Bir Dilbilimci Olarak Ahmet Cevdet Paşa

Allâme Cevdet Paşa gibi hezâr-fenn bir zatın entelektüel portresini birkaç sahifeye sığdırmak elbette yüzlerce sahife yazmaktan daha zordur. [1]

19. Asrın tartışmasız en büyük mütefekkirlerinden ve bürokratlarından biri olan Cevdet Paşa hıdrellezinden kırk gün önce [2] 13-14 Receb 1238, 26-27 Mart 1823 tarihinde Bulgaristan’ın Lofça kasabasında dünyaya gelmiştir. Asıl adı Ahmet olup “Cevdet” mahlasını İstanbul’da öğrenim gördüğü esnada Süleyman Fehim Efendi’den almıştır. Lofça’da Paşa’nın rahle-i tedrîsinde ders gördüğü ulemâ-i kirâma bakıldığı zaman modernizmin kol gezdiği ıslâhat asırlarında taşra müderrislerinin İstanbul’dakilerden farksız olduğu görülür. Cevdet Paşa’nın Arapçayı Lofça Müftüsü Hafız Ömer Efendi’den, ma’kulâtı Hafız Mehmet Efendi’den, Tefsir-i Beydâvî’yi ise Deli Müftü Efendi’den okuması bunun en bariz göstergesidir. Rumeli Türklüğü içinde büyüyen Cevdet Paşa Avrupa’nın en güzel kıtası olan Rumeli’den Muhterem Dedeleri Hacı Ali Efendinin teşvik ve delaletiyle 16 yaşındayken 1839 tarihinde İstanbul’a gelir. [3] “İstikbâl göklerde değil, köklerdedir.” düsturunu şiar edinerek tahsîl hayatına hilâfetin merkezi Payitaht İstanbul’da devam eder. Cevdet Paşa “Vuslat ancak usulle olur.” ibaresi gereği selefin ve hâli-hâzırda İstanbul’da mevcût ve müretteb olan “İkmâl-i Nüsah ve İcâzet” seyrini takip eyler. Emsâlinin sülûk ettiği yolda yürüme payesine Fatih civarında Çarşamba semtindeki Papazoğlu Medresesine yerleşir. Her biri, selefin namzet isimlerine muasır olan ulu hocalardan dersler okur. Cevdet Paşa İstanbul’da ilk derslerini Fatih Câmiinde Toyranlı Mehmet Efendi’den almıştır. Bu zattan fazla istifâde edemeyince İmâmzade Esat Efendi’nin Şerh-i Akâid derslerine devam ederken, Said Efendi’den Mutavvel okumuş aynı anda Denizlili Yahya, Hafız Seyyid, Amasyalı Karahalîl, Vidinli Efendiler gibi çağının büyük allâmelerinden de istifâde etmiştir. Cevdet Paşa İstanbul’a geldiği tarihe (1839) denk düşen dönemin Ulemâsını dört tabakaya taksim eder:

Birinci tabakada bulunanların meşhurları Akşehirli Ömer Efendi, İmâmzade Esat Efendi, Antakyalı Saîd Efendi, Denizlili Yahya Efendi’dir.

İkinci tabakadakiler ise Vidinli Hoca Efendi, Şehri Hâfız Efendi, Giritli Hoca, Hâkim Hamît Efendi’dir.

Üçüncü tabakada bulunanların meşhurları Hâfız Seyyid Efendi, Birgevî Şâkir Efendi’dir.

Dördüncü tabakadakiler ise zamanın yeni bazı dersiâmlarıdır. [4]

Hayatı, geliş amacına uygun olarak, bir dönem medrese ve tekye arasında geçer. Zaman zaman dinlenmek için gittiği Nakşî Murad Molla tekyesinin şeyhi Murad Efendi’den Mesnevî-i Şerîf okuyarak icazet alıp Mesnevîhân olmuştur. Aynı zamanda Karagümrük’teki Süleyman Fehîm Efendi’den Şevket ve Örfî divanlarını okumuştur. [5]

Arapça ve Farsçayı ileri düzeyde bilen Cevdet Paşa Fransızcayı da okuyup anlayabiliyordu. Paşa Tezâkirinde Fransızca öğrenimine dair şunları söyler: “Fransızcayı teallüm ile dahi meşgûl oldum. Lakin ol devirde elsine-i efrenciyye okumak şiâr-ı ulemâya münâfî görüldüğünden bunu ihvân-ı tarîkten mektûm tutardım. Binâen-aleyh Fransızcaya lâyıkıyla çalışamadım.”

Mithat Cemal’in “Son Şark adamı ilimde Cevdet Paşa’dır.” cümlesiyle tavsîf ettiği Allâme Cevdet Paşa İstanbul’daki 7-8 senelik eğitim hayatında hocalıkla talebeliği beraber yürütmüş; öğrenirken öğretmiş, okurken okutmuştur. İfâde sadedinde bulunduğu konudaki zekası Hocazâde’yi, istinbâtvari tavırları Molla Gürânî’yi, ibareler üzerindeki tasarrufu Kemal Paşazâde’yi anımsatır. O’nun hukuktaki otoritesi bize Molla Husrev’i hatırlatırken, tarih ilmindeki mütâlaa ve mükâyeseleri ise İbn-i Haldûn’dan ilham aldığının en bariz göstergesidir. Bir takım Batı kozmopolitlerinin benimsediği gibi ilmi sanat için değil bilakis rizâ-i bârî için okuyup hayatına düstûr edinmiştir. Yüksek zeka ve istidât sâhibi olan Cevdet Paşa kâdılık, müderrislik, âzalık ve müdîrlik gibi devletin farklı yerlerinde muhtelif vazifelere tayîn edilir. Hatta bir ara şeyhülislam olacağına dair şâyia zuhur eder. Gerek bürokraside gerek ilmiyyede önemli hizmetleri îfâ eden Cevdet Paşa yirminin üzerinde irili-ufaklı, türkî-gayr-i türkî eserler bırakarak 26 Mayıs 1895 tarihinde âhirete irtihâl eylemiştir.

Genelde hukukçu ve tarihçi kimliğiyle tanınan Cevdet Paşa aynı zamanda büyük bir dilcidir. Cevdet Paşa’nın müstakil telîf etmiş olduğu dil bilgisi kitaplarının ilki olan Kavâid-i Osmâniyye Encümen-i Dâniş’in ilk kitabı olarak 1851 yılında basılmış ve Türk dilinin ilk Türkçe yazılmış gramer (kavâid) kitabı olarak kabul edilmiştir. [6]

Türkçe dili ne kadar kadîm bir dil olursa olsun bu dilin öğretimine dair telîf edilen gramer eserlerinin çoğu Tanzîmât dönemine rast gelir. Abdurrahman Feyzî Efendi’nin 1861 yılında kaleme alıp ancak vefatından sonra 1882 yılında basılabilen Mikyasü’l-Lisân Kıstâsü’l-Beyân isimli Türkçe gramer kitabı bunun misalidir. 1851 tarihinden çok çok önce telif edilen Divânü Lügati’t-Türk, Kitâb-ü Mecmû-i Tercümân-i Türkî ve Acemî ve Mongolî ve Fârsî, Kitâbü’l-İdrâk li Lisâni’l-Etrâk, Kitâbü Bülgâti’l-Müştâk fi Lügâti’t-Türk ve’l-Kıfcâk [7] gibi bir takım yazma eserlerden bahsedilse de bu eserler Türkçe söz varlığını tesbîte yarayan sözlük türünde eserlerdir. Selçuklu Devletinin diplomaside Farsçayı kullanması, Osmanlı Devletinin eğitim-öğretiminde Arapça ve Farsçanın baskın olması belli bir dönem sonra Türkçe okuma-yazma seviyesinin düşmesi, Türkçe’nin müstakil bir ilim dili olmayacağı gibi bir takım olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Bunun farkında olan Cevdet Paşa bu işin disiplin halinde Encümen-i Dâniş’in başarabileceği kanaatine varmıştır. Türkçenin bir devlet ve eğitim dili olarak gelişmesi zenginleşmesi ve sadeleşmesi bakımından Encümen-i Dâniş, Sultân Abdülmecid’in delaletiyle yola koyulmuş, Arap alfabesinin ıslâhı ve Türkçenin uygun bir yapıya kavuşturulması gayretinde olan Cevdet Paşa’nın ilk Türkçe gramerinin yanında Ahmet Vefîk Paşa’nın Lehçe-i Osmânî’sini basmıştır.

Şimdiki Türkçenin aslı Çağatayînin bir kolu olup kuralları pek muntazam olduğunu ancak dağarcığı geniş olmadığından Arapça ve Farsçadan ödünç kelimeler aldığını ifâde eden Cevdet Paşa Medhal-i Kavâid’i hariç, diğer bütün eserlerinde Türkçe, Arapça ve Farsçanın kurallarını birlikte vermeye çalışmıştır. Kendinden sonra gelenlere örnek teşkîl edecek olan Cevdet Paşa Takvîmü’l-Edvâr gibi bir takım eserlerinde herkesin anlayacağı tabirleri kullanarak “Türk dili ilim dili olamaz.” diyenlere ıslâhtan sonra Türkçenin her şeye yeterli olduğunu göstermiştir.

Manastırlı Mehmet Rıfat, Hâce-i Lisân-i Osmânî’sinde Cevdet Paşa’nın dil melekesinin ne kadar kuvvetli olduğunu ifâde etmek için şunları söylemiştir: “… Cevdet Paşa’nın her bir bahsi üç dile göre inceleme yöntemini her bir dilin sarfını (kelime bilgisi) ayrı, nahvini (sözdizimi) ayrı incelemek yoluyla eser telîf etmeye vardırmıştır. Aslında bu yöntem Türkçenin hem sarfı hem nahvi ile ilgili müstakil kitapların yazılması gibi bir fayda sağlamıştır.” [8] Ancak şu kadar var ki Ali Suavi, Şemseddin Sâmî ve Ahmet Mithat gibi isimler üç dilden meydana gelen bir dil olmayacağını ifade etmişlerdir. [9]

Cevdet Paşa hukukta Arapça terimlerin yerine Fransızca terimleri kullanması, [10] üç dilin kritiğini yaparak Türkçe yeni bir ilim/bilim dili ortaya koyma gayretleri aslında onun ne kadar büyük bir dilci olduğunun göstergesidir. Cevdet Paşa’nın dil bilgisine dair yazmış olduğu eserlerin toplam baskısı 1908’de 50’yi geçmiştir. İlk telîf etmiş olduğu Kavâid-i Osmâniyye eseri de H. Kellgren tarafından Grammatik der Osmanischen Sprache (Helsinki 1855) ismiyle Almancaya, Louis Sabuncu tarafından da Kitâbü’l-Mirâti’s-Seniyye fi’l-Kavâidi’l-Osmâniyye (Beyrut 1866) ismiyle Arapçaya tercüme edilmiştir.

Ahmet Cevdet Paşa’nın dil bilgisine dair telîf ettiği eserleri kronolojiye tabi tutacak olursak Paşa’nın ilk sırada Kavâid-i Osmâniyye isimli eseri gelir. Keçecizâde Fuat Paşa’nın çok fazla katkısı olmadığı halde kitaba O’nun da ismi verilmiştir. 1851 yılında taş baskı olarak ilk baskısını yapan eser daha sonra 1858, 1864, 1867, 1870, 1871, 1872, 1873, 1875, 1884 ve 1889 tarihlerinde 12 defa basılmıştır. [11] Son olarak “Türk Dil Kurumu, Türkiye Türkçesi ve Tarihi Devirler Yazı Dilleri Gramerleri Yayımlama Projesi” dahilinde Prof. Dr. Nevzat ÖZKAN tarafından 2000 yılında tıpkı basımıyla beraber neşre hazırlanıp basılmıştır.

Cevdet Paşa’nın ikinci olarak telif ettiği eser Medhal-i Kavâid’dir. İlk defa 1852 yılında taş baskı olarak Matbaa-i Âmire’de basılmıştır. Cevdet Paşa bu eserin sebeb-i telîfine dair şunları söyler: “…Daha sonra tecrübeyle Kavâid-i Osmâniyye’nin yeni başlayanlara öğretilmesinde ve anlatılmasında zorluklar görüldüğünden onun bir özeti olmak üzere Medhal-i Kavâid adlı eseri yazdım. Bir sene sonra o da öncelikle rüştiye mekteplerinde okunmak üzere basılmıştır.” [12] Bu eserin diğer baskıları 1886, 1888, 1889, 1890, 1893 ve 1906 yıllarında -toplamda 7 defa- basılmıştır. [13] Son olarak “Türk Dil Kurumu, Türkiye Türkçesi ve Tarihi Devirler Yazı Dilleri Gramerleri Yayımlama Projesi” dahilinde Prof. Dr. Nevzat ÖZKAN tarafından 2000 yılında neşre hazırlanıp basılmıştır.

Cevdet Paşa’nın üçüncü olarak yazdığı eser Kavâid-i Türkiyye’dir. Sıbyân mekteplerinde okuyan çocuklar için yazdığı bu eserin ilk baskısı 1871 yılında yapılmıştır. Daha sonra 1875, 1877, 1878, 1881 ve 1889 yılarında -toplamda 6 defa- basılmıştır.

Cevdet Paşa’nın telîf ettiği dördüncü ve bizimde üzerinde duracağımız kitabı Tertîb-i Cedîd Kavâid-i Osmâniyye’dir. “…Kavâid-i Osmâniyye’nin dahi noksanlarını ikmal ile yeniden cem’ ve tertîb olundu.” cümlesinden de anlaşılacağı üzere bu kitap müstakil bir telîften öte Kavâid-i Osmâniyye’nin yeni bir düzenlemesidir. Kavâid-i Osmâniyye’nin en olgunlaşmış hali olması hasebiyle muhtevâsına bakarak tanıtımda bu eseri esas aldık. İlk baskısı 1885 yılında yapılan bu eserin, daha sonra değişik düzenlemelerle 30’dan fazla baskısı yapılmıştır. Eserin tespit edilen diğer 6 nüshası ise şu tarihlerde basılmıştır; 1886, 1888, 1889, 1890, 1893 ve 1906. Son olarak “Türk Dil Kurumu, Türkiye Türkçesi ve Tarihi Devirler Yazı Dilleri Gramerleri Yayımlama Projesi” kapsamında Esra KARABACAK tarafından neşre hazırlanıp 2007 tarihinde basılmıştır. Eserin giriş bölümünde, Besmele, Hamdele, Salveleden sonra Cevdet Paşa daha önce yazdığı dil bilgisi kitaplarını tanıtır. Muhtıra bölümünde Türkçe üzerinde durur ve bu dilin evrelerini kısa bir şekilde anlatır. Kâide başlığı altında büyük ünlü uyumu ve istisnaları üzerinde durur. Muallimîne Ta’lîmât bölümünde sarf ve nahiv ilimlerinin gaye ve faydasını açıklar. Cevdet Paşa asıl meseleyi Mukaddeme başlığı altında sekiz bapta anlatmaktadır. Eserde ele alınan konular tek başlık altında toplanmış, Arapça ve Farsça kurallar, Türkçe kuralların yanında verilmiştir. İsim ve fiillerin şahıslara göre çekiminde Arapçada olduğu gibi üçüncü şahıstan başlanılarak “O, Sen, Ben, Onlar, Siz, Biz” sırası takip edilmiştir. Bir de eserin sonunda 6 fasıldan oluşan Zeyl-i Kitap kısmı vardır.

Fasl-i hitâm mahiyetinde şunları ifâde etmek gerekir ki: Cevdet Paşa büyük bir tarihçi, sosyolog ve hukukçu olduğu kadar büyük bir dilcidir. Bu yazımızın Cevdet Paşa çalışanlar ve dahi çalışacaklar için meseleye bütüncül bakmalarına katkı sağlamasını temenni ediyorum.

Kâmil oldur ki koya dünyada eser

Eseri olmayanın yerinde yeller eser

Ebu Saîd el-Hâdimî


[1] Cevdet Paşa’nın biyografisi için bakınız: 1) TDV, İslam Ansiklopedisi, C.7, S.443. 2) MEB, İslam Ansiklopedisi, C. 3, S. 114. 3) Ahmet Cevdet Paşa ve Zamanı, Fatma Aliye Hanım, Kanaat Matbaası, 1332. 4) Son Sadrazamlar ve Son Türk Şairleri, Mahmut Kemal İnal. 5) Medeni Hukuk Cephesinden Ahmet Cevdet Paşa, Ebul’ula Mardin, TDV, 1996. 6) Ayine-i Zurefa, Mehmed Cemaleddin, S. 103, Kitabevi, 2003. 7) Daru’l-Muallimin’in 71. Sene-i Devriyesi Vesilesiyle Müessesenin İlk Müdiri Cevdet Paşa’nın Hayat-ı İlmiyyesi Üzerine Konferans, Muallim Cevdet, Tedrisat Mecmuası, No. 39, 1333. 8) Cevdet Paşa’nın Toplum ve Devlet Görüşü, Ümit Meriç, İnsan Yayınları, 1992. 9) Ahmed Cevdet Paşa, Mustafa Gündüz, DOĞUBATI Yayınları, 2015. 10) Ahmet Cevdet Paşa, Ahmet Zeki İzgöer, İz Yayıncılık, 2016. 11) Modernleşme Devrinde İlmiye, Fatih M. Şeker, Dergah Yayınları, 2015. 12) Ahmet Cevdet Paşa ve Mecelle, Ahmet Şimşirgil ve Ekrem B. Ekinci, Kültür Sanat Yayıncılık, 2016. 13) Ahmet Cevdet Paşa Sempozyumu 9-11 Haziran 1995, TDV, Ankara 2009. 14) Ahmet Cevdet Paşa’nın Tezakir, Maruzat ves.. bazı eserleri. 15) Ahmet Cevdet Paşa ve İcazetname’si, Rashadat AHMADOV, EOÜİF Dergisi, 57-84, 2016. 16) Ve isimlerini burada zikretmek uzun sürecek olan birçok ilmi-akademik makale (İSAM’dan ulaşılabilir.) 

[2] Ahmet Cevdet Paşa ve Zamanı, Fatma Aliye Hanım, Kanaat Matbaası, 1332.

[3] Modernleşme Devrinde İlmiye, Fatih M. Şeker, Dergâh Yayınları, 2015, s. 18.

[4] İsmi geçen bu zatların geniş biyografileri için Ebul’ula Mardin’in Ahmet Cevdet Paşa eserine bakınız: S. 16-17-18-19-20.

[5] TDV, İslam Ansiklopedisi, C.7, S.443

[6] Cevdet Paşa, Kavaid-i Osmaniyye, Yayına hazırlayan Nevzat Özkan, S.29, TDK, Ankara, 2000.

[7] Bu kitaplar hakkında geniş bilgi için bakınız: Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, C.5, Dergâh Yayınları, İstanbul, 1982.

[8] Mehmet Rıfat, Hace-i Lisan-i Osmaniden İlm-i Sarf-ı Türki, S.15, Kasbar Matbaası, İstanbul, 1311.

[9] A. Sırrı Levend, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, S. 115-137, TDK, Ankara, 1960.

[10] Cevdet Paşa Fransızca “Crise” kelimesine “Buhran”, “Périodiqe” kelimesine “Evrak-ı Mevkute” manalarını veren ilk kişidir.

[11] Geniş bilgi için bakınız: Kavaid-i Osmaniyye, Nevzat ÖZKAN, TDK, Ankara, 2000.

[12] Cevdet Paşa, Tezakir-i Cevdet, 40-Tetimme, S.45.

[13] Esra Karabacak, Ahmet Cevdet Paşa’nın Dilbilgisi Kitapları, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 1986.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir