• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor

Cansel AY

Son Medreseliler > Cansel AY
İlim Dergisi 34. Sayı Şubat Mart 2019


    •    Okula başladığım 80’lı yıllarda en büyük sorunlardan biri, ailelerin çocuklarını okula göndermek yerine bir meslek sahibi olması için çırak olarak bir işyerine göndermesiydi. Ailem ise benim okula gitmem konusunda ısrarcıydı. Fakat içimde okula devam etmek yönünde hiçbir istek bulunmuyordu. Bunun farkına varan ailem bari bir mesleği olsun diyerek beni baklava ustası olan abimin yanına çırak olarak verdi. Abimin yanında çalışarak ben de baklava ustası oldum. Bu zamanlarda namaz ile aram yoktu. Namaz kılmayı öğrendim. Namaz kılmak için devamlı olarak gittiğim camide tanıştığım sofi arkadaşlarımla Bayburtlu Dursun Efendi’nin dergâhına gitmeye başladık.

    •    Bu çevrede Burhan Abi’yi tanıdıktan sonra önümde yepyeni kapılar açıldı. Bir anlamda eğitim hayatım yeniden başlamış oldu. Burhan Abi’nin telkinleri ve yönlendirmesiyle içimde okumaya dair bir istek uyandı. Kılık kıyafetimden yaşam biçimime kadar birçok değişikliği yaşadığım bu dönemde, ders aldığım dergâhtaki şeyhimiz bize siyah sarık ve şalvar-cübbe giymemizi söylerdi. Ben de şeyhimizin söylediği doğrultuda şalvar-cübbe ve siyah sarık giymeye başladım. Ancak 90’lı yılların sosyal ve siyasal durumu bir süre sonra etkisini göstermeye başladı. Dönemin medyası tarafından yapılan yanlı yayınlar ve Aczimendi Tarikatı haberleri sonrasında ailem korktu. Kafayı yediğimi düşündüler ve beni işten çıkardılar. Bir ay gibi bir süre evde kaldım. Bir ara ben bile kafayı yediğimi düşündüm. Ancak içimdeki okuma isteği daha baskın çıktı. Aileme eğer beni okumak için medreseye göndermezlerse kaçacağımı söyledim. Sonunda abim beni Kur’an kursuna gönderdi. Yıl 1996. Kursta Karadeniz ve Doğu Usulü birkaç kitap okudum. Medreselerde sarf, nahiv, mantık, belagat, fıkıh, tefsir ve diğer ilimler okutulurdu. Ancak sarf ve nahive ağırlık verilmesi talebeleri diğer ilimleri öğrenmekten alıkoyardı.

    •    Medreselerin en büyük eksikliklerinden birisi de buydu. Medreseden ayrılan öğrencilerin birçoğu iyi derecede sarf ve nahiv öğrenmişken, fıkıh, tefsir, usulü fıkıh, usulü hadis gibi ilimlerde istenilen yol katedilmezdi. O dönemde medreseye devam eden öğrenciler bir yandan da tarikat dersi alırlardı. Tarikat dersi almak tabiî ki de güzel bir şey, fakat ilim yönünden eksik olan bazı hocaların bu eksikliklerini tasavvuf ile örtmeye çalışması da ayrı bir sorundu. Birçok öğrenci zamanın şartlarına cevap vermeyen bu eğitim anlayışı yüzünden zayi edilmiştir. Medreseler öncelikle ilim yerleridir ve ilk işi öğrenciye ilmi aşılayarak onun gelişmesini sağlamaktır. Talebelik yıllarımda kurslar talebe yönünden oldukça zengindi ve sayı bir hayli fazlaydı. Fındık kabuğunu doldurmayacak sebeplerden öğrenciler kurstan atılabiliyordu. Talebelik dönemimde gördüğüm en büyük eksikliklerden birisi de buydu. Bu anlayış dinimize büyük zararlar vermiştir. Yani bu anlayış inanan insanlara 28 Şubat süreci kadar zarar vermiştir.

    •    O dönemlerde kurs talebeleri gerek sosyal gerek siyasal baskıların da etkisiyle sosyal hayattan kopuk yaşarlardı. Kurs dışındaki sosyal hayattan bihaberdiler. Baklavacıda çalıştığımdan dolayı dışarıdaki hayatın zorluklarını da öğrenmiştim. 2004 yılında dönemin ekonomik şartları sebebiyle kursu bırakmak zorunda kaldım. Ancak bu içimdeki okuma isteğini söndürmeye yetmedi. Etrafımdaki insanlar hem okuyup hem de çalışamayacağımı telkin edip duruyorlardı. Ancak bana telkin değil çözüm gerekliydi ve düşündüğümü yaptım. Bir hafta gece, bir hafta gündüz vardiyasında çalıştığım kot yıkama işine girdim. Gece vardiyasında çalışırken sabah sekizde çıkıp saat dokuzda, gündüz vardiyasında çalışırken ise akşam sekizde işten çıkıp akşam dokuzda eski Büyükada Müftüsü olan Halil Hoca’dan Cennet Mahallesi Yavuz Selim Camii İmamı odasında ders almaya devam ettim. Gün olur akşam dokuzda başladığımız dersler gecenin on iki buçuğuna kadar devam ederdi. Ders tekrarı için vaktim olmadığından dolayı ancak işe giderken otobüs ya da minibüste ders tekrarı yapabiliyordum. İnsanlar otobüste ve minibüste garip ifadelerle yüzüme bakarlardı. İlerleyen zamanlarda sekiz saatlik gece işi buldum ve bu benim için önemli bir fırsat oldu. Çünkü gündüzleri daha fazla ders almaya ve ders çalışmaya vaktim olduğu anlamına geliyordu. Halil Hoca’da İzzi ve Merah’ı bitirerek Saffetü’t-tefasir’den Bakara Suresi’ni okudum.

    •    Daha sonra kurstan arkadaşım olan Aziz Ençakar’ın telkiniyle Fatih’te bulunan Darul Hikme’ye gitmeye başladım. Davutpaşa Terazidere’deki işyerimden çıktıktan sonra Fatih’e gider ders alır ve ardından Mahmutbey’deki evime dönerdim. Darul Hikme’de Mesabihu’s-sünne, Ahvalü’ş-şahsiyye, İmam Vahidi’nin Veciz’in ve İbn-i Hişam’ın Şuzuru’z-Zeheb’ini okudum. İlim için vaktimin birçoğu yolda geçerdi. Daha sonra Darul Hikme bana yakın bir yere taşındı ve üç yıl boyunca kırk beşer dakikalık üç dersi hep ayakta dinlemek zorunda kalırdım. Çünkü oturunca uyurdum. Sabah işten çıkınca saat dokuzda derse girer, on ikiye kadar derste olurdum. Bire kadar eve döner, akşam yedide kalkar tekrar Darul Hikme’ye giderdim. Çoğu zaman günde en fazla dört saat uyku vaktim kalırdı. Yine aynı dönemde Ali Rıza Hoca’dan İbn-i Kesir tefsirini okudum. Üçüncü cildi bitirdim ve dördüncü ciltten İbrahim Suresi’ne kadar, sekizinci ciltten Mücadele’den Cin Suresi’ne kadar okudum. Ayrıca her gece iki yaprak Kur’an-ı Kerim ezberi yaptım. Böylelikle Maide Suresi’nin ezberini de bitirdim. el-Menzumetu’l-Beykuniye’yi okudum.

    •    Aynı süreçte beni işten çıkardılar. Yeni girdiğim yerde Mahmutbey’den Sefaköy’e derse gider, dersten çıkınca Levent Sanayi Mahallesi’ndeki işime giderdim. Bir sene böyle devam ettim. Farklı hocalardan böyle dersler okudum. Rıza Hoca’nın görevli olduğu yere giderdim, bana ders okurdu. Ancak o grubun başındakiler derse gitmemi istemezlerdi. Rıza Hoca yine okurdu. Saçlarım Bonus kafa şeklindeydi. Onun için otobüslerde ders okumam kolaylaşıyordu. Kendimi kıyafet konusunda serbest bıraktım. 2004’ten 2012’ye kadar hiç Cuma vaazı dinlemedim. Zaten akşama kadar tefsir ve hadisin içindeydim. Adeta İbn-i Kesirolog olmuştum. Kendimi bıktırmamam gerekiyordu. Çünkü bıkarsam okumamı destekleyecek hiç kimse yoktu. Mevlitlere davet edildiğimde ilahi diye sarf ve nahiv metni Elfiye’yi okurdum. Arapça olduğu için duygulanan, hatta ağlayanları bile gördüm. Tefsir okurken adeta turşu yemiş gibi damaklarımda hazzını hissederdim. Ailem derse boşa gittiğimi, boşuna yol parası verdiğimi söylerlerdi. Hâlbuki yol parası çok tutmasın diye yolun yarısını yürürdüm. 2011 senesiydi Allahu alem. Karlı, buz gibi kış sabahları 05.30’da evden çıkıp Sinan Hoca’ya hadis dersine giderdim. Donardım ıssız sokaklarda.

    •    Derken 2012 yılında Allah imamlık nasip etti. Göreve başlayınca hafızlık nasip oldu elhamdülillah. Diyeceğim, sen yeter ki iste ve çalış. İlim aşkı bambaşkadır. İnsanın içinde kabaran ilim öğrenme arzusu dünya nimetlerinin ve zevklerinin de önüne geçebilmektedir. Benim içimde var olan ilim arzusu tüm isteklerimin önüne geçmişti. Öğrenmek adeta benim için bir yaşam biçimi haline gelmişti. İnsanların olumsuz telkinlerine kulak tıkayarak ilim yolunda ilerlemeyi seçtim. Çünkü biliyordum ki insanlar karşılaştığımız fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getirmediğimizle ilgileniyordu. İstikameti ilim olan insanın da gemisinin limana ulaşmaması için hiçbir sebep yoktur. İman varsa imkân da vardır.