllah sallallahü aleyhi vesellem’den Allah celle celalühü’nün şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“İki ortak birbirine ihanet etmediği sürece ben de onların üçüncü ortağıyım. Biri diğerine ihanet ederse ben aradan çıkarım.” (Ebû Dâvud, 2936)

6) Çokça sadaka vermek

Tacirin; yanlış yapma ihtimali, gereksiz yere Allah’ın adını ağzına alması, yalan söylemesi ve haram şüpheleri gibi kazancı kirleten arızalardan malını temizlemek için sadaka vermesi gerekir. Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

“Ey tüccar topluluğu! Sizin bu alışverişinize yemin ve yalan bulaşıyor. Siz sadakayla ticaretinizi temizleyin.” (Ebû Dâvud, 2890)

7) Alışverişte müsamaha

Satıcının sattığı malda ikramda bulunması, alıcının da parada geniş davranması bu prensibe uygun bir davranıştır. Böyle bir davranışta dahi birçok hayır vardır. Cabir bin Abdillâh’tan rivayet edildiğine göre Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

“Allah celle celalühü malını sattığında, bir mal satın aldığında, hüküm verdiğinde ve kendisine dair bir hüküm verildiğinde müsamahalı olan kula merhamet etsin.” (Buhari, 1934)

8) Rızık talebinde kanaatkâr olmak

Yine Cabir bin Abdillâh’tan rivayet edildiğine göre Rasûlüllah sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar! Allah’tan korkun ve (rızkın) güzel olanı(nı) isteyin; zira biraz gecikse de hiçbir nefis rızkını tamamlamadan ölmeyecektir. Öyleyse Allah’tan korkun ve rızık talebinizi güzel yapın; helal olanı alın haram olanı da bırakın.” (İbni Mâce, 2135) Bu, kişiye kanaatkâr olma, helalin peşine düşüp haramdan kaçınma gibi erdemleri kazandırır.

9) Şüphelilerden kaçınmak

Şüphe, insanların bilmesini kişinin hoş karşılamadığı durumlardır, diyebiliriz. Kişinin böyle bir duruma düşmemesi gerekir.  Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyuyor:

“Helal açıktır, haram da açıktır; aralarında çoğu insanın bilmediği şüpheli şeyler de vardır. Şüpheliyi bırakan elbet dinini ve ırzını muhafaza etmiş olur. Şüphelilere düşen ise harama yaklaşmış olur. Tıpkı yasak bölge yakınında koyun güden çoban gibi ki, yasağa yaklaşmış olur; içine girmesi muhtemeldir.” (Buhari, 50)

10) Çarşı adabına riayet

Hayatın tüm alanlarında olduğu gibi ne yazık ki, çarşı pazarımızda da maddiyatçılık hâkimdir günümüzde. Kendini uyanık zanneden bazı kendini bilmezler, kazancın yalnızca bilgiye, zekâya ve tatlı dile bağlı olduğunu sanarak İslam’ın öngördüğü çarşı adabını terk ederler. İşleri güçleri hesap ve para saymadan ibaret olan bu kimseler, rızkın bereketinin ve kazancın artmasının İslami bazı edeplere uyulmasına bağlı olduğunu düşünmezler. Rızka sebep olan bu İslami edepler başlıca şu aşağıda zikredilenlerdir.

a) Rızık konusunda Allah’a tevekkül etmek

Kişi sebeplere mübaşeret ettikten sonra Allah celle celalühü’ye güzelce tevekkül etmeli ve herkese rızkını veren Allah’ın kendisine de rızık vereceğini düşünmelidir. Allah celle celalühü şöyle buyurmaktadır:

“Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar. Ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şeye bir ölçü koymuştur.” (Talak, 2-3)

Ayrıca Hazreti Ömer’den rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Siz layıkıyla Allah Teâlâ’ya tevekkül etseniz, sabahleyin yuvalarından karınları aç bir şekilde çıkan ve akşamleyin tok olarak dönen kuşlara rızık verdiği gibi size de rızık verir.” (Tirmizi, Müsned-i Ahmed)

b) Sabah erkenden işinin başına gitmek

Çağımızın genel problemlerinden biri de, insanların gece uykularını bırakıp gecelerini oyun, eğlence ve televizyon gibi faydasız şeylerle geçirmeleridir. Böylelikle sabah erkenden uyanmak yerine gün ortasında güne başlamayı ve rızıklarını talep etmede erkenci olmamayı adet haline getirmişlerdir. Halbuki İslam rızık talebinde erkenci olmayı teşvik etmektedir. Şöyle ki, Sahr bin Vedâa el-Ğâmidî’nin rivayetiyle Rasûlüllâh sallallahü aleyhi vesellem şöyle dua etmiştir:

“Allah’ım, ümmetim için erkenciliği mübarek kıl.” “Efendimiz sallallahü aleyhi vesellem bir seriyye veya bir ordu göndereceği zaman, onu günün erken saatte yola çıkarırdı. Sahr tüccardı, o da ticarete günün ilk saatinde çıkardı. Böylece zengin oldu ve malı arttı.” (Ebu Davud, 2239)

c) Abdestli olmak

Hadisi şerifte şöyle buyurulur: “Yapabilirsen, sabah çarşıya ilk adım atan ve akşam çarşıdan son çıkan kişi olma. Çünkü çarşılar şeytanın muharebe meydanıdır; sancağını oralara diker.” (Müslim 7/144) Ticaret yapılan yerlerde şeytanların şerrinden korunmak için abdestli olmak sünnettir.

d) Sürekli dua ve zikir ehli olmak

Aynı şekilde çarşı pazarda günahlara düşmemek için Allah’la bağları koparmamak ve sürekli ona dua etmek sünnetlerdendir. Zira Rasûlüllâh sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

‘Kim çarşıya gireceği zaman “Allah’tan başka gerçek ilah yoktur. Sadece o vardır, O’nun ortağı yoktur. Mülk onundur. Hamd ona mahsustur, hayat veren ve öldüren O’dur. Kendisi tek ölümsüz olandır ve her zaman diridir. Tüm hayırlar onun elindedir ve o her şeye güç yetirendir.” derse kendisine bir milyon sevap yazar, milyon günahını da siler ve ona cennette bir köşk hazırlar.’ (İbn-i Mâce, 2226)

e) İyimser olmak

Müslüman her işinde özellikle de rızık meselelerinde iyimser olmalıdır. Çünkü iyimser olmak Allah’a karşı hüsnü zanda bulunmaktır. Allah celle celalühü rızkı cimrilik yapmadan tüm kullarına verir. Aksi halde kişi Allah celle celalühü’ye tevekkül etmemiş olur. Sürekli halinden şikâyetçi olmak, işlerin kesat gitmesinden bahsetmek, başkalarının kazançlarına göz dikip haset etmek şeran caiz olmaz. Üstelik bu Allah’a güvenmemektir.

İşte Müslüman, bu usûl-u adâp üzere işlerini yürütmeli ve rızkının peşine düşmelidir. Kim rızık talebinde başka hallerle başka yollara başvurursa, İslamî çerçeveden çıkmış olur ve huzursuzluğun, geçim sıkıntısının pençesine düşer. Meâzallâh…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir