Rağıp Paşa Kütüphanesi -1-

Resim: 1

Kültür Hazinesi Kütüphanelerimiz -3-

İstanbul’un Laleli semtine uğradığınızda İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi karşısında, kapısının üstünde “Burada kıymetli kitaplar vardır” yazısı bulunan bir külliye vardır. (bkz. Resim:1) Bu külliyede bulunan yapı topluluğunun ana cephesi Ordu Caddesi üzerinde olup, alt katta dükkânlar, üst katta da sıbyan mektebi bulunmaktadır. (bkz. Resim:2) Yazımızın konusu olan kütüphane ve yapı topluluğunun diğer bölümleri yuvarlak kemerli bir kapıdan girilen avlu içerisinde yer almaktadır. Külliyenin ana cephesi Laleli Caddesi’nin 1957 yılında yükseltilmesi ile çukurda kalmıştır. Bundan dolayı kütüphanenin dış görünüşü içerdeki muhteşem görünüşe gölge düşürmektedir. Ayrıca dükkânların koca koca tabelaları da

Resim:2

bunun üzerine tuz biber gibidir. (bkz. Resim:3) Girişin hemen karşısında bulunan ve külliyenin ana binası olan kütüphane avlunun ortasında bulunmaktadır. (bkz. Resim:4) Burada çeşme ve Ragıp Paşa’nın açık türbesi ile bir hazireye yer verilmiştir. Türbenin önünde olduğunu öğrendiğimiz iki sebilden biri ise İslam Ansiklopedisi’nden öğrendiğimize göre işporta dükkânı olarak kullanılıyormuş. Maalesef bugün aynı yere baktığımızda sebil olduğunu anlayacağımız bir yer mevcut değildir.

Bu külliye 18. asırda ismini taşıdığı Koca Mehmed Râğıb Paşa tarafından yaptırılmıştır. (bkz. Resim: 5) Külliyenin yapım tarihi vefatından (v: 23-23 Ramazan 1176h./1763m.) hemen hemen bir ay

Resim:3

önce, kütüphanenin yapımı ise bundan yaklaşık bir sene önce tamamlanmıştır. Nefis bir hatla yazılmış olan “Kütüphane Vakfiyesi” 1137 demirbaş numarasıyla günümüze kadar ulaşmıştır. (bkz. Resim:6)

Koca Ragıp Paşa Kütüphanesi’ni diğer kütüphanelerden ayıran en önemli özellik herhâlde nefis okuma salonudur. Salonun çatısı yerden yaklaşık on üç metre yüksekliğinde bir kubbe ile örtülüdür. Kubbenin dayandığı kolon vasfındaki sütunlar ise demir parmaklıklarla çevrilidir. Bu salon, Koca Râğıp Paşa Kütüphanesi’nin en büyük kitap istif hanesidir. Burada üç adet

Resim:4

ahşaptan imal edilmiş kitap dolabı yer alır. Bu salonun duvarları ise on sekizinci asrın nadide çinileri ile bezenmiştir. (bkz. Resim:7)

1999 depreminden sonra onarımı için kapatılan kütüphane maalesef ancak 2010 yılında restorasyona alınabilmiştir. Şuan (Nisan 2013) onarımı devam etmektedir. Yavaş da gitse aslına uygun şekilde onarımı yapıldığını, güzelim çinilerinin tek tek temizlendiğini ve eskisi gibi parladığını kütüphane memurlarından duymaktayız. Şuan ihalesi duran bu restorasyonun en kısa zamanda ehli tarafından devam etmesi ümitlerimizle…

Kütüphanenin mimari yapısını ve sahibi olan Koca Râğıb Paşa’nın

Resim:5

hayatını anlatan birçok eser -hamdolsun- yazılmıştır. Dolayısıyla biz, bu makalemizde -elimizden geldiği kadar- bunlara kısaca değinip kütüphanenin hammaddesi olan kitapları hakkında bir takım bilgiler vermeye çalışacağız.

Fakat bu kitapları tanımak için öncelikle kitapların sahibi olan Rağıb Paşa’nın hayatını kısaca gözden geçirelim. Paşa 1110/1698 yılında İstanbul’da doğdu. Küçük yaşında tahsiline ihtimam gösterildi. Hoca Salih Efendi’den Farsça, Yusuf Efendizade’den sülüs ve nesih meşk

Resim:6

etti. Kitabet, inşa, hesap ve defter usullerini öğrendiği baba mesleğinin icra edildiği Defterhane’de kendisine “Râgıb” mahlası verildi. Köprülüzade Abdullah Paşa, Bağdat valisi Ahmet Paşa, Hekimoğlu Ali Paşa gibi seraskerlerin yanında kâtiplik, mektupçuluk ve defter eminliği görevlerinde bulundu. 1148 yılında defterdar olarak orduya dâhil edildi. 1153’te 43 yaşındayken reisülküttap oldu. 1157 senesinde ise bundan azledilip vezirliğe yükseltilerek Mısır valiliği ile İstanbul’dan uzaklaştırıldı. 1161 senesinde nişancılığa ve 1170 senesinde ise III. Osman devrinde sadarete getirildi. Sultan III. Osman’ın vefatından sonra III. Mustafa devrinde sadaretten indirilmesi için o kadar ayak oyunlarının oynanmasına rağmen

Resim:7

görevine devam etti. 1174 senesinde bütçeyi denkleştirdiği için iltifata tabi tutulup padişahın hemşiresi/kız kardeşi Saliha Sultan ile evlendirildi. Son günlerini İstanbul Koska’da yaptırdığı külliyesinde geçiren Koca Râğıb Paşa 23 Ramazan 1176/1763 tarihinde vefat etti. Cenazesi Fatih Camii’nde kıldırılıp külliyenin sıbyan mektebi yanında bulunan kabrine defnedildi. (bkz. Resim:8)

Devlet adamlığının yanında ayrıca şair ve tarihçi kişiliği olan Rağıb Paşa kütüphaneleri ve kitapları çok severdi. Kitap ehline, ilim âşıklarına elinden gelen her türlü yardımı yapardı. Dursun Gürlek’in “Ayaklı Kütüphaneler” kitabından öğrendiğimize göre okuyucusuna

Resim:8

yardım etmeyen kendi kütüphane memuruna: Kitapları özenle sakladığınız belli! Onlara hiç el sürmemişsiniz! diye ince bir sitemde bulunduğu anlatılmaktadır. (s.105) Hatta hicri 1158’de Dimeşk’de bulunduğu sırada oranın büyük âlimlerinden olan Ebu’r-Rıza Abdüllatif b. Ahmed ed-Dimeşki’den aldığı icazet kütüphanesinde 1471 numarada bulunmaktadır. (bkz. Resim:9) Ayrıca zamanının büyük hattatı, bizim de kendisini Mushaflarımızdan tanıdığımız Hattat Hafız Osman’a (v:1698) İmam Nisaburi’nin غرائب القرآن ورغائب الفرقان tefsirini yazdırmıştır. Bu tefsir günümüzde “Tefsiru’n-Nisaburi” adıyla meşhurdur ve bu nüsha kütüphanesinde 97 demirbaş numarasında bulunmaktadır. (bkz. Resim:10)

Resim:9

Kütüphanesinde bulunan hemen hemen bütün nüshaların seçme ve seçkin kitaplar olduğu anlaşılan Rağıb Paşa Kütüphanesi genel olarak edebiyat kitaplarını cami olması ile meşhurdur. Kitaplarının başında genelde kendi temellük kaydı bulunur ve defterdarlıktan yetişmiş olması hasebiyle “Mısır’da, Dimeşk’da vali iken, filanca sene” diye kitaba nerede ve ne zaman sahip olduğunu yer yer bildirir.

Ulumu’l-Kuran Sahasındaki Kıymetli Mahtutalar

Kütüphanenin 16 numarasında kıraât ilmine dair İmam Nasr b. Ali eş-Şirazi’nin (v.565’den sonra) الموضح في وجوه القراءات وعللها (el-Muvazzah fi Vücuhi’l-Kıraâti ve İ’leliha) adlı kitabını müellif hattı ile bundan yaklaşık 880 sene evvel yazılan nüshasını bulabilirsiniz. Kitabın müellifi tarafından hicri olarak istinsah tarihi 551. 185-193 rakamları arasında tam dokuz cilt halinde müellifin müsveddesinden, 1254-1267 hicri yıllarında müellifle kıraât ve

Resim:10

mukabele edilerek el-Hazratü’l-Kâdiriyye Hatîbi Seyyid Muhammed Emin el-Mevsili tarafından istinsah edilen meşhur “Âlûsi Tefsiri” bulunmaktadır. Kitabın orijinal adı روح المعاني في تفسير القرآن العظيم والسبع المثاني (Ruhu’l-Meani fi Tefsiri’l-Kur’ani’l-Azimi ve’s-Seb’i’l-Mesani) dir. Müellifi Ebü’s- Sena Şihâbeddin Mahmud b. Abdillah b. Mahmud el-Hüseyni el- Âlûsi ( v: 1854h) bu nüshayı hakkında çıkan iftiraların mesnetsiz olduğunu ispat amacıyla 1267/1851 yılında İstanbul’a gelerek Sultan Abdülmecit Han’a hediye eylemiş (İslam Ansiklopedisi, c.2,s.550), daha sonra bu nüsha Sultan Abdülhamid’in eline geçmiş, o Koca Sultan da bu nüshaları Koska caddesinde bulunan Koca Râğıb Paşa kütüphanesine vakfetmiştir. (bkz. Resim: 11. Ayrıca Abdulhamid’in vakfiyesi için bu nüshaların evvellerine bakılabilir.)

Resim:11

Dr. Alican Dağdeviren’in anlattığına göre ise müellifimiz “h.1252 yılı Şaban ayının on altıncı gecesi, otuz dört yaşında iken tefsirini yazmaya başlar. Tefsirini yazmaya başladığında II. Mahmûd padişahtır. Tamamladığı kısımları padişaha takdim ettiğini, eserin dördüncü cildini tamamladığında da II. Mahmûd’un vefat ettiğini ifade eder. Bunun üzerine Âlûsî, daha sonra yazdığı üç cildi, ilk dört cilt ile birlikte Abdülmecîd’e takdim etmiştir. Daha sonra iki cilt daha yazarak, tefsirini h.1267 yılında tamamlar. Böylelikle on dört yıl yedi ay ve on bir gün süren bir çalışma sonunda Rûhu’l-Meânî vücuda gelir. Tefsirin bu ilk nüshası, şu anda İstanbul Lâleli’deki “Râgıb Paşa Kütüphanesi”nde 185–193 numaralar ile kayıtlı bulunmaktadır”. (Dr. Alican Dağdeviren, “Müfessir Âlûsî”, Yeni Ümit Dergisi, Nisan-Mayıs-Haziran 2007, Sayı:76 Yıl:18)

Görüldüğü üzere iki kaynak arasında farklılık mevcuttur -Allah’u alem- İslam Ansiklopedisi’nde olduğu gibi bütün nüshaları tamamladıktan sonra Sultan Abdülmecid Han’a hediye etmesi daha evladır.

Bu nüshayı önemli kılan unsurlardan biri de son devir Osmanlı ulemasından İmam Zahid el-Kevseri rahmetullahi aleyh (v:1951) bu tefsiri müellifin vefatından sonra bastıran oğlu Nu’man el-Âlûsi hakkında “Babasının tefsirinin yayınlanması ile ilgili olarak ona güvenilemez. Eğer o [matbu nüsha] müellifin kendi el yazısı ile yazarak Sultan Abdülmecîd’e hediye ettiği ve bugün İstanbul’da Râgıb Paşa Kütüphanesi’nde muhafaza edilen yazma nüsha ile mukayese edilirse, matbu nüshada [kitapta tahrifat ve değişiklik yapıldığına ve Nu’mân Âlûsî’ye güvenilemeyeceğine dair] kesin ikna edici şeyler görülür.” (Tebdidü’z-Züllam, s.209 ve Makalat, s. 344, dipnotta) demektedir.

وهو ليس بأمين على طبع تفسير والده، ولو قابله أحدهم بالنسخة المحفوظة اليوم بمكتبة راغب پاشا بإسطنبول – وهي النسخة التي كان المؤلف أهداها إلى السلطان عبد المجيد خان – لوجد ما يطمئن إليه

Fakat elimizden geldiği kadar yaptığımız incelemede böyle bir tahrifata muttali olmuş değiliz.

55 numarada bulunan Ebu’s- Süûd Efendinin Tefsiri Hamidiye fihristlerinde ne kadar müellif hattıyla olduğu yazılı ise de nüshanın sonunda kitabın müellife ait olmadığı görülmektedir. 97 numarada ise Hattat Hafız Osman’ın hattıyla Nisaburi’nin tefsiri olduğunu yukarıda belirtmiştik.

Bu yazımızda şimdilik bu kadar nüsha tanıtımıyla yetinelim. Gelecek sayıda kaldığımız yerden kısmetse devam ederiz.

Not

Süleymaniye Kütüphanesi eski okuma salonunun ve eski depoların bulunduğu yerlere günümüz şartlarının en mükemmel dijital aletleri ile yeni kitap depoları yapılıyor. Bu depolar sayesinde artık kitaplara hiçbir şekilde kurtların dadanamayacağı söyleniyor. Yerinde görmek nasip oldu. Gerçekten müthiş bir gelişme. Yapanlara, yaptıranlara ve yapılmasına vesile olan herkese teşekkürler. Allah razı olsun… Darısı bir çalışma, aynı mükemmellikte olmak şartıyla kitaplarımızın fihristlenmesi başına…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir