• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor

İstanbul Zaim İslami İlimler Fakültesi

Volkan YAHŞİ // İlim Dergisi 33. Sayı Aralık 2018- Ocak 2019


    •    Sebahattin Zaim Üniversitesinin ana kampüsü İstanbul’un Halkalı ilçesinde bulunuyor. Osmanlı modernleşmesi sürecinde birçok eğitim kurumuna ev sahipliği yapan ve Sultan II. Bayezid-i Veli Vakfı’na ait olan arazi, İlim Yayma Vakfı’na, üniversite kurulmak üzere tahsis edilmiştir. Aynı vakıf tarafından, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi bir vakıf üniversitesi olarak kurulmuştur. İstanbul şartlarına göre hem tarih, hem doğa, hem de şehrin imkanlarına yakın üniversitenin İslami İlimler Fakültesi Dekanı sayın Profesör Doktor Turan Koç beyle yaptığımız söyleşiyi sunuyoruz. Turan hoca okul idaresi dışında din felsefesi, dil felsefesi, estetik, sanat felsefesi, kültür ve medeniyet gibi konular üzerinde yoğunlaşan ciddi bir akademisyen yazar ve çevirmen. İngilizce, Arapça ve Farsçadan sanat, edebiyat, felsefe ve tasavvufla ilgili birçok çeviri kitabı bulunuyor.



Fakültenizin kısaca tarihinden ve şu anki halinden bahseder misiniz bize? Öğretim görevlisi ve öğrenci kapasitesi nedir?


    •    Fakültemiz 2013 yılında açıldı. Fakültenin açılması için gereken 7 öğretim görevlisi, ağırlıklı olarak temel İslam Bilimleri, İslam Tarihi ve Sanatları, felsefe ve din bilimlerinde uzmanlığı olan hocalarımız tarafından sağlandı. Açıldığı yıl 40 öğrenci ile eğitim ve öğretime başladı. Fakültemizin kuruluş amacını verilen temel İslami İlimler dersleri üzerinden anlayabilirsiniz. Kelam, tasavvuf, hadis, fıkıh, tefsir, mezhepler tarihi ve hepsine dağılmış olan Arapça ve diğer dersler, tabiri caizse fakültemizin temelini, kaidesini, yani nereye oturduğunu gösterir niteliktedir. Fakültemizde işlenen derslerin hepsi iyi öğrenildiğinde, İslam düşüncesi ve tefekkürüne ilişkin kaynak ve oluşum süreci, hem de konuları ele alış biçiminin ne olduğu anlaşılır. Derslerimizi üç ana başlıkta derleyebiliriz, öncelikle Temel İslam İlimleri, İslam Sanatları ve Tarihi ile felsefe ve din bilimleri olmak üzere bu çatı, fakültemizin temel dağarını, temelini oluşturur. Yani bu dersler vesilesiyle öğrencilerimiz İslam fikriyatının, düşüncesinin, tavrını, davranışını öğrenir. İslam’ın varlık tasavvurunu, bilgi anlayışını, değer telakkisini ana kaynaklara atıfla öğrenmiş olur. İslam Tarihi dersinde, İslam’ın tarih ve coğrafya içinde İslam varlık anlayışının, değer telakkisinin nasıl tezahür ettiğini, nasıl uygulamaya konduğunu, İslam sanatları dersine baktığımızda ise hangi eserlerin İslam’ın dili olarak ortaya konduğunu, güzellik ve estetiğin nasıl anlaşıldığını ve anlamlandırıldığını öğretmeye ve öğrenmeye çalıştığımız dersler. Bununla birlikte felsefe ve din bilimleri derslerinde sosyoloji, psikoloji, felsefe, mantık dersleri görüyor öğrencilerimiz. Bununla birlikte öğrencilerimize formasyon desteği de veriyoruz, bu sayede öğretmen olma imkanları da oluyor sınavlara girip. Burs ve yurt olanaklarımız var ihtiyaç ve başarılarına göre. Çift anadal ve yan dal programlarımız, yüksek lisans ve doktora programlarımız var üniversitemiz bünyesinde.


İlahiyat okumak isteyen öğrenciler neden İstanbul Sebahattin Zaim Üniversitesi İslami İlimler Fakültesini tercih etmeliler? Fakültenizi diğer ilahiyatlardan farklı kılan, sizi öne çıkaran nedir?


    •    Fakültemizde işlenen dersleri daha önce belirtmiştim. Sebahattin Zaim Üniversitesi bildiğiniz üzere eski Halkalı Ziraat mektebinin de içinde bulunduğu bir kampüs içinde öğrenim faaliyetlerine devam ediyor. Bu açıdan İstanbul içinde, şehir içinde, doğayla iç içe bir kampüsümüzün olduğunu söyleyebilirim. Rahmetli Mehmet Akif de bir dönem burada bulunmuş, öyle ki kampüsümüzde onun ektiği ağaçlardan olabilir. Yaşlıca ağaçlarımız var burada, meyve ağaçlarımız var. Geçtiğimiz aylarda öğrencilerimiz erik toplamış, erik toplamaktan derse geç kalan öğrencilerimiz olduğu için şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Derse geç kalmak için iyi bir mazeret. Arkadaşlarına ve hocasına da ikram ediyorsa mesele yok. Çok da geç kalmamalarını umuyoruz tabii.

    •    Bu anlamda biz üniversite ve fakültemiz olarak içinde yaşadığımız dünyayı, yakın çevremiz olarak görüyoruz. Medeniyetimizin bize kazandırdığı bu güzide coğrafyada, iklimde olmaktan dolayı mutluyuz. Tarihe, tabiata, toprağa aşina yetişiyor gençler burada. Hayatı bütün olarak görme, medeniyeti bütünlüğü içinde deneyimleme imkânına sahipler. Farklı farklı ağaçlarla donanmış, gölüyle, göğüyle müstesna bir kampüs. Türlü yerlerden gelen öğrencilerimizle buluşunca bu zemin, sıcak bir ilim ve irfan yuvası olması için çaba gösteriyoruz bizler de. Öğrencilerimiz bahsettiğim erikleri toplarken dedesinin ninesinin erikleri niyetiyle topluyor. Bu manada süre giden geleneğin bir temsili mesabesindedir bu.  Geleneğin keşfi, sürekliliği ve salimen devamı açısından öğrencilerimiz “kökü mazide olan atiler”dir her biri. 

    •    Tarih ve coğrafyadaki yerimizin, İslam düşüncesinin, tezahürünün, dilinin anlaşılması açısından Türkiye ve İstanbul’un önemine ayrıca dikkat çekmek isterim. İslam tavır, üslup ve tarzının, belirgin şekilde tarih boyunca yaşandığı bu bölge kendimizi ve çevremizi anlamamızda bize kıymetli imkânlar veriyor.

    •    Diğer yandan fakültemizde öğrencilerimiz, genel geçer ilahiyat müfredatının yanı sıra “Beşeri Bilimler” başlığında, hukuk, felsefe, teoloji, sanat, psikoloji, sosyoloji gibi güncel dersleri de işleyerek hem hayatı bütün olarak gören bir perspektife kavuşuyorlar hem de içinde doğdukları ve yaşadıkları İslam medeniyetini, bütünlüğü içinde değerlendiriyorlar. İslam’ın onlara sunduğu varlık tasavvurunu, medeniyet telakkisini, bilgi anlayışını hayatın içinde, yaşayarak kavrıyorlar.

    •    İşin bir de tabii başarıyı ödüllendirme, takdir etme ve yükseltme yanı var. Bu anlamda öğrencilerimizi gerek burs ve yurt, gerekse kampüs içindeki imkânlardan yararlanma anlamında destekliyoruz. Yüksek puan alıp bizi seçen öğrencilerin yanı sıra, fakültemizde okurken elde ettiği başarıları da burslarla, ödül ve imkânlarla destekliyoruz. Öyle ki hali hazırda okuyan öğrencilerimizin büyük bir kısmı burslu okumaktalar.


Gerek ders dili gerek yurt dışı eğitim desteği olarak Arapçaya ne derece ağırlık veriyorsunuz?



    •    
Öncelikle şunu belirtmek isterim, üniversitemizde 80’e yakın ülkeden 1400 kadar misafir öğrencimiz var. Bu anlamıyla kozmopolit, çok dilli bir kampüsüz. Farklı diller konuşulmakta ve etkileşim halindeler öğrencilerimiz. Bunların tabii önemli bir kısmı da Arapça konuşulan coğrafyalardan.

    •    Fakültemiz, yeni açılan programıyla birlikte iki dereceli Arapça öğrenimi sağlamakta. Programlardan ilki %30- %35 arasında bir ağırlıkta. Bunun yanı sıra %100 Arapça eğitim veren yeni bir programımız açıldı. Her iki programa da devam edecek öğrenciler, öncesinde 1 sene Arapça hazırlık görüyorlar ayrıca. Bununla birlikte öğrencilerimiz Suriyeli, Filistinli, Ürdünlü hatta Moritanyalı, yani fasih Arapça’nın konuşulduğu bölgelerden gelen hocalarımızdan aldığı derslerle gündelik hayatta konuşulan Arapça’yı öğrenme imkânını da buluyorlar. Öyle ki yaşam alanlarında, kampüs içinde, sosyalleştikleri alanda konuştukları bir dil olarak Arapçayı öğreniyorlar. Şahsen benim bile daha öncesinde nispeten kitabi olan Arapçamı bu sayede geliştirdiğim, öğretmen arkadaşlarımızla, öğrencilerimizle Arapça şakalaştığımız, birbirimize latife ettiğimiz oluyor. Ana dili Arapça olan hoca ve öğrencilerimizle çay içiyor, sohbet ediyor, vakit müsaitse birbirimizi ziyaret ederek karşılıklı olarak dilimizi geliştiriyoruz. Bu çok güzel bir imkân tabii. Yani yaşayan, cari, tedavüldeki Arap dilini kampüs içinde konuşabilmek. Bu hem pratik yapmalarını sağlıyor, hem de derslerde gördükleri Arapçanın günlük hayattaki davranışına şahit oluyorlar.

    •    Bununla birlikte yabancı diller bünyesinde verilen derslerden fakültemiz öğrencileri de faydalanıyor. İngilizce, Fransızca, Farsça, İspanyolca, Rusça, Çince vb. dilleri öğrenmeyi üniversitemiz desteklediği gibi Yabancı Diller Fakültesi ile Fakültemiz yerleşke olarak bize yakın olduğu için dileyen öğrencilerimiz rahatlıkla istifade edebiliyor bu imkândan.

    •    Ayrıca üniversiteler arası anlaşmalar, Erasmus ve Biruni gibi öğrenci değişim programları, anlaşmalı akademik programlar sayesinde öğrencilerimizi yurtdışına gönderiyoruz. Öğrencilerimiz gittikleri yerlerde belli dönemler kalmakta, dillerini geliştirmektedir. Öte yandan maalesef coğrafyamız çevresinde konjonktürel olarak siyasi, iktisadi, toplumsal çatışmalar bulunmakta. Bu durum da bizi seçici ve titiz olmaya zorlamakta. İnşaAllah yakın zamanda İslam dünyası nispeten daha istikrarlı bir görünüm arz eder de biz de daha çok öğrencimizi eğitim ve öğrenimlerini geliştirsinler diye başkaca ülkelere yollarız.


Fakültede düzenli olarak yaptığınız kültür sanat etkinliklerinden bahseder misiniz?


    •    Şununla başlamak isterim, nacizane ben kendim de sıkı bir Safahat okuyucusuyumdur, bir çok kere baştan sona okudum merhum Mehmet Akif’in eserini. Onun şiirlerinin bir kısmını yazdığı bu mekanda olmaktan mutluluk duyuyorum. Kendim de şahsen Mehmet Akif Ersoy Medeniyet Araştırmaları Merkezinde idari görevimi sürdürüyorum. Söz konusu merkezde hoca ve öğrenci arkadaşlarımızla pek çok kültürel faaliyetlerde bulunuyoruz. Ender Doğan beyle birlikte İrfan Türküleri programı yapıyoruz mesela. Yine Ahmet Koçak ile hat sanatı, bunun gibi sanatlar üzerine yoğunlaştığımız faaliyetlerimiz var. Konserler, sergiler düzenliyoruz.  Saadettin Ökten beyle, Mevlana İdris ile söyleşilerimiz oldu mesela yakın zamanda. Uluslarası öğrencilerimizin kurduğu kulüpler var. Geziler, ziyaretler düzenliyoruz. Nazariyat ve meşk ile güzel sanatların farklı kollarında çalışmalar yürütüyoruz. Kampüsümüzün pek çok yerinde faaliyette bulanabiliyor öğrencilerimiz. Öğrenci kültür merkezinin bunda payı büyük. Sağolsunlar öğrenciler de meraklı bu işlere. Üniversite genelinde 33 kadar öğrenci kulübümüz var. Bunların bir kısmına ben de üyeyim. Öğrencilerimiz belli bir konuda kulüpleşmek, ortak okuma, eylem ve iş yürütmek istediklerinde onları biraz yönlendirmemi üyelik için yeter sebep olarak görmüş olmalılar ki sağolsunlar pek çok etkinliklerine bizleri de davet ediyorlar. Öğrenci odaklı yaklaşımımız çerçevesinde onların ilgi ve önceliklerine uygun hareket etmeye çalışıyoruz bizler de.



Sizin de birebir yaşadığınız, gözlemlediğiniz ve dergimiz aracılığıyla duyurmak istediğiniz Türkiye'de ilahiyat sisteminin sorunları nelerdir? Önerileriniz nelerdir bu konuda?


    •    Bu önemli bir soru. Başlı başına konu etmek gerek, derinlemesine düşünmek gerek, üzerinde çaba ve emek sarfetmek gerek. İşin teknik ve maddi boyutları var öncelikle. Hoca, kütüphane, enstitü, çalışma merkezleri düzeyinde oldukça eksiğimiz var. Teknik ve insan kaynakları açısından eksiklerimiz var yani. Bu anlamda derli toplu, yerli ve milli girişimleri önemli buluyorum.

    •    Konunun diğer bir boyutu da örneklik teşkil edecek, rol model olabilecek seleflerimizin özelliklerini bilmekle başlıyor. Geleneksel İslami İlimlerde ilerlemiş, isim yapmış örneklere baktığımızda onların ferdi olarak dünyaya bakışlarına sirayet etmiş bütünsel yaklaşıma, çok yönlülüklerine, hayata temas eden duruşlarına tanık oluyoruz. Örneğin İmam-ı Gazzali hem bir kelamcı, yani mütekellim, hem bir hakim, mantıkçı, hem bir sufi hem de bir şairdir. Yine mesela Ahmet Cevdet Paşa, ismi üzerinde hem yüksek rütbeli bir asker, mantıkçı, fıkıhçı yani hukukçu, (biliyorsunuz kendisi Mecelle’nin yazarlarındandır) hem bir dilci hem de Kısas-ı Enbiya eseriyle bir tarihçi, hatta tefsirci ve hadiscidir. Bu tabii Geleneksel İslami İlimlerin bir mirasıdır, tevarüs eden Gelenek bize bu örnek şahsiyetleri getirmiştir.

     •    Bu minvalde bilinmeli ki Geleneğin vazettiği kozmoloji, epistemoloji, ontoloji olmadan, bilinmeden İslami İlimler başlığında iş yapmak çok zor. Bizler bu açıdan mekanik bir dünyada organik ilişkileri anlamaya çalışan bilim insanları gibiyiz. Hâlbuki Gelenek bize öğretir ki insanın, doğanın, âlemin davranışı organik bir davranıştır. Yani âlemi bilmeden Âlimi bilemeyiz. Eğer ilim yapacaksak pratik hayata, yaşamın olağan akışına ve davranışına, Sevad-ı azama, halkın, kamunun, yaratılmışların davranışına yabancı kalamayız. Sokağa inebilmeli, şehirde dolaşmalı, insana ve mahlûkata dokunabilmeliyiz. Hakikati ilim ile bulup, kavrayıp sonra da sokakta kaybedemeyiz. Aklımız ve ruhumuz bu dikkat ve rikkat üzere olmalıdır. Zaten eğer, tatmin edici, anlamlı, tutarlı, etkili sözler etmek istiyorsak yolumuz illa ki kevniyatı da teşkil eden, tezahür eden anlamla, zuhurat ile kesişecektir.



    •    Elbette dünyada pek çok bilimsel gelişme olmakta ve bu durum Müslümanlarca yorumlanmaktadır. Fakat bu yorumu, yorumları tek ve asıl gerçekmiş gibi sunmak, hatta ve hatta kalan yorumları dışlayıp, tekfir etmek bizatihi Geleneğin çok anlamlı, yoruma açık, hayata kucak açan, duaya yönelmiş tavrına haksızlıktır. Her alandaki ve her türdeki okumasında cümlelerinin sonunu AllahuAlem Bissavab ile bitiren tavrına, duruşuna da haksızlıktır. Hakikate yönelmiş, doğru tavrın gücü ve etkisi hepimizi kuşatmalıdır. Bunu bireysel ve ferdi olarak da, toplumsal olarak da, kurumsal açıdan da öncelemek gerektiğine inanıyorum. Bu manada Hakikatin ayanlığı açısından Hakayık’tan pay sahibi olma azmi ve gayreti içinde olmayı daha doğru buluyorum.

 


Yorumlar - Yorum Yaz