• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor

10. Sayı Soruşturma

Siyersiz Kur’an ve Sünnet Bizi Nereye Götürür?

İlim Dergisi 10. Sayı Kısa Soruşturması Nisan 2016


 Prof. Dr. M. Hanefi PALABIYIK 
Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü

  •  Kur'an da, sünneti bizlere ulaştıran hadisler de, bizlere kitap/yazılı metin olarak gelmişlerdir. Böyle olması, hem tabii ve hem de kaçınılmaz olarak doğrudur da. Ayrıca bu hususta yapabileceğimiz hiçbir şey yoktur. Öyleyse tâ tabiin alimlerinden beri yaşadığımız sorun, bu metinlerin anlaşılması sorunudur. Bizim tartışmalarımızla onların tartışmalarının neredeyse aynı olması da bunun delilidir. Çünkü hem Kur'an ve hem de hadisler, tarihin belli bir döneminde, belli bir mekana ve muhatap kitlesine yönelmiştir. Ama bu metinlerin içindekilerin tamamı, hem dini sorumluluk ve hem de medeniyet açısından onlar kadar bizi de ilgilendirmektedir. Yani bu metinlerden kendimizi uzak tutamayacağımıza ve Hz. Peygamber'in (s) muhataplarının anlaması doğru ve kesinse -ki kanaatimce öyledir ve öyle olmalıdır- öyleyse bu metinler anlaşılabilir durumdadır. Madem öyle sahabe neslinden sonra gelen bizler neden anlama problemi yaşıyoruz, neden halen daha hepimizin tam bir beğenisini kazanmış bir Kur'an Mealine bile sahip değiliz? Çünkü onları anlama engelimiz, aramızdaki 1300 yıllık mesafe, coğrafya farkı, başka dönem ve kültürlere ait olma farkımızdır. Bu durumun çoğu mevali olan tabiin alimleri için de geçerli olmuştur. Hatta bizim, problem olmayacak birçok şeyi bile problem görmemizin sebebi de onlar ve o dönemde yaşananlardır.

  •  Buna göre anlama problemimizin biteceğini zannetmiyorum. Ancak bu girişten sonra, soru bağlamında konuşmamı tamamlarsam şunları söylemek isterim. Kur'an canlı-sağlıklı bir topluma müdahale etmiş ve neticeyi almıştır. Hz. Peygamber de böyle bir toplumla yüzleşmiş ve onlardan bir Kur'an nesli çıkarmıştır. O neslin doğrudan muhatap olması ile bizim dolaylı ve dolaylının dolaylısı muhatap olmamız, anlamamızı güçleştirmektedir. Kur'an'ın yaşayan örneği olan Allah Resulu hakkındaki rivayetler, bizlere o dönemin yaşanmışlığını, az da olsa, sunmaktadır. Bu yüzden Siyer ve muhtevasına bakarak, hem Kur'an'ı ve hem de sünneti yeniden inşa ve kurgu imkanına kavuşabiliriz. Bunun gelenekteki karşılığı, kısmen esbab-ı nüzül ve esbab-ı vurud'dur. Nasıl ki, Kur'an'ın anlaşılmasına esbab-ı nüzülün katkısı açık ve önemliyse, bu katkının çok daha fazlasının siyerden geleceğini düşünmekteyim. Asırlardan beri hadislerin tartışıldığını ve problemlerimize ne oranda çare sunduğunu görmekteyiz. Bu durum, metin olarak karşımızda duran rivayetlerin, bağlamsız, öncesiz-sonrasız, nedensiz-sonuçsuz, zamansız-mekansız olarak yer almasından da kaynaklanmaktadır. Bu yüzden hadis rivayetlerinin çok soyut kaldığı ve ancak Kur'an ve siyer ile anlamlı hale geldiği ve bağlama yerleştirilebildiği görülmektedir. Ama siyer rivayetleri/metinleri böyle değildir. Mükemmel olmasa da bir kronoloji sunmakta, bu kronolojinin içine Allah Resulünü ve tüm muhataplarını yerleştirmekte, ayrıca tüm hadiseleri bir mekan içerisinde, sebep-sonuç dengesinde sunmaktadır. Bu durum, hem Kur'an'ın ve hem de hadis metinlerinin daha doğru, daha belirgin ve daha anlaşılır kılınmasına hizmet etmektedir. Çünkü Kur'an'ın ve hadisleri vasıtasıyla Allah Resulu'nün, muhataplarıyla tebliğ eksenli bir ilişkiye girmesi, zaten canlı ve somut bir ortamda cereyan etmiştir.

  •  Öyleyse, bir takım problemler içermesine rağmen, Siyerin, Kur'an’ın anlaşılıp yorumlanmasında hadislere göre daha faydalı ve daha katkıda bulunucu olduğunu düşünmekteyim. Yine siyer, sünnetin anlaşılıp yorumlanmasında da Kur'an'dan sonraki en önemli malzemeleri sunmaktadır. Çünkü o ortamın zihinlerimizde canlanmasında, böylece somut ve anlaşılır kılınmasında en önemli malzemeleri içermektedir. Sonuç olarak elimizdeki temel malzeme, 1. Kur'an, 2. Siyer ve 3. Sünnet sıralamasına göre değerlendirilmelidir. Kur'an ve Sünnet anlaşılmak için kesinlikle ve kaçınılmaz olarak Siyere muhtaçtır. Anlaşılmak için Kur'an'ın siyere olan ihtiyacı, hadislere/sünnete olan ihtiyacından daha fazladır. 


 Prof. Dr. Nahide BOZKURT 
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi Anabilim Dalı

  •  Bana göre tarih ve dolayısıyla siyer olmadan ne Kur'an'ı ne de Peygamberimizi tam anlamıyla anlayabiliriz. Tarihsel bağlam bilinmeden ne olay, ne olgu ne de kavramlara tam anlamıyla nüfuz edebiliriz. 


 Prof. Dr. Şefaettin SEVERCAN 
Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü


  •  Siyer, Kur’ân-ı Kerim’in ve Sünnet’in anlam alanıdır, dış dünyasıdır, pratik kimliğidir. Dolayısıyla siyersiz Kur’an ve Sünnet, anlam alanı olmayan, dış dünyasız ve pratik karşılığı bulunmayan Kitap ve Sünnet demektir. Bu da bizi pek çok konuda doğru anlaşılmayan bir Kur’an’a ve Sünnet’e götürür. Örneğin, Tebük seferi detaylı şekilde bilinmeyince Tevbe suresi doğru anlaşılamaz. Sünnet ile şekillenmiş pek çok ibadet Siyersiz doğru şekilde yerine getirilemez. Doğru anlaşılmamış bir Kur’an ve Sünnet ise her şeyden evvel “hidayet rehberi” olma özelliğinden mahrum bırakılmış olur. Böyle bir Kur’an da Sünnet de temel amacını kaybetmiş olur. Sonunda İslâm dini insanlık için gönderiliş amacını yitirmiş olur. Dolayısıyla Siyer, Kur’an ve Sünnet için hayatî önem ifade eder. 


 Doç. Dr. Yasin YILMAZ 
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi 


  •  Hz. Muhammed’in (sav) hayatı tam olarak bilinmeden İslamî ilimlerde derinlik kazanmak mümkün değildir. Bundan dolayı İslâm’ın temel ilimleri olan Tefsir, Hadis, Fıkıh ve Kelam alanlarında araştırma yapanların mutlaka Hz. Peygamber’in (sav) hayatını bir bütün halinde incelemeleri gereklidir. Çünkü İslam dini onun hayatıyla şekillenmiş ve İslam’ın kutsal kitabıyla ilgili olan bütün ilimler de onun hayatını ve uygulamalarını temel alarak ortaya çıkmıştır. Hz. Peygamber hayatta iken ortaya çıkan yeni meselelere ya doğrudan onun tarafından ya da gelen vahiyle çözümler getirilmiştir. O’nun vefatından sonra artık yeni meselelere doğrudan vahiyle çözüm dönemi bitmiş, Onun yerine âlimler, ortaya çıkan yeni durumların çözümüyle ilgili temel kaynaklar olan Kur’ân ve Sünnete dayanarak, yorumlar yapmaya başladılar.

  •  Hz. Peygamber’in (sav) vefatından sonra ilerleyen dönemlerde İslam âlimlerinin, Kur’an’ı Kerimi temel alarak yaptıkları yeni yorumlarla, İslamî ilimler ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu doğrultuda Kur’ân-ı Kerimi daha iyi anlamak için tefsir, Hz. Peygamber’in (sav) söz, fiil ve takrirlerini incelemek ve araştırmak için hadis, itikadî konuları Kur’an ve sünnetin ışığında, akıl ve mantık ölçüleri içerisinde değerlendiren ve yorumlayan kelam ile İslamî kuralları temel kaynaklara göre fetva ile belirleyerek yorumlayan fıkıh gibi ilimler ortaya çıkmıştır.

  •  Bu ilimlerin daha iyi anlaşılabilmesi için referans olarak Hz. Peygamber’in (sav) hayatından ve uygulamalarından bilgi aktarımı da Siyer ilmiyle olmuştur. Dolayısıyla Siyerin ana konusu olan Hz. Peygamber’in (sav) hayatının bütün yönlerini derinliğine bilemeyen araştırmacıların, Tefsir, Hadis, Fıkıh ve Kelam ilimlerinin gerçek mahiyetlerine vakıf olamayacakları bir gerçektir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in ilk muhatabı Hz. Peygamber olduğu için Kur’an’ın iniş süreci onun hayatına göre şekillenmiştir. Bundan dolayı tefsir ve sünnetten, “usvetun hasene” olan Hz. Peygamber’in hayatından bahseden siyeri çıkardığımız zaman Müslümanların, dini, sosyal, iktisadî ve kültürel hayatta doğruyu bulmaları çok zordur. 


 Yrd. Doç. Dr. Mehdin ÇİFTÇİ 
Dumlupınar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi Anabilim Dalı Başkanı


  •  Sorunuz, "Siyer ve sünnetsiz/hadissiz Kur'an bizi nereye götürür?" şeklinde olsaydı belki daha anlamlı olabilirdi. Zira siyer ilmi önceleri hadis ilmiyle birlikte iken daha sonra bağımsız bir ilim hüviyetini kazanmıştır. Cevabımıza gelince: Kur'an'ın ilk muhatapları Hz. Peygamber ve asr-ı saadetteki diğer insanlardır. Siyer ilmi de Hz. Peygamber'in hayatıyla birlikte vahye muhatab olan bu dönemdeki insanlarla bağlantılı konuları işlediğinden, bu ilmi devre dışı bırakarak yapılacak bütün eylemler anlamsız ve eksiktir. Tarih boyunca hiçbir ümmet rehbersiz olmamıştır. Nasıl ki her bir teknolojik ürünle birlikte "kullanım klavuzu" gibi rehberlere ihtiyaç duyuluyorsa yeni bir dinin uygulama alanının da nasıl olacağına dair muşahhas bir "örnekliğe" ihtiyaç vardır. Bu nedenle Hz. Peygamber'in hayatı olan siyer, Kur'an'ın ete kemiğe bürünmüş halidir, denebilir. Vahyin uygulama alanını Hak Teâlâ peygamberinin şahsında bizlere öğretmiştir. Bu nedenle siyersiz bir Kur'an anlayışı kesinlikle eksiktir ve bizi yanlış anlayış ve uygulamalara götürür. 


 Yrd. Doç. Dr. Talip AYAR 
Abant İzzet Baysal Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü


  •  Siyer kelime anlamıyla birlikte düşünüldüğünde, Hz. Peygamber’in davranışını, halini, yolunu, üstün ahlakını ve kısacası O’nun hayatını ifade etmektedir. Ayrıca “siyer” dendiği zaman sadece Hz. Peygamber’in hayatı akla gelir. Müslümanlar her daim Peygamberinin hayatını ve şahsiyetini öğrenmeye ilgi duymuştur. Çünkü Hz. Peygamber’in hayatında “Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel örnekler vardır” (Ahzâb 33/21). Müminler bu örneklerin ne olduğunu ya da hayatta karşılık bulan yönlerini, pratiğe dönüştürülmüş hallerini büyük oranda siyer aracılığıyla elde etmiştir.

  •  Hz. Peygamber gerek kitabi gerekse kevnî ayetleri sadece lisan diliyle değil aynı zamanda hal diliyle okumuş, aktarmıştır. Esasen Kur’an’ı, İslâm’ı, Hz. Peygamber’in davranışları ve sözleri olan Sünnet’i daha iyi anlamak ancak O’nun hayatını öğrenmekle mümkün olacaktır. Dolayısıyla Hz. Peygamber’in hayatı tabir yerindeyse Kur’an’ın ve İslâm’ın ete kemiğe bürünmüş halidir. Nitekim sahabe döneminden itibaren Müslümanlar, Hz. Peygamber’in hayatını ve şahsiyetini öğrenmek, öğretmek ve sonraki kuşaklara aktarmak için siyer kaynaklarının oluşumunda büyük gayret göstermiştir. Zannımca bütün bu gayretler Kur’an ve Sünnet yolunu “siyer” ile aydınlatma çabasından başka bir şey olmasa gerektir. 


 Yrd. Doç. Dr. Nurullah AGİTOĞLU  
Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalı


  •  Kur'an-ı Kerim dinimizin temel kaynağıdır. Sünnet de Hz. Peygamber'in (sas) yaşam tarzı olarak Kur'an'ı bize açıklayan ve öğreten ikinci ana kaynaktır. Siyer de Hz. Peygamber'in hayat hikayesi ve yaşam öyküsü olduğuna göre sünnet adeta siyerin hayata geçirilmiş, uygulamaya konmuş hali gibidir. Bu açıdan, siyersiz Kur'an ve sünnet anlayışı eksik kalır ve bizi isabetli olmayan yollara götürür.

  •  Dinin doğru anlaşılması ve yorumlanmasının Kur'an'a ve sahih sünnete dayanması gerektiği gibi, bu iki temel kaynağın maksadına uygun ele alınabilmesi için de siyerden istifade etmek kaçınılmazdır. Kısacası sağlıklı bir din anlayışına varabilmek ve Kur'an'ı maksad-ı ilahiye en uygun şekilde anlayabilmek için sünnet de siyer de müstağni kalınamayacak kaynaklardır. Böyle hareket edilmediği takdirde çarpık bir din anlayışının, İslam'ın ruhuna uygun olmayan hareketlerin, Hz. Peygamber'in tarzına aykırı akımların ortaya çıkacağı ve Müslümanlara zarar vereceği de bir gerçektir. 


 Yrd. Doç. Dr. Ahmet Faruk GÜNEY 
Kırklareli Üniversitesi İlahiyat Fakültesi


  •  Böyle bir anlayışın bizi götüreceği yer esas itibariyle anlamın sırra kadem bastığı, “ne olsa gider” bir nokta ve keyfiliktir. Hatta özellikle günümüzde böyle bir yerde olduğumuz bile söylenebilir. Bilindiği üzere Kur’an’ı Kerim yaklaşık yirmi üç yıl gibi bir zamanda, belli bir mekan içerisinde belirli muhataplara inmiş ilahî bir hitap/konuşmadır. Bu konuşmaya doğrudan muhatap olmayan bizler için bu hitabın ne dediği konusunda bir ihtilaf ortaya çıktığında, konuşmayı yapana bunu doğrulatma imkanımız da yoksa o konuşmanın tabiî bağlamına dönmekten başka çaremiz yoktur. Çünkü bir bir sözü, konuşmayı tabiî bağlamı olmadan tasavvur edemeyiz. Bu aynı zamanda bir sözün doğru anlamının tabiî bağlamı olmadan anlaşılamayacağı anlamına da gelir. Aynı durum kanaatimce Efendimiz’in (s.a.) sözleri için de geçerlidir. Ancak hadislerin tabiî bağlamını bilmek Kur’an âyetlerininkini bilmekten çok daha zor olduğu malumdur.

  •  Dolayısıyla Kur’an ve hadisleri doğru bir şekilde anlama ve sonra bu anlam üzerinden yorumlama ancak 610 yılında Hira’da başlayıp 632’de Medine’de son bulan nüzul sürecinin yani Efendimiz’in s.a. siretinin gerektiği gibi bilinmesi hem Kur’an’a hem de hadislere keyfimize göre anlam vermemizin önüne geçecek, yapılan yorumların ayağını bastığı sağlam bir zemin oluşturacaktır. 


 Arş. Gör. Rıdvan GÜR  
Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi


  •  İslam’ın altın çağını temsil eden Hz. Peygamber dönemi, Kur'an'ın hakkıyla anlaşılması için hayati öneme sahiptir. Siyeri anlamadan yapılacak her türlü ayet tefsiri ve hadis şerhi ya yarım kalacaktır ya da tamamen yanlış bir mecrada gelişecektir. Söz gelimi bir ayetin tefsirinde ilk olarak bakılması gereken yer, ayetin nüzulüne vesile olan toplumsal vasattır. Eğer cımbızla çekercesine ayeti bağlamından kopartıp alırsak ve de onun üzerine hüküm bina edersek çok farklı anlaşılmalara sebebiyet verebiliriz. Bunun için siyer ilmine vakıf olmadan yapılan Kur'an çalışmaları, İlahî iradenin vermek istediği mesajdan öte kalacak ve hakkı aramaya teşne zihinleri bulandıracaktır.  

  •  Aynı bağlamda Hadis ilminin de Siyersiz yapılamayacağı kanaatindeyiz. Bir hadisin sebeb-i vürudunu dikkate almadan yapılacak her şerh çalışması, insanların zihinlerinde yanlış anlaşılan bir din algısı oluşturacaktır. Toplumda, tarihsel bağlamından koparılmış ve “Hz. Peygamber şöyle diyor” şeklinde başlayan hadislerin, aktaran kişinin milli, manevi, mezhepsel değerlerine katkı sunan sözler haline dönüşmesi mukadderdir. Bu durum insanları Sırat-ı Müstakim’e hidayet etmeye çalışan değerli dinimizin yanlış yorumlanmasına ve yanlış yaşanmasına sebebiyet verecektir.

  •  Siyer ilminden bîhaber olarak Kur’an-ı Hakim’in ve Hadis-i Şerif’lerin yorumlanmasının, İslam Tarihi boyunca ve hatta çağımızda İslam ümmetinin başına açtığı belaları (Hariciler, Haşhaşiler, Zeydiler v.b. fırkalar ve DAEŞ v.b. terör örgütleri gibi) okumakta, yazmakta ve yaşamaktayız.