• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor

Şerhu’s-Sünne

Ufuk Deveci // İlim Dergisi 5. Sayı Temmuz Ağustos 2013

Eser: Şerhu’s-Sünne

Müellif: Muhyi’s-Sünne el-Beğavi (h.516)



 • Gerek güvenirlik, gerek kapsam noktasında selef muhassalasını bugüne taşıyan en önemli eserler arasında sayılan Şerhu’s-Sünne, derin müfessir ve mütebahhir bir muhaddis olan İmam Beğavi’ye ait.

 • Muhyi’s-Sünne (Sünneti Dirilten) lakaplı Ebu Muhammed El-Huseyin bin Mesud el-Ferra el-Beğavi  hicri beşinci asrın ortalarında, Horasan toprakları içinde, Herat ile Merv arasında kalan Bağşur (veya Bağ) kasabasında dünyaya gelmiş,  516 yılında ikinci vatanı sayılan Merv’de vefat etmiştir.

 • Şafii Şeyhi Kadı Huseyin bin Muhammed ve Ebu Ömer Abdulvahid el-Müleymi gibi üstadlardan fıkıh ve ilim tahsil eden müellif, azla kanaat eden zahid bir yaşantıya sahip. Babasının kürkçü (ferrâ) olduğu tarihçilerin verdiği bilgiler arasındadır.

 • İmam Beğavi’nin tefsir, fıkıh ve hadis dallarında telif ettiği et-Tezhip Fî Fıkhı’l-İmam eş-Şafii, Mealimü’t-Tenzil, Mesâbihu’s-Sünne gibi eserler arasında Şerhu’s-Sünne kitabı, hadislerin dirayet, rivayet ve ilel noktasındaki vurguları yanında, sahabe, tabiin ve müctehid imamların görüşlerine  vukufiyetiyle temayüz eder. Müellif hadisi şerifleri adalet, zapt sahibi ve çağdaşlarının sitayişle bahsettiği ravilerden almakla kalmamış, hadislerin fıkhı sadedinde yeri geldikçe müşkil yerleri çözümlemiş, garip lafızları tefsir etmiş ve çıkan hükümleri okura sunmuştur.

 • Müellifi böylesi muhalled bir eseri yazmaya iten faktör, yaşadığı dönemdekilerin kimi fakihlerin kitaplarına bütünüyle yönelerek Kitap ve sünnetten yüz çevirmeleri, vahyin bu iki kaynağının manasına ve içlerinde münderiç ilimlere yönelmemeleridir. Aynı zamanda nefsani isteklerin artması, dinin ancak resminin, ilmin ancak isminin kalmasıdır. Bu eksik tablo karşısında Beğavi rivayet ve dirayeti birden cemeden, Kitap ve sünnetin fıkhî kaide ve usüllerini serdeden bir telif vucuda getirmeyi dini bir vecibe addetmiştir.

 • Beğavi kendinden önceki muhaddislerin tertip metodunu izleyerek temel mevzulara “kitap” başlığını, bu üst çatı altındaki hususi meselelere “bap” başlığını kullanmıştır. Bap isimlerini ekseriya İmam Buhari’nin el-Camiu’s Sahih’inde birebir verdiği şekliyle almıştır. Her kitabın ve bazı bapların girizgahında ilgili ayetlere, ardından bu ayetlere ilişkin sahabe ve tabiinin tefsirinden oluşan eserlere yer vermiştir.

 • Hadislerin tahrici noktasında öncelikle Buhari ve Müslim’e (Sahihayn) veya birine referans veren Beğavi, bununla ilgili hadisin birebir ibaresinin iki eserde geçtiğini değil, aslının veya manasının yer aldığını kastederek, ilim ehlince mazur sayılan bir kusurcuğa düşmüştür. Bazen Sahihayn’den veya birinden senedle naklettiği hadisin sonuna “hadîsün sahîhun”, “müttefegun aleyhi” gibi notlar düşmüştür. Eğer rivayete bu iki kaynakta yer verilmemiş ise, müellif genelde Tirmizi’nin tashih-taz’îfine ve ta’liline, raviler hakkındaki görüşüne yer vermiş, kimi zaman da insiyatif kullanarak hadisin sıhhat değerlendirmesini yapmıştır.   

 • Beğavi’nin eserinde temayüz ettiği bir diğer nokta, sahih rivayetlere yer vermede gösterdiği titizliktir. Bununla birlikte takviye ve şahit sadedinde getirmesi, sahih hadisteki mücmel mananın beyanı veya ilgili konuda sahih hadis bulunmaması gibi maksatlara matuf olarak -zayıflığını belirtmeden- kimi zayıf hadislere yer vermiştir. Eimme-i selefin itimad ettiğinden ğayrısı alınmadı, dense de kitabın zayıf ve mevzu hadis zikrinden mesun olmadığı bir hakikat. Yine de bu, Mirkâtü’l Mefatıh’taki sitayişkâr nakle engel değil: “Müellif kitabı tasniften sonra rüyasında Rasülüllah Efendimizi görür. “Benim sünnetimi ihya ettiğin gibi Allah da seni ihya etsin” der ona Habîb-i Ekrem. Bu vakitten itibaren “Muhyi’s sünne” diye lakaplanır.

 • Tahric işleminin ardında hadisin fıkhı, hadis ilimlerine dönük tahliller, ravilerin terceme-i halleri ve zıt gözüken rivayetlerin ortak yorumu okuyucuya sunulur. Ardından sahabe, tabiin ve müctehid imamların sözkonusu hadisten istinbat ettikleri hükümler serdedilir. Bu noktada kendi mezhebine ters düşme pahasına görüşler arasında bir tercihte bulunması ve muhaliflere rencide edici uslüp kullanmaması, Beğavi’nin hakkaniyet ve insafının göstergesidir.

 • Şerhu’s-Sünne’nin istinbata ve sünnet-âsâr fıkhına verdiği ağırlık, onu Kasım bin Sellam, İbni Kuteybe ve Ebü Süleyman el-Hattabi gibi luğat üstadlarının klavuzluğunda garip lafızların ve iştikakların beyanından, yakın örneklerle görüşü delillendirmeden nasipsiz bırakmamıştır.

 • Sonuç olarak, Beğavi’nin kitaptaki amacının delil sadedinde kullanılan hadisleri sahihlerden, sünenlerden, müsnedlerden, mucemlerden ve müstakil cüzlerden derleyerek kapsamlı bir dinî ve dünyevî kaynak oluşturmak olduğunu söyleyebiliriz. Bu bağlamda akaid ve usûliddinden ibadet ve muâmelâta; insan haklarından nübüvvet ve vahyin başlangıcına; kıyamet ahvâlinden siyer ve meğazîye; sünen ve âdâptan geçmiş ümmetlerin haberlerine geniş yelpazede rivayetlere yer vermiştir.

 • Matbu Şerhu’s-Sünne’lerin en meşhuru, Şuayb el-Arnaut ile Züheyr eş-Şaviş tahkikli 15 ciltlik el-Mektebü’l-İslami baskısı. Bunun dışında 8 ciltlik Darü’l-Kütübi’l-İlmıyye ve  Daru’l-Hadis baskıları da mevcut. Henüz elimize ulaşmasa da eserin yine Şuayb el-Arnaut tarafından kısaltılmış versiyonunun yayınlandığı gelen bilgiler arasında.