• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor

5. Sayı Soruşturma

İctihad Ehliyeti Nedir?

İlim Dergisi 5. Sayı Kısa Soruşturması Temmuz-Ağustos 2013

 
 Prof. Dr. Hüseyin ESEN
Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Anabilim Dalı

İctihad ehliyeti, müctehidin taşıması gereken özelliklerdir. İctihad ehliyetine sahip olabilmek için bir taraftan doğuştan gelen, Allah vergisi yeterli kabiliyet yani zekâ ve muhakeme gücüne sahip olmak, diğer taraftan da çalışarak gerekli olan ilimleri tahsil etmek gerekir. Doğuştan gelen kabiliyet, çalışma ile elde edilemeyeceğinden, Müslüman toplumun, kabiliyetli çocuklarını ictihad için gerekli ilimlerin tahsiline yönlendirmesi ve onları desteklemesi gerekmektedir. İlim olarak ise bir taraftan önceki görüş ve uygulamalarıyla birlikte İslam dinini öğrenmeli, diğer taraftan da içinde yaşanan zamanın şartlarını bilmelidir. Dini ilimler için Arapça bilgisi bir anahtar konumundadır.

Bundan sonra öncelikle Fıkıh Usulü’nü ve Fıkh’ı iyi bilmek gerekir. Fıkıh Usulü içinde, başta Kur’an ve Sünnet olmak üzere hüküm kaynaklarını, kaynaklardan çıkarılan hükümleri ve hüküm çıkarma metotlarını bilmek yer alır. Zamanın şartlarını bilmek ise, yeni gelişmeleri yakından takip edip, önceki görüşlerden değişmesi gerekenleri değiştirmek ve yeni ortaya çıkan meselelere çözüm sunabilmek demektir. Dini hayat, zamanla değişimler gösteren ve yaşamaya devam eden bir organizma gibidir. Dini hayatı, müctehid denilen kişiler yönlendirmelidir. Bu sebeple her devirde gerektiği kadar kaliteli müctehid yetiştirmek, ümmet üzerine bir farzdır. Yetişen müçtehidin kalitesi, o devirde yaşayan İslam toplumunun kalitesini belirler.

 Prof. Dr. Nasi ASLAN
Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Anabilim Dalı

İctihad ehliyeti, Müslüman ilim adamının yaşadığı toplumda ortaya çıkan şer’î ameli (dinî boyutu olan pratiğe dair) meselelere çözüm sunmaya ehil olmasını ifade eder. Bunun şartlarının çok abartılmaması gerektiğini düşünüyorum. Ancak burada olmazsa olmaz şartları şöyle sıralayabiliriz.
• Klasik kaynaklarımızı anlayacak kadar Arapça bilmesi.
• Ahkam ayetleri ve ahkam hadisleri bağlamında Kur’an ve Sünneti iyi bilmesi.
• Kendi yaşadığı toplumun sosyal gerçekleri ile vahiy arasında sağlıklı bir bağ kurabilecek fıkıh nosyonu ve usûl bilgisine sahip olması.
• Son olarak da en çok önemsediğim husus, ictihad edecek ilim adamının “adalet” sahibi olmasıdır. Bunu da “dünyevî ve kişisel çıkar uğuruna değerlerinden ödün vermeyecek bir dinî duyarlılık” olarak güncellemenin gerektiği kanaatindeyim.

 Prof. Dr. Saffet KÖSE
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dekanı

İçtihat, dinin hayatla bağlantısını kuran dinamiktir. Dinin ana kaynaklarında iki yol belirlenmiştir. Birincisi sayısı az da olsa zaman ve mekan kaydı olmaksızın her halükarda geçerliliği bulunan ayrıntılı ve kesin hükümler konulmuştur. Bunlara aynen belirlendiği şekilde uymak gerekir. Çünkü bunlardaki insanlığın maslahatı sabittir. İkincisi ise nasslar, ya temel ilkeleri belirlemiş ya da bu ilkelere imkan verecek zenginlikte gelmiştir (nüzûl-vürûd). Bu ilkeler evrenseldir ve zaman-mekan üstüdür. İslam’ın dinamizmini sağlayan evrensellik ve süreklilik özelliğini görünür kılan büyük ölçüde bu potansiyelidir. İçtihat ise bunun aracıdır.

İçtihat ehliyeti denildiğinde ise ilk olarak o beceriyi göstermeye imkan verecek bir kabiliyet/ yetenek, ikinci olarak da bu kabiliyeti işletebilecek bilgi birikimine/ donanımına sahip olmak anlaşılır. Birincisi vehbî diğeri ise müktesebtir. İsabetli bir içtihat için de sağlıklı bir yöntem, içtihat yapılacak konuya tam anlamıyla hakimiyet ve ilgili delil ile sağlıklı bağlantı şarttır. Bu konular fıkıh usulü kitaplarında anlatılmaktadır.

 Prof. Dr. Orhan ÇEKER
Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Anabilim Dalı

İctihad, cihad kelimesi ile aynı kökten türemiştir. Yani insanın, savaş meydanında can havliyle sarfettiği gayret ve enerjiyi İslâmî bir mesele için sarfetmesine ictihad denir. İctihad edebilen kişiye Müctehid adı kullanılmıştır. Sahabe toplumu dahil bütün İslam toplumlarında müctehid sayısı çok az olmuş, ama o az müctehid bütün topluma yetecek kadar bereketli olmuştur. Sahabe toplumunda tek ictihadda bulunmuş olan kişiyi bile hesaba kattığımızda tüm sahabe müctehidlerinin sayısı 162 (yüz altmış iki) kişidir. Sahabe nüfusunu 162 bin olarak varsaysak şu sonucu elde ederiz: Sahabe toplumunda müçtehid oranı en iyimser oranla 1/1000 (binde bir)dir. 999/1000’i ise mukallid sahabeden oluşur.
İctihad ehliyeti 2 şey ile elde edilir: 1. Nass (Kitab ve Sünnet) bilgisi, 2. Muhakeme kabiliyeti.

Muhakeme olmadan sadece hafıza/ezber ile ictihad yapılamaz. Zamanımızda kimileri ‘Ben şu kadar hadis biliyorum, kendim ictihad ederim’ diyor. Bu sözü sahabe toplumuna vurduğumuz zaman aslı olmayan bir söz olduğunu görürüz. Çünkü hadis konusunda 1 numara olan Ebu Hureyre, fıkıhta 1 numara değildir. O söz doğru olsaydı Ebu Hüreyre’nin fıkıhta da 1 numara olması gerekirdi. Öyleyse ictihad sadece hadis bilgisi ile yapılıyor değildir.

İctihad Ehliyeti de diyebileceğimiz konuda yani ictihad edebilmek için nas (Kitab ve Sünnet) bilgisi ve muhakeme kabiliyeti gerekir. Sadece hafıza gücü ictihad için yeterli değildir. Allah insanları çeşit çeşit yaratmıştır. Hem hafıza hem de muhakeme her ikisi de değerlidir. Müslümanlar hafıza ile dînî malzemeyi (nassları) olduğu gibi nakletmişler, muhakeme ile de onu amele/yaşama uyarlamışlardır. Yani bu uyarlama ile murad-ı ilahi’yi tesbit edip o şekilde amel etmeye çalışmışlardır.

Demek oluyor ki dinimiz hafıza/ezber ile nakledilmiş, muhakeme ile yaşatılmıştır. Bu bakımdan ezbere karşı çıkan eğitim anlayışını reddediyoruz. Bizde hem ezber hem muhakeme eğitimi olmalıdır. Şunu da ekleyelim ki sahabe toplumunda hadis rivayet eden sahabe oranı ile ictihad eden sahabe oranı 1/10’dur, yani 1 tane müctehide 10 tane hadisçi düşmektedir. 162 müctehid sahabiye karşılık 1600 civarında hadis rivayet eden sahabi mevcuttur.

 Doç. Dr. Mehmet BOYNUKALIN
İstanbul Şehir Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi


İctihad kelimesi Arapçada herhangi bir konuda elinden gelen gayreti göstermek, çalışmak ve çaba harcamak demektir. Fıkıh usulü açısından meseleye bakıldığında ictihad şer’i hükmü kaynağından çıkarmak için gösterilen çabayı ifade eder. Fıkıh usulü eserlerinde İslam alimleri ictihadla ilgili görüşleri, ictihad ehliyetini, ictihadın şartlarını, müctehidin durumunu uzun uzadıya incelemişlerdir.

Bu konuda İslami ilimler tarihine baktığımızda zengin bir birikimin var olduğunu ve bu meseleyle ilgili alimlerimizin farklı görüşleri bulunduğunu görürüz. Genellikle ictihad ikiye ayrılmıştır: Mutlak ictihad ve mezhebe bağlı ictihad. Diğer bir ayrım şekli ise mutlak ictihad ve meselede ictihaddır. Mutlak ictihad kişinin fıkhın bütün alanlarında söz sahibi olması ve ortaya çıkan bütün problemler hakkında fikir yürütebilecek ve şer’i hükmü ortaya koyabilecek bir bilgi ve melekeye/ kabiliyete/ potansiyele sahip olmasını ifade eder. Bu çapta bir ictihad ehliyeti fıkıh tarihinde az sayıda insan için kabul edilmiştir. Mesela dört mezhebin imamları gibi.

Sonraki dönemlerde mutlak ictihad derecesinde olduğu ifade edilen alimler olsa da bunlar genellikle bir mezhep içinde kalmayı ve o mezhebin usulü çerçevesinde ictihad etmeyi veya yeri geldiğinde ve ihtiyaç hissedildiğinde farklı mezheplerden istifade etmeyi tercih etmişlerdir. Meselede ictihad ise bir alimin belli bir meseleyi derinlemesine incelemesi, o meseleyle ilgili ayetleri, hadisleri, alimlerin görüş ve kanaatlerini irdelemesi sonucunda belli bir kanaate ulaşmasını ifade eder. Bu da özellikle ortaya çıkan yeni problemler hakkında alimlerin yaptıkları belli bir meseleyle ilgili ictihad anlamına gelir.

İctihad ehliyetine sahip olmak için gereken asgari şartların ne olduğu üzerinde farklı görüşler olmakla birlikte, bunlar kısaca bilgi ve meleke/kabiliyet olmak üzere özetlenebilir. Bilgi Arapça, Kur’an-ı Kerim, sünnet ve hadisler, icma, fıkıh usulü, önceki fıkıh alimlerinin görüşleri gibi hususlar hakkında geniş malumat sahibi olmayı ifade eder.

Meleke/kabiliyet ise kişinin bu bilgi birikiminden hareketle fikir yürütüp tahlil yapabilmesini ve bir sonuca ulaşabilmesini ifade eder. İctihadı sınırlayan en önemli esas yapılan yeni ictihadların nassa (yani Kur’an ve sünnetin açık ve kesin hükümlerine) ve icmaya (yani bütün İslam alimlerinin görüş birliği ettiği hükümlere) aykırı olmamasıdır. Aksi takdirde bu “ictihad” usulüne aykırı şekilde yapıldığı için ictihad sayılmaz ve reddedilir.



 Doç. Dr. Osman ŞAHİN
Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Anabilim Dalı

İçtihat genel olarak, “şer’î hükümlerin tafsîlî delillerinden elde edebilmesi için, olanca gücün sarf edilmesi” şeklinde tanımlanmaktadır. (Gazzâlî, Mustasfâ, II, 350). Daha açık bir ifadeyle ehliyet sahibi bir müçtehidin amelî bir mesele hakkında dinî-şer’î hükmü tespit edebilmesi için gerek meseleyi net olarak tespit etmede, gerekse meseleyle ilgili dinî kaynak ve yöntemleri bir araya toplama ve onları değerlendirmede olanca gücünü ortaya koyması demektir. İçtihad bir açıdan dinî-amelî konularda görüş beyan etmek (iftâ) olduğu için, üzerinde önemle durulmuş ve ehil olmayanların içtihat etmeleri haram sayılmıştır.

Müçtehit olabilmek için, Müslüman ve mükellef olma şartlarına ek olarak bazı şartlar daha bulunmaktadır. Bunları istinbat formasyonu, kaynak bilgisi, furuât bilgisi ve kabiliyet olmak üzere dört grupta toplamak mümkündür.

İstinbat formasyonuna sahip olmak, yani teknik anlamda istinbat yapabilmek için, Arapça ve fıkıh usulü bilgisine vakıf olmak, şarttır.

Bilindiği üzere, İslam hukukunun temel kaynağı olan Kur’ân, Arapça nazil olduğu gibi, onu açıklayan Sünnet de aynı dille ifade edilmiştir. Dolayısıyla nasslardan hüküm çıkarabilmek için, Arapça’yı iyi bilmek zorunlu bir şarttır.

Fıkıh usulü bilgisine gelince, her müçtehidin kaynakları doğru anlayabilmek için, bu ilme ihtiyacı vardır. Çünkü fıkıh usûlü, hangi delillerden hüküm çıkarılacağını, bu delillerin kaynak değerini, bunların delalet yönünü ve bunlardan nasıl hüküm elde edileceğini öğretir. Dolayısıyla, kişi diğer ilimlerde ne kadar ileri düzeyde olursa olsun, fıkıh usulünde ileri dereceye ulaşmadıkça müçtehit olamayacaktır.

Müçtehit ayrıca İslâm hukukunun kaynaklarından Kitap, Sünnet ve icmâya ait bilgiye de vakıf olmalıdır.

Kur’ân, hem içtihat edebilmenin, hem de diğer delillerin temel kaynağı olduğu için, ahkam ayetleri başta olmak üzere, genel olarak bilinmesi şart koşulmuştur. Kur’ân’da bir hüküm bulunmadığında veya kapalılık söz konusu olduğunda, akabinde başvurulan ilk kaynak sünnettir. Bu sebeple sünnet bilgisi de olmazsa olmaz şartlardandır. Sünnet bilgisini şart görenler, bunun miktarında farklı görüşler ileri sürmüşlerse de, bunun ahkâm hadisleriyle sınırlı olması görüşü ağırlık kazanmıştır.

Ayrıca İslam hukukunun esas yapısını ve ayet ve hadislerdeki şer’î manaların tespit ve korunmasını sağlayan başta sahabe icmâsı olmak üzere, mevcut icmâ birkimine aykırı davranılmaması için, icmâ edilen konuları bilmek de icmâyı delil olarak kabul eden çoğunluğa göre şart olarak görülmektedir. (Bk. İbn Hazm, İhkâm, V,121; Molla Hüsrev, Mir’ât, II,466)
Müçtehidin, daha önceden mevcut olan furuât bilgisine sahip olmasının gerekli olup olmadığı tartışılmış olup bazı âlimler furûât bilgisini, her müçtehid için gerekli görürken (Molla Hüsrev, Mir’ât, II, 46), kimileri de müstakil müçtehit olmayanlar için bu şartın makul olduğunu beyan etmişlerdir. (İbn Salâh, Edebü’l-Fetvâ, s.37).

Cüveynî gibi, kimi usulcüler tarafından müçtehit olabilmek için, kişinin yaratılıştan içtihada kabiliyetli olmak da öngörülmüştür. (Bk. Cüveynî, Burhân, II, 1332) Bunlara göre, içtihat ehliyeti, bu bilgiler yanında, doğru bir anlayış ve iyi bir takdir gücüne sahip olmaya bağlıdır. Hatta Abdülkerim Zeydan’a göre kişide bu yetenek yoksa nasıl ki, kelime ve vezin bilmeyle şair olunmuyorsa, kişi içtihat için gerekli diğer ilimleri tahsil etmiş olsa bile, müçtehit olamaz. Nitekim müçtehit imamlar da sadece içtihat ilimlerine vakıf oldukları için değil, aynı zamanda içtihada kabiliyetli oldukları için otorite olmuşlardır. (Zeydan, Usul, s.405-406).

Kanaatimizce, kabiliyetli olmayı şart koşanlar, bunu en üst seviyede müçtehit olmak için öngörmektedirler. Yoksa tahriç ve tercih şeklindeki içtihatları yapabilmek için, başarılı bir eğitimin genel itibariyle yeterli olacağında kuşku yoktur.



 Yrd. Doç. Dr. Fethullah YILMAZ
Gümüşhane Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Anabilim Dalı

İctihad ehliyeti, anlaşılacağı üzere ictihad etmeye ehil olmaktır. Bu ehliyet için fıkıh tarihi boyunca çeşitli şartlar öne sürülmüştür. Kimisi bunları ayrıntılarıyla zikrederken, kimisi de özetleme yoluna gitmiştir. Özetle bu şartlar, rivayet ve dirayet tarafı olmak üzere ikidir. Birincisi; Kitap, Sünnet, icma edilen konular, kıyas, Arapça dilbilgisi ile bunlara taalluk eden ilimleri bilmeyi ifade eder. “Dirayet” ise, bu delil ve kaynakların ruhuna nüfuz edecek zekâ ve fıkhî melekeye sahip olmaktır.


Günümüzde genelde branş dışı çevrelerce İslam dünyasının geri kalışı -mahiyet ve boyutları tartışmalı olmakla birlikte- ictihad kapısının kapanmasına bağlanmış ve ictihad için zikredilen bir çok şartın gerekli olmadığı düşüncesi dile getirilmiştir. Yukarıda geçtiği üzere ictihad ehliyeti bir meleke olup, rivayet ve dirayet şartları yanında ahlaka (takva) dayalı bir bakış açısıdır. İslam’ın ilk dönemleri ve İslam kültürü içinde yetişenler için bazı şartların zikredilmesine belki gerek duyulmamıştı. Çünkü onlar bu bakış açısını oluşturacak altyapıyı (dilbilgisi, ahlak vs.) alma imkanına daha fazla sahiptiler.

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın garipsenmediği günümüzde seküler eğitim insanlara “şer’î maksadlar”dan farklı bir bakış açısı vermekte, en açık nasslar bile bağlam ve maksadı hilafına “ictihad”a tabi tutulabilmektedir. Bunun sonucunda dini anlamak ve yaşamak amacıyla tesis edilen ictihad müessesesi, birçok dini hükmün ta’tiline araç kılınmaktadır.

 Yrd. Doç. Dr. Menderes GÜRKAN
Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Anabilim Dalı

İki kelimeden oluşan ‘ictihad ehliyeti’ kavramı, fıkıh kültürünün inşasında temel bir görev üstlenmiştir. Esasınsa, Hz. Peygamber ile başlayan ictihad süreci, belirli dönemlerde hız kazansa ve belirli dönemlerde duraksasa da bugüne ulaşmış ve bundan sonra da ihtiyaç duyuldukça devam edecektir. Müslüman milletlerin hukuk, sosyal, ekonomik ve kültürel alanda bağımsız olmalarının ve kendilerine has bir medeniyet oluşturmalarının bir garantisi de, ictihad ehliyetini haiz simalara sahip olmasıdır. Bu nedenle ictihad ehliyetine sahip simalar yetiştirmek Müslüman milletler üzerine kifâî farzdır.

İctihad yaygın olarak, “Müctehidin şer‘î ameli hükümleri tafsili delillerden çıkarabilmesi için olanca gücünü-gayretini ortaya koymasıdır.” şeklinde tarif edilir. Esasen tarif, ictihadı gerçekleştirecek kişide bulunması gerekli vasıflara işaret etmektedir. Yaklaşık 10’a yakın bu vasıfların ayrıntılarına fıkıh usulü kitaplarında genişçe yer verilir. Söz konusu vasıfların tamamına veya bir kısmına sahip olma açısından ictihad/müctehid kısımlara ayrılsa da, fıkıh kültürünün inşasında her biri çok değerli katkılar sunmuşlardır.

 Yrd. Doç. Dr. Murat ŞİMŞEK
Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Anabilim Dalı

Her Müslüman, Allah’ın kitabı ve Hz. Peygamber’in (s.a.s) sünnetine karşı eşit derecede sorumludur. Ancak naslar ile hayat arasındaki irtibatı kurmak bir ihtisas ve ilgiyi gerektirir. Bu da içtihada ehil insanların varlığını zorunlu kılar. Hz. Peygamber bizzat ictihad ederek bunun yöntemini göstermiştir. İctihad, Hz. Peygamber’in teşri fonksiyonunun ümmet tarafından devamını sağlayan önemli bir mekanizmadır. Sahabe ictihad etmeseydi, sonraki dönemde hiç kimse ictihad edemezdi. Yolu onlar açtılar.

Ancak onlar arasında da âlim olanlar ile böyle olmayanlar vardı. Sosyal bir varlık olmanın gereği olarak görev paylaşımının gerekli oluşu; naslardan hüküm çıkarma işinin son derece ciddi ve ihtisas gerektiren bir sorumluluk oluşu ve de ilmi disiplinlerin doğma zorunluluğu kendiliğinden bir ulema/fukaha sınıfını doğurdu. Bunun temellerini sahabeye kadar götürmek mümkündür. Dolayısıyla da bu görevi ifa edecek kişilerin liyakat ve ehliyeti gündeme geldi.

İctihad ehliyeti tartışmalarında ilk akla gelen kişi Gazzâlî’dir. O, ehliyet şartlarını gerçekçi bir zeminde ele almıştır. Ona göre ictihad ehliyetine sahip olabilmek için Kur’ân’ın tamamını bilmek şart olmayıp, ahkam ayetlerini (hüküm bildiren ayetleri) bilmek; ezbere bilmesi şart olmaksızın ahkam hadislerini (hüküm bildiren hadisleri) ve bunları toplayan eserleri bilmek; aykırı fetva vermemesi için fetva vereceği meselelerle ilgili icmâ konularını bilmek ve ahkam açısından olumlu ya da olumsuz hüküm bulunmayan meselelerin tespitinin dayanağı olması bakımından aklın yerini ve kolaylık prensibi ve hükümlerin sonsuz olmadığı gibi çıkarımlarını bilmek yeterlidir.

Günümüzde ictihad tartışmalarının ehliyet üzerinden değil, yöntem açısından yapılması gerektiği kanaatindeyim. Doğrudan Kitap ve sünnetten hüküm çıkarma olgusu 20. asrın sorunudur. Fıkıh usulünü, ekol (mezhep) sistematiğini hatta fıkhın tahammül/taşıyabilme sınırlarını aşan bir ictihad yönteminin bizleri nereye götüreceği kestirilemez.

 Yrd. Doç. Dr. Emrullah DUMLU
Gümüşhane Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Anabilim Dalı

İctihad, fıkhın dinamizmini sağlayan en önemli faktördür. Zira ictihad, fıkhın/hukukun hayatla birlikte yürüyebilmesini sağlayan en ulvi fikri ameliyedir. Vahyin son bulmasıyla birlikte, yaşanan olaylara doğrudan vahyî çözümlemeler sunma süreci de sona ermiştir. Nassların sınırlı, olayların sınırsız olması hasebiyle ortaya çıkan yeni problemlere çözüm bulma işi müctehidlere dolayısıyla ictihada kalmıştır.

İctihad, nassların lafız ve manalarından hareketle istinbat metotları kullanılarak nassın bulunmadığı alanlar için fıkhî çözümlemeler sunma çabasıdır. Gelinen noktada yaşanan hayatın ruhuna uygun çözümlemeler sunabilmek için ictihadın işlevsel olması elzemdir. İslam âlimlerinin ictihad ehliyeti için sundukları hususlar da bizatihi ictihad ürünü olduğu için müçtehit için önerilen birikim ve yönteme ilişkin değerlendirmeler de farklılık arz etmektedir.

İctihad kapısı açık mıdır, kapalı mıdır gibi bizatihi içtihadın ruhuna aykırı tartışmalardan ve ictihadın bölünüp bölünememesi şeklindeki entelektüel yaklaşımlardan sarfı nazar ederek diyebiliriz ki, günümüzde artık ictihad “mesele” eksenli olarak yürütülmelidir. Yeterli düzeyde kaynak, alet ilmi ve usul bilgisine sahip olmak bu ameliyenin asgari şartları konumundadır. Kanaatimizce zikri geçen asgari şartlar yanında içtihada konu olan mesele hakkında etraflıca bilgi sahibi olmak o mesele hakkında ictihad etmek için yeterli görülmelidir.