Selma Külçe Yüksek Lisans Tezini Anlattı

İlahiyatlarda tez köşemizi sevgili Selma Külçe ile açıyoruz. Kendisinden Karabük Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalında hazırladığı Semantik ve Kur’ân’da Kadın-Hars Benzetmesi adlı yüksek lisans tez sürecinizi bizimle paylaşmasını istedik. İlk cümleyi biz yazdık, gerisini o getirdi. Tez yazımı için kendisini tebrik ediyor, söyleşi kabulünden ötürü teşekkürlerimizi sunuyoruz. Boşlukları nasıl doldurmuş, birlikte görelim.


Yüksek Lisansta “Semantik ve Kur’ân’da Kadın-Hars Benzetmesi” konusunu seçtim. Çünkü…

“Kadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlanıza dilediğiniz gibi varın.” (Bakara, 223) ayetini bilirsiniz. Bu ayetin, özellikle buradaki kadın-tarla benzetmesinin, hem kendi duygu ve düşünce dünyamda hem yeni nesil genç bayanlarda rahatsız edici çağrışımlarını fark ettim, hissettim ve yaşadım. Ayrıca din karşıtı insanların bu benzetme üzerinden haklı haksız pek çok itham ve hakaretini okudum ve duydum çeşitli platformlarda. Gerçekten ne nedir, niyedir (hem bu ayet ve teşbih, hem diğer bazı ayetleri), anlamak isteyerek çıktım Kur’an-kadın veya Kur’ân’ı kadınca anlama yolculuğuma…

Yolda ilerlerken önsözde anlattığım olayı yaşadım. Jeofizik yüksek mühendisi seküler eğitim ve hayatın içindeki bir genç kızın, sadece bir soru ve niyet yönlendirmesiyle anlama eyleminin onu nereden nereye sevk ettiğine şahit oldum ki bu benim için anlam ve anlama yanında, kelimelere bir daha bir daha bakmayı ve üzerinde düşünmeyi önemli, cazip ve hayatımın vaz geçilmezleri arasına dahil etti. Derken semantik/anlambilimle yolumun kesişmesi de orada başladı. Hatta geriye doğru baktığımda bu ilginin temellerinin hem merhum babamın zaman zaman sorduğu kelime anlamları ve telaffuzunu öğrenme, anlamlarını ve farklarını sorması sırasında atıldığını hem de çocuk denebilecek yaşta (12) başladığım Arapça dersleri sırasında atıldığını görebiliyorum. Özellikle sevgili Gülsüm Girişkin hocamla yaptığımız Emsile, Bina, Maksud, belagat ve usul-u fıkıh derslerinde bir yandan metindeki kelimeleri diğer yandan anlam ve amaçları öğrenmeye çabalarken kendi kabımız ve kısmetimiz miktarınca yaptığımız titiz çalışmalar ve yaşadığımız beyin fırtınaları; bu anlam ve anlamanın neliğini arama serüvenimi ve semantik ile ilgimi pekiştirerek şekillendirdi diyebilirim.

Konuyu çalışırken anladım ki…

Kelimeler hem çok önemlidir;  hem çok da önemli değildir. Yani kelimeler; evet, içi dışa yansıtan çok önemli bir ögedir. Hangi kelimeyi seçmiştir yazan/söyleyen ve o kelimeyi cümlenin neresine yerleştirmiştir, hangi formda kullanmıştır vs. Fakat tüm bunların yanında konteksi, sebeb-i vürudu/sebeb-i nüzulü, ortamı da çok önemlidir. Bitti mi? Hayır bitmedi, söyleyen kişinin amacı var. Bitti mi? Hayır. Mimikleri, ses tonu, bakışları, jestleri, beden dili var. Yani kelimeler çok da mühim olmayabiliyor bazen. Ki bunları günlük yaşamında hemen herkes yani düşünen ve bu noktalara dikkat eden herkes defaatle tecrübe etmiştir.

Tamam, bunlar insan-insan arasında anlaşılır şeyler. Gel insan-yaratan arasında anla ve anlat dediğinizi duyar gibiyim. İşte tam da burada bir kaosa girdim ben de yazarken. Bu sebepledir ki bu tezi yazmak benim için engebeli bir yolculuk oldu: kimi zaman tezin teknik yönü bahanesiyle aslında çarptığım anlam ve arayıştaki duvarlar kesti yolumu. Kimi zaman anlamdaki amaç nedir ve benzeri hem tezin girişinde yer alan semantik çevresindeki sorularla hem teşbihteki amaç ve sebebi olarak ifade edilen olaylar, sonrasındaki fıkıh ve tefsir kitapları metinlerindeki yorumlar; üzerinde düşündüren, düşünürken zaman zaman şaşırtan zaman zaman hayal kırıklığına uğratan ve sonuçta inancımı, anlayışımı, bakış açımı gözden geçirmemi ve yeniden şekillendirmemi gerektiren sebeplerden oldu.

Anladığım konulardan biri de anakronizm gerçeğidir. Bugünün penceresinden bakarak dünü anlamak; bu evden karşı evi değerlendirmek hatalarının nasıl ve ne boyutta bir hata ve hatalar zincirine kişiyi götürebileceği değerlendirmesinin pekişmesine vesile oldu bende bu çalışma. Bu devir insanının özellikle gençlerinin hele bir de şehir hayatında, topraktan ve toprak kültüründen uzakta kalmış olması, pc başında bu ayetteki cümleyi yorumlarken; doğal olarak içinde tarla geçen bir benzetmeyi farklı ve iyi/mültefit bir zaviyeden okuyamaması sonucunu getirmiştir. Tüm bunların üstüne, genel olarak dünyada esen ama özellikle Batı’dan gelen esintiyle oluşan kadına dair negatif alıngan anlayış eşliğinde okunan bu kitap ve benzetme, haliyle haksız bir itham ve müntesiplerini suçlama neticesini olağan kılmıştır.

Tez hazırlarken kaynakları şu şekilde tespit edip kullandım…

Konum tefsir ve semantik ana başlığında yer aldığı için tefsir ve lügat kitaplarını tespit etmek ilk işim oldu. Semantik, tarihi de dikkate almayı gerektirdiği için hem tefsir hem lügat kitaplarının kronolojisini gözümün önünden ayırmadan sıralamasını yapmam gerekti. Ve sonraki işim aralarında fark var mı sorusuna cevap aramak oldu. Tefsir kitaplarındaki rivayet ve dirayet ağırlıklı olma farkına da eğildim ama çok fazla bir sonuç elde ettiğim söylenemez.

Malum, tezde literatür taraması ehemmiyetli bölümdür. Epey bir çaba harcadım nette ve kütüphanede. Elbet İSAM ana kütüphanemiz. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Orası imkanlarıyla, görevlileriyle ve genel atmosferiyle akademik çalışma için tam bir yaşam alanı. Nette ve kitaplardaki aramalarımda kadın tarla benzetmesine dair yazılmış fazla bir düşünce ürünü bulamadım. Teşbihin ögelerine yöneldim ve tarla üzerine eğilmeye, edebiyat öğretmeni bir arkadaşımın da hatırlatmasıyla dünya tarihinde bu konuda bir anlayış oluşmuş mu sorusuna cevap aramaya yöneldim. Dünya tarihinde kadın ana başlığıyla yolum bu kez antropolojiye uğradı ve epey bir malzemeyle karşılaştım. Bu saha okumalarında benim için en şaşırtıcı olanlardan biri ise dünya tarihinde Neolitik çağ toplumlarında kadınlara mucizevi-ilahi konum biçilmesi ve buna gösterdikleri gerekçelerdi. Diğer yandan hem eldeki ilk mukaddes yazılı kitap olması hem Kur’ân’ın büyük ölçüde Tevrat ve İncil’den müstefid olması hasebiyle onlarda bu teşbihe kaynaklık var mıdır diye Kitab-ı Mukaddes’e de baktım. Bir teşbih/analoji ile karşı karşıya olmam sebebiyle dil edebiyat kitapları da masamda aylarca kalan kitaplardan oldu. Hem Arapça hem Türkçe ana kaynak niteliğinde dil edebiyat kitaplarına baktığım gibi son dönem kitaplara ve tanımlara bakmak ihtiyacı da duydum, faydalandım.

Bu süreçte en çok şu noktada zorlandım…

Tefsirlerde teşbihlerin pek çoğu detaylı incelenirken, birçok ayet sebebi nüzulünün dışına çıkılarak uzak açılardan bakışla yorumlanabilmişken, mezkur ayetle ilgili farklı perspektiften bakan yorum bulmakta yaşadığım zorluk bende hayal kırıklığı meydana getirdi. Zira insan cesur ve geniş düşünmeye yol açan, destek veren birilerine ihtiyaç duyuyor.

Diğer bir zorlayan nokta nesnellik sınırının varlığı oldu benim için. Konu kadın olunca duyguların konuşulması, olaya ve cümlelere kadınca yaklaşımın olduğu yerde dilin incelmesi ve az da olsa edebi ifadelere kayılması kaçınılmaz oldu. Sık sık nesnellik uyarısı, yazdıklarımın ve pek çok yorumumun bu sebeple kaldırılmasıyla karşı karşıya kaldım. Ki bu can sıkıcı oldu. Çünkü gerçekten bu teşbihte hatırlanması gereken (hatırlatılmak istendiğine inandığım) ve ilahî uyarı olarak anlaşılmaya elverişli noktalardı bu yorumlar bana göre. Ama yazamadım, silmek zorunda kaldım pek çoğunu. İleride kitap haline getirmek nasip olursa mutlaka ilave ederim diye düşünüyorum.

Ayrıca bu tez çalışması, hayatımın en zor ve birbirinden ilginç sınavlarına sahne olan yıllara denk geldiği içindir ki zaman ayırma problemi sonucu (ehemm-mühimm sıralaması yapma becerimin eksik olması etkisiyle de) özellikle son kısımları aceleye gelmiş gibi oldu diyebilirim. Savunma sınavındaki jüri hocam Şükrü Maden hocamın tavsiyelerini ekleme imkânı bulamadan SBE’ye teslim etmek zorunda kalmış olmam ve son dakikalarda yaşadığım bilgisayar çökmesi kaynaklı olanları kurtarmaya çalışırken gözümden kaçan trajikomik cümle ve bıraktığım notlara dair hatalarım da beni bu tezle ilgili üzen ve zor durumda bırakanlar arasında yer almıştır, bu soru altında kaydetmiş olmak isterim.

Semantik ve Kuran arasındaki ilişki bana göre…

Bizdeki var olan ilmî silsile ve çerçeveye çok uzak ve yabancı değil. Gelenekteki lugavî tefsir, mevzuî tefsir ve edebî tefsir çerçevesinde değerlendirilmeye elverişli bir disiplin olduğu; semantikteki (kelimelerin tarihteki değişimleri, metindilbilim yorum, dil kültür bağlantısına dikkat çekilmesi vb.) birkaç konu ile bizim tefsir ve fıkıh usulüne katkıda bulunmasının mümkün ve faydalı olabileceği kanaatindeyim.

Yeni tez yazacaklara tavsiyem…

Her konu tez olarak çalışılmaya elverişli değildir (Her konu makale deneme vb. olarak çalışılır, konuşulur belki ama tez olamayabilir). Seçtikleri konuya bu açıdan baksın ve fazla zorlayacaksa zaman geçirmeden değiştirsinler. Konunun çerçevesini tam ve doğru seçmekte de fayda var. Uzun zaman kadın konulu ayetlerde semantik analiz başlığıyla çalışmaya çalıştım ama altından kalkmak imkânsız gibiydi. Boşuna zaman kaybı ve psikolojik yılgınlık yaşadım.

Okuma dönemlerinde okurken bilgisayar olmadan, yani yazma moduna geçmeden okuma yapmamaları, okurken aynı zamanda kaynakça dipnot kaydederek yazmalarını öneririm. Diğer bir önerim talebelik döneminde ve kitap okurken her kitap bitirdiklerinde kendi cümleleriyle o kitabı özetleme, eleştiri, “ben olsaydım nasıl yazardım, neyi nasıl yazardım, yazar karşımda olsa ona ne sorardım?” diye düşünerek kaleme alacakları bir rapor veya değerlendirme yazısı yazmaları olur. Böylece hem düşünme hem üretme adına ön hazırlık yapmış olurlar.

Bir diğer tavsiyem, danışmanlarını iyi ve cidden işinin ehli, öğrencisinin konusunu bilen takibi sıkı tutan, haftada bir ne ilerledin, ne yazdın diyen çağıran, teşvik ve teşci eden ilim talibi birinden seçmeleri olurdu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir