• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor

3. Sayı Soruşturma

Sünnetin Kur’ân ile Münasebeti Nedir?

İlim Dergisi 3. Sayı Kısa Soruşturması Mart-Nisan 2013

   
 Prof. Dr. Osman GÜNER
Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalı

Kur’an-ı Kerim’le Sünnet-i Seniyye, aynı menbadan süzülüp gelen bir pınarın iki ayrı kurnası gibidir. Allah’ın (cc) kelamı olması itibariyle Kur’an-ı Hakîm, o hakikat deryasının en saf, en duru ve en berrak özünü ihtiva ederken; Sünnet-i Seniyye o özden neşet eden, o öze ait olan ve o özü temsil eden bir muhtevayı bize takdim etmektedir. Peygamber Efendimiz, madem ‘yaşayan Kur’an’dır’, madem ‘Allah’ın gösterdiği şekilde’ bir hayat sürmüştür, madem o yegâne ‘üsve-i hasenedir’ ve madem açıklamaları (tebyinâtı) ‘Allah’ın koruyup gözetmesi’yle olmuştur; o halde sünnet-i seniyye de kadim ifadesiyle aynı vahiyden beslenen, lakin ‘gayr-i metlüv’ diye ayrılabilecek bir ‘tatlı su kaynağı (el-menhelü’l-azbi’l-mevrûd)’dür.

Dolayısıyla ne Kur’an’ı Sünnet’ten ayrı bir alemde görmek, ne de Sünnet’i Kur’an’ın koruyucu tayflarından müstakil değerlendirmek mümkündür. Hasılı bu iki ana kaynak, medeniyetimizi kendilerine mahsus hususiyetleriyle ilmek ilmek dokuyan, birbiriyle bütünleşmiş ve birbirinden asla ayrı telakki edilemeyecek iki temel unsur mesabesindedir.

 Prof. Dr. Ali ÇELİK
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalı

Yüce Rabbimiz Peygamber (s.a.v) risâlet göreviyle hem Kur’an’ı “tebliğ” hem de “beyan” görevi vermiştir. Efendimiz (s.a.v) işte bu beyan görevi gereği Kur’an’ın Mücmel’ini Tafsil, Mutlak’ını Takyid ve Umum’unu Tahsis etmiştir. “Meskûtun anh” durumlarda da “teşrî” görevi gereği yeni hükümler koymuştur. Kısaca, Sünnet, Kur’an’ın yaşanmış, hayata geçirilmiş bir tefsiridir. Kur’an ve Sünnet bir bütündür, ayrı düşünülemez.

 Prof. Dr. Ahmet BEDİR
Bozok Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı

Sünnet (Hz. Peygamber’in söz, fiil ve takrirleri {merfu hadis}, Sahabe’nin Rivayetleri {mevkuf hadis}, Tabiinin rivayetleri {maktu hadis}, Kur’an’ın yorumunda olmazsa olmazlardan olup, İslam düşüncesinin temelini teşkil eder.



 Yrd. Doç. Dr. Ali KUZUDİŞLİ
Gümüşhane Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalı Başkanı

Nebevî Sünnet, Kur’an-ı Kerim’i birinci dereceden çevreleyen ışık hâlesidir. O hem Kelamullah’ın tarihsel ve mekansal kaidesi, hem de murad-ı ilahînin en doğru biçimde nasıl anlaşılması gerektiğinin yol göstericisidir. Nebevî Sünnet, Kur’an kökenli inanç ve ideallerin bir ütopya olmadığının ve bunların insan ve toplum üzerinde ne derece muazzam etki gösterdiğinin tarihsel kanıtıdır. Kur’an ile Nebevî Sünnet arasındaki ilişki, can ile ten; ruh ile beden arasındaki ilişki gibidir. Kur’an’ı, Nebevî Sünnet’ten ayırmanın, onu uzayda boşluğa bırakmaktan hiçbir farkı yoktur. Diğer taraftan Kur’an’ın ruhundan habersiz sünnet işçiliği ise, ruhsuz bir beden üzerinde inceleme yapmaya benzer.

 YrdDoçDrMurat KAYACAN
Muş Alparslan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı

Din Kur’an’dır. Sünnet Kur’an’ın peygambere itaat vurgusu nedeniyle dini bir değere sahiptir. Sünnet Kur’an’ın tümünü izah etmez. Çünkü anlaşılma zorluğu çekilen ayetler pek azdır. Kur’an okuru, birikimine ve kavrayışına göre onu anlar. Peygamber (s), açıklama gerektiren durumlar olduğunu düşündüğü yerlerde devreye girmektedir.

 Yrd. Doç. Dr. Muammer BAYRAKTUTAR
Kilis 7 Aralık Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitimi Bölümü

Sünnet, Kur’ân-ı Kerîm’in nebevî yorumu, tefsir ve şerhi, pratik uygulaması olması bakımından Kur’ân’la oldukça yakın ve olmazsa olmaz bir ilişkiye sahiptir. Buna göre, Kur’ân-ı Kerîm ve sünnet et ve tırnak gibidir. İslâm dini sadece Kur’ân’dan değil, aynı zamanda sünnetten meydana gelir. Kur’an-ı Kerim’de gözetilen murâd-ı ilâhî’yi ortaya koyan, onu daha doğru anlamayı ve yaşamayı sağlayan nebevî sünnettir. Tabiri câizse, Allah Kur’ân’ı Hz. Peygamber’e, Hz. Peygamber de Kur’ân’ı insanlığın hayatına indirmiştir.
Bir diğer deyişle sünnet, ilâhî hitabın, peygamberin örnekliğinde ve rehberliğinde dünyevî âlemde tecessümüdür. Kur’ân’ın kısa ve özlü hükümlerini en ince ayrıntılarına kadar açıklayan, genel ifadelerini sınırlandıran, mutlak hükümlerini takyid eden, kapalı ifadelerindeki mana ve maksatları açıklığa kavuşturan sünnet-i nebeviyyedir. Bu manada sünnet, Kur’ân’ı anlamada bir kılavuz ve rehberdir. Sünneti göz ardı ederek Kur’ân’ı anlamaya çalışma, okyanusta istikametini kaybetmiş birinin kılavuzsuz ve rehbersiz bir şekilde yol almaya çalışmasına benzer.
Kur’ân’a uymanın yolu sünnete uymaktan geçer. Sünnet, Kur’ân’ı nebevî bakışla okumanın, anlamanın ve yaşamanın adı ve yoludur. Bu bakımdan, Hz. Peygamber’in bir sözü, davranışı ve uygulaması sünnet olarak kesinleştikten sonra artık bu, İslâm’da, dolayısıyla Kur’ân’ı Kerîm’i anlamada mutlaka itibar edilmesi ve uyulması gereken bir delil ve hüccettir.

 Yrd. Doç. Dr. Zişan TÜRCAN
Antalya Akdeniz Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalı

Sünnet, Kur’an’la aramızdaki en kuvvetli bağdır, Kur’an’ın anlam dünyasına açılan bir kapıdır. Bilindiği gibi Hz. Peygamber, Kur’an’ı hem tebliğ hem de beyan etmiştir. Onun vefatından sonra Kur’an, Mushaflarda yazılı olarak intikal ederken, onun sünneti Kur’an’ı beyan etmeye devam etmiştir. Teknik ifadesiyle, sünnet kimi zaman Kur’an ayetlerini tekrar ederek ona tabi olur, kimi zaman mücmelini beyan ve kimi zamanda âmmını tahsis, mutlakını takyid eder.

Eğer sünnet meşhur ise Hanefilere göre ayetleri nesh edebilir. Sünnetin vahiy mahsulü olduğunu düşünen Şâfiî’ye göre sübutunun zannîliğinden dolayı ayetleri nesh edemese de, ayetler arasındaki nâsih-mensuh ilişkisini açığa çıkarır. Sünnetin Kur’an’la münasebetine dair bu fıkhî yaklaşımların da iş’ar ettiği gibi, haddizatında sünnetin Kur’an’ı anlaşılır kılma gibi bir fonksiyonu vardır. Sünnet, Kur’an’ı doğru anlamanın şartıdır. Sünneti dikkate almadan Kur’an’ı doğru anlama imkânı yoktur.

Kur’an’ın anlamının, Hz. Peygamber’in inşa ettiği canlı bir ortamda belirginleştiği düşünüldüğünde, onun vefatından sonra Kur’an’ın sırf dil verileri ile anlaşılamayacağını ve ancak sünnetin ışığıyla bir sonuca varılabileceğini kabul etmemiz gerekir. Aslında sünnet, her yöne çekilebilecek olan, kısacası keyfî yorumlara açık olan Kur’an metnini himayesi altına almaktadır. Kimi âlimler tarafından “es-Sunnetu kâdıyetun alâ’l-Kitâb” şeklinde dillendirilen anlayış da aslında, sünnetin Kur’an’ın anlamını belirleyici özelliğine bir atıftır.

Netice itibariyle, Sünneti dikkate almadan ortaya konan Kur’an’ı anlama ve yorumlama çabaları, her zaman için onun anlamını tahrif etme riskini taşıyacaktır. Öte yandan sünnet, Kur’an’ın hayattaki tezahürüdür; Kur’an’ın ahlâkî bir yapı olarak ortaya konmasıdır. Ahlakı Kur’an olan Peygamber’in, ancak bir peygamber kalbinin taşıyabileceği ilahî vahyi, diğer insanların kalbine, zihnine ve hayatına aksettirmesidir.

 Yrd. Doç. Dr. Şemsettin KIRIŞ
Hakkari Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı

Hz. Peygamber ile gelen bütün bilgi ve “beyyineler”, “deneysel bilgi” değil; irfânî (iç aydınlanmaya dayalı) bilgi kapsamına girer. Sünnet irfâniyatı, şeytanî saldırılardan koruyan ilke ve yöntemler bütünüdür. Sünnet Kur’an ile gelen beyyinelerin teorik ve pratik olarak nasıl anlaşılacağı ve yaşanacağının ilke ve yöntemleridir. Gerçek vahyin şeytanî vahiyden farkı “sünnetin” koruyuculuğu altında tenebbu’ etmiş olmasıdır. Rahman’ın vahyi olduğu gibi şeytanın da vahyi vardır.

Herhangi bir vahyin ilahi bir patent taşıdığının işareti “sünnettir”. İslamın Zerdüştizm, Maniheizm, Mandeizm, Bahaizm gibi irfani bilgiye dayanan akımlardan farklı yanı da budur. İslam’ın farkı taşıdığı irfani bilgi ve beyyinelerin sünnet ile murakabe edilmiş olmasıdır.