• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor

32. Sayı Soruşturma

Cahiliye Denince Aklınıza Ne Geliyor?

İlim Dergisi Eylül-Kasım 2018


 

 Prof. Dr. M. Bahaüddin VAROL

Konya NEÜ. İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi Anabilim Dalı

   •   Cahiliye dönemi, İslam öncesi Arap toplumunun genel anlamda yaşam biçimidir. Bu bireysel ve toplumsal yaşam alanın her ikisini de kapsamaktadır. Bu okuma yazma bilmemek ya da bilgisizlik değildir. Zira her toplumun bir bilgi düzeyi vardır. Cahiliye İslam’ın değiştirmek, dönüştürmek istediği ve bunu gerçekleştirdiği bir yaşam şeklidir. Bu yönüyle cahiliye tarihin sadece bir dönemine ait olmayıp her dönemde tekerrür edebilecek bir özelliğe de sahiptir. O nedenle cahiliye, yerine ikame edilen İslam’ı din edinen bizler için bilinmesi, anlaşılması ve anlamlandırılması gerekli olan bir şeydir.

   •   Cahiliyenin tam olarak anlaşılabilmesi için iki şeyin çok iyi bilinmesi gerekir. 1. Cahiliye toplumunun bireysel ve toplumsal özellikleri, 2. Rasûlullah s.a.v.’in vahiy rehberliğinde yürüttüğü İslamî değişim ve dönüşümün ilkeleri ile bu ilkelerin uygulama süreçleri.

   •   Bu iki bilgi ekseninde cahiliye dönemi ile ilgili olarak sırasıyla şu hususlar aklımıza gelmektedir:

   •   1. Allah/Tevhid inancından yoksunluk: Cahiliye denince akla gelen ilk şey budur. Tevhid inancından uzaklaşmış bir Allah tasavvurunun şirk düzeyini ortaya çıkaracağı ve bu düzeydeki bir Allah inancının ise İslam nazarında hiçbir anlam ifade etmeyeceği açıktır. Nitekim Hz. Peygamber’in tebliğinin ilk konusu tevhid olmuştur. Duygu ve düşüncelerde, dolayısıyla uygulama alanında etki ve rolünü kaybetmiş olan Allah/tevhid düşüncesinin ikamesi için mücadele etmiştir. Bu aşama en önemli ama aynı zamanda en zor aşamadır. Şirke kaymış bir algı ve kişiliği, duygu ve zihni tevhide transfer etmek, benimsetip kalıcı olmasını sağlamak oldukça zordur. Ancak şu da bir gerçektir ki; tevhide transfer edilmemiş, tam manasıyla tevhidi anlamamış ve kavramamış zihinlerde bireysel ve toplumsal dönüşümün diğer aşamalarını gerçekleştirmek ve kalıcı hale getirmek mümkün değildir.

   •   2. Ahlakî değerlerden yoksunluk/yozlaşma: Cahiliye toplumunun inançtan sonraki en önemli özelliği budur. Putperest inanç ahlaki ilkelere bağlılığı, tutarlılığı sağlamıyordu. Nitekim Rasûlullah s.a.v. iman/tevhidden sonra ahlaki düzeyi oluşturmaya çalışmıştır. İslam ahlakıyla zemini pekiştirilmemiş toplumsal yapının diğer katlarına/aşamalarına geçmek, istenen değişim ve dönüşümü gerçekleştirmeyecektir. İbâdât ve muâmelât alanları ancak böyle bir ahlaki zemin üzerine inşa edilmelidir. Toplumsal ve bireysel alandaki değişimi güçlü ve sabit tutacak şey ahlaki tutarlılıktır. Mekkî sûre ve ayetlerin büyük bölümü bu ilkelerle şekillenmiştir.

   •   3. Kabilecilik taassubu/asabiyet: Allah Rasûlü’nün en çok mücadele ettiği bir konu da budur. Kabîlevî yaşam algısı ve onu kutsal hale getiren asabiyet, aidiyet psikolojisinin her türlü inanç ve ilkenin önüne geçmesi anlamına gelmektedir. Cahiliyede çok güçlü olan kabilevî bağlar asabiyet ile farklı bir formata dönüşerek var olmakla eş anlamda bir değer bulmuştur. İslam’da ise sadece kavim ve kabile değil, İslam ve müslümanlığın önüne konumlandırılan her türlü aidiyet algısı reddedilmiş, cahiliyeye nispet edilmiştir. Toplumun bütün fertleri eşit haklara sahip olarak kabul edilmiş ve herkesi kucaklayan bütüncül bir devlet/toplumsal yapı öngörülmüştür. Bu yapı sadece müslümanları değil ğayr-i İslamî unsurları da ihata etmiştir. Hz. Peygamber’in Medine’de oluşturduğu toplum yapısı bunu en güzel şekilde göstermektedir.

   •   4. Aile yapısının yozlaşması: Cahiliye, nikahın sadece bir sosyal ritüel olarak görüldüğü, kadının aşağılanıp değersizleştirildiği, evlilik ve ailenin nesil oluşturma ve yetiştirme görevinden uzaklaşıp farklı amaçlara dönük bir yapı kazandığı bir görüntüyü yansıtır. Ailenin çöküşü toplumsal anlamda bir çöküşü de ortaya koyar. Hz. Peygamber’in gerek kendi kurduğu yuva, gerekse İslami ilk dönemde kurulan diğer aileler, kadının rolünün güçlendirildiği, aile fertlerinin birbirine entegre edildiği, toplumsal etki ve rolünü yerine getiren temel bir kurum özelliğini yansıtır.

   •   5. Hurafe, efsane, kehanet vb. şeylerin dini duygu ve düşüncelerin yerini alması: Putperestliğin beslediği diğer bir alan da burasıdır. Cahiliye toplumu aslı olmayan bir takım uydurma şeylerin doğru dini bilgi yerine ikame edildiği, insanların bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde onların peşinden gittiği bir ortamı yansıtır. Fal okları ve kumar kurumsallaşmış bir yapı arzeder. (Eysâr ve ezlâm). Cahiliye insanı için bir takım efsane ve hurafelere inanmak (Eyyâmü’l-Arab), yine önemli işlerinde kahinlere başvurup ona göre hareket etmek, kutsadıkları gelenek içerisindeki temel olgulardır. İslam bütün bunları yok ederek yerine tevhîdî inanç sistemini yerleştirmiştir.

   •   6. İbadetlerin yozlaştırılarak şekilden ibaret bir ritüele dönüştürülmesi: İbrâhimî temelden gelen kimi ibadetler tahrif ve tağyire uğratılarak, anlam ve amacından uzaklaştırılmış toplumsal ve ekonomik çıkar düzeyine indirgenmiştir. Bunun en güzel örneği hac ibadetidir. Diğer bireysel ibadetler de aynı şekildedir. İslam bütün ibadetleri aslına dönüştürerek gerçek anlamını kazandırmıştır.

   •   7. Temel insan haklarının yok sayılması ve ilişkilerin çıkar üzerine kurulması: En temel insanî değerlerden olan insan hakları cahiliyede sadece güçlülerin elindeki bir olgu idi. Köle ve cariyeler bu haklardan mahrum, azâd edilenler dahi mevâlî olarak hür olanların haklarından uzak idiler. Hürler de kabilesinin gücü nispetinde bir hakka sahiplerdi. Mekke’nin sahibi olan Kureyş ile iyi ilişkileri olan ya da onların çıkarlarına hizmet edenler diğer insanlardan daha farklı imtiyazlara sahip olurlardı.

   •   Cahiliye dönemi, saymaya çalıştığımız bu özelliklerinin yanısıra adaletin sarsıldığı, güvenin kaybolduğu, güçlülerin her zaman haklı olduğu, ufukların dar ve küçük çıkarların peşinden koşulduğu, bilginin ve bilgi sahiplerinin değersizleştirildiği gibi daha birçok hususun zikredilebileceği bir dönemi hatırlatmaktadır.

   •   Aslolan ve bize düşen bugün toplumumuzda saymaya çalıştığımız cahiliye ilkeleri mi yoksa onun yerine ikâme edilen İslam’ın ilkelerinin mi bulunduğudur. Buna vereceğimiz cevap bizim nerede durduğumuzu ve nasıl olduğumuzu ortaya koyacaktır. Bu vesile ile her birimize düşen büyük sorumluluklar olduğunu bir kez daha hatırlamakta ve hatırlatmakta yarar vardır.



Prof. Dr. M. Hanefi PALABIYIK

Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi Anabilim Dalı

   •   Cahiliye denince aklıma gelen en önemli husus, Kur'an'ın indiği zemin olmasıdır. Bu yüzden bir kişinin Kur'an'ı anlaması, cahiliyeyi bilip anlamasından geçmektedir. Bu durum bir anlamda, ayetlerin sebeb-i nüzulüdür yani tarihi bağlamıdır. Bizim geleneğimiz, Kur'an'ın anlaşılması için ayetin ayetle, ayetin rivayetle ve metnin kendi iç bütünlüğüne dikkat etmeyi yani Kur'an'ın kendi bağlamını göz önünde tutmayı prensip edinmiş; buna daha birçok kural da eklemiştir. Ama çoğu müfessirin "tarihi bağlamı" gözardı ettiğini söylemek mümkündür. Kur'an bir boşlukta inmeyip de belli bir bağlamda indiğine göre, belli bir yerden ve belli bir dönemden konuştuğuna göre, onu kendi dünyamızda anlamak ve anlamlandırmak için, indiği tarihi ortamı çok çok iyi anlayıp idrak etmeliyiz. İşte bu, Cahiliye Dönemi veya bizim daha çok kullanmayı tercih ettiğimiz şekliyle İslam Öncesi Dönem'dir.

   •   Aslında aynı şeyi, yani Kur'an'ın anlaşılması için yaptığımızı, Allah Resulü'nün dünyasını anlamak için de yapmak durumundayız ve yapıyoruz. Onun evlilikleri, savaşları, sosyal ve siyasal dünyasının bizim açımızdan örnekliğinin doğru yerine oturtulması için yine o dönemin yani İslam öncesi dönemin algı ve anlayışlarının bilinmesi gerekmektedir. Yoksa cahiliye deyince aklımıza, şirk, kötülük, her türlü ahlaksızlık ve pislik geliyor da diyebiliriz. Bunun vaaz ve slogandan ibaret olmaması için bunların bulunduğu bir ortama gelen Kur'an ve Resulün, onları nereden nereye getirdiğinin ve bizim de içinde bulunduğumuz konum ve zeminde onları nasıl anlamlandırmamız gerektiği söylenmelidir.


Prof. Dr. Adem APAK

Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi Anabilim Dalı

   •   İslâm öncesi Arap tarihi genel olarak Câhiliye çağı, bu dönemin kültürü de Câhiliye kültürü olarak isimlendirilir. Bu tabirlerden bir asırdan başlayıp beş asra kadar ulaşan Arap geçmişi kastedilir. Arap kültürü ise esasında Hz. Peygamber’in (sav) peygamber olarak gönderildiği ortam, başka bir ifadeyle Kur’ân vahyinin muhatap aldığı vasat anlamına gelir. Dolayısıyla gerek Kur’ân’ın anlaşılması, gerekse Hz. Peygamber’in tebliği için ilk muhatap olarak kabul edilen insanların doğru tanınabilmesi için Câhiliye dönemi şartlarının ve Câhiliye insanının zihniyetinin en doğru bir şekilde tespit edilmesine ihtiyaç vardır.

   •   Câhiliye kavramına genelde olumsuz bir anlam yüklenmiş, üstelik câhiliye genellemeci bir anlayışla sadece putlara tapmak ve özellikle kız çocuklarının toprağa gömülmeleriyle özdeş kabul edilmiştir. Burada zikredilen davranışlar câhiliyede görülmüş olmakla birlikte bu dönemi sadece adı geçen fiillerle açıklamak eksik olur. Halbuki, en geniş anlamıyla câhiliye dönemi veya kültürü Hz. Peygamber’in (sav) içinde doğduğu ve yetiştiği, özetle risâletini yayma misyonunda hazır bulduğu çevredir. Allah Rasûlü’nün (sav) tebliğ mücadelesini, gerekse onun meydana getirdiği değişimleri tespit edebilmek ancak onun yaşadığı dönemi bütün detaylarıyla bilmekle mümkün olur. Ayrıca unutmamak gerekir ki, Hz. Peygamber (sav) hayatının büyük bir kısmını câhiliye kültürünün ve anlayışının hakim olduğu ortamda geçirmiş, yine risâlet görevinin 13 yılını câhiliye kurallarının geçerli olduğu Mekke toplumunda sürdürmüştür. Bu sebeple câhiliyeyi bilmek aynı zamanda siyer konularını da kavramakla doğrudan alakalıdır.


Doç. Dr. Cafer ACAR

AYBÜ İslami İlimler Fakültesi İslam Tarihi Anabilim Dalı

   •   Cahiliye denince bilgiden öte hilm eksikliği hatıra gelmelidir. Bireye karşı, topluma karşı ve Yaratıcıya karşı hoyratlık, sorumsuzluk ve şuursuzluk halidir. Bu üç husus bir yerde oldu mu orası cahiliyenin zirve yaptığı yer olarak görülebilir.

   •   Cahiliyenin bireyin kendine dönük boyutu, kişinin kendi nefsinin bizzat kendisinin kontrolünden çıkması haliyle izah edilebilir. Günahların bile bile işlenmesi ve bunu engellemeye insanın takatinin kalmaması tam da böyle birşeydir. Nefsini bilmeyi beceremeyen insanın Rabbinden uzaklaşması cahiliyenin birey boyutunda tipik bir tezahürüdür.

   •   Cahiliyenin sosyal boyutuna gelince, özellikle toplumun zayıflarına karşı kayıtsızlık hatta hadsizlik gibi bir karakteri vardır. Mazlum, mağdur, zayıf gibi kavramlar sahipsiz kalmıştır cahiliye toplumunda. Onun yerine soy, sop ve neseb vardır. Kabile vardır. Kan bağı vardır. Haklılığın ölçüsü, sahip çıkılmanın ölçüsü bunlar olmuştur. Bu değerler bütün manevi değerlerin önüne geçmiştir. Cahiliyede yaşayan zayıf kimsenin “kimsesi” maalesef kalmamıştır.

   •   Cahiliyenin Yaratıcıya yönelik boyutuna gelince, orada Yaratıcının yanında başka ilahlar vardır. Nefis, kibir, istiğna, mal sevgisi, şehvet ve makam yeni tanrılar olmuştur. Duruma göre biri diğerinin önüne geçmekte hatta haşa Allah’ın alternatifi olabilmektedir.

   •   Cahiliyenin sirayet özelliği vardır. Sadece İslam öncesi dönemle sınırlı kalmamıştır. Allah Resülü bu hastalığa karşı en büyük mücadeleyi vermiş ve bu yönde ashabını uyarmıştır. Renginden dolayı kınanan Bilal’i korumuş, ona karşı bu hatayı yapan Ebu Zer’i cahiliyeden korunması hususunda tembihlemiştir.


Dr. Öğr. Üyesi Abdullah Erdem TAŞ

Dumlupınar Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi İslam Tarihi Anabilim Dalı

   •   Nasıl ki Peygamber Efendimiz'in (sas) hayât-ı saâdetleri her vechesiyle bizim için en güzel örnekleri barındırıyorsa Câhiliye dönemi de aksi istikamette bizim için bir ibretler meşheridir. Müslümanlar Efendimiz'in (sas) hayatına bakarak hayatlarını tanzim ederken Cahiliye dönemi Araplarının küfre, şirke, nifaka ve şikaka nasıl düştüklerine bakarak da kendilerine çeki düzen vermelidir.

   •   Diğer taraftan Cahiliye dönemi Arap toplumunu değerlendirirken "mesâlibü'l-Arab" (Arapların ayıpları) kadar "fazâilü'l-Arab"ı (Arapların faziletleri) da dikkate almalıyız ki vahyin/İslam'ın niçin bu toplumda neş'et ettiğini de idrak edebilelim.

   •   Şu iki hususu dikkate aldığımızda günümüz modern toplumuyla Cahiliye dönemi Arap toplumunu karşılaştırabiliriz. Birçok vecheden bu karşılaştırma yapılabilirse de bizim burada öne çıkaracağımız husus, Cahiliye Araplarının ilkesel olarak -putperestlik şeklinde de olsa- kendilerinden üst bir otoriteye bağlanmalarına nazaran modern toplumun fertlerinin büyük ölçüde kendilerinden üst bir otorite tanımayarak nefsini ve hevasını ilah edinmeleridir. Araplar bozuk da olsa bir Allah inancına sahiptiler. Yaşadıkları maddi hayatı merkeze almaları, onların ilah anlayışını bozmuş; tenzihi idrak edemeyerek teşbihe düşmüş ve putperest olmuşlardı. Modern insan ise "özgürlük", "hümanizm" vs. kavramların arkasına saklanarak kendini merkeze almış ve nefsini putlaştırmıştır. Bu açıdan bir taraftan Cahiliye dönemi Arap toplumuna/ferdine bakarak yoldan çıkmamak için ibret almamız gerekirken günümüz toplumunun üzeri yaldızlanmış ahlakî düşüklüğüne de dikkat etmemiz elzemdir.


 Dr. Öğr. Üyesi Osman AYDINLI

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi Anabilim Dalı

   •   Cahiliyye: insanın Allah'ı gereği gibi tanımaması, ona kulluk etmekten uzaklaşması, onun ilâhî hükümlerine değil de kişinin kendi hevâ ve hevesine uyması, insanların koyduğu emir, yasak ve düşüncelere inanması, bir şeyi gerçeği dışında bilmesi, anlaması ve buna göre amel etmesi demektir.

   •   Diğer bir deyişle Cahiliyye; insanı insana köle yapanların, Allah'ın hükmünden başka hüküm arayan ve Allah'ın hükmünden başka hükme rıza gösterenlerin tavrı, hayat biçimi ve sistemidir. Sonuçta Cahiliyye'nin de bir inanma biçimi olduğunu söyleyebiliriz. 


 Dr. Öğr. Üyesi Halit ÇİL

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi Anabilim Dalı

   •   Cahiliyeyi temel olarak ikiye ayırabiliriz:

   •   Dönemsel cahiliye: Hz. İsa'ya gelen İncil tahrif edildikten sonra, Hz. Muhammed'in peygamberliğine kadarki zaman.

   •   Kavramsal cahiliye: Cahiliye tabiri, okur-yazar olmama durumu, bilgisizlik manalarına gelmekle beraber, Kur'an ve sünnette çizilen cahiliye kavramı özetle; hakikatin bilgisinden yoksunluk, hakikate vakıf olamamaktır.

   •   Isfahanî cehaleti üçe ayırır:

   •   İnsanın bilgiden yoksun olmasıdır.

   •   Bir şeye, olduğundan başka biçimde inanmaktır.

   •   Bir şeye, hak ettiğinden başka bir şekilde davranmaktır. Bunu yaparken ister doğru bir inanca sahip olsun, isterse yanlış bir inanca dayansın fark etmez. (Müfredat, 249-250)

   •   Kur'an'da cahiliye kavramı tamlama şeklinde geçer: Cahiliye zannı [zihniyeti] (Âl-i İmran: 154), cahiliye hükmü (Yoksa cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? Maide: 50), teberrücü'l-cahiliye (Eski cahiliye dönemindeki gibi kırıtarak, her türlü cazibenizi sergilemek üzere, sokaklara dökülmeyin. Ahzab: 33), cahiliye taassubu (O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Fetih: 26)

   •   Sözün gücü, cömertlik, himaye, cesaret, Harem bölgesine hürmet gibi müspet yönleri; kızları canlı toprağa gömme, içki-kumar-falcılık, kabile taassubu, çarpık nikah şekilleri, kölelik, putperestlik gibi menfi yönleri beraberce okunduğunda doğru bir cahiliye dönemi ortaya çıkar.

   •   Cahiliye döneminde bazı kişiler; ekonomik ve savaşma gücü zayıflığı, namus endişesi, cariye olma ihtimali gibi basit sebeplerle kız çocuğunu diri diri toprağa gömme fiilini işlemişlerdir. Bu durum ayette şöylece tasvir ve tahkir edilmektedir:

   •   “Onlardan birine kız müjdelendiği zaman öfkelenmiş olarak yüzü kapkara kesilir. Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. Onu, aşağılık duygusu içinde yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün! Bakın ki, verdikleri hüküm ne kadar kötüdür!” (Nahl: 58-59)

   •   Kimileri kız çocuğunu canlı olarak gömmek isterken, kimileri de gömülmek istenilen kızları kurtarma derdine düşmüş ve onları himayesine almıştır. Zeyd b. Amr b. Nüfeyl, Sa’sa’a b. Muâviye gibi kişiler, öldürülmek istenen kız çocuklarını babalarından ücret karşılığı alarak, onların bakım ve büyütülmelerini üstlenmişlerdir (İbn Hişâm, I, 298; Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 24).

   •   Göçebeliğin yaygın olması, kabile mantığıyla yönetilmeleri, kabileler arasında ihtilaf ve savaşların olması gibi unsurlar sebebiyle güçlü bir devlet kuramamış olan cahiliye Araplarında Kabe'nin kutsallığıyla beraber putperestlik oldukça yaygındır.

   •   Kur'an'ın tarif ettiği ve Hz. Peygamber'in mücadele ettiği cahiliye kavramı dönemsel değil, tüm zamanlara hitap etmektedir.


Arş. Gör. Selahattin POLATOĞLU

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi Anabilim Dalı

   •   Câhiliye kelimesi bir olguyu ifade etmekle beraber toplum ve devir/çağ/dönem kelimeleriyle birlikte kullanılır. Câhiliye devri Hz. Peygamber (s.a.s)’in gelişiyle son bulmuş; ancak izleri ve uzantıları kıyamete dek yeryüzünde görülebilecektir. Câhiliyenin başlıca özelliği hakikatten uzak bir varlık telakkisine sahip olmasıdır. Diğer bir ifadeyle Câhiliye yüce yaratıcı, âlem ve insan hakkında yanlış telakkilerin bir sonucudur. Câhiliye toplumu İslam inancının üç temel esasını teşkil eden tevhid, nübüvvet ve ahiret konusunda gafil olma ve bu gafletin toplumda geniş ölçüde yayılması ve nesilleri içine alacak biçimde süreklilik kazanması sonucunda oluşmuştur.

   •   Câhiliye insanı Allah Teâlâ’yı hakkıyla tanıyıp bilmez ve onunla kendisi arasında aracılar koyar. Atalarından gördüğünü sorgulamadan tekrarlar ve onların izinden gitmeyi peygamberlere tabi olmaya tercih eder. Mizanı bilmez, ahirete inanmaz; bu yüzden günah bataklığında bocalar durur.

   •   Câhiliye toplumunda tevhidin yerini küfür ve şirk almıştır. Câhiliye toplumu vahiy ile bağlarını kopardığı için sahih bilgiden mahrum kalmıştır. Câhiliye fertleri hayatlarının her alanında örnek alabilecekleri bir şahsiyetten yani bir nebiden yoksun oldukları için faziletleri büyük ölçüde unutmuşlardır. Dolayısıyla bireysel ve toplumsal anlamda adaletin yerini zulüm almıştır. Câhiliye toplumunu zihnî ve amelî bakımdan daha teferruatlı biçimde tanımak için konuyla ilgili Kurân ayetlerini, Hadîs-i şerifleri ve Câhiliye edebiyatını tetkik etmemiz gerekmektedir.


 Arş. Gör. A. Yakup SİPAHİOĞLU

Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü

   •   Cahiliye Kur'an'ın bir ifadesi (Maide/50) ve zaman içinde İslam kültüründe, Hicaz'da yaşayan Arap toplumunun vaziyetini kavramsallaştırıyor. Bu kavramın detaylı bir incelemesi bizlere Kur'an'ın nüzulünün yeryüzünde nasıl bir fark yarattığına dair işaretler sunacaktır. Ki zannediyorum Kur'an'ın mesajının anlaşılmasına bu durumun çok büyük katkısı olacaktır. Ancak öncesinde cahiliyenin ne olmayabileceğine ilişkin birkaç ifadeyi ısrarla vurgulamak gerekmektedir. Cahiliye toplumunu tasvir ederken kız çocuklarının gömüldüğü, bütün bir toplumun inim inim inlediği, birkaç kırbaç sahibinin herkesi köleleştirdiği, kanun ve nizamın esamesinin okunmadığı bir tablodan kaçınmak gerekmektedir. Kur'an'ın bu yöndeki ifadelerini anlamaya çalışırken sosyo-kültürel olarak var olamayacak bir toplum tasviri yapmaktan kaçınılmalıdır. Zira böyle bir tasvirle Kur'an mesajının olağanüstü kötü şartlarda olan bir topluma indiği gibi yanıltıcı bir sonuca da ulaşılacaktır.

   •   Evet bazıları kızlarını gömmüştür, kız çocuk bir utanç sebebi olmuştur, bazı insanlar bazılarına zulmetmektedir fakat bunlar toplumsal yapı ve süreçlerin içine karışmış, iyilikle-kötülüğün, zulüm ve adaletin iç içe geçtiği durumlar oluşturmuştur. Nitekim rahatlıkla ifade edebiliriz ki Kur’an bu gibi örneklerle aslında toplumun bünyesindeki asıl rahatsızlığın, toplumun çoğunca hoş görülmeyen, rijit ortaya çıkışlarını eleştirmektedir. Zira rivayetlerden anlaşıldığı kadarıyla birtakım sosyal yapı ve süreçler tıkanma noktasına gelmiştir. Ve mevcut düzene olan itirazı gönüllerinde hazır olan insanlar Kur’an’ın bu düzeni en kötü taraflarıyla eleştirmesine katıldılar. Dolayısıyla Kur'an'ın saf kötülüğün kol gezdiği bir topluma değil aslında iyilikle kötülüğü, zulüm ve adaleti birbirine karıştırmış, başta Allah olmak üzere kainatın en mühim hakikatleri konusunda yanılgıya düşmüş bir topluma indiğini söylemek daha doğru bir ifade olacaktır.

   •   Karşımızda güçlü bir belagata ve düşünsel berraklığa sahip insanların da yaşadığı, ticaretin küçük bir çöl şehrine bütün dünyanın havadisini taşıdığı, kendi kimliğini güçlü bir şekilde kuran, bir kolu Yemen'de, bir kolu Habeş'de, bir kolu Sasani dünyasının çeperlerinde ve bir kolu da Akdeniz dünyasının kalbinde olan bir topluluktan bahsediyoruz. Elbette zalimi-adili, cahili-arifi, zengini-fakiri var, ancak cahiliye toplumunun da bugünkü kadar karışık bir toplum olduğunu unutmuyoruz. Dolayısıyla cahiliye deyince kendine has birtakım hususiyetleri olmakla beraber eski dünyanın merkezinde yer alan bir toplumsal konjonktürden bahsettiğimizin farkında olmalıyız.

   •   Bu sayede her kötülüğün o putlar gibi çok saf bir şekilde göz önünde olduğu ve Kur'an'ın ya da Hz. Peygamber'in mevcut toplumsal yapıyı, çok temel itirazları dışında, tamamen alt üst ettiği yanılgısına düşmekten kurtulunabilir. Kimi toplumsal kurumların muhafaza edilmesi, kimilerinin ıslahı söz konusu olmuştur. Ve kaba asabiyetin yıkıcı, son raddede toplumun sınırlı bir kesiminin ezici zenginliğiyle oluşan keyfiliği dışında cahiliye toplumunun dünyası İslam’ın dünyasına kimi dokunuşlar ve ıslahlarla nakledilmiştir. Burada hayati olan bir diğer husus insanın nefsinden başlayarak inşa etmesi gereken ahlaki durumudur. Ahlaki durumun yıpranması ve aşınması yeri zamanı olmaksızın herkesi yeniden bir cahiliyenin içine itecektir. Bunun farkındalığı bugün Kur'an ve insanın karşılıklı duruşunu kaba bir ilişkiye çevirmenin önüne geçecektir.