• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor

Kuran Tarihi

Emre Gündoğdu // İlim Dergisi 28. Sayı Mart 2018

Kitap: Kuran Tarihi
Yazar: Mustafa el-Azami 
Yayınevi: İz Yayıncılık

Eski ve Yeni Ahit ile karşılaştırmalı bir araştırma
•    Kitabın yazarı Muhammed Mustafa el-Azami 1932’de Hindistan’da doğdu. İlk, orta ve yüksek tahsilini burada yaptı. Daha sonra Oxford, Ümmü’l Kura, Michigan gibi çeşitli üniversitelerde öğretim üyeliğinde bulundu. İşte bundandır ki yaptığı araştırmaların birçoğunu oryantalistler için hazırladı. Bu kitabı yazmasına sebep olan olay, önsözde belirttiği üzere The Atlantic dergisinde Toby Lester’in yazdığı şu satırlardı: “Müslümanlar her ne kadar Kuran’ın değişmemiş olduğuna inansalar da bu görüşü ilmi ölçütler dâhilinde açıklamaktan acizdirler.” Bu sözler Azami’yi çok etkilemiş ve derin bir çalışma içerisine girmiştir. Uzun süren yurtdışı hayatı ona Kitab-ı Mukaddes hakkında birçok bilgi birikimi sağlamıştır. Bu konu üzerine biraz daha eğilince kitabına ‘Kitab-ı Mukaddes’ içeriğinde 100 sayfalık bölüm eklemiştir. Böylelikle kitap basitçe Kuran tarihini ele almamış, oryantalistlerin Kuran’a yaptıkları eleştirileri ve kendisinin Kitab-ı Mukaddes hakkındaki eleştirilerini detaylıca anlatmıştır. Böylelikle kitabın içeriği 3 ana başlıktan oluşmuştur: Kuran metninin tarihi, Kitab-ı Mukaddes tarihi ve oryantalist araştırmacılığın değerlendirilmesi.
KURAN METNİNİN TARİHİ
•    Azami bu konuyu 13 farklı başlıkta incelemiştir. Bu başlıkların hepsini tek tek açıklamayacağım.
Vahiyler ve Muhammed peygamber
•    Nöldeke, Muhammed peygamberin ilk vahiyleri unuttuğunu iddia etmektedir. Diğer bir oryantalist Mingana ise şöyle der: Müslüman toplum, çok sonraları İslam devletinin hızlı genişlemesiyle birlikte gelecek nesiller için bu ayetlerin korunması amacıyla Kuran’ın değerli olabileceğini düşününceye kadar Kuran’a çok fazla değer vermemişlerdir.
•    Azami bu iddialara şöyle cevap vermiştir: Bu konuya verilecek cevap Muhammedin peygamber olması ya da olmaması durumunda değişmeyecektir. Her iki durumda da Kuran’ın korunması gerekir. Onu gerçek bir peygamber olarak düşündüğümüzde, Allah’ın ona bahşettiği böyle bir şeyi sonuna kadar koruyacak ve en büyük değeri ona verecektir. Yok, eğer Muhammed sahtekâr birisi ise Kuran’a önemsiz bir kitap muamelesi yapması ve onu çok fazla değer vermediği bir kitap gibi göstermesi son derece saçma olacaktır. Zira bu onun uydurduğu şeydir. Ve kimsenin bunu anlamaması gerekir. Sonuç olarak iki durumu da ele aldığımızda Mingana’nın bu iddiası basit bir suçlamadan ibarettir.
•    Azami kitabının birçok yerinde yapacağı gibi bu mevzuda da sadece savunma yapmak yerine kendisine gelen eleştirilere karşın Hristiyanlara yaptıkları eleştirinin aynısını yapmaktadır. Anglikan Kilisesi’nin iki yüz din adamına sorduğu on kutsal emirde bile mutabık kalamadıklarını söylemektedir.
Kuran yazımı ve tertibi
•    Peygamber kendisine vahyolunan ayetleri daha ilk dönemden itibaren yazıya geçirmiştir. Medine döneminde peygamberin kâtipliğini yapmış altmış beş isimle karşılaşırız. Peygamber bu ilk yazıya geçirme işleminden sonra bunu tüm ashaba duyurur ve birçok kimse yeni nazil olan bu ayetleri yazardı.
•    Ayet ve surelerin tertibine gelince, Azami ayet diziliminde rivayet açısından hiçbir farklı görüşün olmadığını söyler. Birçok hadiste ‘şu ayet nazil olduğunda onu şu surenin şurasına koyun’ şeklinde ibare geçer. Surelerin tertibinde de Azami’nin düşüncesi aynıdır. Yani tüm surelerin yerini peygamber söylemiştir. Fakat bu konuda İslam âlimlerinin ihtilafı olduğunu ve Ubey bin K’ab ile İbn Mesud Mushaflarının içeriğinde bazı farklılıklar olduğunu iddia edenler olmuştur. Bu ihtilafları göz önüne alarak surelerin tertibini peygamberin yapmamasında bir sakınca olmadığını belirtmiştir. Her ne kadar surelerin yeri değişmiş olsa da Kuran’ın içeriğine etkisi yoktur. Azami bu ihtilafları dört maddede inceler.
> Tüm surelerin tertibi şimdiki haliyle bizzat peygamberden işitilmiştir.

> Sadece 9. sureyi (tövbe) Hz. Osman yerleştirmiştir. Diğer tüm sureler peygamberden işitilmiştir.

> Tüm sureleri Zeyd bin Sabit ve Halife Osman tertip etmiştir.Surelerin bir kısmını hazreti peygamber, diğer bir kısmını sahabe tertip etmiştir.

Kuran’ın yazılı derlemesi

•    Gerçekte Kuran’ın tamamı peygamberin hayatında yazılmıştı. Fakat bu yazılan sayfalar bir araya getirilmemişti. Kuran’ın ilk yazılı derlemesi Hz. Ebubekir döneminde yapılmıştır. Bu iş için Zeyd bin Sabit’i görevlendirmiştir. Zeyd bin Sabit’in Kuran’ı derlemek için izlediği bazı metotlar vardı. Onları şu şekilde sıralayabiliriz:
> Daha eski sayfaları yeni sayfalara tercih etmesi

> Ana nüsha ile karşılaştırılmış ve kâtipler tarafından gözden geçirilmiş nüshalar, bu niteliği taşımayanlardan daha üstündür.

> Asıl nüsha mevcutsa bundan yazılmış tüm nüshalar önemini kaybeder.
•    Üçüncü madde hakkında Azami şöyle açıklamada bulunur: Eğer orijinal yazma yoksa A ve B yazmaları göz önüne alınır. Bu durumda L, M ve X’nin bir değeri olmaz. Veya elimizde orijinal nüsha varsa diğer tüm nüshalar değerini kaybeder. Bu sistem 20. yy şarkiyatçıları tarafından geliştirilen tenkitli metin neşrinin esaslarıdır. Ancak bundan 14 yy önce Zeyd bunu gerçekleştirmiştir. Azami’nin bu açıklamayı yapması oldukça basittir. Çünkü bu şablon tamamen mantıksal düzlemde ilerlemektedir. Yani Zeyd bu sistemin kurucusu değildir.
•    Tövbe suresinin son iki ayetine gelecek olursak, bu ayetler sadece Ebu Huzeyme’nin yazılı belgesiyle kabul edilmiştir. Bunun sebebi basittir. Bu ayeti ashaptan birçok kişi ezbere biliyordu. Eldeki kaynakların kısıtlı olması onu yazıya geçirme hususunda sıkıntıya sokmuştur. Yani bu ayetler onlarca kişinin ezbere bilmesi fakat sadece Ebu Huzame’nin yazıya geçirmiş olmasıyla kabul edildi. Uydurma olma şüphesini ortadan kaldıran diğer bir husus, bu ayetlerin ne bir kabileyi övüyor ne de bir kişinin faziletinden bahsediyor olmasıdır. Bu ayetlerle beraber Kuran’ın toplanma işlemi sona ermiş oldu ve devlet arşivine kaldırıldı.
•    Hz. Osman döneminde devletin sınırlarının genişlemesi, Arap olmayanların da Müslüman olmasıyla Kuran’da farklı okumalar ortaya çıktı. Bu ihtilaflar Hz. Osman’ı Kuran nüshasını çoğaltmaya itti. Zeyd başkanlığında 12 kişilik heyet hazırlattı. Bu heyet, Kuran’ı -farklı rivayetler olmasına rağmen genel görüş- sekiz adet yazdı. Yazılan bu nüshaları sekiz büyük beldeye karilerle beraber yolladı. Bunlar dışındaki tüm nüshaların yakılmasını emretti. Osman Mushaf’ı ile günümüz Mushaf’ı arasında hiçbir ihtilaf yoktur. Ancak Medine Mushaf’ı (Hz Ebubekir’in hazırlattığı) ile 12 yerde farklılık göstermektedir. (s. 141) Bu farklılıklardan bir tanesini zikredelim. Bakara 132’de Osman Mushaf’ında و وصى بها ابراهيم şeklinde yazarken Ebubekir Mushaf’ında و اوصى بها ابراهيم yazar. Azami bu konuya şu şekilde açıklık getirir: Bu farklılıklar dokuz bin satır içerisindeki sadece 13 harften ibarettir. Ayrıca bu farklılıkların hiçbiri manaya etki etmez.
Arap hattının tarihi
•    Azami’nin bu konuya değinmesinin asıl sebebi bazı oryantalistlerin Arap alfabesinin değerini düşürecek sözlerde bulunmasıdır. Şimdi onların bu konudaki sözlerine ve Azami’nin onlara verdiği cevaplara bakalım.
•    Mingana: “Arap dilinin gelişimi hakkında o kadar cahiliz ki Arapçanın Mekke ve Medine’de kendi alfabesi olup olmadığını bile kesin bilemiyoruz.”
Nabia Abbot ise o zamanlarda konuşulan dilin başlı başına bir dil olmadığını, Nebatça dilinin bir varyantı olduğunu ileri sürer. Bunu bulduğu yazıtlarla kanıtlar ve değişim sürecini harita üzerinde gösterir. (s. 162)
•    Aslına bakılırsa bu iddialar Kuran’ın yazımına veya rivayetine herhangi bir zarar vermez. Fakat Azami’nin aşırı oryantalist karşıtlığı kendisini bu konuyu derinlemesine araştırmaya sürüklemiştir. Kısaca bahsetmek gerekirse bu iddialara şöyle cevap verir: Nebati Devleti, Hz. İsmail’in oğlu olan Nebat’a nispet edilir. Hz. İsmail Mekke’de Cürhüm kabilesinde Arapça konuşmakta idi. Oğlu Nebat ve sonraki nesiller Arapça dilinden türeyen Nebatça’yı kullanmaya başladılar. Bu durumda oryantalistlerin iddiaları boşa çıkmış olur.
Kuran’da Arap yazısı ve imlası
•    Her dilde olduğu gibi Arap dilinde de tarihsel serüvenin getirdiği bazı imla değişiklikleri olmuştur. Mesela, Peygamberimizin Halid bin Said el- As’a yazdırdığı mektupta كان  yerine كون , حتى yerine حتا yazılmıştır. Aynı imla değişiklikleri Kuran’da da mevcuttur. Hz. Ali’ye atfedilen bir Mushaf’ta (Raza kütüphanesi koleksiyonu) günümüz Kuran’ından farklı olarak على yerine علا ve حتى yerine حتا yazılmıştır. Yine Haccac b. Yusuf döneminde Ubeydullah b. Ziyad kendi Mushaf’ına 1000 civarı harf eklemiştir. Haccac bunu duyunca Ubeydullah’ı yanına çağırtmış ve yapılan değişiklikleri öğrenmek istemiştir. Ubeydullah قلو ve كنو şeklinde yazan tüm kelimelere iki elif ekleyip قالوا ve كانوا şeklinde yazdığını belirtmiştir. (s.180)
•    Kuran’a eklenen bir diğer şey ise hareke ve noktalama işaretleridir. Hz. Osman’ın Mushaf’ında ne nokta ne de hareke bulunmaktaydı. Noktalama sistemi Araplar arasında az da olsa bilinmekteydi. Azami noktalamanın kullanıldığı yerlere 6 adet görselleriyle beraber örnek vermektedir. Bunların en eskisi M.S. 267 yılına ait olan Rakuş mezar taşıdır. Bu mezar taşında ‘zel, şın’ gibi harflerin noktası olduğu çok bellidir. Harekenin ilk kullanımı ise Ebu’l Esved ed- Düeli tarafından oldu. Bu harekeleme sistemi renkli mürekkep ile yazılan noktalardan oluşmaktaydı. Harfin arkasına, üstüne ve altına konulan noktalar ötre, üstün ve esreye delalet ediyordu. Daha sonraları Halil b. Ahmet renkli nokta ile harekelemeyi bırakıp şuanda kullandığımız harekelerin temelini attı.
KİTAB-I MUKADDES TARİHİ
Eski Ahit

•    Hz. Musa (m.ö. 1200) kendisine inen levhaları Levililere verdi. Hz. Musa öldükten sonra bu yazmalar yaklaşık 500 yıl boyunca Ahit sandığında kilitli kaldı. Bu sebeple birçok nesil tarafından Tevrat hiç bilinmedi. Bu süre içinde Tevrat’ın bulunduğu sandık kaçırılmış, sonra tekrar bulunmuş. Ahit sandığını Hz. Musa’dan sonra açan ilk kişi Kral Süleyman (m.ö.621) olmuştur. Halka ilk kez okunuşu ise m.ö.449’u bulur. Bu durum Tevrat’ın farklı bir yerde saklanmış olsa bile yüzyıllarca Yahudilerin hayatından büsbütün çekildiğini gösterir.
Azami’nin Tevrat’ın tahrif olması hakkında çok ilginç iddiaları vardır. Şimdi bunların birkaçını zikredeceğim.
> Tevrat’ın asıl dili İbranice değil Kenancadır.

> İbranice metinde birçok benzer harf vardır ve bu harfler birbirine karıştırılmıştır.

> İbranice Kitab-ı Mukaddes sayısı m.ö. 9. yy ile m.s. 1100 arasında sadece 31 adettir. Kuran’ın ise ilk iki yüzyılda bile nüshaları yüzlercedir

> Tevrat’ın ilk 500 yıl boyunca sandıktan hiç çıkarılmaması ve bu süre içerisinde bir kere kaçırılmış olması, metnin sağlam kalmasını olanaksız kılar.

> Tevrat nüshaları m.s. 10. yy’da çok az sayıda olmasına rağmen birbirleri arasında çok fazla farklılık gösteriyorlar. Yahudi bilginleri bu istinsah hatalarını engellemek için birçok eski nüshayı yok edip yenilerini yazdılar.

Yeni Ahit
•    Hz. İsa’ya vahyedilen metin ilk yüzyılda fazla ilgi görmedi. Ayrıca bu metin sabit, başı ve sonu belli olan bir metin de değildi. İlk yüzyılda yaşayanlar bu metne bazı ilavede bulundular. Bu ilk metnin en önemli özelliği yeni bir dine çağrıda bulunmayışı ve İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğunu belirtmemesidir.
•    Zaman ilerledikçe İsa’nın kutsiyeti de arttı. Roma İmparatorluğunda var olan bazı mitolojik inançlar Hristiyanlığa bulaştı. M.S. 100’e gelindiğinde Markos, Matta, Luka gibi kişiler kendi İncillerini yazarak asıl metni çarpıttılar. Asıl metin bir süre sonra kaybolunca Hristiyanlık dini mitolojiler ve İsa’nın hayatını anlatan metinlerle doldu.
•    İncil’de yazı stilinden kaynaklı (metinsel) birçok hata ortaya çıkmıştır. O dönemde iki yazı sitili mevcuttu. Bunlardan biri ‘miniskül’ diğeri de ‘uncial’dır. Miniskül, Türkçedeki el yazısına benzer. Kelimeler ayrı ama harfler bitişik olarak yazılır. Uncial yazısı ise harfler bitişik değil lakin tüm kelimeler bitişiktir. İlk dönem İncillerin çoğunluğu uncial yazı stiline aittir. Kelimelerin bitişik olmasıyla birçok cümle yanlış anlaşılmış veya anlaşılmaya çok müsaittir. Örnek olarak Yuhanna 1:34’de ‘Tanrı’nın oğlu’ ifadesi ‘Tanrı’nın seçilmiş olanı’ olarak da okunabilir.
İncil’in tahrif sürecini yazıcılar da çok hızlandırmıştır. Comfort, İncil’i istinsah edenlerin yaptıkları bu hataları 7 maddede özetler;
>  Ayinler için yapılan duaların eklenmesi.

>  Mezheplerin müdahalesi ile gerçekleşen eklemeler.

>  İncil yazarlarının eklemeleri (Markos 9:29’da ‘duadan sonra’ ibaresine ‘ve oruç tutmak’ ifadesinin eklenmesi gibi.

>  Sözlü gelenekten gelen malzemenin hatalı olması

>  Uyumlu hale getirme çabası.

>  İnanışsal ön yargılara dayalı eklemeler. Özellikle Ruh ile alakalı olanlar.

>  Okuyucularda yanlış intiba bırakacak yerlerin değiştirilmesi.

ORYANTALİST ARAŞTIRMACILIĞIN DEĞERLENDİRİLMESİ

•    Azami bu bölümde oryantalistlerin Kuran’a yaptıkları eleştirilere cevaplar vermektedir. Verdiği cevaplar ‘Kuran Tarihi’ bölümünde verdiklerinden farklı değildir. Dikkat ettiği asıl konu ise oryantalistlerin Kuran’a yaptığı eleştirilerin hiçbirini Tevrat ve İncil’e yapmamalarıdır. Bu eksiklikten ötürü kendisine gelen soruların aynısını onlar için sorar. Bu şekilde oryantalistlerin eleştiri şeklini benimsemediğini belirtir.