İslam Dünyasında Medreseler -4-

Medreselerde Islahat

* İrfan Aykaç


Program ve müfredat üzerine erken zamanlarda çalışmalar olsa dahi, kısmi oluşu, belirli tabakalar tarafından desteklenmemesi ve kadronun bulunmaması hareketin önünü kesiyordu. Eğer reform yapılacaksa genel geçer olmalıydı. Daru’l Hilafeti’l Âliye projesi, bu amaca hizmet eden en büyük adım olarak kabul görmüştü. Bir sürece girilirken, o süreci hazırlayan sebeplerin belirlenmesi çözümün kesin ve faydalı olabilmesini sağlar. Islahatı gerekli kılan sebepleri söylemek gerekirse şu birkaç unsur sayılabilir:

  • Akli ilimlerin terki
  • Askeri yenilgiler
  • İhtisasın ihmali
  • Beşik uleması
  • Ders sürecinin hızlandırılması
  • Müfredatı takip
  • İcazetteki müsamaha
  • Gelişmeden haberdar olabilmek için sıkı sıkıya bir takip

Tarih sürecindeki ıslahatları takip ettiğimizde bunların iki yoldan yapıldığını görmekteyiz. İlkini tüzük, ikincisini ise program oluşturur.

Medreselerin Tüzük Yönünden Islahı

Mevcut ıslahat fermanı ve kanunnamelerin kesin ve belirli tarihlisine 3. Sultan Murat zamanında rastlıyoruz.  (Zayıf isnatla, Cahit Baltacı’ya göre ilk fermanın II. Selim’e ait olduğunu söyleyebiliriz. Uzunçarşılı ise sadece fermanın içeriğinden söz ediyor.) Peşinden ise 3. Mehmet, 1. Ahmet, 3. Ahmet, 1. Mahmut dönemleri takip etmiştir. Fermanları burada zikretmek mümkün değil, ancak bir genelleme yapmak istersek şu maddeler altında toplayabiliriz:

  • Talebenin okuma süresinin belirlenmesi
  • Talebe ve müderrislerin devamsızlık takibi
  • Okutulan kitapların tamamlanması
  • İhtisasa uygun eğitim sağlanması
  • İyi öğretim almış talebeye icazet verilmesi

Bir bireyin veya toplumun, attığı adımlardaki başarısı, inancı ve mücadelesiyle orantılıdır. Osmanlı bu inançla kuruldu. Fakat aynı inançla yaşayamadı. 1. Mahmut’un 1750 (1163)’de Şeyhülislam Murteza Efendi’ye gönderdiği bir hattı hümayun şöyledir: “(Allah size emanetleri ehline verin) ayetine göre hareket etmenizi emreder. İltimasın, ehil olanlarla olmayanları birbirinden ayıramayacağını vurgular. Kaide ve nizamın bozulması yüce dinimizce caiz olmadığından artık dikkat edilerek, ehil olmayanlara medrese ve mülazemetin verilmeyeceğini bildirir.”

Bu gidişatla devlet-i Osmaniye-i âliyenin nasıl âliye olduğu unutanların, işlerini ihmal edenlerin, neme lazım deyip devleti ne hale getirdiklerini gördük. Koçi Bey Risalesinde iltimasın insanları felakete sürüklediğini, çıkarları için devleti harcadıklarını, hatır ve gönülle iş yapılamayacağını, iltimasa göz yumulmamasını, görevini yerine getiremeyenlerin kimliğine bakılmaksızın uzaklaştırılması gerektiğini kaydeder. Bütün bunlar ne üzücüdür ki, dedesinden aldığı emaneti, miras bilen bir neslin doğduğunu göstermiştir.

1678’de vefat eden Hezarfen Hüseyin Efendi “Telhîsu’l-beyan fî kavânîn-i Âl-i Osman” adlı eserinde âlimler hakkında padişaha şu tavsiyede bulunur: “Padişahlara lâzımdır ki, âlimler zümresini saygılı ve şerefli tutmalılar. Fakir olanlarına vazife ve bahşişler vermeyi eksik etmemelidirler. İçlerinden faziletli ve kâmil, nefsine hâkim, muttaki olanlarını mümtaz kılıp, şeriata uyanlara ve çekingen olanlara başkalarından çok hürmet etmelidirler.”

Yine maalesef ki, sonraları devlet yönetimine getirilen kişinin, beyaz iplikle siyah ipliği birbirinden ayıracak gücü yoktur. Velhasıl: Medreselerin kuruluşundan Tanzimat’a kadar yapılan ıslahatlarda hedefe ulaşılamamış, devleti harcayan iltimasın önüne geçilememiş, hatır ve gönül ile devlet idare edilememiştir.

Programlarda Islahat

Değişen dünya şartları tüm ülkelerde eğitimin sahasını değiştirmişti. Savaşmak için kullanılan aletler ve bölgeler, farklı savaş taktiklerine zorluyor, keşiflerin perdesini aralıyordu. Bu sayede matematik, fizik, geometri bir hayli değer kazanıyordu. Osmanlıyı da gelişime zorlayan bu yeni ilim dalları medreseyi baştan kurgulamayı gerektiriyordu. Bu alanda atılan adımlar şöyleydi:

İlköğretim

İptidâiler

Osmanlı klasik çağının sübyan mektepleridir. Rüştiyeler açılınca onlara öğrenci hazırlayan mekteplere de “iptidai” adı verildi. Bu mektepler 8 Nisan 1847 yılında düzenlenen program ve yönetim şekliyle yeni bir düzene kavuştu. Öğretim süresi dört yıl olan bu okullarda, yedi yaşına girmiş erkek ve kız çocuklarına ilkokul seviyesinde bir eğitim-öğretim verilirdi. 6 Ekim 1913 Tedrisatı İptidaiye Kanunu ile Fransız okulları sistemine uyarak rüştiye ve iptidaiye birleştirilerek altı yıllık mektebi iptidai haline getirilmiştir. Bu okullarda Türkçe, tecvit, ilmihal, hat, Osmanlı tarih ve coğrafyası, yurttaşlık bilgisi, resim, müzik, beden terbiyesi programa girmiş ve 1924’e kadar devam etmiştir. Bu devirde iptidailer yedi yaşına girmiş çocuklar için mecburi hale getirilmiş ve ceza olarak falaka yasaklanmıştı.

Ortaöğretim

1) Rüştiyeler

2. Mahmut döneminde sübyan mekteplerinin yetersiz olduğu görülerek bu mekteplere sınıf-ı sâni olarak açılır. Bunlar idâdilere basamak olmasından dolayı ortaokul seviyesinde mektepler olarak değerlendirilir. Önceleri dört yıl olan bu okullar daha sonra altı yıl olmuştur. Rüştiyelerin ilki 1838 tarihinde açılan Mekteb-i Maarif-i Adliye’dir. 1874-75 döneminde 400’e yakın rüştiye mevcuttu. Genel rüştiyeler ise Şubat 1839’da kurulmaları kararlaştırıldığı halde 1846’dan sonra açılmaya başlandı. 1867’ye kadar bu mekteplere Müslüman çocuklar alınırken bu tarihten sonra ise gayri Müslimler de alınmaya başlanmıştır. Bu maksatla adaylar Türkçe imtihana tabi olmuşlardır. Bu okullarda dini ilimler, hesap, politika, coğrafya, hat, hendese, cebir, usul u defter, resim, müzik gibi dersler görülmüştür.

2) İdâdiler

Orta öğretimde ikinci kademe olarak eğitim-öğretim veren mekteplerdir. 1869 Maarif-i Umûmiye Nizamnamesi’ne göre idâdiler rüştiye mezunu olan Müslim ve gayri Müslim çocukların bir arada öğretim yaptıkları yerlerdir. 1000 haneden fazla yerlere idâdi kurulur, idâdilerin bütün masrafları vilayet maarif idâdisi sandığından karşılanır. İdâdilerin süresi üç yıldır ve şu dersler okutulur: Türkçe, kitabet, Fransızca, mantık, kavânin-i Osmaniye, coğrafya, tarih, cebir hesabı defter tutma, kimya, resim. Bu nizamnamedeki hedefler maalesef belirlenen sürede tamamlanamamıştır.

3) Sultâniler

İdâdiler seviyesinde Fransızca ve Türkçe ile eğitim ve öğretim yapan mekteplerdir. 1 Eylül 1868 tarihinde Galatasaray Sultânisi’nin açılışıyla maarifimize giren bu Fransız modeli mektepler hazırlık devresiyle birlikte 9 yıllık bir süreyi kapsamaktadır. Bu mektebin açılışı sultan Abdülaziz’in 1867 Paris ziyaretine dayanır. Sultânide Türkçe, Fransızca, Grekçe, Latince, ahlak, tarih, coğrafya, matematik, kozmografya, mekanik, fizik, kimya, ekonomi, güzel konuşma sanatı ve resim dersleri okutulurdu. Daha sonra Arapça ve Farsça okutulmuştur. Darüşşafaka ve Robert Koleji sultâni tipi okullardandır.

Yükseköğretim

1) Dârulfünün

2. Abdülhamit’in iradesiyle Avrupa üniversiteleri tarzında kurulan Dârulfünün-i Şahâne veya İstanbul Dârulfünün’ünü ifade eder. Bu kurum 1933 reformuyla İstanbul Üniversitesi’ne dönüştürülmüştür. İlk kez 12 Ocak 1863’te açılan Daru’l Fünun bu tarihten sonra birkaç kez kapanıp açılmış, 1908 tarihine gelindiğinde İstanbul Dârulfünün’u olarak adı değiştirilmiş ve yeniden teşkilatlandırılmıştır. 1912 de şubeler fakülteye çevrilmiş ve I. Dünya savaşında Almanya’dan fen, edebiyat ve hukuk alanında 20 profesör çağırılarak fakültelerin kadroları güçlendirilmeye çalışılmıştır. Dârulfünün fakültelerinde fkıh, Roma hukuku, ticaret hukuku, Mecelle, Roma idare mahkemesi tarihi, ilm-i mesahay-ı arz, tahsil-i levazımât-ı bina, Fransızca, riyaziyat-ı âliye, makine-i tatbik, fenn-i tefâzuli ve temâmi, topografya, hidrolik, mekanik, ebniye, hendese-i resmiye, inşaat ve arazi üzerine ameliyât, cebir-i âlâ, hendese-i halliye dersleri okutulurdu. Bunun dışında edebiyat mektebinde mantık, Arap ve Yunan edebiyatı, felsefe, arkeoloji, genel tarih dersleri, ilahiyat mektebinde tefsir-i şerif, hadis-i şerif, usul-i hadis, fıkıh, usul-ı fıkıh, ilm-i kelam, tarih-i din-i İslam dersleri görülürdü.

2) Yüksek Okullar

a) Mektebi Mülkiye-i Şahane

Osmanlı’da ilk sivil yüksek okuldur. Kaymakamlık ve müdürlük gibi mülki idarede görevlendirilecek memurlar için açılmıştır. Öğretim süresi önce iki yıl olarak belirlenmiş, daha sonra dört yıla çıkarılmıştır. 1915’te Dârulfünün’un hukuk fakültesine bağlanmıştır. Okutulan dersler, hukuk u medeniye, hukuk u âmme, hukuk u esâsiye, düvel, medhal-i hukuk, arazi ve emvâli gayrı menkule, ticaret kanunu, usul u cezaiye kanunu, ilm-i iktisat, ilm-i mali, kavânin-i maliye, tarih-i mâli, istatistik, siyasi tarih, Türkiye coğrafyası ve beşeri coğrafya, usulü muhaberiyi resmiye ve Fransızcadır. Okutulan dersler arasında bulunan ekonomi, politika, idare hukuku, devletler hukuku ve ceza hukukuydu. Bunlar o zamana kadar hiçbir Osmanlı mektebinde okutulmamış, ilk defa mülkiye mektebinin programına konulmuş derslerdi.

b) Mektebi Tıbbiye-i Mülkiye

Sivil tabip yetiştirmek maksadıyla kurulmuş bir mekteptir. Başlangıçta beş yıl olan bu okul, daha sonra altı yıla çıkarılmıştır. 1915’te üniversitenin tıp fakültesine bağlanmıştır.

c) Mekteb-i Hukuki Şahane

Tanzimat sonrası açılan Batı tipi mahkemelere eleman yetiştirmek amacıyla kurulan mekteplerdir. 1909’da Dârulfünün’un hukuk fakültesi haline gelmiştir. Nizamnameye göre hukuk mektebinin müfredatında fıkıh, mecelle-i ahkâm-ı adliye, usulü fıkıh, umum-i hukuk, kavânin ve nizamat-ı devlet-i âliye, Roma kavanin-i, ticaret kanunu, usulü muhakeme, ceza kanunu ve usulü istintak, kavanin-i bahriye, hukuk-ı düvel ve milel, muahedât, ekonomi, politika dersleri yer alıyordu.

d) Hendese-i Mülkiye Mektebi

Memleketin sivil mühendis ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulmuştur. Cumhuriyet döneminde “yüksek mühendis mektebi” adıyla faaliyetlerine devam etmiştir. Okutulan dersler şunlardan oluşuyordu:  Cebr-i âdi, hendese ve tatbikatı, Osmanlı coğrafyası, müsellesât-ı müsteviye ve kürevîye, kitabet-i Osmaniye, Fransız lisanı, eşkâl-i hendesiye tersimi, resm-i mücessem, arazi üzerine hendese, topografya, hendese-i resmiye ile tatbikatı, fizik, kimya, cebr-i âlâ, hesab-ı temâmî ve tefâzuli, cerr-i eşkâl ile umumen tatbikatı, turuk-i âdiye, fenn-i kısm-ı arazi, muhtasar ilmi heyet, demiryolları, alelumum köprüler, nakli miyah, fenn-i mimari, inşaat ve usulü keşif.

e) Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi

Ziraat ve baytarlık alanında memleketin ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulan dört yıllık bir yüksek okuldur. Okutulan dersler, cebir, fen, kimya, ulûm-i hendese, hayvanat, ulûm-i nebatât, hikmet, usul-i muhasebe, fen idaresi, ulûm-i servet, sanayi-i ziraiye, fenn-i baytar, müsaha-i arazi, hazine-i ziraiye, fenn-i hayat, nebat, ormancılık, fenn-i ziraat, bahçıvanlık ve Fransızca idi.

Kısaca, Daru’l Hilafeti’l Âliye, yeni dünya düzenine açılan bir kapı olarak aralandı. İstanbul’a isim dahi olmuş bu hareket, günümüzde bir ilham kaynağı olarak görülür. Bugün eğitim-öğretim adına atılan bütün adımların öncüsüdür. 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile medreseler kapatıldığı halde 1867 yılındaki raporda kaleme alınan dersler, hususi şekilde bugün de aynen okutulmakta ve şu iki fikir hâlâ hâkimiyetini ilgili çevrelerde sürdürmektedir.

  • Bu eski tarz, Arapçası daha kuvvetli talebeler yetiştiriyor.
  • Bu eski tahsili yapmak, bütün din ilimleri için en iyi çıkar yoldur.

Kaynaklar:

1- Cahit Baltacı, XV-XVI. Asırlarda Osmanlı Medreseleri

2- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı

3- Mustafa Şanal, Osmanlı Devleti’nde Medreselere Ders Programları, Öğretim Metodu, Ölçme ve Değerlendirme, Öğretimde İhtisaslaşma Bakımından Genel bir Bakış, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. 25, 1982. 1-43

4- Vahdettin Engin, Mekteb-i Sultani bünyesinde Darülfünun-i Sultani’nin kurulması

5- Ali Arslan, Darülfünun İlahiyat Fakültesi, Fakülte Meclisi’nin kurulması ve ilk meclis zabıtları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir