Kuran ve Sünnette Sünnet-i Nebeviyye

وَما كانَ لِمُؤْمِنٍ وَلا مُؤْمِنَةٍ إِذا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْراً أَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلالاً مُبِيناً

“Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulüne âsi olursa açık bir sapıklık etmiş olur.”
(Ahzap, 36)


لَقَدْ مَنَّ اللَّهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولاً مِنْ أَنْفُسِهِمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفِي ضَلالٍ مُبِينٍ

“Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah’ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.”
(Ali Imrân, 164)


وَما آتاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَما نَهاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقابِ

“Peygamber size ne verdiyse onu alın. Size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı şiddetlidir.”
(Haşr, 7)


فَلا وَرَبِّكَ لا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيما شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لا يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجاً مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيماً

“Yok, yok! Rabbine yemin ederim ki onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükümden nefislerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisa, 64)


مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطاعَ اللَّهَ وَمَنْ تَوَلَّى فَما أَرْسَلْناكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظاً

“Peygamber’e itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yan çizerse bilsin ki, Biz seni onlara bekçi göndermedik.” (Nisa, 80)


لا تَجْعَلُوا دُعاءَ الرَّسُولِ بَيْنَكُمْ كَدُعاءِ بَعْضِكُمْ بَعْضاً قَدْ يَعْلَمُ اللَّهُ الَّذِينَ يَتَسَلَّلُونَ مِنْكُمْ لِواذاً فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذابٌ أَلِيمٌ

“Peygamberi çağırırken O’na, birbirinize seslendiğiniz gibi seslenmeyin. (Ya da Peygamber sizi çağırdığında O’nun çağrısını, aranızda birbirinize yönelttiğiniz çağrılarla bir tutmayın.) Allah, arkadaşlarını siper ederek gizlice Peygamberin yanından sıvışanları iyi bilir. O’nun emrini çiğneyenler ya başlarına bir bela gelmesinden ya da acıklı bir azaba çarpılmaktan korksunlar.”
(Nur, 63)


أَلَا هَلْ عَسَى رَجُلٌ يَبْلُغُهُ الحَدِيثُ عَنِّي وَهُوَ مُتَّكِئٌ عَلَى أَرِيكَتِهِ فَيَقُولُ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ كِتَابُ اللَّهِ. فَمَا وَجَدْنَا فِيهِ حَلَالًا اسْتَحْلَلْنَاهُ. وَمَا وَجَدْنَا فِيهِ حَرَامًا حَرَّمْنَاهُ. وَإِنَّ مَا حَرَّمَ رَسُولُ اللَّهِ كَمَا حَرَّمَ اللَّهُ

“Olur ya, içinizden kendisine benim hadisim ulaşan biri koltuğuna yaslanarak şöyle laflar eder: Sizinle aramızda Allah’ın kitabı geçerli. Ancak ondaki helali helal sayar, ondaki haramı haram kabül ederiz. Şunu iyi bilin, Allah Rasülü’nün bir şeyi haram kılması,  aynen Allah’ın onu haram kılması demektir.”
(Tirmizi. Benzer lafızlarla Ahmed bin Hanbel, Hâkim)


إِنِّي قَدْ تَرَكْتُ فِيكُمْ شَيْئَيْنِ لَنْ تَضِلُّوا بَعْدَهُمَا: كِتَابَ اللَّهِ وَسُنَّتِي. وَلَنْ يَتَفَرَّقَا حَتَّى يَرِدَا عَلَيَّ الْحَوْضَ

“Size iki şey bırakıyorum ki, onlardan sonra artık sapıtmazsınız: Allah’ın kitabı ve sünnetim. <Havzu kevserde yanıma gelinceye kadar ikisi birbirinden asla ayrılmayacaktır.”
(Hâkim, Müstedrek. Benzer lafızlarla İmam Malik, Dârakutni)


فَإِنَّهُ من يَعش مِنْكُم بعدِي فسيرى اخْتِلَافا كثيرا. فَعَلَيْكُم بِسنتي وَسنة الْخُلَفَاء الرَّاشِدين المهديين. تمسكوا بهَا وعضوا عَلَيْهَا بالنواجذ. وَإِيَّاكُم ومحدثات الْأُمُور فَإِن كل محدثة بِدعَة وكل بِدعَة ضَلَالَة

“İçinizde benden sonra yaşayanlar pek çok ihtilaf görecekler. O zaman benim ve kendilerine hak yol gösterilen raşid halifelerimin sünnetine uyun. Sıkı sıkıya, azı dişlerinizle sarılın onlara. Dine sonradan sokulan şeylerden kaçının. Dine her sokulan şey bidattır. Her bidat sapıklıktır.”
(Ebu Davud, İbni Mace, Hâkim)


كل أمتِي يدْخلُونَ الْجنَّة إِلَّا من أَبى. قَالُوا يَا رَسُول الله وَمن يَأْبَى؟ قَالَ: من أَطَاعَنِي دخل الْجنَّة وَمن عَصَانِي فقد أَبى

“Yüz çevirenler hariç ümmetimin hepsi cennete girecek. ‘Yüz çevirenler kimler ey Allah’ın Resulü?’ diye sorduklarında buyurdu ki, bana itaat eden cennete girer, bana isyan eden ise yüz çevirmiş demektir.”
(Buhari)


 “Sizden biri koltuğuna yaslanmış rahat şekilde sanıyor mu ki, Allah sadece Kuran’da yer alanları haram kılmıştır. Dikkat edin, ben birçok konuda vaaz ettim, emir ve nehiyde bulundum. Bunlar aynen Kuran gibidirler veya sayıca ondan da fazladırlar.”
(Ebu Davud, Sünen-i Kübra)


فَمَنْ رَغِبَ عَنْ سُنَّتِي فَلَيْسَ مِنِّي.

“Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, artık benden değildir.”
(Buhari, Müslim)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir