Bireysel Emekliliğin Fıkhi Yönü

Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) nedir ve bu sisteme katılmak suretiyle gelir elde etmek caiz midir?

Bu sorunun cevabı bireysel emeklilik sistemini yöneten kurumların nasıl çalıştığıyla birebir ilgilidir. Öncelikle bu sistemin nasıl çalıştığına kısaca bir göz atalım.

Katılım bankaları ve diğer bankalar aracılığıyla emeklilik şirketlerinin yönettiği sistem, katılımcıların periyodik olarak primlerini ödemesi ve bir havuz oluşturulması, neticede biriken meblağın işletilerek çoğalmasına yönelik yapılan bir ortaklık anlaşmasıdır. Kendi ifadeleriyle: “Bireysel Emeklilik Sistemi, düzenli gelire sahip olan insanların sağlıklarının ve gençliklerinin yerinde olduğu dönemlerde daha iyi gelir elde edebiliyor olmasına dayalı olarak, emeklilik yıllarında, emeklilik maaşında yaşanan kesintilere dayalı olarak hayat standardında bir değişiklik gündeme gelmeden emeklilik öncesindeki gelir ve yaşam standardını devam ettirebilmesine imkân tanımak adına oluşturulmuş, uzun vadeli yatırım imkânıdır.”

Türkiye’de 2003 yılından itibaren yürürlüğe giren (BES), 12.01.2008 tarihinden önceki mevzuata göre bireysel emeklilik fonlarının % 30’unun devlet tahvili hazine bonosuna yani bir nevi faize yatırılması zorunluluğu sebebiyle katılım bankalarının yanaşmadığı bir sistemdi. Söz konusu şart sebebiyle bireysel emeklilik sistemine giremeyen katılım bankaları, bu tarihten itibaren ya kendi şirketlerini kurarak ya da diğer emeklilik şirketleriyle anlaşma yaparak faiz içermeyen uygun fonları katılımcılara sunmaya başladılar. Katılım bankalarının yanında diğer bankalardan da katılımcı kitlesini genişletme amaçlı aynı yolu izleyen bankalar da oldu.

Fonlarını meşru olmayan bir takım alanlarda kullanan bankaları ve emeklilik şirketlerini bir tarafa bırakacak olursak, bireysel emeklilik sisteminde (BES); katılımcı fertlerin, böyle bir emekliliğe hak kazanmak için en az 10 yıl ve 56 yaşlarına kadar prim ödemeleri gerekmektedir. Bu primler de çeşitli fonlarda değerlendirilir. Kişi kendi primlerinin hangi fonlara yatırılacağı konusunda söz sahibidir. Ancak 01.01.2013 tarihinden itibaren yürürlüğe giren her yatırılan prim için % 25’lik devlet katkısı, katılımcı tarafından değil de ilgili emeklilik şirketi tarafından yatırıma yönlendirilir ve elde edilen gelir ekstra olarak katılımcının hesabına eklenir. Bireysel emeklilik sistemini faizsiz bir şekilde yürüttüklerini söyleyen finans kurumları, devletin ödediği bu katılım paylarını da yine faizsiz fonlara yatırdıklarını ifade etmektedirler.

Anlaşılan şu ki, bu katkı payı devlet tarafından, bireylerin mali tasarruflarında israftan kaçmalarını sağlamak amacıyla kamu yararını gözeterek katılımcılara teşvik için belli bir meblağı hibe özelliğini taşımaktadır. Zira bu sayede azımsanmayacak bir sermaye birikecek, bu sermaye meşru yatırımlara yönlendirilerek, istihdam alanları genişleyecek ve neticede halkın refah seviyesi artmış olacaktır.

Devlet katkısı senelik 12.000 tl. ve üzeri primlerde 3000 tl. olarak sabitlenir. Ayrıca devletin yapmış olduğu bu katkıdan % 100 oranında hak sahibi olabilmek için kişinin, 10 sene prim ödemesinin yanında 56 yaşını da doldurmuş olması gerekmektedir. Aksi halde ilk üç sene katkı payından % 0, altıncı yıla kadar % 15, altıncı yıldan onuncu yıla kadar % 35, onuncu yıldan itibaren ise 56 yaşını tamamlayana kadar % 60’lık bir miktara hak kazanmış olur.

Sisteme girerken emeklilik şirketi, bir takım giderlere binaen yönetim gideri adı altında bir miktar giriş ücreti talep etmektedir. Bunun yanında katılımcının herhangi bir sebeple ödemediği aylara mahsuben her ay için de 2 tl. gibi cüz’î bir para hesaptan kesilir. Buna rağmen katılımcının hesabını muvakkat olarak dondurma hakkı da mevcuttur. Henüz on senesini doldurmadan sistemden ayrılmak isteyen katılımcılardan katkı paylarının gelirlerinden % 15’lik bir miktar; on senesini doldurmuş fakat 56 yaşını doldurmamış katılımcılardan ise yine katkı paylarının gelirlerinden % 10’luk bir miktar kesilir.

Tüm bu şartlar muvacehesinde 10 sene prim ödeyen ve 56 yaşını dolduran üyeler isteğe bağlı olarak emekli olabilir ve kendilerine maaş bağlanabilir. Aslında emekli olmaktan daha ziyade birikimlerini geri almaya başlayabilir desek daha yerinde olur. Kişi isterse maaş olarak alacağı miktarı belirleyebildiği gibi biriken paranın tümünü tek seferde de çekebilir; fakat tek seferde çekmek istediğinde yine gelirden % 5’lik bir miktar kesintiye uğrar.

Katılımcının vefat etmesi durumunda, varsa kendi belirlediği kimse yoksa kanunî mirasçıları, katılımcının hesabındaki kendi birikimlerine, devlet tarafından yatırılan katkı paylarına ve bunların geliri olan kârlara hak sahibi olur; üstelik bu hesaptan herhangi bir kesinti yapılmaz.

Özel Sigorta ve Bireysel Emeklilik Sistemi

Bireysel emeklilik sistemi bir kamu güvenlik kuruluşu değildir. Dolayısıyla sağlık hizmeti gibi sosyal yardımlar hizmeti sunmamaktadır. Birbirinden ayrı mevzuat ve içeriğe sahip olan bireysel emeklilik ve özel sigortalara şöyle bir baktığımızda aralarında başlıca şu farkları görmekteyiz:

1- Özel sigortalarda anlaşma sigorta şirketiyle yapılmaktadır ve giriş aidatı yoktur. Bireysel emeklilik sözleşmeleri ise lisans almış emeklilik şirketleri ve Hazine Bakanlığı’nca kabul edilen finansal danışmanlar tarafından yapılabilmektedir ve peşin ya da ertelenmiş olarak giriş aidatı mutlaka tahsil edilir.

2- Özel sigortalar vefat ve sakatlık teminatı vermektedir. Bireysel emeklilik ise herhangi bir teminat vermez, sadece kişinin birikimini değerlendirir.

3- Özel sigorta, yatırımını kendi istediği yerlere yapar. Bireysel emeklilikte ise yatırım katılımcının kararına göre seçilir.

4- Özel sigortaların hakları ve teminatları değişmez. Bireysel emeklilikte ise katılımcı fonunu yılda 6 kez, emeklilik planını da 4 kez değiştirebilir.

5- Özel sigortalarda primlerin düzenli ve sabit olarak ödenmesi gerekir. Bireysel emeklilikte ise katılımcı istediği zaman ara ödeme yapabilir, ayrıca hesabını dondurabilir.

6- Özel sigortalarda hak sahibi hakkını devredebilir. Bireysel emeklilikte ise hak devri mümkün değildir.

7- Özel sigortalarda teminat söz konusu olduğu için kesinti oranları çok fazladır. Bireysel emeklilikte ise durum tam tersinedir.

8- Özel sigortalarda sistemden ayrılmak için en az üç yıl sistemde kalma şartı vardır. Bireysel emeklilikte ise böyle bir şart yoktur. Katılımcı istediği zaman sistemden ayrılır; fakat kesinti oranı yükselir.

Bireysel Emeklilik ve Fon Yönetimi

Katılımcı tarafından yatırılan primler bir takım fonlara yatırılarak gelir elde edilmektedir. İşte bu gelir sağlayan fonlar, İslâm’a göre meşru/helal olmayan gelirlerin de bulunduğu yatırım fonları ise açık bir şekilde bireysel emeklilik caiz değildir, diyebiliriz. Ancak ortaklık merkezli kar payı özelliğini taşıyor ve fonlar meşru ticarî işlemlerde kullanılıyor ise bir nebze meşruiyet alanına çekilmiş olmakla birlikte, yine de az sonra gündeme getireceğimiz bir takım problemlerin mevcudiyetinden bahsedebiliriz.

Burada meşru fon yönetimi mevzu bahis edildiğinde ilk akla gelen fonların, kıymetli madenlere, İMKB’deki İslami hisse senetlerine ya da gelire endeksli senetlere (GES) yatırılması söz konusudur. Fonlarını bu yönde kullanacak katılımcıların gelire endeksli senetler hariç diğer iki seçenekte zarar etmesi mümkündür; çünkü kar ve zarar hususunda yatırımcı bu iki fonda tam bir ortak gibidir. Meseleye bu kadarıyla baktığımızda böyle bir ortaklık mudârebe ortaklığı olması hasebiyle işi yürüten katılım bankasının kârdan pay almasında bir sakınca görülmemektedir. Ancak mesele bundan ibaret değildir.

Gelire endeksli senetlere gelince; bu senetlere yatırım yapmanın caiz olup olmadığıyla ilgili hüküm, bu senetlerin hükme tesir eden özelliklerinin belirginleştirilmesiyle ancak mümkün görünmektedir.

Gelire endeksli senetler, Hazine Müsteşarlığı tarafından yurtiçi tasarrufların artırılması amacıyla ilk kez 28.01.2009 tarihinde bankalara doğrudan satış yöntemi ile ihraç edilmeye başlamıştır. Getirileri de Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) içerisinde yer alan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Devlet Malzeme Ofisi (DMO), Devlet Hava Meydanları İşletmeleri (DHMİ) ve Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nden (KIYEM) bütçeye aktarılan hâsılat payları kadar olup söz konusu senetlerin getirilerine ilişkin ödemeler; bu hâsılat paylarının periyodik toplamına endekslidir.

Yukarıda anlatılanlara baktığımızda gelire endeksli senetler, devlet borçlanması kapsamında mülahaza edilmesi mümkün olmakla birlikte faiz oranı belli olan devlet tahvillerinden farklılık arz etmektedir. Şayet belli bir orantı karşılığında borç verme olarak düşünülseydi, kâr olarak ödenecek miktarın yüzdelik olması faiz olmasına engel olmazdı. Ancak devlet, parayı, ödünç almaktan maada, geliri meşru bazı kaynakları geçici olarak şahıslara kiralamak üzere alıyor! Ve bu kaynakların hâsılat payını hissedarlara katkı payı nispetinde paylaştırıyor.

Bu konuyla ilgili en önemli noktalardan birisi de senetler, asgari gelir payını garanti etmekte azami gelir payını da sınırlamaktadır. Azamî gelir payının sınırlandırılmasında şer’î bir mahzur görülmemekle birlikte asgarî gelir payının teminatlandırılması, kaynağın kazanç sağlamaması durumunda karşılıksız bir ödeme olarak karşımıza çıkıyor. Katılımcıdan alınan paraya karşılık artı bir ödeme niteliğinde olan bu para faize bulaşma anlamına geliyor. Yeri gelmişken şunu da ifade etmek isterim ki, faiz niteliğini taşıyan bu ödemenin alınıp fakirlere dağıtılması şeklindeki çıkış yolu ise pek anlam ifade etmemektedir; zira faiz almak nasıl haramsa faiz içerikli bir anlaşma yapmak da öyle haramdır.

Bu durumda konuya dair söyleyebileceklerimiz sırasıyla şunlardır:

1- Temeli bir ortaklık anlaşmasına dayanan bu sistemde finans kurumları ya da emeklilik şirketleri birikimleri yönlendiren aracı kurumlar görevini görmekte ise, fonların gelirleri tamamıyla katılımcıya ait olması gerekirdi. Durumun böyle olmadığını görüyoruz. Bu durumda ortaklardan birinin ortaklık yüzdesi üzerine bir miktar geliri garanti altına almış olmasıyla kâr zarar ortaklığı kısmen bozulmuş oluyor.

2- Fonların gelirleri hususunda bu kurumların, kâr payı ortakları olmalarını tekrar göz önünde bulundurduğumuzda, katılımcının ortaklıktan sözleşme süresinden önce ayrılması durumunda yukarıda zikri geçen kesintilerin akdin gerektirmediği şart olmasıyla akdi ifsâd ettiği ve bu vesileyle böyle bir akdin meşru bir zemine dayanmadığı bir problem olarak karşımızda durmaktadır. (Örneğin on yıldan önce ya da 56 yaşını doldurmadan önce sistemden ayrılan ortaklardan yüzde on ya da yüzde onbeş’lik bir kâr payı geri alınıyor. Ortaklar arasında belirli bir miktarın taraflardan birisi adına garanti altına alınması akdin gerektirmediği bir şarttır.)

3- Emeklilik şirketinin iflas etmesi durumunda, birikimlerin fonlar bazında Takasbank bünyesinde bulundurulması ve herhangi bir haciz, rehin ve iflasa tabi tutulmayıp katılımcı tarafından istenilen tarihte satışı yapılarak paranın ve gelirinin katılımcıya iade edilmesi, ortaklar arasında yine tek taraflı bir emniyet anlamında olup yukarıda zikri geçen problem burada da gündeme gelmektedir.

Bu açıklamalarımız ışığında diyebiliriz ki, bireysel emeklilik sistemi içermiş olduğu şartlar ve uygulamalar açısından baktığımızda şüphelilerden kaçmayı hayat tarzı olarak benimsemiş bir Müslümanın gönül rahatlığıyla katılabileceği bir sistem olarak görünmemektedir. Ancak iktisadi enstrümanlar alanında uzman ve fıkhî müktesebata sahip bir komisyonun bu tür meselelerde, meseleyi enine boyuna tartışarak varacağı kararlar ve bu kararların gerekçeli bir şekilde kamuoyuna sunulması ümmet arasında söz birliğinin sağlanması ve bu tür sistemlere karşı mevcut tedirginliğin giderilmesi konusunda önemli bir adım olacağını düşünüyorum. Vesselam. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir