Arapgirli ile Kaside Okumaları

Kasîdetü’l-lâmiyye

Daru’l-İlim İslâmi İlimler Merkezi 4. Sınıf talebeleri olarak belagat ilmine dair el-Belâğatü’l-Vâdıha isimli eser okunduktan sonra, öğrendiğimiz bu bilgileri tatbik etmek için Arapça yazılmış kasideler okumaya karar verdik. Bu bağlamda, içerisinde nasihatler ve hikmetli atasözleri barındıran İbnü’l-Verdî’nin (ö. 749/1349) “el-Kasîdetü’l-lâmiyye”si ile Ebu’l-Feth el-Büstî’nin (ö. 400/1010) “el-Kasîdetü’n-nûniyye”sini okumaya karar verdik.

Bu iki kasideyi direk metninden değil de Arapgirli Hüseyin Avni Efendi’nin bunlara yaptığı çalışmalar üzerinden okumayı kararlaştırdık. Arapgirli Hüseyin Efendi kimdir diye araştırdığımızda karşımıza özetle örnek alınası şöyle bir hayat serüveni çıktı.

“Arapgirli Hüseyin Avni Efendi, 1280/1864’de Malatya’nın Arapgir kazasının Hezenek Mahallesinde doğmuştur. İlk eğitimini küçük yaşta babası Molla Hasan’dan Kuran, ilmi hal, Arapça alarak tamamlamıştır. İbtidaiyyeyi ve Rüştiyyeyi, Arapgir Merkezde tamamladıktan sonra Ispanakçızâde Medresesi’nde Mustafa Fevzi Efendi’den 1303/1886’da icazet almıştır.

Aynı sene İstanbul’a gidip birçok ulemanın derslerine katıldı ve en son Şeyhülislam Üryanizade Ahmet Esad Efendi zamanında icra kılınan ruus imtihanında ispatı ehliyet ederek dersiam unvanını kazandı. Bunun akabinde de Beyazıt Cami’nde ders okutmaya başladı (1305/1888). Tatil günleri de dâhil olmak üzere 14 sene aralıksız ders vermiş, bu halkadan 85 talebeye ilk icazetini vermiş ve padişah tarafından altın liyakat madalyası ile taltif edilmiştir.

Kasîdetü’n-nûniyye

İcazetle son bulan ilk tedris faaliyetinden sonra yerini yeni dersiamlara bırakıp telife yönelmek istese de yoğun ısrarlar üzerine bundan vazgeçmiş ve Laleli Cami’nde 2. dönem ders faaliyetlerine başlamıştır. Burada “Şerh’u-l Akaid” ve ilmi hadisten Buhari Şerif okutmuş ve büyük bir talebe grubuna ikinci defa icazet vermiştir (1324/1906).

1320/1902 senesinde Beyazıt Cami’nde ikindi dersi diye adlandırılan derslerde, o senelerde yapılan ruus imtihanlarının Sadeddin Taftazani’nin ilmi beyan ve meaniye dair olan eseri “el-Mutavvel”den yapılması usul olduğundan 1324 yılında yapılacak ruus imtihanına hazırlık olması için talebelerinden rica edilerek Mutavvel derslerine başlamış ve bu dersler 2 sene sürmüştür. Mutavvel’in 3. kısmı ilmi bedi’ ve aruza ait olduğundan 3. sene “Aruz-u Endülüsî” okutmuş ve icazet vermiştir.

1330/1912 senesinde Huzur Derslerine muhatap tayin edilmiş ve 1334/1916 senesinde mukarrirliğe terfi etmiştir. Takrirlerinde kendisine has, güzel ve tatlı bir uslubü olduğu için padişahın takdirine şayan olmuş ve muhatapları dahi ilminin yüceliğine hayran olurlarmış. Bu vazifesi 1341/1922 senesine kadar devam etmiştir.

Hüseyin Avni, Taftazani’ye öyle bir muhabbet duyarmış ki bu muhabbetinin nişanesi olarak ilk oğlunun ismini Sadeddin koymuş, Ebu-s Saad ismiyle künyelenmiş ve icazetnamelerinde bu künyeyi kullanmıştır. Hüseyin Avni Efendi çok sevdiği Taftazani’nin Mutavvel isimli eserini kendine has tatlı bir üslupla ve gayet muhakkikane bir şekilde okuturmuş ki bu derslerdeki talebe sayısı bazen iki yüz kişiyi aşarmış. Kısa bir hastalığa müteakip 1373/1954 senesi Ramazan ayı, iftar vaktinde vefat etmiştir (11 Mayıs 1954).” (Ebu’l Ala Mardini, Huzur Dersleri, II, 210-214.)

İlk olarak okuduğumuz kaside Nasîhatü’l-ihvân ve mürşidetü’l-hıllân diye isimlendirilen Ebu Hafs Zeynüddîn İbnü’l-Verdî’nin (ö. 749/1349) kasidesiydi. Bu kasideye “el-Kasîdetü’l-lâmiyye” denmesinin sebebi bütün beyitlerinin sonunun “lâm (ل)” harfiyle bitmesidir. 77 beyitten oluşan bu kasideyi İbnü’l-Verdî oğluna hitaben yazmış ve içerisinde ahlaki öğütler ve hikmetli sözlerle oğluna nasihatte bulunmuştur.

Arapgirli Hüseyin Avni Efendi, nahiv ilminden İbn Hişâm’ın (ö. 761/1360) “Kavâidu’l-i‘rab” adlı eserini kendi notlarıyla yazdıktan sonra, burada öğrenilen nahiv kaidelerini tatbik edilsin diye hemen peşine bu kasideyi yazmıştır.

Kasidenin satır aralarına genelde nahvi bilgileri yazmış, kenarlarına ise numaralandırarak garip kelimelerin anlamlarını, cümlenin sarf ve nahiv tahlillerini ve belagate dair bazı malumatı yazmıştır. Bu eser kaynaklarda “Ta’lîkât ‘alâ Kasîdeti’l-lâmiyye” diye isimlendirilmektedir. Arapgirli bu eserini 26 yaşında, 5 Zilhicce 1307 (23 Temmuz 1890)’de tamamlamıştır.

Bu eser, Daru’l-İlim İslami İlimler Merkezinde Mehmet Zihni Efendi’nin bu kasideye Osmanlı Türkçesi ile yazdığı “Feyzi Yezdân” isimli şerhi mütalaa edilerek, Arapgirlî’nin bu talikatı satır satır okunmuştur. Ayrıca bu talikatın talebeler tarafından dizgisi de yapılmıştır.

Bu kasideden sonra Ebu’l-Feth el-Büstî’nin “Unvânu’l-Hikem” isimli 63 beyitten oluşan, genellikle insanın dünyaya yönelmemesi, mal biriktirmemesi, insanlara iyilik etmesi, nefsini terbiye edip insanlara müsamahakâr davranması gerektiğine dair nasihatleri barındıran el-Kasîdetü’n-Nûniyyesini, Arapgirli’nin bu kasideye yaptığı şerhi üzerinden okuduk.

Şerhu’l-Kasîdeti’n-nûniyye, Hüseyin Avnî

Müellif Arapgirli’nin şerhi şu özellikleri içermektedir.

  • Beyitte geçen her kelimenin irabı verilmiş ve kelimenin manalarına değinilmiştir. Bazen sadece kelimenin müradifi verilmiş, bazen de Ebu’l-Beka el-Kefevî’nin (ö. 1095/1684) el-Külliyât’ından ve Feyyûmî’nin (ö. 770/1369) el-Misbâhu’l-Münîr’inden alıntılar yapılarak kelimenin köküne kadar inilmiştir.
  • Yeri geldiğinde ise kelimenin iştikakı ve cümle içerisindeki tahlili bağlamında Basra, Küfe ve Bağdat dil âlimleri de işin içine katılarak bir tartışma ortamı kurulmuştur. (bkz. s. 37, إنسان sözcüğünün aslı ve manası)
  • Arapgirli tarafından yıllarca okunup okutulan el-Mutavvel ve Şerhu’l-Mevâkıf kitaplarından bazen belirtmeden bile alıntılar yapıldığı gözlenmektedir. (bkz. s. 26 إذا  ve إن örneği gibi)
  • Müellif, bunun yanında İbşihi’nin (ö. 854/1451) el-Müstatraf fi külli fennin müstazraf adlı eserinden sıkça alıntılar yaparak birçok şair, edip ve lügat âliminin şiirlerini aktarmaktadır. Mesela, Ebu’l-Atahiye (ö. 210/826)’nin meşhur şu beyiti gibi;

فَيَا لَيْتَ الشَّبَاب يَعُودُ يَوْمًا * فَأُخْبِرَهُ بِمَا فعل المَشِيبُ

“Keşke gençlik bir gün dönseydi de yaşlılığın (bana) ne yaptığını ona bildirseydim.” (bkz. 116)

Genel olarak müellif Arapgirli verdiği teknik bilgilerle okuyucunun Arapçaya olan vukufiyetini sağlarken diğer yandan verdiği nasihatlerle onun ahlaki yönünü geliştirmek istemektedir.

Arapgirli bu eserini 30 yaşında, 1311 Şaban’ın ortalarında (Şubat 1894) tamamlamıştır.

Bu şerhin son dersi, güzel bir anı olsun için Arapgirli’nin Edirnekapı 15 Temmuz Şehitliği’nde bulunan kabri başında okunup müellifin ruhuna okunan dualarla son bulmuştur.


Yazıda ciddi emeği olan Daru’l-İlim 4. sınıf talebelerine teşekkür ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir