İslam Dünyasında Medreseler -3-

* İrfan Aykaç

Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Dönemi

Büyük Selçukluların ünlü veziri Nizamülmülk’ün başlattığı medrese bina etme geleneği, İslam dünyasında hızla yayıldı. Yapılan medreseler örneğini Nizamiye’den alıyordu. Büyük Selçuklulardan sonra Zengiler ve Eyyübiler devrinde Suriye ve Irak’ta Anadolu Selçukluları tarafından Anadolu’da diğer Türk ve İslam devletlerince de İslam âleminin değişik merkezlerinde medreseler inşa edildi.

Selçuklu dönemi gerek örgün eğitim kurumları gerekse yaygın eğitim kurumlarının açılması açısından Türk tarihinde en verimli dönem olmuştur. Bu dönemde açılan kurumların çokluğu nedeniyle tam sayısı bile belirlenememiş. Özellikle medreseler bu dönemin tipik eğitim veren kurumları olarak hizmet vermiştir. Ülkenin dört bir yanına dağılmışlar ve ünlü bilim adamları buralarda dersler vermiştir. Rus tarihçi 5. Gordlevski, Anadolu Selçukluları Devleti başlıklı kitabında şunları söylemektedir: “Selçuklular tüm Anadolu’da cömert elleriyle üstün sanat yapıtları gerçekleştirdiler. Yollar, hanlar ve kervansaraylar gibi birçok kamu hizmetleri verdiler. Özel pratik gereksinimler için yapılan bu hanları ve kervansarayları, kentleri güzelleştiren camileri, medreseleri, darülacezeleri, sadece başkent ya da Asya ortalarındaki kentlere değil de ülkenin uzanabildiği her yere bunları inşa etmişlerdir.”

Anadolu Selçukluları tarafından çocuklara okuma yazma öğretmek amacıyla her mescit yanında tesis edilen ilkokullardan başka her bir yana medreseler inşa edilmişti.

Medreselerin yaygın olarak kurulmasının temel nedenlerini şunlar oluşturmaktaydı:

  1. Ameli ihtiyaçların karşılanması
  2. Devlet çıkarlarının korunması ve Sünni olmayan ideolojilere karşı önlem alınması
  3. Genişleyen imparatorluk yönetimi için memur yetiştirilmesi
  4. Din adamının yetiştirilmesi
  5. Yeni fethedilen ülkelerin manevi olarak da fethedilmesi
  6. Bilginleri bir görev ve maaşla medreselere bağlayıp denetim altında tutmak ve böylece devlete karşı oluşabilecek tehlikenin ortadan kaldırılması
  7. Devlet adamlarının bilim severliğinin yüksek olması
  8. Kılıçarslan’dan (551-588/1156-1192) itibaren bütün Anadolu Selçuklu hükümdarları ve ileri gelenleri tarafından medreseler yaptırılmıştır. Bunların en eskisi 2. Kılıçarslan devrinde “ipekçi” diye meşhur olan Şemseddin Ebu Said Altun Aba Medresesi’dir. Anadolu Selçuklularının inşa ettikleri başlıca medreseler şunlardır:

Konya Sultaniye Medresesi (650-651/1252-1253), Karatay Medresesi (649-1251), İnce Minareli Medresesi (649-1251), Kayseri Hunat (Hond) Hatun Medresesi (635-636/1237-1238), Sahibiyye Medresesi (665-666/1267-1268), Sivas Gök Medresesi (670/1271), Burciye Medresesi (670-671/1211-1220), Antalya Ertokuş medresesi (621/1224).

Anadolu Selçuklu medreseleri yapı itibarıyla avlulu ve kubbeli olmak üzere iki kısımda incelenir. Medresenin bölümlerini ise avlu, eyvan, mescid, türbe, talebe odaları, kışlık dershane, havuz ve çeşme oluşturmaktaydı. Medreselere bağlı kurumları ise mescit ve camiler, kütüphaneler, hastaneler, tekke ve zaviyeler,  vakıf ve imaretler oluştururdu.

Osmanlı Döneminde Medreseler

Medreseler, Selçuklularda olduğu gibi Osmanlılarda da padişahlar, vezirler, hanım-sultanlar, şehzadeler, beyler ve alimler tarafından kurulmaktaydı. Osmanlı beyliğinin kuruluşundan yaklaşık 32 yıl sonra ilk Osmanlı medresesi Orhan Gazi tarafından (730/1331) İznik’te inşa edildi. Zamanla medreselerin sayısı artınca, teşkilatlanma ihtiyacı doğdu. Teşkilatlanma yönünden Osmanlı medreselerini beş bölümde incelemek mümkündür.

1. İznik’te Orhaniye Medresesi’nin Kuruluşundan Yıldırım Bayezıd Devrine Kadar Olan Osmanlı Medreseleri: (1331-1402)

Orta ve yüksek öğretimi gerçekleştiren Osmanlı medreselerinin ilki, Orhan Gazi tarafından (731/1330) İznik’te açılmıştı. Orhan Gazi bu medrese için vakıflar kurmuştu. Geliri, medrese, müderris ve talebeye tahsis edilen vakıf köyler, her türlü “Tekâlif-i Örfiyye”den (Örfî vergiler) muaftılar. Yetmiş yılı aşan bu devirde Osmanlı medreseleri kuruluş merhalelerini tamamlamış ve Yıldırım Bayezıd devrinde ilk defa teşkilatlanmaya tabi tutulmuştur.

2. 1402’den Semaniye Medreselerinin Kuruluşna Kadar Olan Osmanlı Medreseleri: (1402-1471)

Bu devrede Semaniye’nin kuruluşuyla ikinci ve asıl teşkilatlanma yapılmıştır. Bu devir medreselerin gelişme devridir. Fatih sultan Mehmet Sahn-ı Seman Medreselerini yaptırınca medreseler yeniden teşkilatlanmaya tabi tutulmuş ve aşağıdan yukarıya doğru şöyle sıralanmıştır.

HÂŞİYE-İ TECRîD (YİRMİLİ) MEDRESELERİ

Osmanlı medrese sisteminde ilk aşama ve müderrislik derecesidir. Hocalarına günlük 20 akçe verilirdi. “Yirmili medrese” de denilen Hâşiye-i Tecrid ile bunun devamı olan miftah, ”aşağı dereceli” medreseler olarak da adlandırılmıştır. 18. yüzyılda bu eğitim aşaması adını, Nâsiruddin Tusî’nin Tecridu’l-Itikad veya Tecridu’l-Kelâm adli eseri üzerine Seyyid Şerif Cürcanî’nin Haşiye-i Tecrid adlı eserinden almıştır. Hâşiye-i Tecrid adlı kitabın okutulmasına, felsefe içerikli olması nedeniyle karşı çıkılmıştı. Bunun yerine Hidaye ekmel dersleri okutulmaya başlandı, ama medresenin adı Hâşiye-i Tecrid olarak kaldı. Medrese Kanunnamesine göre okuma süresi yaklaşık bir yıl olan Hâşiye-i Tecrid’de muhtarasat ya da ulûm-ı cüz’iye denen sarf, nahiv, hesap, hendese derslerinin en basit bilgileri verilir, bu eserlerden başka yine Seyyid Serif’in fıkha dair olan Şerh-i Feraiz’i ve Sa’düddin Teftazanî’nin belağata dair Mutavvel’i okutulurdu. Bu medreseyi tamamlayanlar Miftah Medresesine geçerlerdi.

MİFTAH (OTUZLU) MEDRESELERİ

Bu medreseler Sa’düddin Teftazanî’nin belağata dair eseri olan “Şerh-i Miftah”ın adını taşımaktadır. Bu medreselerin tahsil müddeti önceleri iki sene iken sonraları bir seneden daha aza düşürülmüştür. Buralarda ders kitabı olarak fıkıhta Tenkîh ve Tavdih, belağatta Şerh-i Miftâh, kelâmda Hâşiye-i Tecrîd’in kalan kısımları, hadiste Mesâbîh, Hâşiye-i Tec-rîd’den Umûr-i Ammeden vücut ve imkân bahsine kadar,  Sadr-üş-şerîa’dan Kitâb-ı Büyû’a kadar, Şerh-i miftâh’dan Mebâhis-i icâb ve itrâb’a kadar ve Mesâbih de iki kere okutulurdu.

TELVİH (KIRKLI) MEDRESELERİ

15. yüzyılın ikinci yarısında çıkarılan Medrese Kanunnamesine göre kırklı medrese, aşağı dereceli medreselerin üçüncüsü ve son aşamasıydı. Buradan asıl medrese aşamalarının ilki olan Hariç Medresesine geçilirdi. Kırklı medresede okutulan ana ders, Sadeddin Taftazani’nin Telvih adlı fıkıh kitabıydı. Bu medreselerde belağattan Miftahu’l-Ulûm, usûl-i fıkıhtan Tavzih, fıkıhtan Radiyuddin Hasan Sağanî’nin Meşârîk u Envari’n-Nebeviyye’si, Sadruşşeria Ubeydullah b. Ishakî’nin Mesârîk’i, hadisten de Beğavî’nin Mesâbîh adlı eseri okutuluyordu. Bütün bunlardan başka daha farklı eserler de ders kitabı olarak takip edilmişti. Başarılı olanlar Hariç Elli Müderrisliğine yükselir, isteyenler de kadılığa geçerlerdi.

ELLİLİ MEDRESELERİ

Müderrislerine günlük 50 akçe verilen bu medreseler “Hariç” ve “Dâhil” olmak üzere ikiye ayrılırlar. Kırklı ve Hariç Ellili medreseler, Osmanlılardan daha önceki devirlerde Anadolu’da hükümran olan Anadolu Selçukluları ile Beyliklerin hükümdar, hükümdar aileleri ve vezirlerinin yaptırdıkları medreselerdir. Ellili medreselerin Hariç bölümünde: Fıkıh’tan Hidâye; Kelâm’dan Şerh-i Mevâkıf; Hadis’ten Mesâbîh (Beğavî) okutuluyordu. Dâhil medreseleri ise Osmanlı padişahları ile şehzade valideleri, şehzadeler ve padişah kızlarının yaptırdıkları medreselerdir. Dâhil medreselerinde tahsil müddeti önceleri bir yılken sonra altı aya indirildi. Tedrisatta okutulan dersler ve kitaplar: Fıkıhtan Hidâye; usul-i fıkıhtan Telvîh; hadisten Buhârî; tefsirden Keşşâf ve Beydâvî okutuluyordu. Bu eserlerden Buhârî’nin birinci cildi; Hidâye’nin “Kitab-ı Zekât’tan, Kitab-ı Hacc’a kadar olan bölümü ve Telvîh baştan Taksim-i Evvel’e kadar okutuluyordu. Bu medreselerden sonra en yüksek tahsil yolu olan Sahn-ı Seman medreselerine geçilirdi.

SAHN-I SEMÂN MEDRESELERİ

Sahn-ı Semân, Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’da kurduğu külliyede bulunan sekiz medresenin ismidir. Fatih Cami’nin yerinde önceleri İmparator Jüstinyen’in zevcesi Teodora tarafından yaptırılmış olan Havariyun (Saints Apotres) kilisesi harabesi vardı. Burası Rum Ortodoks Patriğinin bulunduğu yerdi. Caminin doğu ve batı taraflarına yaptırılan sekiz medreseye Medaris-i Semâniye, daha sonra maruf tabiriyle Sahn Medreseleri denildi. Medreselerin programlarını Mahmut Paşa ile meşhur heyet âlimi Ali Kuşçu tertip etmişlerdir. Müderrislerine 50, muidlerine (müzakereci) beşer akçe yevmiye verilirdi. Kanunî Sultan Süleyman tarafından Süleymaniye Medreseleri kuruluncaya kadar en yüksek tahsil veren eğitim kurumlarıydı.

ALTMIŞLI MEDRESELERİ

Müderrisine günlük 60 akçe verilen medreselerdir. Fatih Sultan Mehmed devrinde sadece Ayasofya Medresesi müderrislerine 60 ve daha yukarı akçe (Ali Kuşçu’ya 200 akçe ) verilirken, II. Bayezıd Molla Lütfi’yi Bursa’daki Muradiye Medresesi’ne günlük 60 akçe ile tayin etmişti. Bu medreselerin tahsil müddeti bir senedir. Okunan dersler şunlardı: Fıkıhtan Hidaye ve Şerh-i Feraiz, Usul-i fıkıhtan Telvih, kelamdan Şerh-i Mevakıf, hadisten Buhari, tefsirden Keşşaf.

3. Semâniye Medreselerinin Kuruluşundan Süleymaniye Medreselerinin Kuruluşuna Kadar Osmanlı Medreseleri: (1471-1557)

SÜLEYMANİYE MEDRESELERİ

Yaklaşık 86 yıllık bu devir, medreselerin yükselme ve aynı zamanda üçüncü teşkilatlanmasını yaptığı devirdir. Osmanlı medrese sistemindeki en büyük gelişmelerden biri de, Kanuni Sultan Süleyman döneminde meydana gelmişti. Kanuni devri, her sahada olduğu gibi medrese teşkilatında da zirveyi ifade etmiştir. Fatih Sultan Mehmed’in Sahn-ı Semân medreselerinde Dâru’ş-şifa olmakla beraber henüz tıp ve matematik fakülteleri yoktu. Bu medreselerde tefsir, hadis, kelâm ve edebiyat gibi dersler okutuluyordu. Kanuni Sultan Süleyman tarafından vücuda getirilen medreseler manzumesi (üniversite), Dâru’l-hadis, tıp, riyaziye, tabiiyye, din, hukuk ve edebi tedrisat yapılan fakültelerden teşekkül ediyordu. Ayrıca hastane, imaret, hamam, tabhâne vesaire müştemilat, bütün bu külliyeyi meydana getirmişti. Hariç ve Dâhil derslerini gören bir öğrenci Hukuk, İlâhiyat ve Edebiyat Fakültesi durumunda bulunan Sahn-ı Semân medreselerine girmeyerek Riyaziyat ve Tıp Fakültesi derslerini takip edecekse Musila-i Süleymaniye denilen medreselere devam eder, buradan mezun olduktan sonra Süleymaniye Medresesi’ne devam edip yüksek tahsil yapabilirdi.

Böyle bir sistemle Kanuni, bir taraftan Sahn-ı Semân medreselerinin üstünde medreseler kurmayı gerçekleştirirken, bir taraftan da Osmanlı medreselerinin payelerini yeni bir sisteme göre tanzim etmiş oluyordu. Buna göre Osmanlı medreselerinin aşağıdan yukarıya doğru şu şekli aldığı görülür:

1. İbtida-i Hâric Medreseleri

2. Hareket-i Hâric Medreseleri

3. İbtida-i Dâhil Medreseleri

4. Hareket-i Dâhil Medreseleri

5. Musila-i Sahn Medreseleri

6. Sahn-ı Semân Medreseleri

7. İbtida-i Altmışlı Medreseleri

8. Hareket-i Altmışlı Medreseleri

9. Musila-i Süleymaniye Medreseleri

10. Hamise-i Süleymaniye Medreseleri

11. Dâru’l-Hadis Medreseleri

4. Süleymaniye Medreselerinin Kuruluşundan 2. Meşrutiyete Kadar Osmanlı Medreseleri: (1557-1908)

Medreselerinin en uzun devrini (351) teşkil eden bu devir, duraklama-gerileme-çökme devridir. Üç asrı aşan bu devirde medreseler, alınan onca önleme rağmen kendilerini yenileyememiştir.

5. Meşrutiyetten Kaldırılışına Kadar Osmanlı Medreseleri: (1908-1924)

Son devrini teşkil eden bu dönem medreselerin dördüncü ve beşinci teşkilatlanmalarını yaparak kendilerini yenilemeye çalıştığı, fakat başaramadığı son devirdir.

2. Meşrutiyet’ten sonra, medreselerin ıslahı fikri yeniden ortaya atıldı. İlk resmi teşebbüs 1909’da Fatih Tabhane Medresesi’nde yapıldı, ancak bir netice çıkmadı. Dört senelik uğraşlar sonunda Şeyhulislam ve Evkaf Nazırı Mustafa Hayri Efendi zamanında (10 Zilkade 1332-29 Eylül 1914) medreselerin Dârulhilafeti’l- Âliyye Medresesi adı altında birleştirilmesine karar verildi. Nizam-name gereğince, medrese, her biri bir umum müdürün idaresine tevdi edilen şu üç devreden meydana geliyordu:

Tâli Kısm-ı Evvel

Tâli Kısm-ı Sani

Âli

Her devrenin öğrenim süresi dört sene olarak belirlendi. Taliye kısmını bitirenlere şahadet name, Âli kısmı bitirenlere icazet name veriliyordu.

Dârulhilafeti’l- Âliyye’den ayrı olarak iki yıllık tahsil süresi olan Medresetü’l-Mütehassısîn oluşturuldu. Mustafa Kâzım Efendi’nin meşihatında (1915), İbtida-i Haric, İbtida-i Dahil ve Sahn isimleri verildi. Medresetü’l-Mütehassısın ise Süleymaniye Medresesi adını aldı.

Darulhilafeti’l- Âliyye Medresesi umumi adı altında toplanan medreseler şunlardı:

İhzari

İbtida-i Haric-Tali Kısm-ı Evvel

İbtida-i Dahil-Tali Kısm-ı Sani

Sahn-Kısm-ı Âli

Süleymaniye-Medresetü’l-Mütehassısîn

Medreseler, Cumhuriyetten sonra 430 sayı 3 Mart 1340/1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanununa göre Maarif Vekâletine devredilmiştir.

Not: Cevat İzgi, Osmanlı Medreselerinde İlim adlı eseri s.37’de Hamise-i Süleymaniye’nin rütbe olarak sayılmaması gerektiğini söyler.

Kaynaklar:

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı

Diyanet İslam Ansiklopedisi

Şanal, M. (1998), Eşrefzâde Mehmet Şevketî’nin Eğitim Anlayışı ve Görüşleri, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Kayseri, Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Taşdemirci, E. (1989), “Medreselerin Doğuş Kaynakları ve İlk Zamanları”, Kayseri, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı:3

Güven. İ, Türkiye Selçuklularında Medreseler

İzgi, Cevat, Osmanlı Medreselerinde İlim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir