• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor

Ayşenur ALTIN

    
İlim Dergisi 36. Sayı Haziran Temm
uz 2019


•   1989 yılında,henüz ilkokuldayken semtimizin tarihi camilerinden Hekimoğlu Ali Paşa Camii’nde, hasbelkader katıldığım hafızlık icazet merasiminin hayatıma yön vereceğini nerden bilebilirdim…

   •   İlkokul öncesinde bile gerek ailemin teşviki, gerek oturduğumuz muhitte örgün eğitimle yetişmiş, meslek sahibi olmuş komşularımızın çokluğu ve onları idol olarak görmem hasebiyle hep doktor olacak bir çocuktum. Hala gülümserim o hevesli halimi hatırladıkça.

   •   3 yahut 4. sınıfa gidiyordum. Hafızlık icazet töreninde yeşil ipek elbiseleri, beyaz ipek eşarpları ve pırıl pırıl parıldayan taçları başlarında 20 küsur genç kızın tekbirler eşliğinde mihraba doğru yürümeleri cennetten bir seremoni idi adeta. Mihrapta yüzleri cemaate dönük olarak hilal şeklinde muntazam dizilmeleri ile başlayan tören, davudi sesler ile okunan Kur’an’ın caminin akustiğinde ahenkleşip gayri ihtiyarî içimin ürpermesi; aşr-ı şerîf, salâvat ve ilahiler hafızamda unutamadığım bir kesit oluşturmuştu. Yapılan konuşmada; Allah’ın cemali ile en çok ilmiyle amil olan huffazın müşerref olacağı vurgulanıyordu. Bu da beni derinden etkilemişti çocuk halimle. 

   •   Derken aradan zaman geçti ve ilkokul bitti. O zamanlar sınavla girilen imam hatip ortaokul sınavını kazandım. Eyüp İmam Hatip Lisesi’ne kaydoldum. Derslerimde çok istekli ve başarılıydım. Hafızlık hiç aklımdan çıkmıyordu. İmam-Hatip’te Kuran derslerimize giren hocama okulda hafızlık yapıp yapamayacağımı sordum. O da, “Hafızlık meşakkatlidir. Okul dersleriyle yürümesi çok zordur.” dedi. Ve ben ani bir kararla okulu bırakıp hafızlık için kursa girmeye karar verdim. Ailem razı olmadı. Anneme, “Hafızlıktan sonra okula tekrar devam ederim” diyerek zoraki ikna ettim.

   •   Ve medrese... A. Kuran Kursu’nayatılı olarak başladım. Adımımı atar atmaz başka bir âlemde olduğumu hissettim. Sanki zamanın ötesinde bir yerdi. Birlikte saf tutup namaz kılmamız, sabah akşam okunan hatm-i hacegân virtleri, mutat okunan sure-i şerifler; teheccüd namazı için gece kalkmamız, iki rekâtçık da olsa kılıpbir miktar dua etmemiz… Akabinde mütalaa  saatleri… Rahlenin başında kimi zaman uykuya yenik düşen başlar... Arı vızıltısı gibi Kuran sesleri… Ve sabah ezanı ile kılınan namaz... Sabah ezanını dinlemenin ruhumda oluşturduğu o eşsiz doyum... Namazın akabinde, henüz gün ağarmadan yapılan kahvaltı... O çayın kokusu, peynirin tadı hep bir başkaydı sanki...

   •   Kısa hazırlık akabinde hafızlığa başladım. Hocalar derslere çok ihtimam gösteriyorlardı. Öyle ki hafızlık dersinde iki hata hakkı vardı. Üçüncüde kalınıyor, dersin ertesi gün tekrar verilmesi gerekiyordu.

   •   Dersin yanı sıra manevi irşat sohbetleri yapılıyor, ilim meclislerinin kıymeti vurgulanıyordu. Bu sohbetler neticesinde yatılı hayatın getirdiği aile ve ev özlemimi teselli ediyordum. Hafta tatillerinde annem sevdiğim yemekleri hazırlar, hediyelerle beni taltif ederdi. Hafızlığım güzel gidiyordu. Severek ezber yapıyor, derslerimi güzel veriyordum. Hocam da derslerimden memnundu. Kurs ortamındaki arkadaşlıklarda deruni oluyor ki bunu yaşamıştım. Hala görüşürüz onca yıl geçmesine rağmen. Arkadaşlarla derslerden fırsat buldukça sohbet eder, hatta hafta sonu okuduğumuz bir romanı anlatır, üzerinde konuşurduk. O yıllar dindarlara tu kaka gözüyle bakılan, hatta sokakta zaman zaman “İran’a gidin” diye sözlü sataşmaların yapıldığı yıllardı. Televizyon, medya, taraflı sol basının güdümündeydi. Satın alıp destek olduğumuz tek tük İslami yayın da vardı elbette. 

   •   Uğur Dündar’ın Arena’sı, Mehmet Ali Birand’ın, Ali Kırca’nın, Reha Muhtar’ın sunduğu ana haber bültenleri gün geçmezdi ki dinimiz aleyhine bir şeyler yayınlamasın, Müslümanları karalamasın. İşte tam da o zamanlarda 28 Şubat süreci patlak verdi. Yaşımız itibari ile nitelikli bir muhakeme yapamıyorduk ama büyüklerimiz endişeliydi. Kurslara baskın düzenleniyor, Kuran yuvaları mühürleniyor, insanlar sorguya alınıyordu. Allah’a şükür, bizim medrese öyle bir takibata uğramadan varlığını sürdürdü.

   •   Medrese hocamız H.F. çok disiplinli ve kuralcı bir insandı. Fıtraten de sert tabiatlı oluşu beni bir hayli zorlardı. O da öyle yetişmişti, ne yapsın? Pedagojik formasyon da yoktu kurslarda. Belki bir yetişkinden beklenen olgunluk, çocuk denilebilecek yaştaki ergenlerden bekleniyordu. Ne olursa olsun kafaya koymuştum, hafızlık bitecekti. Çok gayret ediyordum. Ezberleyeceğim her sayfanın önce mealini okumak gibi bir adet edinmiştim. Sanki öyle yapınca daha kolay ezberliyordum. Arapçaya ilgim öyle başladı.

   •   Soğuk bir şubat günü kurstaki hâzirunun önünde, hocama 29. ve 30. cüzleri okuyarak bu kutlu yolculuğun sonuna gelmiştim. Bir müddet has yaparak bir oturuşta 3 cüz okuyacak kıvama gelince, hocamız bize icazet merasimi düzenledi. Biz de tıpkı yıllar önce şahit olduğum gibi yeşil elbiselerimiz, beyaz eşarplarımız ile pırıl pırıl mihrapta yerimizi aldık. Çok istememize rağmen taç takmamıza müsaade edilmemişti. “Taçlarınız cennette takılacak” denmişti. Halen anlamlandırmakta zorlandığım bir husustur bu.

   •   Derken 97-98 eğitim yılıydı ki Arapça öğrenimimiz başladı “nasara-yensuru” ile. Niye “nasara” da başka bir kelime değil diye epeyce aklıma takılmıştı. Hocamız dersleri ezber alıyordu. Hemen hemen hafızlıktaki gibi bir sıkılık içindeydik. Ezbere aşina olmakla birlikte Maksud’unhaslanmasında zorlandığımı hatırlıyorum.13-15 sayfa ezber. Kuran gibi akıp gitmiyor üstelik vebir oturuşta verilmesi gerekiyor. Hafta sonu evde odaya kapanıp çalıştığımı, henüz bebek olan çok sevdiğim yeğenimle oynayamadığım için ağladığımı hatırlıyorum.

   •   Avamil pek bir zevkli geldi. Kelimeleri bulup manayı oturtmak bir külah dondurma yemek kadar eğlenceliydi. Hocamızın disiplini, temellerimizin sağlam atılmasına sebep oldu. Arapça okuduğumuz yıllar dahi günde 2 cüz Kuran ezberine mütemadiyen devam ettik. Keza hadis ezberi de yapardık. Terğib veTerhib’in tamamını ezberleyenlerimiz olmuştu. Osmanlıcayı seviyordum.Bu nedenle Risale-i Halidiyye ve Kudsiyye çok zevkli ve bereketli geçerdi. Mektubât-ı Rabbâni okuyacak seviyeye gelmek level atlamaktı. Çok mutlu olduğumu hatırlıyorum. Her mektupta kendimden bir şeyler bulur, Mektubât dersini iple çekerdim. Şimdiki psikoloji ile ilgili yazılarda insan nasıl ki kendinden bir şeyler buluyorsa, ben de bunu İmam Rabbâni Hazretleri’nin Mektubât’ı ile yaşadım. 

   •   Hazırlık, hafızlık, has ile geçen üç yılın akabinde, iki yıl aktif Arapça, müfredat ve bir yıl ihtisas aşamasından sonra bulunduğum medresede beni hoca yaptılar. Bir yandan bir gruba hafızlık yaptırırken başka bir gruba Arapça öğretiyordum. Dört buçuk, beş yıla yakın talim görevime devam ettikten sonra yorulduğumu hissettim ve kendi isteğimle medreseyi bıraktım. 

   •   Şimdi buradan baktığımda, yine yapabilir miydim o yatılı hayatta emin değilim. Ama o günlerin değerli olduğundan, dolu dolu geçtiğinden ve çok önemli bir misyon taşıdığından eminim.  


Editörün notu: 1990-2000 yılları arasında gayri resmi bir Kuran kursunda hafızlık ya da Arapça eğitimi alanlar, kitaplaştırmayı düşündüğümüz Son Medreseliler projesi için okur@ilimdergisi.org adresine 3 word sayfasını aşmayacak şekilde kurs hatıralarını yazabilirler.