Bilimsel Tefsir İmkânı -I-

Bir Giriş Denemesi

Kısa bir giriş ile konuya başlayacak olursak, meselenin temel dayanak noktası Kuran’ın icazıdır. Kelime anlamı ‘sözü kısa tutmak’ olan îcâzın meani ilmindeki anlamı ‘bir fikri veya maksadı en az sözle açıklamak’tır. (Îcâz, Saraç Yekta, TDV, C. 21, S. 392, İstanbul 2000.) Kuran ise Allah kelamı olduğu için her bir ayeti muciz olup içerisinde pek çok mana dürülüdür ve zamanla keşfedilmeyi beklemektedir. Bu anlayış ile hareket eden bilimsel tefsirciler Kuran ayetlerinden ilmî buluş ve icatlar istinbat etmek ve hatta ilmî keşifleri Kuran ayetleriyle desteklemeye çalışmak gibi bir çaba güderler. Bunun neticesi olarak bugün bir ekol halini almış durumdadırlar.

Bilimsel tefsir ekolünün ana düşüncesini şu şekilde özetleyebiliriz; Kuran’ın ilmî îcâzı, bir şeyin hakikatinin ortaya konulduğu devirde insanların bu hakikati anlamalarının mümkün olmadığı anlamına gelmektedir. Ancak asırlar sonra bu gerçeğin bilinmesi, Kuran’ın doğruluğunu ortaya koymaktadır. Kuran bazı ilmî gerçekleri, insanın dikkatini çekmek, onu düşünmeye, kafa yormaya çağırmak ve Müslüman bireyi ilmî bir ortamda tutmak içindir. (Gazzâlî Muhammed, Kuran’ı Anlamada Yöntem, çev. İşler Emrullah, İstanbul 1998.) Bu anlayışın temelinde de îcâz kelimesine yüklenen anlamın etkin olduğu aşikârdır. Fakat burada sorulması gereken en temel soru; niçin icâzın sadece ilmî çalışmalar için geçerli olduğudur.

Tanım

Efradını câmi ağyârını mâni diye bir deyiş vardır hani. Tarif yaparken izlememiz gereken yöntemi sunar bize kısaca. Aslında bir uyarı olarak da telakki edebiliriz bunu. Zira tanım yapmanın zorluğuna hafif dikkat çekiyor gibi. Bu kriteri baza alarak bilimsel tefsiri şöyle tanımlayabiliriz; Kuran’da geçen çeşitli bilim dallarıyla ilgili ayetleri, dini ilimler dışındaki tecrübî ilimlerle çağın bilimsel icat ve gelişmeleri doğrultusunda yorumlayan tefsir çeşidi. (Eren Cüneyt Bilimsel Tefsir Metodolojisi, İslami İlimlerde Metodoloji/Usul Meselesi – I, Ensar Neş. S. 560, İstanbul 2005) Daha eski bir tabirle İlmî Tefsir ya da Fennî Tefsir de diyenler vardır. (Eren Cüneyt, Kuran İlimleri ve Tefsir Istılahları, S. 111, Albayrak Halis, Tefsir Usulü, İstanbul, 1998, S. 108)

Başka bir ifade ile bilimsel verilerle, ayetlerin delaletleri arasındaki uyumu araştıran ve açıklamaya çalışan tefsir diye tanımlamak da mümkündür. (Kırca Celal, Kuran’ı Anlama, S. 265, İstanbul 2010.) Bu sebeple zaman zaman ortaya çıkan yeni bilimsel gelişme ve buluşlarla Kuran ayetleri arasındaki irtibat ve alaka bulunmaya çalışılır. İlgili ayet mevcut bilimsel gelişmeyi ya dolaylı olarak işaret ya da doğrudan ifade etmektedir.

Bilimsel tefsir ekolünün müdafilerine göre Allah Teâlâ insana akıl ve idrak kabiliyeti vermiştir. İnsan bu yetenekleri sayesinde Allah’ın kâinattaki yaratılış mucizelerini ve eşyanın ardına koymuş olduğu hakikati görebilir ve idrak edebilir. Kuran bu noktada insan aklını yönlendirici bir görev üstlenmektedir. Hem hidayet rehberi hem de âlemdeki sırların kâşifidir. Ne var ki indirildiği asrın dili ve anlayışına hitap ettiği için müstakbel bilimsel gelişmeleri açık açık izah etmemiştir. Fakat her çağın kavrayış kabiliyetine itibarla ilkeler olarak ifade etmiştir. Bunu sonraki dönem Müslümanlarının hem ibret almaları hem de onların imanlarını güçlendirmek için yapmıştır.

Özellikle son dönemlerde hızla artan bilimsel gelişmeler ve din-bilim tartışmaları sebebiyle bu ekolün yeni sudur ettiği düşünülebilir. Fakat tanım yaparken de bahsettiğimiz gibi bilimsel değil de ilmî veya fennî tefsir adını koyduğumuzda bu algı belki değişebilir. Bizce değişmesi de gerekir. Zira Abbasilere kadar uzanan bir tarihsel süreç söz konusudur bilimsel tefsir için. Kısaca tarihine de değinelim.

Tarihsel Süreç

Tefsir ilmi en temelde ikiye ayrılır; rivayet ve dirayet. Bilimsel tefsiri de dirayet tefsiri altında inceleyebiliriz. Abbasiler dönemi ilim ve tercüme hareketinin doğal sonucu olarak, Kuran’da yer alan ve pozitif ilimlere işaret eden ayetler, o günün revaçta olan felsefe, astronomi, matematik, tıp, fizik ve kimya gibi ilimlerin yardımıyla yorumlanmaya başlamıştır. (Kırca Celal, Kuran-ı Kerim ve Modern İimler, S. 62, İstanbul 1981)

Bahsi geçen tercüme faaliyetlerinin neticesinde İslam âlimlerinden bir kısmı, bu yolla gelen çeşitli fikir, düşünce ve bilgileri aynen alıp kabul ediyor ve onları dini akidelerle uzlaştırmaya çalışıyor; bir kısmı da dinî inançlarla çelişen kısımlarını tenkit ederek İslam’ı müdafaa babında görüşler beyan ediyordu. (Demirci Muhsin, Tefsir Tarihi, İFAV, S. 229, İstanbul 2017) Hemen belirtmekte fayda var; ulema tercüme hareketleri çerçevesinde sadece Platon, Aristoteles, Philo ve Plotinos’a ait eserleri değil, antik dönemdeki pek çok bilimsel eseri tekrar gün yüzüne çıkartmış, tercüme etmiş ve bu eserler üzerine şerhler yazmışlardır. (Topaloğlu Aydın, Din Felsefesi (Komisyon) S. 56, İstanbul 2018) Doğal olarak bu yoğun ilmî aktiviteler Müslüman âlimleri Kuran’ı düşünmeye, özellikle ilmî ıstılahları ve tabiat olaylarıyla ilgili ayetleri anlamaya ve onların mahiyetlerini araştırmaya sevk ediyordu. (Kırca Celal, Kuran-ı Kerim ve Modern İimler, S. 60, İstanbul 1981)

Elbette süreci Abbasîlere kadar çekmek bugünkü sistemli bilimsel tefsir hareketinin o gün de aynı olduğu anlamına gelmiyor. Kimi ayetler zamanın bilimsel verileri mucibince yorumlanıyor, müfessirlerin dersleri ve eserlerine konu oluyordu. İlk defa sistemli şekilde bilimsel tefsir çalışması yapan ve bu ekolün gelişmesinde büyük payı olan kişi İhya’daki ayet yorumları üzerinden Gazzâlî’dir. Daha sonraları ekol gelişmeye, güçlenmeye ve daha fazla taraftar bulmaya başlamıştır. Şimdi ekolün öncü isimlerine kısaca göz atalım.

Referanslar

Gazzâlî’den sonra bu yöntemi tefsire uygulayan diğer bir müfessir Fahruddin Râzî’dir. Kuran’daki kozmolojik ayetleri dönemin bilimsel verileri ile tefsir etmiştir. Yazımızın ikinci bölümünde yeryüzünün şekline dair yapmış olduğu tefsiri detaylı bir şekilde konu edeceğiz. Fahruddin Râzî akabinde Ebu’l-Fadl el-Mursî, Süyûtî gibi isimleri, daha sonra ise Kâtip Çelebi ve Erzurumlu İbrahim Hakkı gibi ilim adamlarını sayabiliriz.

Elbette ekolün zirveye ulaştığı zaman dilimi son iki yüzyıldır. Keşfu’l-esrâri’n-nûrâniyyeti’l-Kur’âniyye isimli eseri ile Muhammed bin Ahmed el-İskenderânî, Tebâiu’l-istibdâd ve mesâriu’l-isti’bâd adlı eseriyle Seyyid Abdurrahman el-Kevâkibi, Cevâhir fî tefsîri’l-Kur’ân isimli 25 ciltlik hacimli tefsiri ile Tantavî Cevherî gibi isimlerle bilimsel tefsir hareketi tarihteki en güçlü ve verimli dönemine ulaşmıştır.

Özellikle Tantavî Cevherî bilimsel tefsire vermiş olduğu büyük önem ile son zamanlarda ekol ile özdeşleşmiş bir isim olma özelliğine sahiptir. Tantavî’nin ifadesine göre Kuran’da fıkha ait 150, buna mukabil ilim ve fenle ilgili 750 kadar ayet mevcuttur. (Demirci Muhsin, Tefsir Tarihi, İFAV, S. 231, İstanbul 2017) Tantavî’ye göre geçmiş dönem uleması fıkıh üzerine çok fazla telif ve ilmî çalışma icra etmiştir. Fakat son dönemlerde artan bilimsel ve teknolojik gelişmeler, bunun yanı sıra Kuran’ın ilim ve fenne vermiş olduğu değer sebebiyle Müslümanlar kendilerini bu alanda geliştirmeli, cahil kalmamalıdırlar. Zira dünyada söz sahibi olabilmek ve yükselebilmek için tek gerekli yöntem budur.

Tantavî Cevherî için tek maksat bu olsa da diğer bilimsel tefsirciler için aynı şey söz konusu değildir. Örneğin el-Kur’ân ve’l-Kevn adlı eserin sahibi olan Muhammed Abdullah Şerkâvî’ye göre Kuran’daki kevnî ayetlerin bulunmasının iki sebebi vardır. Birincisi ve öncelikli olanı Allah’ın tek yaratıcı olduğunu insanlara bildirmek, ikincisi ise kâinattaki kanunları Müslümanlara öğreterek medeniyetlerinin gelişmesini sağlamaktır. (Demirci Muhsin, Tefsir Tarihi, İFAV, S. 232, İstanbul 2017)

Ekolün ülkemizdeki temsilcileri Muhammed Hamdi Yazır, Said Nursî, Süleyman Ateş ve Celal Kırca’dır. Bunların yanı sıra yukarıda bahsetmediğimiz diğer isimleri de şöyle sıralayabiliriz; İbni Sinâ, ez-Zerkeşî, Gazi Muhammed Muhtar Paşa, Mustafa Merâğî, Muhammed Bahît el-Matîî, eş-Şeyh Abdulhamid b. Bâdis, Dr. M. A. Draz.

Metodoloji

Her ekolün, okulun, ideolojinin dayandığı bir yöntem, bilgi üretme sistemi vardır. Dolayısıyla bilimsel tefsir ekolünün de kendine has bir metodolojisi ve Kuran’ı anlama, yorumlamaya dair bir metodu mevcuttur. Tefsirin sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için belirli şartlar, kurallar olmazsa olmazdır. Özellikle söz konusu olan kendisinden bilgi üretilmeye çalışılan kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim ise. Bundan sonra maddeler halinde bilimsel tefsircilerin şartlarını inceleyebiliriz.

a) İlk olarak Kuran-ı Kerim’in bilim değil din kitabı olduğudur. Ve asıl amacın insanları hidayete ulaştırmak, Allah’ın razı olduğu bir hayat çerçevesinde yaşamalarını sağlamaktır. Dolayısıyla Kuran-ı Kerim’in îcâzında mündemiç keşfedilmeyi bekleyen sosyal ve pozitif bilimler bunun için bir vasıta olmak durumundadır. (Kırca Celal, Kuran’a Yönelişler, S. 214, İstanbul 1993)

b) İkinci olarak Kuran’ın zahirî manasını güçlü bir delile dayanmadıkça terk etmemektir. Zorlama yorumlarla lafızdan türedi manalar üretmemek ve Kuran’ın da kelimelerden müteşekkil olan yapısını dikkate alarak zaman içerisinde muhtevasının genişleyip, daralabilme ihtimalini göz önünde bulundurmak gerekir. (Yıldırım Suat, Kuran-ı Kerim ve Fenni Keşifler, S. 10-11, Ankara 1990)

c) Allah’ın kelamı olan Kuran-ı Kerim’in evrensel oluşu fakat bilimsel gelişmelerin zamanla değişebilme durumu dikkate alınmalıdır. Doğru yorum yapılmazsa bu yoruma inanmış Müslümanların imanından şüphe etme tehlikesi söz konusudur.

d) Bir önceki maddede beyan edilene istinaden, yapılan yorumun evrenselliği iddia edilmemeli ve zaman içerisinde değişebilecek olması ya da yanlış bir yorum olması ihtimali açıkça ifade edilerek belirtilmelidir.

e) En önemlisi ise aslında maksadın, bilimsel veriler ile dinimiz İslam’ın arasında bir çelişkinin olmadığını göstermek olduğu saklanılmamalıdır. Neticede bunlar da bir yorumdur ve en doğrusunu Allah bilir düsturunu ve tedbirini elden bırakmamak gerekir. Bu meyanda belki de ‘Bilimsel Tefsir’ yerine ‘Modern Bilimlerle Uzlaşan Tefsir’ adının verilmesi daha uygun olur. (Eren Cüneyt Bilimsel Tefsir Metodolojisi, İslami İlimlerde Metodoloji/Usul Meselesi – I, Ensar Neş. S. 571, İstanbul 2005)

Sonuç

Yazımızın ilk bölümünü burada tamamlamış bulunuyoruz. Bilimsel Tefsir ekolünün tanımı, tarihsel süreci, müdafileri ve metodolojisine dair kısa bir tanıtım yazısı oldu. Gördük ki son dönemlerde gerçekleşen sanayi devrimi, hızla artan bilimsel gelişmeler ve teknolojik ilerlemeler vasıtası ile ivme kazanan bir akım olma özelliğine sahip. Fakat aynı zamanda köklü bir geleneğin sözcüsü, devamı olma niteliğine havi. Yazımızın diğer bölümünde Bilimsel Tefsir Ekolüne biraz daha eleştirel bir üslup ile yaklaşacağız. Halis bir niyetle yapılsa da bilimsel tefsirin ne gibi sakıncalar doğurduğunu ya da ne gibi problemlere gebe olduğunu tartışmaya, incelemeye çalışacağız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir