Kur’an’da Mekkî Surelerin Özellikleri

Giriş

7. Yüzyılın karanlık Mekke sokaklarını aydınlatan, Arabistan’ın kuru, kavruk topraklarına kara bir bulut misali doğarak bu toprakları canlandıran, bereketlendiren bir kitap düşünün… Asrın beynine balyoz gibi düşmüş, tarihin kadim kanyonlarından lağım misali akan sapıklıkların, sapkınlıkların tümüne kafa tutmuş bir kitap… Bahis mevzuu olan bu kitabın, kâinatın güneşi İslam’ın kutsal kitabı Kur’an’ı Kerim olduğundan en ufak bir şüphe yok. İşte bu yüce kitabın bir kısmını oluşturan Mekkî ayetler yazımızın konusu.

Yüzeysel olarak şöyle bir bakacak olursak, Kur’an’ı Kerim’i kısımlandırma hususunda karşımıza üç seçenek çıkar; zamansal, mekânsal, kişisel… Yani zaman, mekân ve şahıs itibari ile Kuran’ı Kerim ayetlerini bir tasnife tabi tutabiliriz. Nitekim tarih boyunca bu konuyla ilgilenen ulema bu tasnifi kullanmıştır.

Zamanı itibara alan ulema ayetleri hicret öncesi ve hicret sonrası olarak ayrıma tabi tutmuştur. Bu durumda hicret öncesi inen ayetlerin tümü mekânı gözetmeksizin Mekkî sayılırken, hicret sonrası inen ayetler Medenî sayılmaktadır.

Mekânı itibara alan ulema ise hicreti göz önünde bulundurmaksızın Mekke’de inen ayetleri Mekkî kabul ederken, Medine’de inen ayetleri Medenî kabul etmiştir. Bu durumda inen ayet Mekke Fethi’nde inmiş olsa dahi Mekkî kabul edilir.

Şahsı itibara alan ulema ise nerede olursa olsun, ayetin hitap ettiği topluluğa göre ayetleri kısımlandırmıştır. Bu durumda “ya eyyühen’nas” (ey insanlar) hitaplı ayetler Mekkî iken, “ya eyyühellezine amenü” (ey iman edenler) hitaplı ayetler Medenîdir. Genel olarak kullanılan ve bizimde itibara aldığımız seçenek, zamana itibar ile yapılan tasniftir.

Mekkî ayetlere mahiyet itibari ile bakacak olursak, bu ayetlerin dinin ilksel ve temel hedeflerini konu edindiğini görürüz. Şöyle ki; Medenî ayetler daha çok ahkami konuları içerirken, Mekkî ayetler ahlaki konuları ihtiva eder. Mesela; tevhit, şirkin butlanı, Allah’ın noksan sıfatlardan münezzehliği, infak, tasadduk, sabır, şükür, kıyamet, cennet-cehennem, hesap, mükâfat, ana-babaya ve akrabaya iyilik vs. gibi konuların ağırlıklı olduğunu görürüz.

Şekil itibari ile bakacak olursak, şu özellikler ile Medenî ayetlerden ayrılırlar: Kısalık, seci, kella lafzının kullanımı, ya eyyühennas hitabının bolluğu, huruf-u mukatta ve son olarak secde ayetlerini muhtevi oluşu. İşte bu özellikler Mekkî ayetleri şekil ve görünüm itibari ile Medenî ayetlerden ayıran faktörlerdir. Biz bu yazımızda Mekkî ayetlerin şekil itibari ile diğer ayetlerden daha net ve kesin çizgilerle ayrıldığını düşündüğümüz için bu tür ayetlerin şekli özelliklerini daha detaylı ele alacağız.

Seci

Sözlükte sec’ “güvercin, kumru vb. kuşların sonlarda aynı ses öğesini tekrar ederek ötmesi, dişi devenin tek düze ve uzun sesler çıkararak inlemesi, iki şeyin doğrulup düzgünleşerek birbirine denk ve benzer hale gelmesi” manalarına gelir. Terim olarak “daha çok nesir halindeki metinlerde ifade bölüklerinin (fıkra) sonlarının aynı kafiye veya aynı vezinde ya da her ikisinde aynı olması” diye tanımlanır. Nesir seci şiirdeki kafiyeye tekabül eder. (Mustafa Uzun, Seci’, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (DİA) C.36 S.273)

Seci cahiliyeden bugüne kadar anlamını kaybetmeden kullanılmaya devam eder. Cahiliye devrinde şairlerin, kâhinlerin insanları etkilemek maksatlı seci yaptıkları vakidir. Özellikle kâhinler kendilerine gelen insanları gelecekten haber verdiklerine inandırmak için çok manalı ve secili cümleler kurdukları ve kurbanlarının kafalarını karıştırarak onları etkiledikleri bilinir. Bu sebepten Efendimiz seci yapan bir adamı “kâhinler gibi seci mi yapıyorsun?” diyerek paylamıştır. Fakat buradan Efendimizin konuşma dilinde seciye karşı olduğu anlamını çıkartamayız. Çünkü Efendimiz adamın seciini kâhinlerin seciine benzetmiştir. Hatta Kuran’ın secili ayetlerini bahaneyle bu sözlerin bir kâhine ait olduğu iddiasında bulunan müşrikler yok değildir.

Baktığımızda Kuran’ı Kerim’deki secinin genellikle Mekke döneminde inen ayetlere ait olduğunu görüyoruz. Üslubu kuvvetlendiren ve muhatabı etki altında bırakan secinin bu ayetlerde fazlaca kullanılmasının hikmeti ise, vahyin muhatabı etkileyerek dikkatini çekmesi içindir.

Yemin Edatı

Yemin edatı da Mekkî ayetlerde sıkça karşılaştığımız özelliklerden birisidir. Sözlükte “sağ el, sağ taraf, gerçek, ant, kuvvet, bereket” anlamlarına gelen yemin, terim olarak bir kimsenin kararlılığını pekiştirmek ve başkalarını ikna etmek maksadıyla söz ve beyanını Allah’ın adını veya bir sıfatı zikrederek kuvvetlendirmesini ifade eder. Kelimenin kök anlamından hareketle, karşılıklı söz verme durumunda tarafların sağ ellerini kullanmaları sebebiyle yeminin bu anlama geldiği zikredilir. (Ertuğrul Boynukalın ‘Yemin’ Türkiye Diyanet Ansiklopedisi (DİA) C.43 S.417)

Yemin edatı tıpkı seci gibi cahiliye döneminden bu yana Arap dil ve edebiyatında kullanılagelen bir edattır. Bu edatın Medenî ayetlere nazaran Mekkî ayetlerde çok daha fazla kullanıldığı görülür. Hikmeti ise sözlük ve ıstılah manasına binaen manayı kuvvetlendirmek ve muhatabı etkilemektir.

Secde Ayetleri

Kuran’ı Kerim’deki secde ayetlerine baktığımızda tümünün Mekkî surelere ait olduğunu görürüz. Mekkî surelerde sıkça secdeden söz edilmesi şüphesiz tevhit inancı ile ilgilidir. Secde emirleri ise müşrikleri boyun eğmeye ve aynı zamanda kibirli tavırlarından vazgeçirmeye yöneliktir. Keza Sa’d suresi 71-85 arası ayetlerde geçen ve İblisin ilahi secde emrine karşı geldiğinden bahseden kıssanın sevk edilişi de yine bu hikmete mebnidir. (Hadiye Ünsal, Erken Dönem Mekkî Surelerin Tahlili, Ankara Okulu S.62)

Kella Lafzı

Kella lafzı Mekkî surelerde sıkça gördüğümüz edatlardan birisidir. Hatta Kuran’ı Kerim’in ikinci yarısında toplam 33 kez geçer. Bu edat zorba müşriklere hadlerini bildirmek için kullanılır. Şöyle ki; o müşriklerin küstah, kibirli, alaylı tavırlarına karşı “Yoo!”, “Gerçek şu ki” tavrında bir duruş sergilemektedir. (Hadiye Ünsal, Erken Dönem Mekkî Surelerin Tahlili, Ankara Okulu S.63)

Huruf-u Mukatta

Harf kelimesinin çoğulu olan “huruf” ve “kesilmiş, ayrılmış” manalarına gelen “mukatta” kelimesinden meydana gelen bir tamlamadır. Mukatta, “kesmek, bir şeyi bütününden ayırmak” manasına gelen kat’ kökünden türemiş sıfat olup söz konusu harfler kelimeyi oluştururken okundukları gibi değil kendi isimleriyle telaffuz edildiklerinden “bağımsız ve ayrı harfler” anlamında huruf-u mukatta diye anılmıştır. Bu harflere aynı sebeple huruf-u tehecci denildiği gibi surelerin ilk harflerini oluşturduklarından evailu’ suver ve fevatihu’s suver de denilmiştir. Ayrıca ne manaya geldikleri ve bu surelerin başlarına ne maksatla koyuldukları bilinmediği için huruf-u mübheme de denilmiştir. (M. Zeki Duman, Mustafa Altındağ ‘ Hueufu Mukatta’  Türkiye Diyanet Vakfı islam Ansiklopedisi (DİA) C.18 S.401)

Bakara ve Âl-i İmran surelerini istisna edersek Kuran Kerim’deki huruf-u mukatta ile başlayan surelerin tümü Mekkîdir diye bir genelleme yapabiliriz. Huruf-u mukatta toplam 29 surenin başında yer almaktadır ve büyük bir çoğunluğu Mekkî surelerin başında kullanılması sebebiyle Mekkî ayetlerin ayırt edici özelliği olarak sayılabilir. Bu harflerin yine Mekke döneminde kullanılmasına mebni hikmetinin müşriklere bir meydan okuyuş olduğunu söyleyebiliriz. Ya da bir kasem gibi dikkat veya bir kella lafzı gibi tehdit, ikaz içerikli kullanıldığını söyleyebiliriz. (Hadiye Ünsal, Erken Dönem Mekkî Surelerin Tahlili, Ankara Okulu S.64)

Ya Eyyühe’n Nas Hitabı

Bu hitabın her kullanıldığı ayet ve sure Mekkîdir diyemeyiz elbette. Fakat bu hitap şekli genellikle Mekkî surelerde gördüğümüz bir hitap türüdür. Vahyin Mekke döneminde tek muhatap Müslümanlar olmadığı ve bu muhatap kitlesinin içerisinde müşrik, Sâbii, Mecusi gibi her türlü inançtan insan bulunduğu için bu hitap şekli daha çok kullanılmıştır. Buna karşılık Medine döneminde daha çok “ya eyyühellezine amenu” hitabının kullanıldığını görmekteyiz. Zaten geride bu hitap şekillerine binaen ayetleri tasnif edenlerden bahsetmiştik.

Sonuç olarak, gördüğümüz üzere Mekkî ayetler Medenî ayetlerden hem muhteva hem de şekil itibari ile farklılık göstermektedir. Yazımız boyunca şekil itibari ile Mekkî ayetlerin özelliklerini inceledik ve Mekkî ayetlerin kendine kısmen veya tamamen has altı özellik ile diğer ayetlerden ayrıldığını gördük. Yazı boyunca ayetlerin zamansal tasnifini itibara aldığımızı burada yeniden hatırlatmış olalım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir