• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor

Muhammed YAZICI

Muhammed YAZICI
eminkatip@hotmail.com
Tarihsel Süreçte İtikadî Mezhepler ve Eş’arî-Maturîdî Karşılaştırması
25/02/2019

İlim Dergisi 34. sayı Şubat Mart 2019


Fetihlerin getirdiği kültürel farklılığın mezhep teşekkülündeki rolü


    •    Dört Halife döneminden itibaren hızlanan İslam fetihleriyle birlikte farklı dinî ve kültürel yaşam tarzına sahip toplumların Müslümanlaşması, bir dizi inanç ve düşünce problemi doğurdu. Söz konusu kültür ve medeniyetlerin oryantasyon sürecinde kendinden taşıdığı bir dizi itikadî probleme verilen cevaplar ve ortaya çıkan çözüm önerileri, meşrep ve yetişme tarzlarına göre birden fazla mezhebin teşekkülüne sebebiyet verdi.

    •    İtikadî mezheplerin doğuşu, aslında Hz. Peygamberimiz döneminde olmayan ve birçoğu sahabe döneminde bile gündeme gelmemiş yeni meselelere yönelik çözüm arayışlarının bir sonucudur. Amelî alanda sahabelerin birden fazla uygulama ve fetvalarına dayalı olarak Hanefî ve Şafiî gibi mezhepler meydana geldiği gibi, inanç alanında da buna benzer ayırımlar oluşmuştur. İlk dönemlerde sonradan ortaya çıkmış meselelerin çözümlerine yönelik biri aklı diğeri nassı merkeze alan iki farklı anlayış doğmuştur. Ehli hadis ve ehli rey diye tesmiye olan bu iki ana ayrım, birbirlerinden farklı fraksiyonları içinde barındırabiliyordu. Hem amelî hem de itikadî meselelerde bu iki metodun herhangi bir meşruiyet sorunu yaşadığı söylenemez.

    •    İlk dönemlerde rey ve içtihat metodu, Süfyan Sevrî, İmam Malik, hatta Yahya İbni Main gibi, daha sonraları rey ve ictihada mesafeli duran hadisci ulema tarafından da benimsenen bir metottu. İlerleyen süreçte Mihne Hadisesi’nin yaşanmasıyla, siyasî otorite eliyle ulemanın bir kısmına uygulanan tecrit ve şiddet, bir anda ilmî alanda aksülamelle kendini gösterdi. Bir anlamda psiko-sosyal durum ilmî gerçeklere galip geldi. Mihne Hadisesi’nin müsebbibi olan Halife Memun (198/813) ve Mutasım’ın (218/833) bu tavırları Mütevekkil (232/847) ile son buldu.


Akılcı düşüncenin reddi sürecinde dengeyi sağlayan iki mezhebin doğuşu


    •    Yaşanan gelişmeler sonucunda onca acı hadiseye sebebiyet verdiği düşünülerek her türlü akılcı eğilimin reddine sebep olan sosyal bir ortam doğdu. Bu dönem bu iki zıt kutup arasında orta bir yolu benimseyerek ne nassı akla alet eden ne de aklı nastan ayıran bir söylem arayışı gözlemlenir oldu. Bu dönem özellikle Irak merkezli Hanefî ulema itikadî meselelerde Mutezilî çizgiyi benimserken; Şafiî, Hanbelî ve Malikîlerin nascı metoda daha yakın durdukları görülür.

    •    Böyle bir ortamda kırk yaşına kadar Mutezilî olmasına rağmen bulunduğu yeri terk ederek dinin temel esaslarıyla aklın ilkelerini uzlaştıran, nasları eksene alarak onlara aklî açıklamalar getiren Ebu’l Hasen el-Eş’arî yeni bir metotla ortaya çıktı. Bu metot, Hanefîlerin dışında kalan mezhepler tarafından büyük ölçüde kabul görürken, Hanefîlerin amelî konularda izledikleri usule uygun bir inanç sistemi eksikliği devam ediyordu. Daha sonra Hanefîlerin merkezi olan Irak dışında Maveraünnehir’den İmam Maturîdî çıktı ve Hanefî mezhebinin usulüne uygun bir inanç sistemi kurarak Hanefîlerin itikadî alanda arayış içinde oldukları sistem eksikliğini gidermiş oldu.


Ebu Hanîfe’nin görüşlerinin Maturîdîlik üzerinden itikadî alana güncellenmesi


    •    Maturîdî mezhebi, aslında İmam Ebu Hanîfe’nin amelî konularda izlediği usulü, onun döneminde gündem olmamış, dolayısıyla ne kendisi ne de mezhebin teşekkülünde büyük rol oynayan, başta talebeleri olmak üzere sonraki Hanefîler tarafından bir çözüm sunulmamış itikadî meselelere uyarlamasından ibarettir. Ebu Hanîfe’nin itikada dair görüşleri Hanefîler tarafından benimsenmiş olsa da onun bu alanda bir mezhep oluşturacak ve hicri üçüncü asır şartlarında müntesiplerini başka arayışlardan alıkoyacak nitelik ve nicelikte değildi. Ebu Hanîfe’nin itikadî alandaki görüşleri kelama dair olmasa bile akaide konu olacak temel ilkeleri ihtiva ediyordu. O Maturîdî’ye kadar Hanefîlerin itikadî alanda da imamıydı.

    •    Şu var ki bugün kendilerini Selefî olarak takdim eden çevreler, Ebu Hanîfe’nin Fıkhu’l-Ekber kitabında Kuran’da bulunan müteşabih ayetlere getirdiği yorumları gerekçe göstererek Maturîdî’nin Ebu Hanîfe çizgisini terk ettiğini iddia etmişlerdir. Bunu imamın itikattaki duruşunun selefi anlayışa uygun olduğu iddialarına mesnet oluşturma çabasının bir uzantısı olarak görmek mümkündür.

    •    Sonuç olarak, Mücessime ve Müşebbihe gibi aşırı nascı gruplarla, nassı aklın ardılı kılan rasyonalist fırka Mutezile arasında hem aklı hem de nassı dikkate alarak orta yolu takip eden Maturîdîlik ve Eş’arîlik adına iki mezhep teşekkül etmiştir. Bu iki kurucu şahsiyetin kendilerinden sonraki izleyicilerinin üzerinde çok büyük etkisi olmakla beraber bu tesir Maturîdî’de daha belirgindir. Eş’arî’nin eserleri Maturîdî’nin eserlerinden hem daha zayıf hem de kelamın bütün konularını ihtiva açısından daha eksiktir. Bir anlamda Maturîdî mezhebi kurucusu tarafından tamamlanmaya yakın bir vaziyetteyken, Eş’arîlik zaman içerisinde tekâmül etmiştir.


Geleneğimizde İmam Maturîdî’nin yeterli takdiri görmemesi


    •    Buna rağmen tarih içerisinde İmam Maturîdî İmam Eş’arî kadar dikkat çekmemiş, hak ettiği mertebe kendisine verilmemiştir. İbni Nedim ve İbni Hallikan gibi biyografi yazarları kitaplarında İmam Eş’arî’ye genişçe yer verirken İmam Maturîdî’den hiç bahsetmezler. Aynı şekilde tefsir alanında çığır açacak dev bir eser bırakmış olmasına rağmen başta Suyutî’nin Tabakâtü’l-Müfessirîn’inde İmam-ı Maturîdî’nin eseri zikredilmemiştir. (Diyanet Dergisi, Maturîdîye ve Eş’arîye Arasında Bir Tetkik, Fethullah Halif)

    •    Bütün bunları Maturîdî’nin ilim ve medeniyetin merkezi olan Bağdat civarından uzak olmasına bağlamak yeterli bir gerekçe olamaz. Bu, Arap-acem mücadelesinin başladığı ve geliştiği dönemde ilmî çalışmaların da siyasî çatışmadan nasiplendiğini gösteren enteresan bir manzaradır. İmam Maturîdî’nin, muhazisi olan Eş’arî’ye göre daha az takdir görmesinde önemli etkenlerden biri de Hanefî geleneğin daha çok hukukî alanda varlık göstermiş olmasıdır.


Marifetullah örneği üzerinden iki mezhebin nas ve akla karşı konumu


    •    Mücessime ve Müşebbihe gibi aşırı gruplarla nassı ikinci planda değerlendiren Mutezile arasında orta yolu temsil etmesi açısından aynı yerde dursa da bu iki mezhepten özellikle Maturîdî’nin akla, Eş’arî’nin ise nassa daha yakın bir yerde olduğu söylenmiştir. İmam Eş’arî’nin Mutezile’den ayrılmış olması onun görüşlerinde aklı delil olarak almakla birlikte genel bir tepkisel duruş gözlenmiş, sırf akıl ve sırf nakil arasında ortanın nakle yakın olan kısmında durmuştur.

    •    Bu durumun en fazla kendini gösterdiği yer, Allah’ın bilinebileceği meselesidir. Maturîdî’ye göre bir peygamber gelmemiş olsa bile insan aklı Allah’ın varlığını bilecek bir donanımda yaratıldığından dolayı Allah’ı bilmek (marifetullah) vaciptir. Eş’arî’ye göre ise akıl Allah’ın varlığını kavramadan sorumlu tutulamaz. Eğer bir peygamber gönderilmemişse kişi akılla Allah’ı bulmak zorunda değildir. Her iki mezhep kendi görüşünü ayetle teyit etmeye çalışır. Bu örnek iki mezhebin karakteristik özelliğini yansıtması açısından önemlidir.


Eş’arîliğin Mutezile’ye yakın durduğu iddiası


    •    Ayrıca şunu da eklemek gerek; İmam Eş’arî’nin Mutezile’den ayrılmış olmasından dolayı daha nasçı bir tutum sergilediği ve Maturîdî’ye nispeten daha tepkisel bir duruşa sahip olduğu söylense de bunu kabul etmeyenler de olmuştur. Özellikle bu iki mezhep arasındaki en köklü ihtilaf konusu olan tekvin sıfatının kıdemi konusundaki duruşu, Eş’arî’nin Mutezile’ye daha yakın bir yerde olduğunu ortaya koyuyor. Çünkü yaratma sıfatı, daha doğrusu fiilî sıfat, meful olmadan var olamayacağından dolayı onun kadim olduğunu söylemek, mefulün de kadim olmasını, bu da taaddüd-i kudemâyı gerektireceğinden hâdis sayılmıştır.

    •    Eş’arî’nin özellikle Maturîdî’yle arasındaki en köklü ihtilaf konusunda bir aksülamelden ziyade Mutezile’ye yakın bir duruş sergilediği söylenmiştir. Fakat onun buradaki tavrı sonuç itibarıyla Mutezile’yle aynı yerde buluşsa da onun daha nasçı bir tavır sergilediği gerçeğini ortadan kaldırmaz. Çünkü fiilî sıfatlar konusunda Eş’arî iddia edilenin aksine nassa daha yakın bir tavır benimsemiştir. Mutezile’nin sıfatları inkâr konusu Eş’arî’nin tutumundan daha farklı sebeplere dayanır. Sonuç olarak Eş’arî’nin fiilî sıfatlar konusundaki tavrının Mutezile’yle aynı olması onu Mutezile’ye yakın kılmaz ve bu nedenle Eş’arîye’nin genel tavrında gözlemlenen tepkisel duruş iddiasını çürütmez.


Yenilenme ve katılım açısından iki mezhebin durumu


    •    Diğer taraftan Eş’arîlik nispeten katılıma açık olmasından dolayı dönem içerisinde sürekli değişerek gelişim gösterirken, Maturîdîlik daha çok korumacı bir görünüm arz eder. Eş’arîlik dışa dönük, Maturîdîlik ise içe dönük bir gelişim geçirmiştir. Eş’arîlik felsefî zeminde yeniden inşa edilerek sürekli yenilenme ve gelişme fırsatı bulurken, Maturîdîlik sürekli mevcudu koruma ve geçmişi keşifle meşgul olmuştur. Maturîdîliğin daha savunmacı bir duruş sergilemesi, yeşerdiği çevrede başta İsmailîler olmak üzere birçok inanç sistemine karşı başarılı olmasında etkili olmuştur. Aynı zamanda Eş’arîliğin eklektik yapısı birçok âlimin yetişmesine de zemin oluşturmuştur.

    •    Eş’arîliğin içinde Bakıllanî, Cüveynî, Gazalî ve Razî gibi birçok âlim varken Maturîdîliği temsil eden çok fazla ilmî şahsiyet göremiyoruz. Bunun altında, az önce zikredilen mezheplerin karakteristik yapıları kadar, tarihî süreçte olgusal/işlevselliğin de etkisi olduğunu söylemek gerek. Maturîdî mezhebinin çok daha az âlim tarafından takip edilmesi, Hanefîlerin daha çok usul ve fıkıhla iştigal etmiş olmalarından kaynaklanıyor. Gerçekten de bu gelenek daha çok furu’ fıkıh ve bunun usulüne önem vermiştir. Burada bir bakıma mezhepler arasında doğal bir görev paylaşımı meydana geliyor. İtikadî alanda Eş’arî’de gözlemlediğimiz katılıma açık eklektizm söz konusuyken, Hanefîlerde ise bu fıkıh alanında kendini gösterir.


Düşüncenin omurgası Eş’arî, toplumsal hukukun Maturîdî


    •    Tarih içerisinde hukukî düzenlemeler ve devlet politikaları Hanefî fıkhıyla şekillenmiştir. Aynı epistemik sürecin inanç ve düşünce alanında Eş’arîlik’te gerçekleştiğini görüyoruz. İslam düşüncesinin ana omurgasını Eş’arî ulema temsil ederken, devletler hukukundan aile hukukuna kadar, tarih boyu toplumların hukuksal gelişimi Hanefîler tarafından şekillenmiştir. Aynı durum iki mezhebin genel gelişiminde de gözlemlenir; Eş’arîlik ilk çıktığı merkezden uzaklaşırken, daha doğrusu sürekli gelişerek değişim gösterirken, Hanefîlikte hukukî alanda aynı durum söz konusudur.

 





Paylaş | | Yorum Yaz
178 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Beş Soruda Güzel Ahlak - 16/01/2019
Güzel ahlakın İslam alimlerince tarifinden toplumsal ilerleme ahlakına birçok konu bu söyleşide
Beş Soruda Salih Amel - 14/01/2019
Salih amel ile normal bir işin farkı nedir? Kafirlerin bütün yaptıkları boşa gitmiş midir? İhlaslı işle yararlı iş dengesi nasıl kurulacak?
Beş Soruda Namaz - 14/01/2019
Namazın dinin direği oluşundan bugün için toplumu birleştirici gücüne çeşitli sorularla kapak söyleşisi...
Beş Soruda Peygamber Efendimiz - 11/01/2019
Peygamberimin Müslüman bilinci için öneminden günlük hayatta uymamız gereken örnekliğe uzanan dosya söyleşisi
Beş Soruda İhlas - 10/01/2019
İhlasın gerçekte ne olduğundan samimiyet ve başarı ilişkisine dair dosya söyleşisi
Beş Soruda İman - 10/01/2019
İman-normal inanç farkından imanın bugün bizden ne beklediğine dair dosya söyleşisi
Medeniyet Kurucu Metinler - 02/01/2019
Muhammed Yazıcı Hocanın Mecelle Hatimesi Programında yaptığı konuşmadan yazıya aktarılmıştır.
Siyer Literatürü Nasıl Oluştu? - 01/11/2018
Siyer ilminin kuruluşu ve tarihi gelişimi üzerine...
Çevre Bilinci Üzerine - 21/07/2018
Vahiy naslarında çevrenin nasıl sunulduğundan tarım ve bilim devrimlerinin doğal ve sosyal çevrede ne gibi dönüşümler yaptığına bir çok soru bu söyleşide cevap buluyor
 Devamı