• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor
Misafir Yazarlar
İlahiyatın Sorunları ve Çözümler - Mehmet Azizoğlu
08/07/2019

Yükseköğretimin ve İlahiyat Fakültelerinin Bazı Sorunları ve Çözümler

Mehmet Azizoğlu 

İlim Dergisi 36. Sayı Haziran Temmuz 2019


   •   Burada dile getirilen konular başta ilahiyat fakülteleri olmak üzere genel manada yükseköğretimin de bazı sorunları olarak düşünülebilir.

   •   1- Ülkemizin ciddi anlamda bir eğitim politikası yoktur. Başta ülkemiz olmak üzere şehir, bölge ve insanlığın ihtiyaçları göz önünde bulundurularak lisansüstü araştırma ve çalışmalar yapılmamaktadır. Akademik kariyeri olan her hoca kendi isteğiyle dilediği yüksek lisans ve doktora çalışmalarını yaptırmakta, denetleyici hiçbir kurum ve organizasyon bulunmamaktadır. Aynı konuda yaptırılmış birden fazla çalışma mı dersiniz, ancak bir makale olabilecek konularda yaptırılmış yüksek lisans ve doktora tezleri mi dersiniz, sosyal hayatta hiçbir karşılığı olmayan hayalî ve afakî konular mı dersiniz..? Ayrıca doçentlik ve profesörlük çalışmaları da her hocanın kendi tercih ettiği konularda yapılmakta, ülke ve insanlığa sağlayacağı katkı dikkate alınmamaktadır.

   •   2- Yirmi iki İlahiyat fakültesinin çok kısa sürede yüz beş fakülteye çıkarılması, eğitim-öğretim kalitesini ciddi oranda olumsuz etkilemiştir. Bu durum, yeterli bilgi ve tecrübe birikimi olmayan öğretim elemanlarının kadrolara alınmasına neden olmuş, bu da eğitimi olması gereken düzeyin çok alt seviyelerine düşürmüştür.Yeni açılan ilahiyat fakültelerindeki öğretim elemanlarının büyük bir çoğunluğu, dışarıdan yüksek lisans ve doktora yapmış, akademik bir çevre, tecrübe, bilgi ve birikim sahibi olmaksızın ya milli eğitimden veya diyanet işleri başkanlığından gelmektedir. Eğitimde asıl olan, her şeyden önce eğitimcilerin iyi yetişmiş olmalarıdır. Eğitimciler iyi yetişmemişse öğrenciler de iyi yetişmez. Haliyle bu durum, istenilen kalitenin oluşmasını engelleyen temel faktörlerden biridir.

   •   3- Açık öğretim ve lisans tamamlama (ilitam) eğitimi sebebiyle, özellikle ilahiyat eğitiminin kalitesi oldukça düşmüştür. Bu eğitim tarzıyla, öğrenci, hocasının yüzünü görmeden, sorularını soramadan, hocanın bilgi ve tecrübelerinden istifade etmeden, olaylara karşı ne tür tavırlar takındığını gözlemleyemeden, sadece müfredat diye önüne konulmuş konuları ezberleyerek ve hiçbir yeterliliği ölçmeyen test sınavlarıyla hayata hazırlanmakta, fakülte veya yüksekokul bitirmektedir. Daha da kötüsünü söyleyeyim, yıllarca değiştirilmeyen soru ve müfredat programlarını sadece ezberleyerek, muhakeme, tenkit, tartışma, analiz, sentez, mantıksal kurgu yapamadan, alanıyla ilgili makale ve kitap okumadan, ödev hazırlamadan kolayca mezun olmaktadır. Hâlbuki müfredatlar ve ders geçme sistemi bu söylediğimiz ölçüleri dikkate alarak yeniden hazırlanmalıdır.

   •   4- Öğrenci kontenjanlarının, YÖK tarafından hiçbir planlama yapılmadan rastgele verilmesi, sınıf mevcutlarının aşırı derecede artmasına yol açmış, bu da öğrenciye makale, kitap okutma, ödev verme ve uygulama yaptırmayı engelleyici bir unsur olmuştur. Hiçbir makul gerekçesi olmaksızın her ilde ilahiyat, edebiyat, mühendislik gibi fakültelerin açılması, devletin ve milletin sırtına bir yük getirmekten başka bir sonuç doğurmamaktadır. Bir örnek verecek olursak: Patnos Sultan Alparslan Doğa Bilimleri ve Mühendislik Fakültesi 2013 yılında kurulmuştur. Bu fakültenin yaklaşık yedi yıldan beri bir tane dahi öğretim üyesi yoktur, sadece yeni alınan üç tane araştırma görevlisi mevcuttur. Bu nitelikteki fakülteler ne zaman tekemmül edecek ve ne zaman ülkeye katkı sunacaktır?

   •   Bir başka örnek: Sinop Su Ürünleri Fakültesi. 38 Akademik personeli olmasına rağmen 1. Öğretimde 26 öğrenci, ikinci öğretimde 4 öğrenci mevcuttur. Peki, 4 öğrenci ile gece bölümü nasıl açılabiliyor? Bu izni ve yetkiyi kim verdi? Aynı şekilde Atatürk Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi 2010 yılında kurulmuş ve 13 öğretim üyesi mevcut. Öğrenci sayısı ise 6. Erzurum’da deniz var mı? Yok. Göl var mı? Yok. Öyleyse niçin açıldı? Buranın açılmasına kim izin verdi ve hangi gerekçeyle izin verildi? Ülkeye veya bölgeye katkısı nedir?

   •   Erzurum’un Oltu ilçesinin köyler hariç merkez nüfusu takriben 20.000. Köyleri de katarsanız 30.000. Bu ilçede iki fakülte ve bir tane de Meslek Yüksek Okulu var. Beşeri Bilimler Fakültesinin 18 öğretim elemanı var. Öğrenci sayısı az olduğu için web sayfasında verilmemiş. Oltu Yer Bilimleri Fakültesinin 21 öğretim elemanı var. Bu fakültenin de öğrenci sayısı az olduğu için web sayfasında verilmemiş. Beş tane de mühendislik bölümü var. Sizlere şu soruyu sorayım: Türkiye’nin bu konuda önemli fakülteleri varken siz çocuğunuzu buraya gönderir misiniz? Elbette hayır. Bu nitelikteki fakülteleri kim tercih edecek? Başarı durumu düşük öğrenciler. Peki, buradan iyi bir sonuç alınabilir mi? Vicdanlı kişilerin vereceği cevap hayır olacaktır. Ülkemizde bu nitelikteki fakülte ve yüksekokullar sadece bu saydıklarımız değil. Bunların sayısı hiç de azımsanmayacak orandadır. Çare bu nitelikteki fakülte ve yüksekokulların bir an önce kapatılmasıdır.

   •   5- Genel anlamda bütün fakülte ve birimlerde, özelde ise ilahiyat eğitimi, öğrenciye sadece kuru bilgi yükleme, malumat sahibi kılmaya dönüştürülmüştür. Oysa eğitim ve öğretim, her şeyden önce evrensel insani ve ahlaki değerlerle donanmayı, problem çözmeyi, topluma örnek olmayı hedeflemelidir. Fakülte ve yüksekokullarımızda bu insani ve evrensel değerlerden uzak bir nesil yetişmektedir. Gerekli tedbirler alınmazsa gelecek adına vahim sonuçları olacaktır.

   •   6- Üniversitelerde idari ve akademik atama ve tasarruflar, sadece rektörlerin karar verme yetkisindedir. Bu da birçok olumsuz sorunu beraberinde getirmektedir. Hâlbuki rektörler, atandıktan sonra her yıl akademik ve idari personel tarafından kapsamlı bir “memnuniyet anketi”ne tabi tutulmalı. Başarısız olanlar, adalet ve hakkaniyet prensiplerini uygulamayanlar, adam kayıranlar, görevi ve makamı kötüye kullananlar, sürenin dolması bekletilmeden görevden el çektirilmelidir.

   •   7- Araştırma görevliliği için geçmişte bir kadroya başvuranlardan en yüksek başarı sıralamasındaki ilk dört kişi giriş sınavına çağrılıyordu. Bu çok daha adil bir uygulama idi. Fakat YÖK bu durumu, 2018 de yaptığı değişiklikle “ilan edilen kadronun ilk on katı giriş sınavına çağrılır” diye değiştirdi. Haliyle önceden ilk dörtten sonraki kişilerin sınava girme hakkı yokken, sonradan yapılan değişiklikle onların da sınava girmeleri sağlandı. Bu durum, ilk dörtten sonraki kişilerin, ilk dördün önüne geçirilebileceği bir yapının yolunu açtı. Yani başarı sıralamasında 10. kişi, 1. kişinin önüne geçirilebilmektedir. Araştırma görevlisi yapmayı düşündüğünüz öğrenci sıralamada ilk ona girmişse artık el altından soru vermeler, adam kayırmalar, özel sorular seansı başlamış demektir. İdari mahkemelerde bu konuda bir hayli davanın açılması da bu söylediklerimizin ispatıdır. Dava açmayı düşünmeyenler, ya mahkeme kapılarına düşmekten ya da hocalarla kötü olmayayım, belki bir başka zaman beni kadroya alırlar düşüncesiyle haklarından vazgeçmektedirler. Nitekim kişiye özel ilanlar da, bu söylediklerimizi doğrulamaktadır. Hâlbuki üniversitelerde araştırma görevlilerinin tümünün atamaları, TUS (Tıpta Uzmanlık Sınavı) benzeri merkezi sınavlarla yapılmış olsaydı, bu konuda her türlü şaibenin önüne geçilmiş olurdu. Bu da ülkemiz için daha hayırlı olurdu.

   •   8- Doçentlik sözlü sınavı, hiçbir ilmi gerekçeye dayandırılmadan kaldırılmıştır. Sonuçta bu durum, doçent adaylarının sadece yaptığı çalışmalarla değerlendirilmesine yol açmış, adayların mesleki yeterliliklerinin gerçek anlamda ölçülmesi engellenmiştir.

   •   9- Araştırma görevlilerinin derslere sokulması veya alanlarıyla ilgili bazı merkezlerde uzman olmadıkları halde istihdam edilmeleri, onların yetişmelerini engellemektedir. Ayrıca yeterli bilgi ve tecrübesi olmayanlar derslere sokulduğu için öğrencilere de haksızlık yapılmaktadır.     

   •   10- Son yıllarda gözlemlediğimiz konulardan biri de din kültürü, imam hatip meslek dersleri öğretmenliği, Kur’an Kursu öğreticiliği, imam ve müezzin profilinde de gözle görülür bir kalite düşüklüğünün mevcudiyetidir. Bu alanda yapılacak araştırmalar da bunun haklılık ve doğruluğu çok bariz bir şekilde ortaya çıkacaktır. Öğretmenlik veya din görevliliği liyakati, bir takım test sınavlarıyla yapılamayacak kadar değerlidir. Her şeyden önce öğretmen olacaklar, liseden sonra yükseköğretime başlamadan önce mutlaka alan eğitimi sınavına tabi tutulmalıdır. Bu sınavlar da yazılı, sözlü ve uygulamalı yapılmalıdır. Ayrıca bu mesleklere atanacak kişiler, yıllarca gözlenmeli, sadece bilgiye dayalı başarıyla değil, görgü, tecrübe, ahlak, liyakat, iffet, örnek olma cihetleriyle değerlendirilecek bir yapı içinde yetiştirilmelidir. Kısaca MEB ve Diyanette nitelikli personel sayısında bir hayli gerileme mevcuttur. Bunların tümüyle ilgili birçok örnek olaylar vermemiz mümkündür. Fakat biz anlamak isteyenler için bu kadarının yeterli olduğunu düşünüyoruz.

 



331 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Yazma Eser Tercümeleri Ne Kadar Düzgün? - Molla Kasım - 10/07/2019
İlyas Çelebi ve Mahmut Çınar tarafından çevrilen ve Türkiye Yazma Eserler Kurumu tarafından yayınlanan Tavâli’u’l-Envâr (Kelam Metafiziği) kitabının tercümesi inceleniyor.
Akademik Hadisçilik Ne Yapar? - Oğuzhan Yıldız - 08/07/2019
İlahiyat fakültelerindeki akademik hadis eğitiminin yaklaşık 120 yıllık bir süre sonunda hangi mahiyette olduğu ve lisansüstü araştırmaların işlevleri hakkında daha çok tasvire dayanan bir üslupla bilgi vermek hedeflenmektedir.
20 Maddede İlahiyat ve Medrese Mukayesesi - Tunahan Erdoğan - 08/07/2019
20 maddede günümüz medreseleri ile ilahiyatları karşılaştırılmaktadır.
Fıkhu’l-Luğa’dan Tadımlık - E. KARATAŞ - 01/05/2019
Fıkhu’l-Luğa’dan Tadımlık birinci bölüm...
Ülkemizde Bulunan Suriyeli Âlimler - Mazhar OĞULPINAR - 01/05/2019
Suriye'den ülkemize hicret eden 12 alim şahsiyet...
Hılyetü’l-Evliyâ’dan Reçeteler - Nurullah KIŞLA - 01/05/2019
Selefin hikmet ve irfanıyla dolu Hılyetü’l-Evliyâ’dan kalp hastalıkları tedavileri...
Muhacir Alimler - Dr. Ahmet Emin DAĞ - 30/04/2019
Suriye ayaklanmasının başlangıç evresinden ülkemizdeki Suriyeli alimlerin durumuna sürecin genel hatlarıyla özeti...
Tehcir Diyarında İlim Ehlinin Sıkıntıları - Abdurrahman TAŞBİLEK - 30/04/2019
Tüm zorluklarına ve risklerine rağmen Sûriye'de kalıp savaş mağduru, mazlum ve mahrum halkının eğitimine katkı sağlamak için mücadele verenlerin yaşadıkları...
Eş‘arîlik-Mâturîdilik İhtilafına İlişkin Bazı Notlar - Enes ER - 25/02/2019
Maturidi ve Eşari mezhepleri arasında öne çıkan ihtilaflı konuları Arş. Gör. Enes Er yazdı.
 Devamı