Prof. Hidayet Aydar ile İlahiyatlarda Tefsir Eğitimini Konuştuk

Kıymetli hocam, kısaca bugüne gelen süreci sorarak başlamak istiyoruz. Cumhuriyetten bugüne İlahiyatlardaki tefsir eğitiminde hangi hususlar öne çıkıyor sizce? Rica etsek birkaç maddede ortak noktaları özetler misiniz?

Cumhuriyet dönemi genelde Din Eğitimi, özelde Tefsir Eğitimi açısından farklılıklar arz eden bir yapıdadır; öncelikle 1924 yılında Darülfünun İlahiyat Fakültesi’nin kuruluşu ve burada verilen eğitimden bahsedilebilir. İstanbul Darülfünunun, yani bugünkü İstanbul Üniversitesi’nin beş temel fakültesinden biri olarak kurulan kurumda, ağırlıklı olarak Batı eğitim standartlarında eğitim verilmesi hedeflenmiştir. Fakültede Tefsir adına ciddî bir eğitimin, önem arz eden eserlerin üretildiğini söyleyemeyiz. Başlangıçta Bergamalı Ahmed Cevdet derslere girmiş, vefatından sonra Mustafa Şevket Efendi Tefsir derslerini vermiştir. Bergamalı, Tefsir adına küçük bir iki risale neşretmiştir ki, bunların Tefsir Tarihi içinde herhangi bir önemi olmadığı gibi, Osmanlı Tefsir Tarihi açısından da ciddî bir yer teşkil etmiyorlar. Mustafa Şevket Efendi’nin ise kısa surelerin tercümesi ile Kadı Beyzavi ile Ebussuûd tefsirleri arasında mukayese yapan iki küçük çalışması olduğu belirtiliyorsa da bu iki eser de mevcut değildir. Fakültede Tefsir adına iki ders okutulmuştur; biri Tefsir Tarihi, diğeri ise Tefsir’dir. Bu fakülte, İstanbul Darülfünunun 1932 yılında ilgasıyla kapanıp gitmiştir.

1949 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinin açılışına kadarki 17 yıllık sürede Türkiye’de ilahiyat eğitimi ve bu arada Tefsir eğitimi maalesef yapılmamıştır.

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Avrupa tarzında yapılanmış bir eğitim kurumudur. Burada bilhassa Tayyip Okiç sayesinde Tefsir ve Hadis alanında iyi bir eğitim verilmiş ve bugün Tefsir duayenleri olarak bildiğimiz İsmail Cerrahoğlu, Süleyman Ateş gibi hocalar orada yetişmişlerdir.

Ankara’da İlahiyat Fakültesinin açılışından 10 yıl sonra 1959 yılında İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü kurulmuş, ardından başka enstitüler vücut bulmuştur. Yüksek İslam Enstitülerinin Tefsir-Hadis bölümünde nispeten iyi bir tefsir eğitiminin yapıldığını söyleyebiliriz. Dersin ağırlığı İlahiyat ve İslâmî İlimler Fakültelerine göre daha fazlaydı.

Sonra 1982 yılında bunlar fakültelere dönüştürüldü ve bugünkü tablo ortaya çıktı. Önceleri İlahiyat Fakültelerinin sayısı 20 dolaylarındayken, bugün bu sayı 100 civarındadır. 28 Şubat sürecinde bazı ilahiyatların kapatılması, bazılarının da birleştirilmesi gündeme gelmişse de bu düşünce gerçekleştirilmemiştir. Bugün ülkemizin neredeyse her vilayetinde bir ilahiyat veya İslami İlimler Fakültesi vardır. Bazı illerde bunların sayısı daha fazladır. Genelde İlahiyat eğitimi, devlet üniversiteleri bünyesinde yapılıyor iken, sona zamanlarda özel veya vakıf üniversiteleri bünyesinde de ilahiyatlar kurulmuştur.

Bütün bu fakültelerde Tefsir derslerinin sayısı zaman zaman çoğalmış, bazen de azalmıştır. Tefsir dersi kapsamında görebileceğimiz derslerin yelpazesi bazen geniş olmuşken, zaman zaman da daralmış, çeşitlilik bakımından fakirleşmiştir. Bütün dönemlerde Tefsir Usulü ve Tefsir Tarihi dersleri kimi zaman müstakil iki ders, kimi zaman da birleştirilerek tek ders halinde temel dersler olarak okutulmuştur.

Bunun dışında Tefsir dersi de hep olagelmiştir. Bu derste hocalar genelde bir tefsir kitabından belli bir surenin tefsirini okutmayı yeğlemişlerdir. Yasin, Mülk, Lokman, Ahzap, Maide en çok okutulan sureler olmuşlardır. Bunların yanında Duha’dan veya Fil’den aşağısı da okutulmuştur.

28 Şubat sürecinde tefsir dersinin saat sayısında kısıtlama yapılmıştır. Daha önceleri birinci sınıftan sonraki her sömestrde en az iki saatlik bir tefsir dersi var iken, 28 Şubat’tan sonra bu sayı İlahiyat Yüksek Komitesi tarafından bir dönemde 2 saat olarak tespit edilmiştir. Ama bunun yanına Kur’an’ın Ana Konuları, Kur’an Tercümesi Teknikleri gibi zorunlu dersler, yine Tefsir yelpazesi içinde yer alan Kur’an’a Çağdaş Yaklaşımlar, Klasik Tefsir Metinleri, Ahkâm Ayetleri gibi seçimlik dersler ihdas edilmiştir ve uzun süre böyle gitmiştir. 2010’lu yıllardan sonra bu derslerin bir kısmı kaldırıldı, bazıları yerinde bırakıldı.

Bütün bu müdahalelere rağmen son 30-35 yıl içinde fakültelerimizde verilen eğitim sayesinde ülkemizde tefsir alanında önemli mesafeler kat’edilmiştir. Bu dönem içerisinde tefsir yazan muhtelif hocalarımız olduğu gibi genel olarak Tefsir alanında değerlendirebileceğimiz çok sayıda kitap, ders kitabı, makale, madde, tebliğ, tez gibi akademik çalışmalar yapılmıştır. Bunların çoğu Türkçe olmakla birlikte Arapça, İngilizce gibi yabancı dillerde yazılmış eserler de vardır. Birçok hocamızın hazırladığı mealler de piyasada mevcuttur. Yazıları ve bilimsel faaliyetleriyle ülke dışında tanınan hocalarımız da vardır.

Bugünkü tabloya biraz daha derinlikli bakabilir miyiz hocam? İlahiyatların tefsir müfredatı ana hatlarıyla nasıl bir içeriğe sahip?

Ders adları ve saat sayıları itibariyle bugünün eskiden çok farklı olduğunu söyleyemeyiz. Yine birinci sınıfın ilk yarısında Tefsir Tarihi, son yarısında Tefsir Usulü okutuluyor. 2 ve 3. Sınıfların her sömestrsinde 2’şer saat olmak üzere Tefsir dersi bulunmaktadır. 3 ve 4. Sınıflarda Tefsir kapsamında Kur’an Tercümesi Teknikleri, Kur’an’a Çağdaş Yaklaşımlar, Ahkâm Ayetleri, Klasik Tefsir Metinleri, Kur’an’ın Ana Konuları gibi bazı seçimlik dersler bulunmaktadır. Bu dersler öğrenci seçerse açılıyor, seçmezse açılmıyor.

2000’li yıllara kadar İlahiyat Fakültelerinde ders kitabı açısından bir çeşitlilik ve zenginlik yok idi, Tefsir Tarihi ve Usulü derslerinde İsmail Cerrahoğlu’nun Tefsir Usulü adlı kitabı gibi belli bazı kitaplar okutuluyordu. Ancak günümüzde gerek Tefsir Tarihi, Tefsir Usulü açısından, gerekse diğer derslere yönelik bolca doküman, müstakil kitaplar, yardımcı kaynaklar bulunmaktadır. Tefsir derslerinde de öğrenciye okutulacak tefsir metinleri, metnin alındığı tefsir eseri ve müellifi hakkında bilgi, okunan metnin kelime sözlüğü, içerik değerlendirmesi gibi hususiyetleri olan eserler işlenmektedir. Yani bugün, ideal düzeyde olmasa bile eskiye göre Tefsir dersi ve Tefsir kapsamında değerlendirebileceğimiz dersler bağlamında daha zengin, daha çeşitli, daha bol kaynaklara ve imkânlara sahibiz. İsteyen öğretim üyesi bu çerçeve içerisinde daha faydalı olabilir, öğrenciler de daha çok istifade edebilirler.

Cumhuriyet döneminde ilk zamanlar Tefsir dersleri ağırlıklı bir şekilde Arapça bir tefsir eserinin az bir kısmının okunup anlaşılır hale getirilmesinden ibaretti. Uzun süre de böyle devam etmiştir. Günümüzde bu dersler, bunun yanında ayrıca zaman zaman önemli ilmî konuların ele alınıp tartışıldığı bir ortama evrilmiştir. Tefsir eğitimi açısından bir zihniyet değişimi yaşanmıştır diyebiliriz. Eskiden teslimiyetçi, önkabulleri olan ve kutsayıcı bir anlayış varken, bugün eski eserlerin değerlendirildiği, icabında eleştirildiği, yeni bakış açılarının geliştirildiği bir anlayış söz konusudur. Bilhassa bir zamanlar gündemimizi çok meşgul eden tarihsellik-evrensellik tartışmaları, semantik ve hermenötik yaklaşımlar, Müslüman âlimler arasında ciddi bir şekilde münakaşa edilen Kur’an’ı yeni okuma biçimleri, daha önceleri oldukça durgun ve donuk olan Tefsir derslerine bir hareketlilik, bir canlılık katmıştır. Tabii 100’ü aşkın ilahiyat fakültesinin böyle olduğunu iddia edemeyiz, ama önemli bir kısmında bir değişimin yaşandığını söyleyebiliriz.

Peki, sizce bu tablo nasıl daha ideal hale getirilebilir? Şahsen gözlemlediğiniz problemler nelerdir hocam ve sizin bunlara getirdiğiniz çözüm önerileri nelerdir?

Bizim bugün en önemli problemlerimizden biri Arapça konusundaki yetersizliktir. Ben Tefsir dersinde Arapça metin okuyup tercüme etmek yerine, o metni okuyup anlayacağından şüphe duymadığım öğrencimle tefsir meselelerini, muhtelif anlaşılmalara ve tartışmaya açık ayetleri değerlendirmek, müzakere etmek isterim. Ancak Arapça metin okuyup anlama noktasında öğrencilerimizin yaşadığı sıkıntı, bizi Tefsir dersinde metin okuyup onun üzerinden dersi işlemek, daha çok da Arapça metni okuyup açıklamak zorunda bırakmaktadır. Şayet öğrencilerimizin böyle bir derdi olmasaydı, ayetler üzerinden yapacağımız yorum ve değerlendirmelerle öğrencimize hayata yeni bir bakış, ayetleri okumak ve anlamak yönünden yeni yaklaşımlar sergileme, kendisini, ülkesini ve insanlığı ayetlerin ışığı altında yeniden değerlendirme, dünyayı ve olup bitenleri yeni bir okuma biçimiyle okuyup anlama becerisi kazandırmayı isterdim.

Arapça konusundaki yetersizliği gördüğümden odamda istekli belli bir gurup öğrenciyle özel okumalar yapıyoruz. Klasik tefsir metinleri okuyup değerlendirmeler yapmaya çalışıyoruz. Ayrıca öğrencileri, onları Arapça konusunda takviye edecek, geliştirecek güvenilir özel vakıf, dernek gibi yerlere yönlendiriyorum. Bugünün gençleri bizim zamanımıza göre bu konuda daha şanslılar. Çünkü bu tür hizmet veren çok sayıda yer mevcuttur. Bunların güvenilir ve başarılı olanlarından istifade etmek lazımdır.

Yine öğrencilerin Kur’an’a vukufiyet noktasında yetersizliklerini gördüğüm için istekli belli bir gurup öğrenciyle Kur’an okumaları yapıyoruz. Nüzul sırasını esas alarak yaptığımız bu okumalarda sık sık önemli mevzuları kendi aramızda tartışıyor, değerlendirmeler yapıyoruz. Bunların, öğrencilerin gelişmesinde büyük katkıları olduğunu görüyorum.

Son olarak, bugün tefsir sahasında ilerleyecek ilahiyatçıların ne gibi hususiyetlere sahip olması gerekiyor? Özellikle çağdaş dünyanın ihtiyaçlarını göz önünde bulundurursak, bu sahanın uzmanlarına neler tavsiye edersiniz?

Öğrencilerimizin Arapça bilgilerini halletmeleri şarttır. Hatta bunu fakülte eğitimi başlamadan yapmalıdırlar. Elimden gelse İlahiyat Fakültelerinden Arapça ve Kur’an-ı Kerim derslerini kaldırırdım; bunu, onlara karşı olduğum için değil, bunları öğrencinin fakülteye gelmeden halletmesi gerektiğine inandığım için söylüyorum. Bu düşüncem, Türkiye gerçeklerine aykırı ise de yine de bu kanaatteyim… Ben isterim ki, öğrencim fakülteye geldiğinde Arapça noktasında bir problemi olmasın, ben burada onunla Arapça metinleri okuyup tartışayım, ona Arapça öğretmek zorunda kalmayayım. Burada eğitime başlayan biri, Kur’an okumayı tamamıyla halletmiş olmalıdır; Kur’an Kursu gibi burada elifbayı öğretmemeliyim. Kur’an-ı Kerim dersi yerine, Kur’an’ı okuyup anlama, belli bazı konularda müzakereler, münakaşalar yapma yönünde eğitim vermeliyiz.

Bunun yanında İngilizce konusunda da öğrencimin donanımlı olmasını isterim. Dil problemi olmamalı, Arapça ve İngilizce konuşabilmeli, okuyabilmeli, anlayabilmelidir.

Biz burada onlara değişen ve gelişen dünyayı farklı bir şekilde okuyup anlama yeteneği kazandırmakla uğraşmalıyız. Kendi kültürel mirasları üzerine yeni kazanımlar eklemeli, donanımlarını geliştirmeliyiz. Geçmişi, bugünü ve geleceği anlayıp değerlendirecek beceriler kazandırmalıyız. Bu konularda eksiklik hisseden öğrencim, biran evvel kendini geliştirmeli, eksiklerini gidermelidir.

Öğrencilerimizin ne yazık ki Osmanlıca metinleri, elyazmalarını okuma ve anlama yönünde çok büyük eksikleri var. Dünyada bu konuda bize benzer başka milletler var mı, bilmiyorum, ama bildiğim bir şey var ki, bu çok büyük bir kusurdur. Geçmişte bu konuda yapılanları eleştirmek bize bir şey kazandırmaz; bir sıkıntımız var; ecdadımızın yazdıklarını okuyamıyor, anlayamıyoruz; kütüphanelerimizde bulunan binlerce eserimiz var; onlara uzak duruyor, yanlarına sokulmak istemiyoruz. Bugün bu sorunu çözmeye odaklanmalıyız. Bu eserler arasında tam, noksan, cüz, sure, ayet tefsiri şeklinde yüzlerce tefsir kitabı vardır. İncelenmeyi, işlenmeyi bekleyen bu eserler üzerinde çalışma yapmaya maalesef öğrencileri ikna edemiyoruz. Ne yazık ki lisansüstü eğitim için de bu sorun aynen geçerlidir. Bir şekilde çocuklarımıza bu eserlere muttali olmanın, onları incelemenin yolunu-yordamını öğretmeliyiz ve öğrenci fakülteye geldiğinde bu donanıma sahip olarak gelmelidir. Meraklı ve ilgili öğrencilerin bu alana da yönelmelerini tavsiye ederim.

Öğrencilerimin ilmî çalışma ve araştırmalarını kolaylaştıracak teknolojiyi çok iyi kullanacak şekilde bilmelerini isterim. Bugün teknolojik gelişmeler bizlere kısa bir zamanda çok güzel çalışmalar yapma imkânı sağlamaktadır. Bunlardan haberdar olmak ve kullanabilmek lazımdır.

Öğrencilerimiz en azından belli bir kısmının araştırmacı ve üretici bir ruh ile hareket etmesini arzu ederim. Öteden beri yapmayı düşündüğümüz projelerimiz var, ancak ilgili öğrenci, meraklı arkadaş bulamadığımız için bunları yapamıyoruz veya ortak çalışma gerektiren bu işleri bireysel olarak yapmak zorunda kalıyoruz. Onun için öğrenciler fakülte yıllarında bu ruhla hareket edebilmeli, üretim yapabilmelidir.

Hidayet Aydar hocam, zahmet verdik. İlim Dergisi olarak teşekkür ediyoruz. Çalışmalarınızda başarılar dileriz. Eklemek istedikleriniz varsa buyurun…

Bütün öğrencilerimize başarılar diliyorum… Tüm öğrencilerin tefsir alanında ortalama bir bilgiye sahip olmaları için çalışıyoruz, ama bazı öğrenciler daha iyi yetişmelidir. Herkes âlim, akademisyen olamaz, bir kısmı bu işi yapacak. İşte bunu yapmak isteyenlere kapımız açık, buyursunlar gelsinler, hep birlikte ilim adına güzel işler yapalım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir