Siirt Medreselerinde Reform Arayışları

Siirt Medreselerini Geziyorum -4-

Hocalardan Sistem Eleştirisi


Bilindiği üzere ülkemizde köklü İslami ilimler geleneği ve medrese kültürü, Kuran kursu, vakıf ve dernek çatıları altında devam etmekte. Tamamen illegal bir yapılanma ile ilmi faaliyetlerini devam ettiren kurumlar da mevcut elbette. Kısaca bahsi geçen bu medreselerin hepsinin eğitim sistemi, müfredatı, yetiştirmeyi planladığı birey modeli, katkı sağlamak istediği platform, vermek istediği toplum ve dünya görüşü, vizyonu ve misyonu aynı değil. Zira faaliyet gösterdikleri coğrafi bölge ve bu bölgenin sahip olduğu kültür, anane, inanış biçimlerindeki farklılık, medrese yapılanmasında büyük etki sahibi. Hal böyle olunca karşımıza pek çok medrese ve pek çok eğitim anlayış ve müfredatı çıkıyor.

Bunların en bilinenlerinden birisi; “Doğu Usulü” adı verilen yaklaşık sekiz yıl boyunca süren ve alet ilimlerinin öğretildiği medrese eğitim tipidir. Bu eğitim sistemi Türkiye’nin doğusuna ait olduğundan ve ekseriyetle doğu bölgelerinde aktif olmasından sebep bu adı almıştır. Ekseriyetle doğu bölgeleri diyoruz, yoksa büyük batı şehirlerinde de bu türden eğitim anlayışına sahip medreseler mevcut.

Talebe bu eğitim modelinde hocasından birebir ders alır. Sınıf sistemi yoktur. Okuyacağı kitaplar bellidir. Ve okuduğu kitapları ezberler. Ancak bu şekilde bir ileriki kitaba geçebilir. Kapasite ve istidat sahibi talebeler eğitim süresini altı yıla kadar düşürebilir. Normal seviye ve daha altı öğrenciler ise eğitim sürelerini on yıla kadar uzatabilir. Son dönemlerde bu eğitimi alan talebeler aynı zamanda imam-hatip, ön lisans ve lisans eğitimlerini dışarıdan tamamlayabiliyor. Bu sayede medresedeki öğrenimini tamamladığında imam, akademisyen, vaiz, müftü gibi meslekleri yapabilme şansı elde ediyor. Aynı zamanda öğrenim gördüğü medresede resmi olarak fahri ya da asıl öğretim görevlisi olma fırsatına sahip olabiliyor.

Yazımızın asıl konusu doğu usulü medrese eğitim modelini tanıtmak değil. Fakat bizzat bu sistemde eğitim görmüş kişilerin ve hatta hâlihazırda yine bu sistemde eğitim veren müderrislerin diliyle eleştirmek, onların gördüğü ve bize bahsettiği kadarıyla bu eğitim modelinin ve yarattığı dünya görüşünün eksik ve zararlarına değinmek diyebiliriz.

Yakın zamanda gezip görmek ve sizlere tanıtmak amacıyla Siirt’e belli medreseleri ziyaret etmeye gittim. Açıkçası medrese ziyaretlerimden evvel farklı, bizi şaşırtacak şeylerle karşılaşmayı umuyordum. Mevcut medreselerin müfredat ve eğitim metotlarının hemen hemen aynı olduğunu düşünüyordum. Ki bu düşüncemi görüştüğüm pek çok kimse çok defa dile getirdi. Hatta sırf bu sebeple anlatacak bir şeyleri olmadığı için bizle görüşmeyi reddeden medreseler bile oldu.

Fakat bu medreselerden birkaç tanesinde çok farklı düşüncelere sahip, medreselerin kapatılmasını isteyen, onca medresenin ve bunca tedrisatın yıllardır bir fayda hâsıl etmediğinden yakınan şeyhler, seydalar ve müderrisler buldum. Bu türden eleştirilerin sistemin içinden olan birileri tarafından gelmesi şaşırtıcı ve açıkçası oldukça umut verici. Bizimle reformist bir tavırla bu meseleleri irdeleyen ve fikirlerini açık eden hocalar adlarının gizli kalmasını istediler. Yazımızın bundan sonraki bölümlerinde bu hocaların değindikleri ortak noktaları başlık olarak kullanacak ve sözü onlara bırakacağım. Buradan itibaren sonuç bölümüne kadar hocalarımız konuşuyor.

Görünürde Her Şey Güllük Gülistanlık…

“Medresenin içerisinde hummalı bir ilim faaliyeti gerçekleşiyor. Talebeler geliyor, onca sene okuyor ve gidiyorlar. Sistem problemsiz bir şekilde işliyor. Dersler, ibadetler vs. Hiçbir problem yok. Kimse rahatsız değil. Zaten medreselerin hemen hepsi aynı müfredatı uyguluyor. Bu müfredatın doğruluğunu sorgulayan yok. Olsa ayrı bir sorun. Fakat hayattan bu kadar izole bir şekilde yaşamak haddi zatında bazı ciddi müşküller peyda ediyor.

İnsan biraz olsun kafasını kitaptan kaldırıp dünyaya bir bakmaz mı? Ne oluyor ne bitiyor? Neredeyiz ve nereye gidiyoruz? Medresede her şey güllük gülistanlık. Gezerseniz görürsünüz. Her şey olabildiğine normal ve sorunsuz. Bu meseleleri konuşacak kimse yok tabi. Konuşacak kimse olsa onu koruyacak, arka alacak kimse zaten yok. Kısacası meselemiz dört bin liralık maaşımız dostum. Bundan korkuyoruz. Bir şey deriz de elimizden dört bin lira gider diye ödümüz kopuyor.”

Filologlar Yetiştiriyoruz…

“Medresede ne var? Sarf ve nahiv. Burada eğitimini tamamlayan öğrenci ilim mi öğreniyor? Hayır. Dili öğreniyor. Filolog oluyor bir nevi. Dünyadan bihaber, dünyası medresesi kadar olan, dilin gramerini hıfzetmiş bir birey. Hâlbuki medrese bu demek değil ki! İbrahim Hakkı hazretleri medreseli değil miydi? Peki, onun astronomi ile ne işi var? Osmanlı zamanında medreselerde sadece dil öğretilmezdi ki! Felsefe, kimya, biyoloji, matematik… Hemen her türlü ilim olurdu. Bir âlim aynı zamanda kimyagerdi, tabip idi. Bugün böyle değil. Ama böyle olması lazım.

Önce pozitif bilimler kaldırılmış tedrisattan, sonra sosyal bilimler. En son dini ilimler de kaldırılmış. Ama haklı bir gerekçe ile. Cumhuriyet dönemindeki baskılar sebebiyle ulema din ilimlerinin kaldırılmasını fakat talebenin o ilimlere ulaşması için gereken alet ilimlerinin okutulmasını istemiş. Böyle karar almış. Ki daha sonra talebe gitsin o ilimleri kendi okusun diye.

Ama alet ilimleri, aslî ilimlerden olmuş. Medresede ilim okutulmuyor ki! Medrese öğrenmeyi öğrenme yeridir bir nevi. Burada talebe neyi, nasıl okuyacağını öğrenir. Sonra medrese bittiğinde ilim hayatı başlar. Alet ilimleri, aslî ilmin yerini almış. Bu doğru değil. Ve değiştirilmesi gerekir.

Bunca medrese var. Neden adam çıkmıyor? Neden hala bir şey olmuyor? İnsanların ahlak seviyesi, din bilgisi artmıyor. Şimdi size okuduğunuz ve en çok sevdiğiniz kitapları sorayım, buyurun birkaç tane söyleyin. (Dört adet kitap ve yaklaşık altı adet yazar ismi sayıyorum İ.T) İşte dostum bak, bunların hepsi ölü. Ölmüş insanlar. Neden içinde diri insan yok yahu? Aynı şey benim için de geçerli. Saydığınız kitapları ve yazarları ben de okudum. Ama onlar gibi iyi yazar neden bulamıyorum? Cevap basit; yok. Yetişmiyor, yetiştiremiyoruz. Hani bir diri, bin ölüden evlaydı? İşimiz ölüler olmuş bizim. Çünkü yaşayan yok.”

Medrese-Hayat İlişkisi…

“Şu anda Tillo’da, şu küçücük şehirde, medrese diyarında bile uyuşturucu kullanan gençler var. İnanabiliyor musun? Bunca medrese şuncacık beldeye fayda vermiyorsa dünyaya ne versin? Daha bunu yapamıyorken onca batıl fikirle nasıl mücadele edecek? Gençler deist oluyor diye bir yaygara koptu geçenlerde. Sadece deizm mi? Daha birçok şey…

Medresedeki sarf-nahiv bu probleme ne desin? Ne diyebilir? Medrese buna çözüm üretemez. Çok fazla konuşan var. Her şey konuşuluyor, tartışılıyor. Ama mücadele yok, amel yok. İşin zor kısmı burası. Okumak güzel, iyi ama oku oku bir şey olmuyor. Yanlış anlamayın. İlim düşmanı falan değilim. Ben de bir şey yapamıyorum zaten. Yine ilimle, burada 50-60 talebeye günlerimi vakfederek geçiriyorum.

Hayat ve medrese arasındaki bağ kopmuş. Medresenin hayatın tüm sahasında söz sahibi olması lazım. Çiftçiye bile yol göstermesi lazım. İnsanların sosyal ilişkilerini zaten dizayn etmesi lazım. Ama ne yazık ki bazıları medreselerin resmileşmesini istiyor. Bu zaten iyi bir şey değil. Ki bir nevi resmi zaten. Sadece alınan eğitime verilecek resmi diploma yok. Bu da problem sayılmaz. Talebe açıktan okuyor. Medresenin sonuna kadar bir seviyeye geliyor. Medrese özgür kalmalı, hür olmalı. Devlete bağlı olması faaliyet alanını kısıtlar. Ama bu saatten sonra istediği kadar özgür kalsın bir şey olmaz. Bizi çok daha sancılı bir dönem bekliyor. Bundan sonra medreselerin kapanması bile bize müstahaktır.

Ben İhvan’ı çok severim. Hasan el-Benna’yı, Seyyid Kutub’u… Arkadaşlarım da var. Mursi içeri ilk alındığında benle konuşmuştu bir arkadaş. Çok üzüldüğünü belirtmişti. O teselli bekliyorken ben aksine bu durumun çok iyi bir şey olduğunu söylemiştim. İyi ki Mursi indirildi dedim. Neden böyle düşündüğümü sorduğunda Mursi’nin şahsının, İslam’a hizmetin önüne geçtiğini söylemiştim. Mursi’nin içeri alınması gerçekten İhvan’ı sarsmış ve iyi de olmuştu. Biz her zaman işin özünü ve yüzünü karıştırırız. Şahıslar her zaman İslam davasından daha önemli oluyor. Medresede de işin özü, yüzü birbirine karışmış. Belki kapatılması en hayırlısı. İmam-hatipler de kapatılsın. Ben imam-hatip okuyup gördüm, bir şey yok. Daha çok zarar. Çözümü bana sorma! Kelin ilacı olsa kendi başına sürer. Ben zaten bilmiyorum.”

Medrese Olmuş Ekmek Kapısı…

“Eskiden talebe medreseye okumak için girerdi. Düşünsenize medrese diye bir yer var. Buraya gireceksin. Sekiz, dokuz yıl okuyacaksın. Sonra? Sonra bir şey yok. İcazet alacaksın. Ama onun bir değeri yok. Yani ekmek vermezdi sana o icazet. Şimdi öyle değil. Medresede okurken aynı zamanda okul okuyabiliyorsun. Bir nebze medreselilere değer veriliyor. Talebenin yatıp-kalkacağı, yemek yiyebileceği bir yer zaten. Burada aldığı eğitim okul için de fayda sağlıyor. Sağlamıyorsa da çıkmış soruları çözen adam ön-lisansı bile bitirebiliyor.

Bizde bir de şöyle bir şey var; adam en vasıfsız çocuğunu medreseye yolluyor. Okuyamadıysa, çalıştıysa ama tembel, miskin olduğu için eli iş tutmuyorsa medreseye gitsin diyor. Belki bir şey çıkar.  Bu zaten medresede iyi eğitim için engeldi. Şimdi okul okuma fırsatı ve medreselilere gösterilen imtiyazlar, medreseyi hepten ekmek kapısına çevirdi. Burasını bir basamak gibi kullanıyor talebe. Asıl amacı; meslek. Kesinlikle okumak değil.

Bu yüzden artık kitapları sonuna kadar okuyan talebe sayısı da çok azaldı. Ekseriyetle talebe geliyor, birkaç yıl bir şeyler okuyor. İmamlığa hazırlanıyor. Sonra sınavı kazanıp, gidiyor. Kazanamazsa biraz daha kalıyor. Bir sonrakinde şansını deniyor. Bu da medresenin kıymetini düşüyor.”

Sonuç

Evet, Siirt medreselerindeki kimi hocaların bizzat ağzından dökülen sözlerdi bunlar. Netice olarak hocalarımızın birleştiği nokta şurası; dünyadan kopuk eğitim faaliyetlerini sürdüren medreseler çağdaş problemlere ve insanların ahlaki sorunlarına çözüm bulmada artık zayıf kalıyor. Bunun en önemli nedeni ise alet ilimlerinin okutulup, öğrencinin ufkunu açacak diğer ilim ve bilim dallarından uzak kalınması. Ayrıca son dönemlerde öğrencilerin medreseyi eğitim için değil, hedefledikleri meslek dalı için bir basamak olarak kullanmaya başlaması. Bu problemleri teşhis ve aynı zamanda tenkit eden bazı hocalarımız kendilerince buldukları çözüm yollarını uygulamaya gayret gösteriyor. Kimisi ise düşüncelerini yakın çevrelerine dahi açmaya çekiniyor. Her halükarda bizimle düşüncelerini paylaşan hocalarımıza ilgi ve alakaları sebebiyle teşekkür ediyoruz. Her şey yüzyılların ilmî mirasını taşıyan medreselerin daha iyi seviyeye kavuşması için…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir