Hanefi Mezhebi Furû-i Fıkıh Literatürü -2-


Hanefi Mezhebinde Kurucu Metinlerden Sonraki Fıkıh Eserleri


Hanefi mezhebi büyük imam Ebû Hanife (ö. 150)’nin öncülüğünde Züfer (ö. 158), Ebû Yûsuf (ö. 182) ve Muhammed b. Hasen eş-Şeybânî (ö. 189) (Allah hepsine rahmet etsin) tarafından kolektif bir fıkıh mezhebi olarak vücuda gelmiştir. Çözdüğü furu’u fıkıh mesaili ve naslara yaklaşım tarzıyla tarih sahnesinde ilk defa gün yüzüne çıkmış, nakil ve akıl dengesini en güzel şekilde yöneten bir anlayış ortaya koymuştur. Akranlarına üstünlükleri belki de bir arada bir anlayış/fıkıh vücuda getirme çabalarından kaynaklanmaktadır. Onların yaşadığı topraklar çağlarının en büyük medeniyetine beşiklik eden Irak topraklarıdır. Siyasetine katılıp baş kadılığını üstlendikleri devlet yerkürenin milyonlarca kilometresine hükmetmektedir. Çözümledikleri her bir mesele hayatın ta içerisindeki en güncel problemlerdir. Tefakkuh tarzları hem ilâhi vahyin hem de nebevî sünnetin naslarıyla bire bir uyum arz etmektedir. İlgilendikleri takdiri fıkıhla -kaynakların elverdiğince elde ettiğimiz bilgilere göre- dünyada yaşam başladı başlayalı yerkürede ilk defa henüz karşılaşılmamış ve karşılaşılması pek muhtemel meseleleri çözmüşlerdi. İbadetlerin yanı sıra medeni hukuk, kişi hukuku, aile hukuku, ceza hukuku, anayasa hukuku gibi hukukun her bir dalına dairdi bu meseleler. İşte böyle zengin bir mesaiyi ortaya koyan imamların metinlerinden hemen sonra bu imamların din anlayışını bir inanç, yaşam ve siyaset tarzı olarak benimseyen Müslümanların bilginleri aynı mezhep sınırları içerisinde ve kendilerinden önce yazılan bu metinleri kaynak ve asıl kabul ederek furu’u fıkıh metinleri kaleme almışlardır. Bu yazıda niyetimiz metinlerin en bâriz, daha fazla tesir bırakmış, yoğunluklu medrese ve camilerde okutulmuş, üzerlerine şerhler kaleme alınmış hatta klasikleşmiş olanlarını tanıtmak.


A. METİN KİTAPLAR


Teşekkül Dönemi Muhtasarları


1. Muhtasarü’t-Tahavi, Ebû Cafer et-Tahavi (ö. 321/933)

Mısırlı fakih ve müçtehit Ebû Cafer et-Tahâvî’ye ait el-Muhtasar isimli kitap Hanefi fıkhındaki ilk muhtasar çalışmasıdır. Eserde Hanefi mezhebinin ana meseleleri zikredilmiştir. “Ebû Cafer der ki” diye başlayan meselelerde hükümler serdedilir, ardından imamların ihtilaflarına yer verilir. Müellif Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf ve Muhammed’in görüşlerine yer verdiğini belirtirse de eserde bu üç imamın yanı sıra Züfer b. Hüzeyl’in fikirlerine de yer vermiştir. Kitapta mezhebin muteber görüşlerine yer verilmiştir. El-Muhtasar’da dikkati çeken bir özellik, imamlar arasında ihtilâf bulunması halinde “وبه نأخذ/bunu esas alırız” sözüyle bazen Ebû Hanife bazen de İmameyn’den birinin tercih edilmiş olmasıdır. Yer yer de üç imama muhalefet edilip müellifin içtihat ettiği de görülmektedir. Tahâvî’nin bu eseri üzerine birçok şerh kaleme alınmıştır.

2. El-Kâfî, Hâkim eş-Şehîd (ö. 334/945)

İlim talebelerinin Şeybânî’nin el-Asl’ından, uzunluğu, meselelerinin tekrarı sebebiyle uzak durduklarını gören Mâveraünnehir ulemasından Hâkim eş-Şehîd bu eserini kaleme alır. Hâkim eş-Şehîd el-Kâfî’de zahirü’r-rivâye eserlerinde tekrar edilen meseleleri hariçte tutarak ve konuları fıkıh baplarına uygun bir şekilde sınıflandırarak tanzim etmiştir bu muhtasar fıkıh kitabını. Hanefî mezhebindeki zâhirü’r-rivâye görüşlerin tespiti konusunda güvenilir bir kitap olan el-Kâfî, mezhepte asıl kabul edilen mutemet kaynaklardan biridir. Eserin en bilinen şerhi Serahsî’nin el-Mebsût isimli eseridir.

3- Muhtasaru’l-Kerhî, Ebû’l Hüseyin el-Kerhî (ö. 340/952)

Hanefi mezhebinin Iraklı fakihlerinden el-Kerhî’nin muhtasarı Hanefi mezhebinin ilk muhtasarlarındandır. Muhtasarın günümüze ulaşmış müstakil bir nüshası yoktur. Cessas’ın da Kudûrî’nin de şerh ettiği bu muhtasara Cessas’ın şerhi de hâkezâ günümüze kadar ulaşmayı başaramadığından -belki de biz, kütüphane raflarını biraz daha kurcalamalıyız- Kudûrî’nin şerhi aracılığıyla ulaşabilmekteyiz. Kerhî’nin muhtasarı Dr. Orhan Ençakar tarafından yüksek lisans tezi olarak çalışılmıştır.

Bu üç muhtasarı Dr. Orhan Ençakar teşekkül dönemi muhtasarları olarak nitelemektedir.


Teşekkül Döneminden Sonraki Muhtasarlar


4- Muhtasarü’l-Kudûrî, Ebû’l Hüseyin el-Kudûrî (ö. 428/1037)

Bağdatlı büyük imam, Ebû’l Hüseyin el-Kudûrî’nin el-Muhtasarı füru’u fıkha dair 12.000 meseleyi içermektedir. Eserde klasik fıkıh kaynaklarının metodu olan kitap ve bab sistemi takip edilmiştir. Müellif eserine Kitabu’s-salat ile başlanmış, Kitabu’l-feraiz ile son vermiştir. Eserde fıkhın Kuran ve Sünnetten delillerine çok az yer verilmiştir. Mezhep imamları arasındaki hiyerarşi gözetilerek Ebû Hanîfe’nin veya onun bulunduğu tarafın görüşleri birinci sırada ele alınmış, daha sonra Ebû Yûsuf ve Muhammed b. Hasan’ın ittifak ettiği hususlar, Ebû Yûsuf’un tek başına kaldığı ve Muhammed b. Hasan’ın tek başına savunduğu görüşler zikredilmiştir.  Diğer mezheplere ait görüşlere yer verilmemiştir. Kullanılan dilin sade olması, zengin bir muhtevaya sahip olması ve konuların bir tertip içinde işlenmesinden dolayı bu kitap Osmanlı medreselerinde de olmak üzere tarih boyunca ders kitabı olarak okutulmuş ve başvurulan kaynak kitaplar arasında yer almıştır. Halen değerini korumakta olan bu eseri bu satırların yazarı dahi birçok kez okutmuştur.

6- Manzûmetü’n-Nesefî, Necmüddin en-Nesefî (ö. 537/1142)

Manzûmetü’l-hilâfiyyât olarak da bilinen bu eser manzum fıkıh kitabı yazma geleneğinin ilk örneğidir. Bu eseri Maveraünnehir fakihlerinden Necmüddin en-Nesefî, on bölüm halinde kaleme almıştır. Her bölümde bir imamın diğer imamlarla olan görüş farklılıklarına yer vermiştir. Müellif bu eserde Ebû Hanife, iki talebesi, Şâfiî, Züfer ve Mâlik’in birbirlerine olan muhalif görüşlerini vermiştir. 2669 beyitten oluşan bu fıkıh-nazım eser üzerine birçok şerh kaleme alınmıştır.

7- Tuhfetü’l-Fukahâ, Alâüddin es-Semerkandî (ö. 539/1144)

Maveraünnehir fakihlerinden biri olan Alâüddin es-Semerkandî eserini Kudûrî’nin içermediği meseleler ehl-i ilmin gündeminden düşmesin diye kaleme almıştır. Dr. Orhan Ençakar’ın tespitlerine göre eser Kerhî’nin Muhtasarı baz alınarak telif edilmiştir. Taharet başlığıyla başlayan baplarda, bap ismi, ardından meseleler verilmiştir. İçerikte mezhep içi ve mezhepler arası ihtilaflara değinilmiştir. Diğer metin kitapların aksine bu eserde füru‘ meselelerin delillerine de yer verilmiştir. Müellifin “kitabımı şerh edenle kızımı evlendireceğim” diye ilan etmesi üzerine Kâsânî, Tuhfetü’l-Fukahâ’yı Bedâi‘u’s-sanâi‘ fî tertibi’ş-şerâi‘ adıyla şerh etmiş ve Alâüddin es-Semerkandî’nin kızıyla evlenmiştir. Bundan böyle Kâsânî hakkında “شرح كتابه وتزوج بنته/Kitabını şerh etti, kızıyla evlendi” sözü söylenir olmuştur. Kitabın müstakil olarak Dr. Zeki Abdilberr tahkiki ile baskısı vardır.

8- Bidâyetü’l-Mübtedî, Bürhânüddin el-Merğînânî (ö. 593/1197)

Maveraünnehir fakihlerinden Bürhanüddin el- Merğînânî el-Hidâye ismiyle meşhur fıkıh kitabının sahibidir. İşte kendisine ün veren el-Hidâye kitabının metni de muhtasar metinlerden sayılan Bidâyetü’l-mübtedî’dir. Müellif bu eserinde İmam Muhammed’in el-Câmiu’s-sağîr’i ile Kudûrî’nin Muhtasar’ının meselelerini toplamıştır. Birçok ilmi meselenin veciz bir dille kaydedilmesine özen gösterildiği bu eser İmam Muhammed’in el-Câmiu’s-sağîr’inin tertibiyle kaleme alınmıştır. Hidâye’de furû‘u fıkhın delillerine yer verilse de bu metinde delillere yer verilmemiştir.

9- El-Muhtâr li’l-fetvâ, Ebû’l-Fadl Mecduddin el-Mevsılî (ö. 683/1284)

Irak fakihlerinden Musul doğumlu el-Mevsılî Bağdat’a yerleşmiş tedris, telif ve fetva işlerini burada gerçekleştirmiştir. Kaleme aldığı bu eser “mütûn-i erbaa” olarak bilen dört metinden biridir. Mübtediler için hazırlanan kitap, mezhepte muteber bir metin olarak kabul edilmektedir. Bu muhtasar metin fıkıh bablarına göre tertip edilmiş, Ebû Hanife’nin görüşleri esas alınarak kaleme alınmıştır. Müçtehit imamların ihtilaflarında, Ebû Yusuf için (س), Muhammed eş-Şeybani için (م), Züfer için (ز), Şafii için de (ف) rumuzları kullanılmıştır. Kitap üzerine kaleme alınan şerhlerden en başarılı olanı yine müellifi tarafından yapılan el-İhtiyâr li ta‘li’l-Muhtâr’dır.

10- Mecmeu’l-bahreyn ve mülteka’n-neyyirayn, Müzafferüdin İbnü’s-Sâ’âti (ö. 694/1295)

Bağdat’lı Hanefi fakihlerden İbnü’s-Sâ‘âtî eserini Kudûri’nin Muhtasar metni ile Nesefi’nin el-Manzûme’sindeki meseleleri toplayıp bu meselelere eklemeler yaparak kaleme almıştır. Bu iki kitap arasındaki ortak meselelerde sahih olana da işaret etmiştir. Mecma‘u’l-bahreyn Hanefi mezhebindeki “mütûn-i erbaa” olarak bilinen dört temel eserden biridir. Kitap üzerine en meşhur şerh ise yine müellifin kaleme aldığı Şerhu Mecma‘i’l-bahreyn’dir.

11- El-Vâfî, Ebû’l-Berekât Hâfizüddin en-Nesefî (ö.710/1310)

Maveraünnehir fakihlerinden Hâfizüddin en-Nesefî’nin burada bahse konu edeceğimiz en temel iki eserinden biri el-Vâfî’dir. Bu eser İmam Muhammed’in el-Câmiü’s-Sağîr, el-Câmiü’l-Kebîr, Ziyâdât’ı ile Muhtasarü’l-Kudûrî, Hilafiyyât-i Nesefî’nin meselelerini ve Serahsî’nin Mebsût’unun bazı meselelerini muhtevidir. Tertibi bakımından el-Câmiü’s-Sağîr’a benzerlik göstermektedir. Kitapta mezhep dışındaki imamların görüşlerine bazı rumuzlarla işaret edilmiştir.

12- Kenzü’d-dekâik, Ebû’l Berekât Hâfizüddin en-Nesefî (ö.710/1310)

Hâfizüddin en-Nesefî’nin mezhepte otorite kabul edilen metinlerinden bir diğeri de Kenzü’d-dekâik’tir. Bu eser müellifin yukarıda tanıtılan el-Vâfî isimli kitabının ihtisarıdır ve Hanefi mezhebindeki muhtasarların en vecizidir. Müellif bu kitabında mezhepte fetvanın verildiği görüşü kaydetmiştir. Fıkıh meselelerini asgariye indirmiş, eserde müçtehit imamların ihtilaflarına yer vermemiştir. Benim de tedris ederken müşahede ettiğim gibi eser muhtasarlar arasında demir leblebi diye anılacak kadar zor bir eserdir. Şerhsiz okunması hak getire. Ama kitabın otoritesi ve başarısı Osmanlı dönemi medreselerinde hep tedris edilegelmiştir.

13- Nukâye/Muhtasarü’l-Vikâye, Sadrü’ş-Şeria el-Mahbûbî (ö. 747/1346)

Maveraünnehir fakihlerinden olan müellif, bu kitabında dedesi Burhânu’ş-şerî‘a’nın (ö. 673/1274) Hidâye’nin meselelerini ihtisar ettiği “Vikâye” kitabını ihtisar etmiştir. Nitekim Vikâye torun Sadrü’ş-şerî‘a için kaleme alınmıştı. Dolayısıyla müellif kendisinin ezberlemesi için kaleme alınan eseri ihtisar etmiştir. Bundan ötürü kitap Hidâye’nin özünün özüdür. Hidâye’nin meselelerini ezberlemek isteyenlere tavsiye edilen bir eserdir.

14- Ğurerü’l-ahkâm, Molla Hüsrev (ö. 885/1480)

Bir Osmanlı fakihi olan Molla Hüsrev mezhebin müteahhir metinlerinden birini kaleme almıştır. Hanefi mezhebindeki muteber görüşlere yer verdiği bu eserinde Molla Hüsrev ihtilaflara yer vermemiş, önceki metinlerin kaydetmediği kayıt ve işaretlere değinmiştir. Yaşadığı coğrafyaya hükmeden Osmanlı devleti padişahı Fatih Sultan Mehmed’in “zamanın Ebû Hanife’si” diye nitelediği Molla Hüsrev bu eserine yine çok meşhur Dürerü’l-Hükkâm’ını kaleme almıştır. Bu eserler yazıldığı günden bugüne medreselerde okuna gelmiştir.

15- Mülteka’l-ebhur, İbrahim el-Halebi (ö. 956/1549)

Bir Osmanlı fakihi olan İbrahim el-Halebî bu eserinde Kudûri’nin, Kenz’in, el-Muhtâr’ın ve el-Vikâye’nin meselelerini toplamıştır. Ayrıca Mecmaü’l-bahreyn ve Hidâye’nin bazı mühim meselelerine de yer vermiştir. Kitabında 17.000’den fazla fıkıh meselesine yer vermiştir. Müellif füru‘u fıkıh meselelerin delillerini konu edinmez. Yalnızca mezhep içerisindeki ihtilaflara yer verdiği bu eserinde sıralamada ilk verdiği görüşün ‘ercah’ olduğu kabul edilmiştir. Telif başarısı ve meselelerin kaynaklara aidiyetindeki sıhhatinden ötürü kitap yazıldığı günden sonra Osmanlı medreselerinde tedris edilmiş, kadı ve müftülerin el kitabı halini almış ve Molla Hüsrev’in Dürerü’l-Hükkâm’ı ile Osmanlı Devleti’nin yarı resmî hukuk külliyatı niteliğini taşımıştır.

16- Tenvirü’l-ebsâr ve câmi‘ü’l-bihâr, Şihâbüddin et-Timurtâşî (ö. 1006/1598)

Gazzeli Hanefi fakihi Timurtâşî, Tenvîrü’l-ebsâr kitabıyla kendisinden önceki Kudûrî, Muhtâr, Nukâye, Vikâye, Kenz, Mültekâ ve Mecma‘ gibi metinlerin meselelerini cem eden bir çalışma vücuda getirmiştir.  Çalışmasında esas kaynak Dr. Orhan Ençakar’ın tezinde belirttiği üzere Molla Hüsrev’in Gurerü’l-ahkâm’ıdır. Eseri İbn Âbidin ‘meselelerin tam tetkik edildiği bir kitap’ olarak takdim eder. Üzerine Haskefi, “Durru’l-muhtâr” ismiyle bir şerh kaleme almış, bu şerh üzerine de büyük fakih İbn Abidîn Reddü’l-muhtâr ismiyle meşhur haşiyesini vücuda getirmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir