Elmalılı Hamdi Efendi’yi Yeniden Okumak

O’nun ruhunun, bedeni ile çehresine akseden manasını vasıflandırmak isterken şu portreyi çizmemiz lazım geliyor: Vakar dolu bir alın, haya dolu bir çehre; şiddet dolu bir bakış, iman dolu bir sine. [1]


Kısa Biyografi: Elmalılı’nın İlmi Tekâmülü


Muhammed [2] Hamdî Efendî, Numan b. Mehmed adında âlim bir zatın oğlu olarak hicri 1295 (m. 1878) yılında Antalya Elmalı’da dünyaya gelmiştir. Doğduğu yere nispetle “Elmalûlî-Elmalîlî” diye meşhur olup daha sonraki yıllarda “Yazır” soyadını almıştır. [3] Eğitimine Elmalı’da başlayan Muhammed Hamdi Yazır, babasından ve müderris Sofu İbrahim Efendî’den dersler almıştır. İlk ve orta tahsîlini memleketinde ikmal ederken aynı zamanda o yaşlarda hâfız olmuştur. Dayısı Mustafa Zekaî Efendî’nin delaletiyle 1895 yılında İstanbul’a gelerek Küçük Ayasofya Medresesi’nde derslere başlamıştır. Kayserili Mahmud Hamdi Efendî’nin derslerine devam ederek 1906 senesinde kendisinden icazet almıştır. İsminin hocasının ismiyle aynı olması münasebetiyle hocasına “Büyük Hamdî”, kendisine “Küçük Hamdî” denmiştir. 1905 yılında girdiği ruûs imtihanını kazanan Hamdî Efendî, Beyazıt’ta dersiâm olarak tedrîse başlamıştır. Ve bu sene zarfında Mektebe-i Nüvvâb’dan birincilikle mezun olmuştur. Hamdî Efendî, islami ilimlerle birlikte başta felsefe-mantık olmak üzere biyoloji, tıp, kimya, matematik, edebiyat ve hüsn-i hat gibi farklı branşlarla da meşgul olmuştur. Klasik/Divan şiiri tarzında muhtelif gazeller yazmıştır. [4] Bakkal Arif Efendi ile Sami Efendi’den hüsn-i hat icazeti almıştır. İbnü’l-Emîn’in Son Hattatlar kitabında kendisinden bahsetmesi O’nun bu alandaki behresini îzahtan varestedir. [5] Arapça, Farsça ve Fransızcayı ileri düzeyde bilen Hamdî Efendî [6], İstanbul’un muhtelif medreselerinde, çeşitli kademelerde müderrislik yapmıştır. Beyazıt Medresesi’nde iki yıl dersiâmlık yapmış, Medresetü’l-Mütehassısîn’da ve Medresetü’l-Vâizîn’de usul-i fıkh, Mektebe-i Nüvvâb ile Mektebe-i Kudât’ta fıkh, Mektebe-i Mülkiye’de vakıf hukuku, Süleymaniye Medresesi’nde mantık dersleri vermiştir. 1919 yılında Süleymaniye Medresesi müderrisliğine yükselmiştir. [7] 1915-1917 yıllarında Huzur Dersleri’ne muhâtab olarak katılmıştır. [8]

Ana hatlarıyla portresini çizdiğimiz Hamdî Efendî’nin 64 yıllık bereketli hayatı, 27 Mayıs 1942 yılında son bulmuştur. Vefatı ilmiyeyi o denli hüzne gark etmiş olacak ki zamanın Mevlevi simalarının önde gelenlerinden Ahmed Remzi Dede (Akyürek) vefatı üzerine şu tarihi düşmüştür:

Allâme-i müdekkik Elmalîlî mühakkik

Esmâr-ı ilmi aldı eksiltti gitti Hamdî

Nefsinde yoktu noksân tefsîri elde burhân

Ahdü’s-Semiyyi el-Hakk berkitti gitti Hamdî

Hulk-ı Muhammedî’de bir merd idi güzîde

Mûr-ı zayifi sanma incitti gitti Hamdî

Enmûzec-i Seleftin sen mefhar-ı haleftin

Sermeye-i fazâil hem bitti gitti Hamdî

Set-satr-ı Sûre-i Hamd ile yazdık târîhin

Zîr-i livâ-i Hamd’e azm etti gitti Hamdî (1361)


Elmalılı’nın Terike-i İlmiyesi


Meşrutiyet, Mutlakıyet ve Cumhuriyet devirlerinde yaşayan Hamdi Efendi, Mutlakıyetten Cumhuriyete geçiş döneminde verdiği eserlerden anlaşılacağı üzere, tefekkürün ahiri ömrünü yaşadığı bir dönemde en büyük mütefekkirlerden birisidir. İslam’ın/Osmanlının siyasal alanda tahribe uğradığı bir zamanda ilim ve fikir cephesinde kaleme aldığı eserler, İslam Düşüncesinin asırlardır ortaya koyduğu müktesebatın tekrardan meseleleri çözmeye ziyadesiyle muktedir olduğunun bir nişanesidir. İslam’ın siyasal ayağı zaman zaman yenilgiye maruz kalsa da İslam Düşüncesi hiçbir asırda yenilgiye uğramamıştır.

Hamdi Efendi irili-ufaklı, matbu’-gayr-i matbu’ 10’un üzerinde eser telif ve tercüme etmiştir. Bunlar arasında en esaslı ve en muteber olan telifi tartışmasız “Hak Dini Kuran Dili” tefsiridir. Hamdi Efendi hukuk alanında da çok ciddi müstakil eserler ve makaleler kaleme almıştır. Hamdi Efendi’nin ismi zikredildiği vakit, akla direkt tefsiri ve bazı hukuk alanındaki çalışmaları gelse de, felsefe, tasavvuf, kelam, şiir ve hüsnü hat gibi alanlarda ne kadar otoriter olduğu da görülebilir. [9]


Elmalılı’nın Fransızca Öğrenmesine Dair Küçük Bir Hatıra


İstanbul eski müftüsü Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı’nın beyanına göre, Elmalılı’nın Fransızcayı öğrenmeye karar vermesine sebep olan hadise, Hüseyin Cahit ile aralarında geçen konuşmadır. Ahmet Nedim Serinsu, Babanzade Ahmet Naim’e dair hazırladığı lisans tezi için 1978 senesinde bilgi toplamak amacıyla ziyaret ettiği Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı’nın Elmalılı’nın Fransızcayı nasıl öğrendiğini şu şekilde anlatmış:

“Naim Bey, Fransızcayı bir kere iyi bilirdi. Fransızcadan Janet’in müşterek bir Tenkid-i Tarih-i Felsefesi var. Onu Naim Bey tercüme etti. Naim Bey bizzat kendisi bana hikayet etti; Hoca Efendi, Küçük Hamdi Efendi’den (Elmalılı) de duydum. Küçük Hamdi Efendi de onu tercüme etti. Naim Bey tercüme etmedi, o tercümeyi gördükten sonra. Fakat rektör o zaman, -Darülfünun Emini (Eskiden üniversite de denmezdi, Darülfünun denirdi) Naim Bey demiş, sen Fransızcayı hepimizden iyi bilirsin. Bu kitap ağır bir kitap, bunu ne olur tercümeye bir himmet buyursanız da Darülfünunumuz böyle bir eseri kazanmış olsa.- ‘Ben de dedi, nasılsa yanılmışım he demişim dedi. O gün bu gün de işte kitabı da elde ettim. Ötesine berisine bakıyorum, tasarlıyorum ki tercüme edeceğim diye. Zaman biraz uzamış olacak, bir de baktım ki gazetede bir ilan: Elmalılı Muhammed Hamdi şu Felsefe tarihini tercüme etmiş. -Dersiam, Hoca; oh! o bu kadar Fransızca bilmemesi lazım gelir.- Aldım eserin aslını karşılaştırıyorum, hocamın tercümesiyle. Karşılaştırdıkça utanıyorum. Utandıkça Allah’a şükrettim. Meğerki o eseri tercüme etmek için ellerini birbirine vurarak hem de bunu sınıfın içinde söylüyor. O kadar tevazu olacak şey değil. Yalnız Fransızca bilmek kâfi değilmiş. Bir de Hamdi Efendi kafası taşımak lazımmış. Hamd-ü sena Allah’a, iyi ki beni bu hacaletten muhafaza buyurdu, bu türlü tercümeyi suret-i katiyede ben yapamazdım. Aldım kitabı dedi, gittim Hoca Efendiye, Hoca Efendi demiş, bir kere hocalık bakımından bir elini öpeyim. Dostlukları o zaman pek ilerlemiş değildi. Sonra çok ahbab oldular. Orada çok defa rastlardım. Nihayet, bir elini hoca olarak, bir de iki elini öpeceğim, beni hacaletten kurtardığınız için. Efendim demiş, bizim bir atımlık barutumuz vardı. Ben bilmezdim, tasavvur edemezdim, bir hocanın bu kadar Fransızca bilir olmasını. Türkçenizden hiç şüphem yok; ama Fransızcaya bu kadar vukuf elde etmeniz, deyince, Hamdi Efendi demiş ki: Bundan altı ay evvel bende bir Fransızca merakı başladı, demiş. Sebep de şu oldu Naim Bey: Hüseyin Cahit Bey ile bir gün görüşüyorduk. O zamanlar Evkaf Nazırı olduydu Hamdi Efendi. İşte Hocalar Arapçayı iyi bilirler. Ama Arapçayı bildiklerinin dörtte biri kadar bile Frenk lisanlarından birini bilselerdi daha faydalı olur idiler. Hocaların hiç biri bu lisanları, Fransızcayı hiç bildikleri yok. Bir tane hoca göstersinler bana, tövbe edeyim, söylemeyeyim. Şimdi üzdü beni bu lakırdı. Hemen oradan ayrıldım. Sahaflara uğrayıp Fransızca gramer kitapları satın aldım. -Altı ay sonra bir punduna getirip Hüseyin Cahit’e kendini imtihan ettirir.- Hüseyin Cahit: Manasını da tercümesini de yaptın. Eee niye söylemedin o vakit? Elmalılı: Ne bileyim ben. Umursamadım o zaman. Sonra sonra tesir etti. Şimdi sen beni imtihan ettin, ben de seni imtihan edeceğim. Cebinden grameri ağır Fransızca bir mantık kitabı çıkararak: Şuradan şuraya kadar okuyuver: Baktım kızardı, bozardı. Hüseyin Cahit: Canım hocam, bu klasik eserdir. Şimdi sözlük lazım. Onu da nereden arayıp bulacaksın, deyince Hamdi Efendi: Ama ben sözlük istemedim. İşte okudum, aldım, geldim. Hüseyin Cahit: Anladım, anladım. Fena üzülmüşsün sen, demiş. Hoca Efendi de: Üzüldüm; bilirken bilmezliğe düştüm. Bu şekilde öğrendim demiş. Naim Bey, bu şekilde Hamdi Efendi’nin bu eserini bize tanıttı. Onun için çocuklar dedi, ben o kitabı size ders kitabı olarak tavsiye ediyorum. O kitaptan derslerimizi takip edeceğiz. Orada birtakım haşiyeler vardır. Onlar kimsenin aklına gelmez. O müelliflere karşı çıkacak kuvvet ve kudret sahibi de Hocadan başka pek bulunmaz. O haşiyeleri (dipnotları) de beraber okuyacağız. Ve bu şekilde Hocanın fazl-u kereminden istifade edeceğiz, dedi”.[10]


Metafizik ve İlahiyat Sahalarında Cevelân Eden Bir Akıl


Evet, Hamdi Efendi tartışmasız çok büyük bir müfessir ve çok büyük bir hukukçudur. Ama öte yandan da ma’kulat/akliyat kısmında tasnif edilen ilimlerde de ciddi behresi olan bir allamedir. Bunun en büyük göstergesi Fransızcadan felsefe-mantık alanında yaptığı iki ciddi tercümedir.

Hamdi Efendi’nin Fransızcadan yaptığı tercümelerden birisi İngiliz Mantıkçı Alexander Bain’in “Logic: Deductiv and Inductiv” adlı eseridir. 1870 senesinde Aberdeen’de İngilizce telif edilen bu eser, Cabriel Compayre tarafından 1875 yılında Fransızcaya tercüme edilmiştir. Elmalılı Hamdi Efendi’nin Metalib ve Mezahib tercümesinin dibacesinde ifade ettiği gibi, Daru’l-Hilafe Medreselerine bağlı yeni Süleymaniye Medresesinde mantık hocalığı yaptığı sırada bu eseri Fransızcadan “Mantık-ı İstintâcî ve İstikrâî” adıyla Türkçeye tercüme ederek öğrencilerine okutmuştur.[11]

Tercümelerden bir diğeri ise Paul Janet ve Gabriel Seailles çifti tarafından 1886 yılında Paris’te yazılan “Histoire de la Philosophie: Les Problemes el Les Ecoles” adlı kitaptır.[12] Hamdi Efendi, 1926 yılında bu eseri “Tahlîl-i Târîh-i Felsefe: Metâlib ve Mezâhib Mâ-Ba’de’t-tabîa ve Felsefe-i İlahiyye” ismiyle başına 40 sayfalık bir mukaddeme yazarak ve tercüme ettiği ilahiyat ve metafizik kısımlarına birçok dipnotlar ekleyerek, kitabı müstakil telif edercesine tercüme etmiştir. Hamdi Efendi mukaddemede bu metnin önemine ve tercümesine duyduğu özleme değinerek şunları söyler: (…) Bu babta mürâcaat ettiğim âsâr içinde Fransız Feylesoflarından müteveffâ Pol Jane’nin Metâlib ve Mezâhib unvanlı tarîh-i felsefesini tam manasıyla ilmî ve felsefî ve bî-nazîr bir eser câmi’ buldum. Zamanımıza kadar gelen Garb cereyân felsefesine vukufu bu eserin tekeffül edeceğini ve bunu okuyacak ulemâ-i İslamın efkâr-ı garbiyyeyi müteferrik vesâid içinde taharrî etmekten müstağnî kalacaklarını anladım. Tarîh-i felsefe müderrislerinden bir haylî zevâta bunun tercemesini tavsiye ve ricâ ettiğim ve vaadler aldığım halde bu vadini incâz etmedi. Şu bir iki sene zarfında bilcümle iştigâlâtı resmiyemden vareste ve bütün derslerimden fâriğ ve mahrum bir surette uzlet-i neşîn kaldım. Bu sırada bu kitabın felsefe-i ilahiyye kısmından bed’ ile aşağıdan yukarı tercemesine mübâşeret ettim. Evvala bunu sâniyen mâ-ba’de’t-tabîa kısmını itmâma muvaffak oldum. Bu kısım bizim en büyük ihtiyâcât-ı felsefemizi istîâb ettiği için aksâmı sâiresini beklemeden mevkı-ı intişâra konulmasını ve klasik kitapların yani kütüb-i münakkaha-i müdevvenenin lisânımıza terceme ve naklinden pek ziyâde bahs edilen şu zamanda bunun bir nevi başlangıç oluvermesini temennî etmekten gönlümü alamadım. (…)

Mukaddemenin kıymet-i ilmiyesine dair Darülfünun müderrislerinden Mehmet Emin Erişirgil şunları kaydediyor: (…) Kitaptan çok dîbâce kıymetlidir. Bu dîbâce ayrı intişâr etse yine kıymetinden kaybetmezdi. Çünkü baştan başa okuyunca felsefî mesâili kavrayan bir zekânın tesiri altında bulunduğunuzu hemen fark ediyorsunuz. Vâkıa içindeki bazı fikirlere iltihâk edemiyorum. Ancak mesâil-i felsefîye üzerine yazılmış bir eserin kıymeti parça parça fikirlerin sıhhatinde değil, kavrayış ve görüşündeki vüs’at ve ihâtadadır. Bu mukaddeme ise her cihetten bize muharririn felsefî mesâili anlayıştaki ihâtasını gösteriyor. (…) bu mukaddeme felsefî bir kudreti hâiz bir kalemin eseridir. [13]

Hamdi Efendi’nin kitabın baş tarafına koyduğu hamd-ü sena ise ayrıca takdire şayan, şiir tadında bir nesirdir. Yazılan bütün muhalled eserlerin baş tarafında olmayı hak eden bir şaheserdir.

Evet, Hamdi Efendi bu eserini “Muztarib Bir Kalb” olduğu dönemde tercüme etmiştir. Böyle sıkıntılı bir dönemde, medreselerin kapanmasından ötürü bütün resmi iştigali iptal edilip maişet sıkıntısı çektiği bir dönemde Hamdi Efendi yine de ilimden geri durmamıştır. Hamdi Efendi’yi hezar-fen bir düşünce adamı olarak tanımamıza vesile olan bu tercüme O’nun felsefi meselelere ne derece vâkıf olduğunu gösteriyor. Batı düşüncesinin kol gezdiği bir asırda bir İslam âlimi gibi sistemli düşünebildiği görülen Hamdi Efendi fi’l-Hakîka büyük bir müfessirden öte büyük bir ma’kulat âlimidir. Asıl mesleği felsefe-mantık ve hukuk hocalığıdır.

İlk olarak eski harflerle 1926 yılında neşredilen bu eser daha sonraları sadeleştirilmiş olarak 1978 yılında Eser Neşriyat tarafından basılmıştır. Eser ikinci olarak Asım Cüneyd Köksal tarafından ilk defa aslına uygun biçimde latinize edilip, Fransızca aslıyla karşılaştırılarak, notlandırılarak ve sonuna felsefe sözlüğü ilavesi ile 2019 yılında İnsan Yayınları tarafından neşredilmiştir. Ayrıca Köksal’ın “Meşrutiyetten Cumhuriyete Makaleler” ve “Osmanlı Anayasasına Dair” başlıklı yayına hazırladığı iki eser de takdire şayandır. Özellik Metalib ve Mezahib kitabının neşri, Hamdi Efendi’nin eserlerini çalışacak kimseler için numune-i imtisal mesafesindedir. Bu vesile ile hocaya teşekkür ederiz.


[1] Nurettin Topçu, Mehmet Akif, S. 22, Dergâh Yayınları, Mart 2016.

[2] Ömer Nasuhi Bilmen, Muhammed yerine Mehmet ismini kullanmıştır. Ancak daha sonraki yıllarda Muhammed Hamdi Yazır olarak kullanıla gelmiştir.

[3] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi Tabakatü’l-Müfessirin, C. 2, S. 418, Semerkand Yayınları, 2014.

[4] Fatma Paksüt, “Merhum Dayım Hamdi Yazır”, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Sempozyumu, (4-6 Eylül 1991) TDV, Ankara, 1993.

[5] Mahmud Kemal İnal, Son Hattatlar, 107-110, İstanbul Maarif Basımevi, 1955.

[6] İstanbul’da okuyan bir Arap öğrencinin O’nu Arap sanarak “Hamdi Efendi Türkçeyi çok güzel öğrenmiş.” dediği nakledilir.

[7] İshak Özgel, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın Tefsiri ve Hakkında Yapılmış Çalışmalar Bibliyografyası, Türkiye Araştırmalar Literatür Dergisi, 327-362, C. 10, S. 19-20, 2012.

[8] Ebu’l-Ula Mardin, Huzur Dersleri, S.241.

[9] Hamdi Efendi’nin, İslam Hukuk Kamusu, Hüccetüllahi’l-baliğa Tercümesi ve birçok şiirinin bulunduğu terikenin biran önce okurlar ile buluşmasını temenni ediyor ve sabırsızlıkla bekliyoruz.

[10] Darülfünun’da ders esnasında geçen bu olay Serinsu tarafından bizzat kasetten kağıda çözümlenerek yayımlanmıştır: Ahmet Nedim Serinsu, Elmalılı M. Hamdi Yazır’ın Fransızcayı Öğrenişi Hakkında Bir Hatıra, s. 104. Ensar Neşriyat, İslami İlimler Araştırma Vakfı.

[11] Ne yazık ki bu eser şimdiye kadar neşredilmemiştir. Elmalılı Hamdi Efendi’nin biyografilerinde bu eserden söz edilse de bu eseri hemen hemen hiç kimse görmemiştir. Ancak Dücane Cündioğlu 27 Nisan 2003 tarihli gazete yazısında şunları söyler: “(… ) Her neyse… Meraklı bekleyiş sona ermiş bulunuyor. İlim âlemine müjdeyi verebilirim: bu tercümenin Merhum Elmalılı’nın meşhur bir talebesi tarafından gayet selis bir surette istinsah edilmiş bir nüshası elimde! Hazırlamakta olduğum ve sonuna da geldiğim yaklaşık 20 kitaplık ‘Tanzimattan Cumhuriyete mantık-bilim külliyatı (1861-1928)’ adlı eserin, bilebildiklerim içerisindeki tek eksiği Elmalılı Merhumun adı malum, kendi meçhul bu efsanevi tercümesinden ibaretti. Şimdi o da tamamlandı hamdolsun! (…)” Cündioğlu külliyatı yayınlamadığı için Elmalılı’nın bu tercümesi hala neşredilmemiştir.

[12] Bakınız: Paul Janet ve Gabriel Seailles, Metâlib ve Mezâhib, çev. Hamdi Bey, İstanbul: Matbaa-i Âmire, 1339 -Şekip Bey, Bergson ve Kudret-i Hayatiyeye Dair Bir Kaç Konferans, İstanbul: Matbaa-i Âmire, 1339, Mehmed Emin, Darülfünun Edebiyat Fakültesi Mecmuası, cilt:3, sayı:2-3, sayfa:159-174.

[13] Paul Janet ve Gabriel Seailles, Metâlib ve Mezâhib, çev. Hamdi Bey, İstanbul: Matbaa-i Âmire, 1339 -Şekip Bey, Bergson ve Kudret-i Hayatiyeye Dair Bir Kaç Konferans, İstanbul: Matbaa-i Âmire, 1339, Mehmed Emin, Darülfünun Edebiyat Fakültesi Mecmuası, cilt:3, sayı:2-3, sayfa:159-174.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir