Türk-Tatar Tarihinin Büyük Üstadı Muhammed Murad Remzi

Mektûbât-ı Rabbâni ve Reşehât Mütercimi, Türk-Tatar Tarihinin Büyük Üstadı: Muhammed Murad Remzi (1854 – 1934)

* Orhan Ençakar & Abdulkadir Yılmaz


Muhammed Murad Remzi, 10 Ekim 1854’te Batırşah Abdullah’ın dördüncü ve en küçük çocuğu olarak, bugün Rusya içinde bulunan Tataristan Cumhuriyeti (Kazan Ülkesi) Minzele ve Çallı kasabaları bölgesindeki Elmet Köyünde dünyaya gelmiştir. (Bkz. “Doğumunun 130. ve Ölümünün 50. Yılı Dolayısıyla Kazanlı Tarihçi Murad Remzi”, Ahmet Temir: 495. İmam-ı Rabbânî’nin Mektubat’ının Arapça tercümesinin sonuna Murad Remzi’nin arkadaşlarından biri tarafından eklenen biyografide ise mütercimin Hicri 1272 yılı Rabiu’l-Ahir ayının ortalarında Salı günü dünyaya geldiği belirtilmektedir. el-Mektubat: III, 188. Bu ise Miladi olarak Aralık 1855 yılına tekabül eder.)

Murad Remzi 6 yaşında iken, okuma yazmayı, Kuran tilavetini ve ilk dini bilgileri annesinin, kızlar için evinde açmış olduğu ilk mektepte öğrenmiştir. 8 yaşına geldiğinde ise bölgenin meşhur hocalarından Molla İsmail Kaşgâri’nin talebelerinden olan dayısı Şeyh Molla Hasenüddin’in köy medresesine başlamış, kısa zamanda Arapça ve Farsçasını oldukça ilerletmiştir. 18 yaşına kadar mülazemet ettiği dayısının yanında Sarf, Nahiv, Mantık, Ahlak, Fıkıh ve Kelam ilimlerini okumuştur. (el-Mektubat, III, 188.)  Elmet köyünün medrese hocası ve büyük mahalle imamı olan dayısı, kendisinin yetişmesinde çok emeği vardır.

Dayısının teşvik ve tavsiyesi ile 1290/1873 yılında 18 yaşında iken (el-Mektubat, III, 188. Ahmet Temir’in makalesinde (s: 499) ise 1869 tarihi verilmekte ve Murad Remzi’nin bu sırada 15 yaşında olduğu geçmektedir.) Elmet köyünden ayrılarak Şihabuddin el-Mercani’nin “Kazan”daki medresesine gelmiş fakat arzu ettiği tarzda bir eğitim faaliyeti bulamadığı gerekçesiyle (Ahmet Temir: s: 499.) yaklaşık iki sene sonra Trovski’ye (Troitsk) gitmiştir. Burada Molla Şerafeddin ve Molla Muhammed Can’ın Medresesinde kalan Murad Remzi, bu hocalardan “Şerhu’l-Akaid” ve Mantık ilminden Haşiyeleriyle birlikte “Süllemü’l-Ulum” (Mektubatın sonundaki tercüme-i halde, bu kitabın manzum “Süllemü’l-Ulum” kitabından başka bir mantık kitabı olduğu belirtilmiştir: III, 188.) isimli kitabı okumuştur. (el-Mektubat: III, 188.)

Daha sonra Taşkent üzerinden Buhara’ya doğru yola çıkan Murad Remzi, iki ay Taşkent’te kalıp “Şerhu’l Akaid” ve “Şerhu Hikmeti’l-Ayn” derslerine katılmıştır. 1293/1876 yılında Buhara’ya varan Murad Remzi burada da Molla Abdulmüfti el-Kazani ve Molla Abdüşşekur et-Türkmani’den bu bölgedeki yaygın ilim anlayışına uygun olarak et-Taftazani’nin “Tehzibu’l-Mantık” isimli eseri üzerine Allame ed-Devvani tarafından yapılan şerhin “Hamd” bahsini dört haşiyesiyle birlikte 6 ayda okumuştur.

Bu tarz bir ilim tahsilinin zaman kaybı olduğunu anlayan ve burada da umduğunu bulamayan Murad Remzi ikinci kez Taşkent’e geri dönmüş ve burada ikamet ettiği iki sene boyunca bölge âlimlerinin derslerine katılmış ve tekkesinde kaldığı bir şeyhin yanında gördüğü çok sayıda tasavvuf ve siyer kitabını mütalaa fırsatı bulmuştur.

Taşkent’teki tekkede ikameti sırasında büyük bir fikri değişim yaşayan Murad Remzi, tekkedeki siyer kitaplarını mütalaa ederken Hz. Peygamber efendimizi (s.a.v.) rüyasında görmüş ve bölgedeki şeyhlerden birine intisap ederek tarikata girmiştir. (el-Mektubat: : III, 189)

İkinci defa Buhara’ya yolculuk yapmaya niyetlendiğinde dostlarından birisinin teşvik ve tavsiyesi üzerine Hicaz’a gitmeye karar veren Murad Remzi 1295 senesinin Şevval ayında Cidde’ye ulaşmış (Ahmet Temir makalesinde bu tarihi Miladi 1876 olarak vermiştir: s, 500.) önce Mekke’ye giderek Hac vazifesini ifa etmiş daha sonra da Medine medreselerinin daha iyi olduğunu duyunca Medine’ye gitmiştir. (Ahmet Temir: s, 500.)

Medine’de ilk olarak Eminağa (Ahmet Temir’in makalesinde Beşirağa olarak geçmektedir.) Medresesine, bir ay sonra da Şifa Medresesine, 8 ay sonra da imtihanla Mahmudiye Medresesine giren Murad Remzi, bütün varlığını aşığı olduğu Arabiyat, Tefsir, Hadis ve Fıkıh derslerine vermiştir. Aynı yıl Kur’an hıfzını tamamlayan, “İhya-u Ulumiddin”in çoğunu ve bir kısım tasavvuf kitaplarını mütalaa eden Murad Remzi, Medine’ye yeni gelen ve hemşerisi olan bir âlimden de Usul-i fıkıh ilmine dair “et-Tavzih” isimli kitabı, haşiyesi “et-Telvih” ile birlikte okumuştur. (el-Mektubat: III, 189.)

Medine’deki tahsil hayatı esnasında orada bulunan yerli ve yabancı birçok âlimden ders ve icazet alan Murad Remzi, yine burada Nakşibendî tarikatı Şeyhi Muhammed Mazhar’a intisap etmiştir. (el-Mektubat: III, 189.)

Murad Remzi, gerek müderrisleri, gerek kütüphaneleri gerekse de ikamet açısından Medine’den çok memnun kalmıştır. Bununla birlikte medresenin vakıf yardımının az olması ve Osmanlı-Rus savaşı yüzünden Kazan ve Türkistan taraflarından kendisine yardım getirecek hemşerilerinin hacca gelememesi sebebiyle Medine’deki tahsil hayatının birkaç yılı fakr u zaruret içinde geçmiştir. (Ahmet Temir: s, 500.)

Şeyh Mazhar’ın sohbetinde iken Medine’de şiddetli bir hastalığa tutulan Murad Remzi, hava değişikliği için şeyhinden izin alıp memleketine dönmüştür. Birkaç ay memleketinde kaldıktan sonra gittiği yıl içerisinde Hicaz’a dönmüş, Hac’dan sonra Mekke’de ikamet etmiş ve Medine’ye dönmemiştir. (Ahmet Temir bunun 1880 yılında olduğunu belirtir: s, 500.)

Burada Dağıstanlı Şeyh Abdulhamid Efendi’nin sohbetlerine katılmış, daha sonra yine memleketine gitmiştir. Aynı yıl Hicaz’a geri dönen Murad Remzi 18 gün Medine’de kaldıktan sonra tekrar Mekke’ye dönmüş, Hac vazifesini ifa ettikten sonra burada ikamet ederek adı geçen Şeyh Abdulhamid Efendi’den “Sünen-i Ebû Davud” okumuş ve tarikat sohbetinden istifade etmiştir.

1301 yılında Şeyh Mazhar’ın hizmetinde bulunmak amacıyla Medine’ye gitmeye karar veren Murad Remzi, şeyhinin ölüm haberini alması üzerine bu kararından vazgeçmiş ve Abdulhamid Efendi’nin sohbetlerine devam etmiştir.

Aynı senenin sonunda Abdulhamid Efendi’nin ölümü üzerine son derece hüzünlü ve sıkıntılı günler geçiren Murad Remzi, Hindistan’a gidip oradaki Şeyhlerden tarikat terbiyesine devam etmek istemiş, ancak Şeyh Abdulhamid Efendi’nin yerine Şeyh Muhammed Salih’in geçmesi üzerine ona bağlanmış ve seyr-i sülûküne devam etmiştir.

1302 yılının Recep ayında, Şeyh Muhammed Salih’in Medine’ye gitmesi üzerine sıkıntılı ve hüzünlü hali yine geri dönen Murad Remzi, bu halden kurtulmak ve ihvana faydalı olmak amacıyla “Reşahât”ı Arapçaya çevirmeye başlamıştır.

Şeyh Muhammed Salih’in kendisine Medine’den mektup yazarak verdiği hilafeti layık olmadığı gerekçesiyle kendisinden geri almasını istemiş; fakat bu isteği kabul görmemiştir. Nitekim Şeyh Muhammed Salih Mekke’ye geri döndüğünde kendisine hem sözlü olarak icazet vermiş hem de hırka giydirmiştir.

Murad Remzi, Şeyh Muhammed Salih Mekke’ye geri döndüğünde Arapçaya tercüme ettiği “Reşahat”ı kendisine takdim etmiş, bunu çok beğenen şeyh efendi de basım masraflarını üstlenmiş ve kendisinden İmam-ı Rabbânî’nin Mektubat’ını Arapçaya tercüme etmesini istemiştir. Bunun çok zor bir iş olduğunu söyleyen Murad Remzi’ye şeyhi: “Meşayihin hürmetine Allah sana yardım eder” diyerek kendisini bu işe teşvik etmiştir.

Şeyhinin emrine imtisalen hicri 1303 yılının Şaban ayında başladığı Mektubat tercümesini 14 ay sonra 1304 yılının Zilkade ayında tamamlamaya muvaffak olmuştur. (Reşahatta olduğu gibi Mektubat tercümesinin de basım masraflarını üstlenmek isteyen Şeyhinin ömrü buna vefa etmemiş ve 1307 yılında vefat etmiştir. Mektubat’ın Arapça tercümesi daha sonra Murad Remzinin hemşerileri tarafından 1317 yılında bastırılmıştır. Bkz. el-Mektubat: III, 190.)

Kütüphane ve arşivlerde tarihle ilgili araştırmalar yapmak ve belgeler temin etmek maksadıyla Miladi 1902-1914 yılları arasında Mekke’den İstanbul’a, Kazan’a ve Türkistan’a seyahatlerde bulunan Murad Remzi, 1914 yılında ailesiyle birlikte çıktığı son Rusya seyahatinde çıkan Türk-Rus harbi neticesinde burada mahsur kalmıştır. Bunun üzerine ailesiyle birlikte Kazan’a dönen Murad Remzi, daha sonra Orenburg civarındaki Tüz Tübe kasabasına yerleşmiş ve 1915–1917 yılları arasında sivil esir olarak Rus hükümeti tarafından burada ikamete mecbur edilmiştir. (Ahmet Temir: s, 503.)

1919 yılında çok ağır şartlar altında Doğu Türkistan’a giden Murad Remzi İmam ve Müderris olarak yerleştiği Çögecek bölgesinde 1934 yılında 80 yaşında iken vefat etmiştir. (Ahmet Temir. s, 504.)

Murad Remzi’nin Reşahat ve Mektubat tercümeleri dışında şu eserleri vardır: (Ahmet Temir: 502.)

  • Telfîku’l-Ahbâr ve Telkîhu’l-Âsar fî vekâi’i Kazan ve Bulgar ve Mülûki’t-Tatar, II Cilt. (Orenburg 1908; Beyrut 2002)

Bu eserin yazılış sebebi ve basılışı hakkında Murad Remzi, oğlu Fehmi Murad’ın kaleminden çıkan hatırlarında şöyle diyor:

“Rusların, biz Türk ve İslam ahalisine ve memleketlerine yaptıkları ve yapmakta oldukları zulmü, umum âlemi İslam’a bildirmek için iki ciltten ibaret olan Türk ve Tatar tarihini Arapça yazarak neşre muvaffak oldum. Bu eserim, 1908’de Rusya’da Orenburg şehrinde Vakit ve Şura Matbaasında basılmıştır.” (Ahmet Temir: 503.)

“Telfîku’l Ahbâr”ın içeriği incelendiğinde Murad Remzi’nin en önemli eseri olduğunu söyleyebiliriz. Türk-Tatar ırkı, Kazan ve Maveraünnehir ilim geleneği ve bölge âlimlerinin biyografilerine dair çok önemli bilgiler ihtiva eden bu eserin, konuya vakıf mütercimler tarafından Türkçeye tercüme edilmesi faydalı olacaktır.

  • Tenzîhu’l-Keşşâf Ammâ Fîhi Mine’l-İ’tizâli ve’l-İnkişaf,
  • Meşâyiatü Hizbi’r-Rahman,
  • Mevlidü’n-Nebi,
  • İnsaf,
  • Hürriyet Kasidesi,
  • Arap sarfı,
  • Arap Nahvi,
  • Aruz,
  • Türkçe Kuran Tercümesi,
  • Telfîku’l-Ahbâr’ın Türkçesi,
  • Türlü gazete ve dergilerde basılmış pek çok makale ve risaleler.

Muhammed Murad Remzi’nin hayatı hakkındaki bu malumat, arkadaşlarından biri tarafından kaleme alınıp Arapça Mektubat’ın sonunda basılmış olan biyografi ile 1986 yılında Belleten Dergisinde (Cilt: L Sayı: 197) yayınlanan Prof. Dr. Ahmet Temir’e ait “Doğumunun 130. ve Ölümünün 50. Yılı Dolayısıyla Kazanlı Tarihçi Murad Remzi” isimli makaleden derlenmiştir. Daha fazla malumat için bu iki kaynağa müracaat edilebilirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir