• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor
Misafir Yazarlar
Muhacir Alimler - Dr. Ahmet Emin DAĞ
30/04/2019

İlim Dergisi 35. sayı Nisan Mayıs 2019

Dr. Ahmet Emin Dağ


 


    •    2011 yılında halk gösterileri ile başlayıp birkaç ay içinde iç savaşa dönüşen Suriye krizi bugün 8. yılını geride bıraktı. Aradan geçen süre içinde yaklaşık 500 bin insan hayatını kaybederken, bir o kadarı yaralanmış ve sakat kalmıştır. Ülke nüfusunun yarısı yani 11 milyon insan yaşadığı yeri terk ederek ya güvenliği gördüğü şehirlere ya da ülke dışına çıkmıştır.

    •    Savaşın insani bilançosu kadar İslam dünyasında açtığı yara da büyük olmuştur. Zira Suriye toplumsal yapısından kaynaklı gerilimler tüm ümmet çapında etnik ve mezhebi nefreti besleyen bir hale dönüşmüş ve manevi dinamikleri sarsan bir etki uyandırmıştır. Bugün Suriye’deki savaş, sadece kendi sınırları içinde değil tüm bölge ve dünya çapında mezhebi tahammülsüzlüğün ve etnik şiddetin sembolü haline gelmiştir.

    •    Oysa savaş öncesinde Suriye coğrafyası İslami ilimlerde gelenek ile modern dönemi buluşturan eşsiz bir okyanus görünümündeydi. Sahip olduğu ilim adamları, sadece Arap dünyasından değil, dünyanın her yanından binlerce öğrencinin bu ülkeye akın etmesini sağlamıştı. Bundan 10 yıl öncesine kadar, Suriye rejimi hiçbir kolaylık göstermediği halde, Afrika’nın en ücra köşelerinden Avrupa’ya kadar, birçok ülkeden öğrenciler, Şam’daki medreselerde okumak ve camilerde alimlerin ders halkalarına katılmak için bu ülkeye akın ederdi.

    •    2011 yılında savaşın başlaması ilk olarak bu ilmi zenginliği ve yaşatılan geleneği vurmuştur dense yanlış olmaz. Çünkü ülkede güvenlik ortamının hızla yok olması, öncelikle hocaları ve ilim talebelerini büyük bir tehdit altına soktu. Çünkü sağduyunun kaybolup silahların konuşmasıyla birlikte özellikle rejim yanlılarının en kolay hedefi alimler ve talebeler olmaya başlamıştı.

    •    Savaşın başlarından itibaren Suriye uleması toplumsal değişimi okuma ve olayları yönlendirme konusunda elinden gelen çabayı sergilemişti. Olaylar ilk başladığında alimler, Beşşar Esed rejimine halkın değişim talebine olumlu cevap vermesi konusunda çağrılar yaparak toplumsal beklentileri boşa çıkarmaması için ardı ardına uyarılarda bulundu. Ancak bu çağrılar ne rejim yanında ne de hızla silahlanan muhalif gruplar nezdinde bir karşılık görmüştü.

    •    Olayların şiddete dönüştüğü ve savaş artık geri dönülemez aşamaya geldiğinde ise alimlere yönelik suikast ve gözaltılar da başladı. Örneğin dünyaca ünlü Suriyeli alim Ramazan el-Buti, savaşın başlarında bizzat kendi camisinde namaz sonrası bombalı saldırıyla hayatını kaybederken, bir diğer alim olan Şeyh Üsame Rıfai, camisinde bıçaklandıysa da, öldü zannıyla bırakıldığı yerde yaralı olarak kurtulmayı başardı. Gidişatın sağduyudan uzak bir şiddete evrilmesi üzerine alimlerin önünde seçenekler giderek azalmaya başladığında toplumsal barışın ve birliğin önemli unsuru da kayboluyordu. Nitekim, Beşşar Esed rejiminin, tıpkı yıllar önce babası Hafız Esed’in yaptığı gibi, halkına yönelik kitlesel katliamlara başlaması üzerine, ulemanın büyük bölümü zalim rejime meydan okuyarak halkın yanında yer almış ve artık Suriye’de yaşama şansları kalmamıştı.

    •    Kendi ülkeleri ve toplumları içinde bir şeyleri değiştirme şansı tamamen yok olduğunda ulemanın hicreti de başladı. Halkın neredeyse yarısı yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldığından, alimler için halkın yoğun olarak göç ettiği ülkelere gitmekten ve orada irşat çalışmalarına devam etmekten başka bir yol görünmüyordu. Böylece Suriye’den ilmin hicreti başladığında “muhacir alimler” için rota, mültecilerin çizdiği yönü gösteriyordu.

    •    Suriyeli alimlerin bir bölümü Arap ülkelerine gitse de, önemli bir kısmı Türkiye’ye sığındı. Suriyeli göçmenlerin ve özellikle gençlerin en fazla bulunduğu ülke Türkiye olduğu için, alimlerin güzergahı da dilini ve kültürünü bilmedikleri bu topraklar olmuştu. Bu nedenle, Türkiye sadece dünyada en fazla Suriyeli mülteci barındıran ülke değil aynı zamanda en fazla Suriyeli alimi barındıran ülke konumundadır.

    •    Türkiye’de sayısal olarak kaç tane Suriyeli alim, uzman ve ilim insani olduğu net olarak bilinmiyor. Ancak birbirinden bağımsız Suriyeli kuruluşların verdiği bilgiler bunların yüzlerce olduğunu göstermektedir. Bunlardan biri, Türkiye’de en geniş tabanlı olarak 2014 yılında kurulmuş olan Suriye Alimler Birliği Konseyi (Meclisü’l-İslami Suri) yüzlerce alim, bunlara ait vakıf, dernek ve yardım kuruluşlarını bünyesinde barındırmaktadır. Bunun yanı sıra Şam Alimler Derneği (Rabıtatü’l-Ulema Şam), kendisine bağlı yaklaşık 40 alim heyetinin çatı kuruluşu durumundadır. Öte yanda Suriye Alimler Birliği Derneği (Rabitatü’l-Ulema Suriye) diğer bir önemli çatı kuruluşudur. Dernek olarak yapılandırılmış bu çatı örgütlerin hemen tümü, bünyelerinde yüzlerce alimi barındırmakta ve Türkiye’nin her yanına dağılmış vaziyette yaşayan Suriyelilere ulaşabilmektedir.

    •    Bugün Türkiye’de yaşayan Suriyeli alimlerin genel olarak amacı muhacir gençler arasında davet ve tebliğ çalışmalarını yürüterek onların manevi anlamda ayakta kalabilmelerini sağlamaktır. Bunun yanında muhacir aileler ve halkın ihtiyaçları ile yakından ilgilenmektedirler. Her biri, geldikleri günden beri bir yanda Suriyeli gençlerin eğitimi için uğraşırken, öbür yandan mücadelenin başarıya ulaşması konusunda üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmenin gayretindedirler.

    •    Suriyeli alimlerin, İslami ilimlerle ilgili fakültelerdeki formel eğitimin yanı sıra en önemli özelliği, icazet usulü ile yetişmiş olmalarıdır. Yani bir üstadın dizleri dibinde belirli bir İslami ilimde tüm literatürü bizzat ilk elden almış olmaları önemli bir avantajdır. Bu da ülkemizde İslami ilimlerle uğraşan insanlarımız açısından önemli bir işbirliği fırsatı sunmaktadır. Suriyeli alimler, kendi ilmi geleneklerinden büyük bir birikimle buraya geldiler. Kendi metodolojileri ve kapasiteleri çerçevesinde aynı geleneği burada da devam ettirmeye çabalamaktadırlar. Türkiye’deki ilmi gelenekle büyük oranda örtüşen teorik ve pratik kapasiteleri, tam anlamıyla kullanma imkanı buldukları ise söylenemez.

    •    Türkiye’de yaşamak onlar için başlardan itibaren ciddi bir sıkıntı olmuştur. Zira Suriye’de sahip oldukları saygın konumu kaybedip yabancı bir ülkeye adapte olmak ileri yaşlardaki bu insanlar için çok zorlu bir süreç idi. Kendi ülkesinde iken büyük bir medrese, fakülte veya cami ile özdeşleşmiş olan ilmi kimlikleri yeni geldikleri bu ülkede büyük bir risk altındaydı.

    •    Maddi olarak bir kısmı kendi birikimleri ile geldiği için zorlanmamış olsa da, zaman ilerledikçe durum değişmiştir. Muhacir alimlerin bir bölümü Türkiye’deki ilahiyat fakültelerinde kısa süre ders vermeye başlarken, bir bölümü de Diyanet İşleri Başkanlığı ile irtibatlı olarak, farklı kurs ve medreselerde istihdam edildi. Suriyeli alimlerin bir bölümü de farklı illerdeki vakıf ve derneklerce ilmi çalışmalar konusunda davet edilip onların bünyesinde görev yapmaktadır. Buna rağmen neredeyse yarısı halen kendi kurdukları derneklerin çatısı altında Suriyeli muhacirlerden topladıkları yardımlarla eğitim çalışmalarını sürdürmeye çalışmaktadır. Savaşın 9. yılına girdiği şu dönemde geriye dönüp bakınca, bu konuda onların şahsiyetlerine ve konumlarına yakışan maddi çözümlerin çok zor bulunduğu görülüyor.

    •    Üstelik, birçoğu Türkiye vatandaşlığı alamadığı için ikamet sorunları bugün dahi halledilmiş değil. Bu ilim adamlarının sıradan diğer Suriyeli muhacirlerden en önemli farklarından biri, ilmi toplantı ve çalışmalar için sıklıkla seyahat etme zorunluluğudur. Oysa Türkiye’de kimlikle kaldıkları için ve bir bölümü pasaport süresi bittiğinden bir bölümü de ikamet koşulları nedeniyle, yurt dışına veya farklı bir ile gitme konusunda ciddi zorluklarla karşılaşmaktadırlar. 

    •    Her ne olursa olsun Suriyeli muhacir alimlerin Türkiye serüveni bir süre daha sürecek gibi görünse de, onların ilmi birikimlerinden yararlanma konusunda biz ensar topluluğunun elinde henüz fırsatlar bitmiş değil. Bu amaçla uluslar arası çapta eğitim verecek bir “Türk-Arap Üniversitesi”nin vakti çoktan gelip geçiyor bile. İslami ilimler konusunda Türkiye dünya çapında söz sahibi olmak istiyorsa Suriyeli alimler ile Türkiyeli ilim adamlarının ortaklaşa sorumluluk alacağı inisiyatiflerin gerçekleşmesi halinde İslami ilimler konusunda söz sahibi bir konuma gelmesi zor olmayacaktır.

    •    Muhacir alimler sadece ülkemizdeki Suriye toplumu için değil, Türkiye halkı için de büyük bir fırsattır. Onların varlığını avantaja dönüştürecek olan ise yapılacak düzenlemeler ve atılacak bazı resmi adımlardır. Yarın savaş bittiğinde iki taraf arasındaki ilişkilerin inşasında ulemanın oynayacağı rolün yanı sıra, onların nüfuz alanındaki topluluklara ulaşma konusunda büyük bir fırsat bulunmaktadır.



145 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Yazma Eser Tercümeleri Ne Kadar Düzgün? - Molla Kasım - 10/07/2019
İlyas Çelebi ve Mahmut Çınar tarafından çevrilen ve Türkiye Yazma Eserler Kurumu tarafından yayınlanan Tavâli’u’l-Envâr (Kelam Metafiziği) kitabının tercümesi inceleniyor.
Akademik Hadisçilik Ne Yapar? - Oğuzhan Yıldız - 08/07/2019
İlahiyat fakültelerindeki akademik hadis eğitiminin yaklaşık 120 yıllık bir süre sonunda hangi mahiyette olduğu ve lisansüstü araştırmaların işlevleri hakkında daha çok tasvire dayanan bir üslupla bilgi vermek hedeflenmektedir.
İlahiyatın Sorunları ve Çözümler - Mehmet Azizoğlu - 08/07/2019
Yazıda dile getirilen konular başta ilahiyat fakülteleri olmak üzere genel manada yükseköğretimin de bazı sorunları olarak düşünülebilir.
20 Maddede İlahiyat ve Medrese Mukayesesi - Tunahan Erdoğan - 08/07/2019
20 maddede günümüz medreseleri ile ilahiyatları karşılaştırılmaktadır.
Fıkhu’l-Luğa’dan Tadımlık - E. KARATAŞ - 01/05/2019
Fıkhu’l-Luğa’dan Tadımlık birinci bölüm...
Ülkemizde Bulunan Suriyeli Âlimler - Mazhar OĞULPINAR - 01/05/2019
Suriye'den ülkemize hicret eden 12 alim şahsiyet...
Hılyetü’l-Evliyâ’dan Reçeteler - Nurullah KIŞLA - 01/05/2019
Selefin hikmet ve irfanıyla dolu Hılyetü’l-Evliyâ’dan kalp hastalıkları tedavileri...
Tehcir Diyarında İlim Ehlinin Sıkıntıları - Abdurrahman TAŞBİLEK - 30/04/2019
Tüm zorluklarına ve risklerine rağmen Sûriye'de kalıp savaş mağduru, mazlum ve mahrum halkının eğitimine katkı sağlamak için mücadele verenlerin yaşadıkları...
Eş‘arîlik-Mâturîdilik İhtilafına İlişkin Bazı Notlar - Enes ER - 25/02/2019
Maturidi ve Eşari mezhepleri arasında öne çıkan ihtilaflı konuları Arş. Gör. Enes Er yazdı.
 Devamı