• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor

33. Sayı Soruşturma

Mecelle Neden Önemli?

İlim Dergisi 33. Sayı Kısa Soruşturması

editor.ilimdergisi@gmail.com

 


 Prof. Dr. Ahmed AKGÜNDÜZ

Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü

             Mecelle, bütün İslam dünyasında fıkıh kitaplarındaki şer’ı hükümleri ilk defa kanun maddeleri halinde tedvın ettiği ve bugüne kadar da tamamen İslam hukuku hükümlerine dayalı bir Medeni Kanun denemesi yapılamadığı için önemlidir. Bu sebeple daha önce Mültek’al-Ebhur kitabına Osmanlı Umumi Medeni kanunu diyen müsteşrikler, artık Mecelle’yi bu isimle tesmiyeye başlamışlardır. Mecelle, maslahatlar gerektirdiği takdirde, ittifak ile kabul edilen ve Kur’an, Sünnet ve İcma’a dayanan şer’ı hükümlerde değil, ictihadi hükümlerde her mezheb içindeki farklı ictihadların yahud farklı mezheblerin ictihadlarının tedvin edilebileceğini ortaya koyduğu için önemlidir. Hukuki tasarruflarda şart ve kaparo meselesi gibi.


 


Prof. Dr. Ekrem Buğra EKİNCİ

             Mecelle, İslâm hukukçularının rey ve ictihadlarının bir araya toplanması için yapılan ilk teşebbüstür. İslâm hukukunun kanun hâline getirilebileceğini gösterdiği için İslâm âleminde büyük bir hürmet ve sevgi uyandırmıştır.

             Garp hukukunun, menfaati öne alan kıymet üstünlüğüne karşı, def-i mefâsidin celb-i menâfiden evlâ olduğu düşüncesi ile ahlâkı ön planda tutmaktadır. Koyduğu hükümlerde dâima bir muvazene (denge) kurmak ve haksız bir menfaat teminine yer vermemek temâyülündedir.

             Mecelle’nin, misalleri ve tarifleri bol bir şekilde hazırlanmış olması büyük bir boşluğu doldurmuş ve mükemmel hizmetler görmüştür. İslâm hukukçularının yazdığı ciltler dolusu ve çoğu Arapça olan hukuk kitaplarındaki aslî hükümleri okuyup öğrenmek şimdi herkesin harcı olmaktan çıkmıştır.

             Her mesele teferruatına kadar tanzim edilmiş; bu sayede ihtilafların hallinde ındî ve keyfî takdirlere yer bırakılmamıştır. Birbirine zıt hiçbir hükme rastlanmaz. Millî bir tertibi ve sehl-i mümteni (basit görünen, ama söylenmesi zor) denecek kadar parlak bir üslubu vardır. Maddeleri son derece veciz ve açık yazıldığından tatbikatı rahat olmuştur. Mecelle’nin üslup ve hükümlerindeki vuzuh ve kat’iyet, ona mevzuat arasında müstesna bir yer vermiştir.

             Yarım asır bu coğrafyada bir medenî kanun olarak tatbik edilmiş; Osmanlı Devleti yıkıldıktan sonra mirası üzerinde kurulan devletlerin çoğunda hukukçulara ve yeni kanunlara ilham vermiştir. Yakın zamana kadar tatbik edilen İsrail’de, hukukçuların Mecelle’ye vâkıf olmaları beklenir.

             Mecelle hakkında, evvela hazırlanmasında büyük emeği geçen Ahmed Cevdet Paşa, şu mütâlaada bulunmaktadır: “Avrupa kıt’asında en ibtidâ tedvin olunan kanunnâme, Roma kanunnâmesidir ki, şehr-i Kostantiniyye’de (İstanbul) bir cemiyet-i ilmiyye tarafından tertib ve tedvin olunmuş idi. Avrupa kanunnâmelerinin esâsıdır ve her tarafda meşhur ve muteberdir. Fakat Mecelle-i Ahkâm-i Adliyye’ye benzemez. Beynlerinde (aralarında) pek çok fark vardır. Çünki o, beş-altı kanunşinas zâtın marifetiyle yapılmıştı. Bu ise, beş-altı fakih zâtın marifetiyle vaz’-ı ilahî olan (Allah tarafından konulan) şeriat-ı garrâdan ahz ve iltikat edilmiştir (alınmıştır). Avrupa kanunşinaslarından olup bu kere Mecelle’yi mütâlaa ve Roma kanunnâmesiyle mukayese eden ve her ikisine dahi mücerred eser-i beşer (sadece birer insan eseri) nazarıyla bakan bir zât dedi ki: Âlemde, cemiyyet-i ilmiyye vâsıtasıyla iki defa kanun yapıldı. İkisi de İstanbul’da oldu. İkincisi, tertibi ve intizamı ve mesâilinin (içindeki meselelerin) hüsn-i tensik ve irtibatı (güzel tertibi) hasebi ile evvelkiye çok müreccahtır ve fâikdir (üstün ve yeğdir). Beynlerindeki fark dahi insanın o asırdan bu asra kadar âlem-i medeniyette kaç adım atmış olduğuna bir mikyastır (ölçüdür).”


 



 Doç. Dr. Sami ERDEM

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Anabilimdalı Öğretim Üyesi, George Mason Üniversitesi Ali Vural Ak Center for Global Islamic Studies Misafir Araştırmacı


             Mecelle’yi Doğuran Ortam


             19. yüzyılın ortalarına doğru başlatılan kapsamlı yenileşme ve reform hareketleri içinde ticaret ve ceza hukuku alanlarında yapılan kanunlaştırmalar, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu tarihi ve siyasi şartların yeni istikametini gösteren önemli gelişmelerdir. Değişen iktisadi şartlar sebebiyle Avrupalılarla ticari ilişkilerin artması, medeni kanun kapsamındaki bazı alanlarda kanunlaştırma ihtiyacını belirgin hale getirmiş, ayrıca yabancı devletlerin Osmanlı idaresinden bu konudaki doğrudan ya da dolaylı talepleri ciddi bir itici güç oluşturmuştur. Buna ilaveten adli mekanizmada yapılan düzenlemeler ve mevcut Şer’î mahkemelere ilaveten kurulan Nizamiye mahkemelerinde müslüman olmayanlara da uygulanabilecek bir kanun ihtiyacı, Fransız Medeni Kanunu’nun tercüme edilerek iktibası ile fıkha dayalı yerli bir kanun hazırlanması görüşleri arasında ciddi bir tartışmaya yol açtı. Sonuçta Ahmed Cevdet Paşa’nın ısrarlı tavrı ve Fuad Paşa’nın desteği ile Fransız Medeni Kanunu’nun alınmasından vazgeçilip Cevdet Paşa başkanlığında ulemadan oluşan bir komisyon (Mecelle Cemiyeti), İslam hukukunun ilgili hükümlerini kanun metni haline getirmek üzere görevlendirdi.


             Mecelle ve Külli Fıkıh Kaidelerinin Yeniden Keşfi


             Mecelle’nin yürürlüğe girdiği günden itibaren her türlü kesimin dikkatini çeken ve atıf yapılan külli kaidelerin yer aldığı Mukaddime kısmı 100 maddeden oluşur. Hazırlanan bu kanun metninin dayandığı temel kaynağı oluşturan fıkhın tanımına ayrılan 1. maddeyi takiben yer verilen 99 madde, fıkıh geleneği içinde oluşmuş genel nitelikli hukuki prensipleri (kavaid-i külliye) içermektedir. Bu kaideler, başlıbaşına birer kanun maddesi niteliği taşımamakla birlikte, Mecelle’de düzenlenen hükümlerin anlaşılmasında ve yorumlanmasında uygulayıcılara yol göstermeyi hedeflemiştir. İslam hukuk tarihinde fıkıh/fetva kitabına dayalı bir hukuk düzeninden maddeleştirilmiş kanunlardan oluşan modern bir hukuk düzenine geçişin alanındaki ilk örneği olan Mecelle’de, fıkıh literatüründe “eşbah ve nezair” adıyla bilinen hususi bir literatüre sahip genel kuralların veciz biçimde yer alması, bu yeni kanun tarzına geçiş sürecinde kolaylık sağlaması yanında geçmişle bağlantıyı ortaya koyan bir meşruiyet aracı olarak da yorumlanabilir.


             Mecelle Yeni Bir Fıkıh Kitabı mı?


             İçerik bakımından Mecelle, fıkıh literatürünün yapısına uygun olarak her bir meselenin genel bir teoriye bağlanmaksızın ayrıntılı olarak kanun maddesi haline getirilmesi anlamına gelen meseleci metodla hazırlanmıştır. Yapısı itibariyle medeni hukukun borçlar, şahıs, aile, miras hukuku gibi tasniflerini ihtiva etmez. Bazı istisnalar dışında borçlar veya akidlere dair genel hükümlere yer verilmeyip, her borç ve akid türüyle ilgili prensipler ilgili kısımda tekrar edilmiş, ayrıca birçok maddede kanun tekniğine uygun olmayacak tarzda açıklayıcı örneklere yer verilmiştir. Alanında ilk tecrübe olması ve dönemin hukukçularına kullanım kolaylığı sağlama amacını gerçekleştirmek üzere bu şekilde her meselenin ayrıntılı bir biçimde bağlayıcı kanun maddesi olarak düzenlenmiş olması, tabii olarak bu kanunu uygulayacak olan hakimlerin takdir hakkını daraltmıştır. Ayrıca Mecelle’nin, fıkıh kitaplarındaki konu sistematiğine benzer olması, maddeler arasında bir insicam eksikliği meydana getirmiştir. Öte yandan bu tercih, kanun maddelerinin, hassas bir geçiş sürecinde bu kanunun uygulayıcıları olan ve fıkha belli ölçüde aşina bulunan hakimler tarafından daha kolay anlaşılmasını sağlayacaktır. Ayrıca Mecelle’nin, o güne kadar yargılamada esas olarak başvurulan muteber fıkıh/fetva kitaplarının yeni bir versiyonu olarak sunulması, İslam hukuku hükümlerinin modern bir kanun metni halinde ilk defa düzenlenmesi fikrine önemli bir meşruiyet sağlamıştır. Nitekim kanunun hazırlık gerekçelerini açıklayan sunuş kısmında Mecelle’ye, eskidenberi Hanefi mezhebi içindeki kabul görmüş fıkhi hükümlerin günün şartlarına uygun olanlarının seçilerek yeni bir düzen içinde bir araya getirildiği bir hükümler koleksiyonu (mecelle) ya da kitap olarak işaret edilmesi bu yorumu desteklemektedir.


             Mecelle ve Hanefi Mezhebi


             Mecelle’nin sonraki dönemlerde en çok eleştirilen özelliği, tercih ettiği hükümlerde sadece Hanefi mezhebi çerçevesine bağlı kalması olmuştur. Mecelle genel olarak Osmanlı Devleti’nin resmi mezhebi muamelesi gören Hanefi mezhebi içindeki baskın görüşleri kanunlaştırmış olmakla beraber bazı maddelerinde, günün şartlarına daha uygun olduğu gerekçesiyle mezhep içindeki azınlık görüşünü de tercih etmiştir. Mecelle’nin hazırlık sürecinde sınırlı sayıdaki bu tür mezhep içi tercihlerin bile yol açtığı ciddi tartışmalar ve bu tartışmaların hazırlık çalışmalarını sekteye uğratan etkisi dikkate alındığında, 20. yüzyılda modernist İslami söylemin savunduğu türde mezhep içi ya da mezheplerarası esnek bir seçmeci yaklaşımın (tahayyur ve telfik) o günkü şartlar gereği mümkün olmadığı açıktır. Kaldı ki mezheplerin teşekkülünden itibaren yüzyıllar boyunca muayyen bir mezhebin iç bütünlüğü esas alınarak şekillenen hukuki çerçevenin henüz tartışmaya açılmadığı bir dönemde, mezhep referansını dikkate almayan bir hukuki delillendirme beklentisi, gerçekçi değildir. Mecelle’ye yöneltilen tek mezhebe bağımlı kalma eleştirisi, onun sonraki dönem kanunlaştırmaları ve İslam hukukunun modern dönemde aldığı şekil açısından çok belirgin olan modernleştirici etkisini farketmeyi engelleyen yorumlardan birisidir.


             Mecelle Neye Yol Açtı?


             Mecelle ve etrafında oluşan literatürün günümüze kadar devam eden en önemli etkilerinden birisi, Mecelle maddeleri üzerinden İslam hukukunun çeşitli meselelerinin güncel tartışma zeminine taşınması olmuştur. Bunlar arasında mezheb, kavaid-i külliye, İslam hukukunun değişmeyle alakalı tutumu, kanunlaştırma ve İslam hukuku ilişkisi, ictihad kapısı, ictihad hürriyeti, ictihadın alanı ve sınırları gibi pekçok önemli konu yer almaktadır. Bu çerçevede Mecelle’nin giriş kısmında yer alan 99 genel kuralın, modern dönemde İslam hukuku etrafındaki tartışmalarda ciddi bir referans çerçevesi olarak kullanıldığına işaret etmek gerekir.  Literatürde yeteri kadar dikkat çekilmeyen bu husus, genel olarak İslam ülkelerinde yirminci yüzyılda yoğunlaşan kanunlaştırma hareketlerinde ve özel olarak da medeni kanun alanındaki tartışmalarda kendisini açık biçimde ortaya koymaktadır.

             20. yüzyılda yoğunlaşan kanunlaştırma tecrübelerinde, İslam hukukuna dayalı somut hukuk kurallarından önce bu tür genel kuralların sistematize edilmesi, klasik fıkıh literatürü içinde yapılması gerekli ilk çalışmalar arasında görülmüştür. Böylece Mecelle’nin bir kanun metni içinde yeniden ifadelendirdiği ve çoğu kere yanlış biçimde birer hukuk kuralı gibi algılanan bu prensipler, özellikle değişme düşüncesiyle irtibatlı örf, zamana bağlı değişim ve yeni ihtiyaçların hangi prensiplerden hareketle çözüme kavuşturulacağı vb. konularda yeni bir meşruiyet zemini inşasında birer usul kaynağı olarak değerlendirilmiştir.


             Mecelle’nin Modernleştirici Etkisi


             Mecelle’nin modern dönem İslam hukuku alanındaki en önemli etkilerinden birisi de klasik fıkıh düşüncesini karakterize eden belirli bir mezhebe bağlı hukuki bütünlük arayışının, yerini mezheplerarası seçmeci bir yaklaşıma bırakması konusunda sağladığı dolaylı meşruiyet çerçevesi olmuştur. Hanefi mezhebine ve bu mezhep içindeki baskın görüşlere sıkı sıkıya bağlı bir kanun metni olmasına rağmen Mecelle, modern kanun formu içinde mevcut ictihadlar arasından tek bir görüşün siyasi otorite tarafından kanun olarak kararlaştırılmasını meşrulaştıran yaklaşımı (Mecelle’nin 1801. maddesi bu hususu açıkça hükme bağlamıştır) dolayısıyla, sonraki pekçok kanunlaştırma çalışmasına ilham kaynağı olmuştur. Nitekim, Osmanlı Devleti’ne hukuki bağlılığı artıracağı endişesiyle Mecelle’yi uygulamayan Mısır’da Kadri Paşa tarafından hazırlanan ancak yürürlüğe girmeyen Mürşidü’l-hayran isimli kanun taslağı, şekil olarak Mecelle’den ilham almıştır. Tunus, Fas, Irak ve Ürdün gibi pek çok İslam ülkesindeki medeni kanun hazırlıklarında Mecelle’nin bariz etkileri görülmektedir.


             Mecelle Literatürü


             Mecelle, hazırlandıktan kısa süre sonra Arapça, İngilizce, Grekçe, Fransızca başta olmak üzere kısmen veya tamamen pekçok dile tercüme edilmiş, Türkçe ve Arapça’da pek çok şerhe konu olmuştur. Osmanlı Devleti’nde hukukçu yetiştiren Nüvvab, Mülkiye ve Hukuk mekteplerinde ders olarak okutulması, Mecelle’nin pek çok hoca tarafından ders notu olarak şerhedilmesine yol açmıştır. Ayrıca Mecelle’nin baş tarafında bulunan 99 külli kaide üzerine de pekçok şerh yapılmıştır. Mecelle’nin sadece belli konu veya maddelerini şerheden çalışmalara da rastlanmaktadır. Mecelle üzerine yapılan şerh çalışmalarının gerekçeleri arasında, açık ve sade bir Türkçe ile yazılmış olan bu kanun metninin hukuki bakımdan anlaşılması için fıkıh ve Arapça bilgisine olan ihtiyaç başta gelmektedir. Ayrıca, bir kısmı Mecelle’yi hazırlayan Cemiyet üyelerince yapılan bu şerhler, Mecelle’nin eksik ya da muğlak bıraktığı düşünülen konularda tamamlayıcı bilgiler vererek, hem uygulayıcılar hem de hukuk öğrencileri için yararlı bir kaynak oluşturuyordu. Fıkıh kitaplarından farklı olarak Mecelle’de, seçilmiş tek bir fıkhi hüküm kanunlaştırılmış olduğu için, bu hükümlerin alındığı kaynaklarda bulunan farklı görüş ve hükümler kimi zaman Arapça orijinal metinleri aktarılmak suretiyle uygulayıcılar için yoruma imkan sağlayacak teorik malzeme haline dönüştürülmüştür. Bu şerhlerin, Hanefi mezhebi içindeki farklı görüşler yanında farklı mezhep görüşlerine de yer vermesi dikkat çekicidir. Kaynaklara dönük şerh çalışmalarının, Mecelle’nin İslam hukuku bakımından güvenilirliğini pekiştirmeye, başka bir ifadeyle modern kanun formundaki bu “yeni fıkıh metnine” meşruiyet sağlamaya da hizmet ettiği söylenebilir. Ayrıca bu literatür içinde Mecelle’nin kimi maddelerdeki tercihlerinin eleştiri konusu yapılması da dikkat çekicidir. Mecelle üzerine yapılan geniş kapsamlı bazı şerhlerin, neredeyse bir fıkıh ansiklopedisi olarak sonraki fıkıh araştırmaları için müstakil birer kaynak haline geldiği görülmektedir. Bu çerçevede üst düzey bir yargı mensubu olan ve aynı zamanda Hukuk ve Mülkiye mekteblerinde hocalık yapan Ali Haydar’ın Türkçe olarak kaleme aldığı Dürerü’l-hükkâm isimli geniş şerh özellikle zikredilmelidir. Mecelle üzerine yapılan teknik çalışmalardan bir kısmı da, Mecelle’nin eleştirilere konu olan dağınık sistematiğini maddeler arası çapraz atıflarla bütünleştirmeye ve kullanıcılara bu konuda kolaylık sağlamaya dönüktür.


             Değerlendirme


             İslam hukuku hükümlerinin bir kısmının kanun maddeleri halinde yeniden ifade edilmesini sağlayan ve bu yönüyle kendinden sonraki kanunlaştırma çalışmalarına öncülük ve örneklik etmiş olan Mecelle, gerek içerdiği sağlam bilgi ve kanuni ifade biçimi ve gerekse etrafında oluşan literatür bakımından, 20. yüzyıl boyunca İslam ülkelerindeki medeni kanun hazırlıklarında ve günümüze kadar uzanan modern İslam hukuku yorumlarında yeni bir İslam hukuku klasiği haline gelmiştir.




 Doç. Dr. İrem KARAKOÇ

Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Tarihi Öğretim Üyesi

             Özel hukuka ilişkin kanunlar, her toplumun kendi örf ve âdetinden doğar. Borçlar hukuku, şahsın hukuku ve aile hukukuna ilişkin kurallar birer kanun hâline gelmeden/getirilmeden önce uzun yıllar o toplumda yaşayanlar arasında uygulanagelmiştir. Bunlar, aynı topluma mensup insanlar arasında ortak toplumsal düzen kuralları olduğundan toplumun yapısı ile uyumlu olmaları gerekir. Bu kabul, her topluma uygun genel geçerliliği olan evrensel, ortak kuralların da bulunduğu gerçeği ile çelişmez. Ancak özel hukuka ilişkin kanunlar yapmak söz konusu olduğunda bu kanunlar, hem hukukun genel ilkelerini, hem de ilişkilerini düzenlediği toplumun kendine özgü örf ve adet kurallarını, söz konusu toplumun kendi özelliklerine en uygun şekilde yansıtabilmelidir. Bu yaklaşım biçimi, bir yandan toplumun bu mefhum/kavram, müessese/kurum ve kuralları daha kolay benimsemesini sağlarken, öte yandan hukukçuların başka bir sistemden alınan mefhum veya müesseselere anlam vermede yaşayacakları zorlukları da önlemiş olur. Başka sistemlerden alınan kanunlardaki kavram veya kurumların kendi hukuk sistemimizde bir karşılığı olmayabileceği veya çok farklı biçimlerde tezâhür edebileceği de düşünüldüğünde ayrıca uyumlaştırma çalışmaları da yapılması gerekir.

             Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye içerik itibariyle yerli ve millî bir özellik taşımaktadır. Avrupa’da Tarihçi Hukuk Ekolü’nün de etkisiyle her ülke kendi örf-adetleri temelinde, çeşitli biçimlerde Roma Hukuku’ndan da yararlanarak medenî kanunlarını üretirken, Osmanlı hukukçuları da gerek içerik gerekse usûl yönünden özgün bir biçimde Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye’yi meydana getirmişlerdir (1868-1876). Bu sırada Türk toplumunun örf ve âdetleri bağlamında, Hanefî mezhebinin içtihatlarının bir seçime tâbi tutulduğu görülmektedir. Türklerin İslâmiyet’i kabul etmelerinden sonra yoğun olarak Hanefî mezhebini benimsedikleri ve Osmanlı Devleti için de bunun geçerli olduğu bilinmektedir. Her ne kadar genel olarak Borçlar Hukuku tedvîni gibi görünse de, bunun bir ilk adım olduğu unutulmamalıdır. Sonradan yapılan Hukuk-ı Aile Kararnâmesi de bunun bir göstergesidir. Mecelle ile birlikte, ülkede o güne kadar uygulanan hukuk sistemi olarak İslâm Hukuku temelli bir kanunlaştırma gerçekleştirilmiştir. Kendine özgü bir içtihat hukuku olan İslâm Hukuku’nun tedvîn edilmesinin ilk örneği olan Mecelle kanaatimce gerek Türk, gerekse İslâm hukuk tarihinin bir gurur âbidesidir. 


 



 Dr. Öğr. Üyesi Şenol SAYLAN

Trabzon Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi İslam Hukuku Anabilim Dalı

             Ahmet Cevdet Paşa’nın üstün gayretleri sonucu meydana getirilen Mecelle, ortaya çıktığı şartlar itibariyle İslam hukukunun tamamen tasfiye edileceği bir süreci en azından geciktirmiş olmakla beraber, kendisinden sonrası için İslam Hukuku’nun özgün yapısında ve hukuk algısında geri dönülemeyecek biçimde köklü değişimlere yol açacak olan bir çalışmadır. Mecelle ile beraber devlet bir mezhebin fıkhî hükümlerini kendi kanunlarına dönüştürdü. Daha sonra ise Hukûk-ı Aile Kararnâmesi gibi örneklerle dört mezhep hatta şaz görüşler arasından seçme yoluyla kanunlarını vaz etmeye başladı. Böylece devlet, bağımsız fakihler tarafından temsil edilen fıkıh normunu belirleme ve değiştirme yetkisini fıkhî yetkinliği bulunmayan üyelerden oluşan kendi organlarına aktardı.


 



 Dr. Öğr. Üyesi İlyas YILDIRIM

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi- İslam Hukuku Anabilim Dalı

             Mecelle gerçekten önemli midir? İçerdiği bilgiler yönüyle bakıldığında Mecelle, klasik Hanefî fıkhının sınırlı ve farklı bir formda sunumu şeklinde karşımıza çıkar. Dolayısıyla bir değer ifade etmeyi “farklı içtihatlarda bulunma” şeklinde okuyan zihin burada sorumuza olumsuz cevap verecektir. Fakat çağımızın müzmin bir hastalığı olan bu yaklaşımı aşıp da kendisine bakılacak olursa Mecelle, bize çok şeyler söyleyecektir. İçeriğine dair pek çok değerlendirme yapılabilir ama daha anlamlı olan nokta, onun hazırlanış ve lağvediliş serüveninin her dönem için dikkate alınacak ibretamiz bir hatıra sunmasıdır. Mesela bir devlet için zayıf duruma düşmenin ne tür iç ve dış problemler doğuracağını koyar önümüze. Sizi kendinizle başbaşa bırakmayacaklarını, en temelden hukuk sisteminize müdahale etmek isteyeceklerini; bunu da sizden birileri eliyle yapmaya kalkışacaklarını gösterir bize.
             Yine iyi yetişmiş bir âlim/bürokratın ne anlama geldiğini, bu durumunun ne tür bedeller ödettiğini; ama azim ve kararlılığın nihayetinde başarıya ulaştıracağını Ahmet Cevdet Paşa üzerinden resmeder. Size/köklerinize ait olmadığında hukuk sisteminin, sizin haklarınızı koruyamayacağını; ya sizi kendinize; ya da kendinizi size yabancılaştıracağını yokluğuyla fısıldar bir zaman sonra. Velhasıl Mecelle, var-yok oluş hikâyesiyle iyi bir rehber olacağı için de önemlidir.


 

 Dr. Öğr. Üyesi Ahmet KILINÇ

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Tarihi Öğretim Üyesi & Kobe Üniversitesi (Japonya) Kültürlerarası Çalışmaları Geliştirme Araştırma Merkezi (PROMIS) Araştırmacısı

             Mecelle, İslam Osmanlı hukuku tecrübesini dönemin şartlarına göre modern sayılacak şekilde kodifiye ettiği için önemlidir. Yüzlerce yıllık hukuk birikiminin çağa ayak uydurmuş hali olduğu için Mecelle önemlidir (bk. Mecelle md. 39). Mecelle bugün özel hukuk olarak nitelendirilen birçok hukuk branşını düzenlediği için mühimdir. Tanzimat döneminde ülkenin her alanda olduğu gibi hukuk alanındaki kötü gidişatı durdurmak için çözümün Batılı kanunların iktibasında gören iddiaya somut bir cevap olduğu için önemlidir. Mecelle, sadece Hanefi içtihatlarını normatif hale getirdiği için önemlidir. Mecelle, Tanzimat dönemi İslam Osmanlı hukukçularının, ülkemizde olmasa da başka ülkelerde uygulanmaya devam eden hukuk kuralı oluşturabilecek seviyede hukuk kültür ve formasyonuna sahip olduklarını göstermesi açısından önemlidir. Mecelle, dönemin Osmanlı idareci ve hukukçularına bir tecrübe katması açısından önemlidir.
             Malum olduğu üzere, Osmanlı Devleti’nde zayıf Hanefi içtihadı tercih edildiği için komisyon başkanının görevinden alındığı bir siyasi, idari ortamdan Şafii, Maliki, Hanbeli mezheplerinin görüşlerine yer verilen Hukuk-ı Aile Kararnamesini oluşturacak siyasi, idari yapıya geçilmiştir. Mecelle, daha sonra Balkanlardan Kuzey Afrika’ya kadar birçok ülkede uygulanmaya devam ettiği için değerlidir. Bu bağlamda 19’uncu yüzyılın ortalarından 20’ünci yüzyılın ortalarına kadar bizzat uygulanıyor olduğu için kıymetlidir. Mecelle bugün, menşeinden binlerce kilometre uzakta olan Malezya’da şirketler arasında çıkan ihtilafta tahkim kuralı olmasına karar verildiği için önemlidir. Mecelle, günümüzde Japonya’da aralarında Tarih ve Hukuk Profesörlerinin olduğu bir heyet tarafından Japoncaya çevriliyor olduğu için kıymetlidir. Mecelle bugüne ışık tutacak tecrübe ve birikime sahip olduğu için önemlidir (bk. Mecelle md. 1812).