• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor

İbrahim TÜRKAN

İbrahim TÜRKAN
ibrahimbursevi1@gmail.com
Siirt Medreselerini Geziyorum (1)
25/02/2019

İlim Dergisi 34. Sayı Şubat Mart 2019




Şeyh Hüseyin Basreti Kuran Kursu (Şeyh Muhyiddin Medresesi)


    •    Merhabalar. Yaşayan Medreseler köşemizde bu ay Siirt Dosyamızı açıyoruz. Bilindiği üzere medrese faaliyetlerinin aktif bir şekilde devam ettiği önemli illerimizden birisidir Siirt. Adım başı bir medrese çıkıyor karşınıza burada. Yaşadığınız şehirde nasıl ki sürekli bir cami görüyorsanız burada da dikkatli baktığınız surette bir medrese görmeniz zor değil.

    •    Siirt’te hala geleneksel medrese eğitimi resmi Kuran kursları ve gayri resmi medreselerin çatıları altında devam etmekte. Biz de sessizce faaliyetlerini sürdüren bu medreseleri tek tek gezerek sizlere tanıtmak amacıyla yola düştük. Birkaç sayı devam edeceğimiz bu dosyamızın konu alacağı ilk medrese Şeyh Hüseyin Basreti Kuran Kursu.

    •    Şu ayrıntıyı belirtmekte fayda var; Siirt’teki medreseler 2004 yılından bu yana resmi bir hüviyet kazanmış durumda. Yani Kuran Kursu adı altında hem Diyanet İşleri Başkanlığının resmi müfredatını takip ediyor hem de köklü İslami ilimler geleneğini devam ettiriyor. Bu sebeple yeni adlarını bilen pek kimse yok. Daha çok eski isimleri ile maruflar. İşte Şeyh Hüseyin Basreti Kuran Kursu da önceki adıyla, yani Şeyh Muhyiddin Medresesi olarak tanınıyor çevrede.


Kurucu/Kuruluş


    •    Medresenin iç yönetiminden sorumlu Mazhar hoca karşılıyor bizi. Ve medresenin baş müderrisi aynı zamanda Basreti Tarikatı’nın postnişini olan Şeyh Muaz’ın yanına götürüyor. Şeyh Muaz Basreti tarikatının genç postnişini, Kuran kursunun müdür ve baş müderrisi. Aynı zamanda tasavvuf alanında yüksek lisans yapan bir üniversite öğrencisi. Kısa bir tanışma faslının ardından sıcak çaylarımızla beraber başlıyoruz sohbete. Daha çok onlar anlatıyor, ben not alıyorum. Yazı boyunca sözü kendilerine bırakmış olayım ben de. Şunları söylüyor Şeyh Muaz; “nerede bir Nakşi tarikatı varsa orada medrese vardır. Nerede bir Mevlevi dergâhı varsa orada sanatçılar ve nerede bir Bektaşi ocağı varsa orada askerler yetişir.



    •    Biz Nakşibendi tarikatının Basreti kolundanız. Neden Basreti denmiş dersen; bizim kolumuz Basret adındaki bir köyde doğmuş. Büyük dedem Şeyh Hüseyin burada el almış. Oğlu Celaleddin’e el vermiş. O da oğlu, yani benim babam Muhyiddin’e bırakmış postu. Ardından ailemiz buraya, Siirt’e gelmiş. Babam Şeyh Muyhiddin burada, burada derken tam bu medresenin bulunduğu yerde değil, az ilerde bir mahallede üç katlı bir ev yapmış. En üst katında kendi oturmuş, ikinci katı mescit yapmış ve en alt katı ise medrese olarak kullanmış ve talebeler yetiştirmiş.

    •    Ama tabii en alt kat medreseye pek uygun değildi. Ve bazı problemler ortaya çıktı. Hal böyle olunca babam şu an bulunduğumuz yeri yapmaya karar verdi. Gördüğünüz gibi burası epey büyük ve eski bir mimari üsluba sahip. Ve dedemiz Şeyh Hüseyin’in adını verdi. Çünkü ailemiz burada Şeyh Hüseyin’in ailesi olarak maruf. Aslında bundan sebep burası çok büyük. Dedesi adına yaptırdığı için. ‘Kendi adıma yaptırsam daha küçük yapardım’ derdi.

    •    Bizim de tanıdık çevremiz epey geniş. Gelen giden fazla oluyor tabii. Böyle büyük olması da gerekiyordu bir bakıma. Ama asıl medresemiz bu değil. Daha önce de dediğim gibi tarikatımız Basret’ten geldiği gibi medresemizin de kökleri orada. Burası orasının devamı.”


Amaç


    •    Gezdiğimiz diğer medreselerde verilen eğitimin amacını kısaca şu şekilde ifade etmişlerdi; “İslam’ı bilmek ve onu yaşamak.” Fakat Şeyh Muaz bu konuda farklı şeyler söylüyor. Medrese şu an yeni bir yapılanma aşamasındaymış. Köklü değişiklikler yapılıyormuş. Ve şu anda müfredat tam olarak hazır değilmiş. Şöyle diyor Şeyh Muaz; “ben pek çok medresede okudum ve gezdim. Bol bol gözlem yapma fırsatım oldu. Gördüm ki medresenin içi ile dışı arasında oldukça büyük fark var. Tamam, medrese güllük gülistanlık belki ama dışarısı çöl. Burası medreseden nasiplenmiyor. Mesela bir zamanlar sosyalizm rüzgârı esmiş. İnsanlar bu zehirli havayı teneffüs etmiş. Peki, bu duruma medrese nasıl çare bulabilir? Medresede nahiv var, sarf var, iştikak var. Ee peki bu probleme karşı ne var? Ne demek istediğimi anlayabiliyor musun?

    •    Ben gördüm ki medrese kirişi kırmış. Geride kalmış. Tabii haklı olarak böyle bir duruma düştü. Cumhuriyet döneminde kapandı. Hocalar eğitim faaliyetlerine ara verdiler. Şöyle bir şey düşünün: Şu anki üniversiteleri dondurun ve 2150’de açın. Çözüldüğünde üniversite görecek ki dünya değişmiş. Ama o geride kalmış. Medreseler işte böyle bir şey yaşadı. Şimdi çözülmeye başladı ki çok geri kalındı.

    •    Zamanında medrese müfredatında pek çok ilim vardı. Fakat zaman içinde pozitif bilimler tedristen kalkmış, sadece dini ilimler kalmış. Cumhuriyetten sonra dini ilimler de bırakılmış. Sadece alet ilimler kalmış. Hocalar, öğrenci alet ilimlerini alsın ve dini ilimleri gücü yettiğince okusun diye düşünmüşler. Doğru bir düşünce, fakat bu hala devam ediyor. Artık önümüzde bir engel yok. Şu an bunu değiştirebiliriz.

    •    İlahiyatlara da bakıyorum, istediğimiz gibi aktif bir ilim faaliyeti söz konusu değil. Dolayısıyla ilim adamı, âlim yetişecekse, yine medresede yetişebilir. Fakat tam anlamıyla âlim. Eskiden bir âlim hem doktordu hem kimyagerdi hem astrologdu. Bu bugün belki çok mümkün değil. Ama yetiştireceğimiz öğrencilerin ayağını bastığı bir ilim dalı olmasını, bunun yanı sıra sosyoloji, felsefe, ekonomi, fizik gibi ilimlerden de haberdar olmalarını istiyoruz. Buradan çıktıklarında üzerlerine elli katlık bina yapılacak sağlamlıkta bir temele sahip olmalarını amaç ediniyoruz.“


İstenen Şahsiyet Modeli


    •    “Az önce de dediğim gibi biz öğrencilerimize, üzerine elli katlı bina yapılacak kadar sağlam bir temel vermek istiyoruz. Bundan sonra öğrenci kendini geliştirmeli. İsterse doktor, isterse mühendis olsun. Fakat her şekilde ekonomik, dini, sosyal anlamda topluma yön verebilsin. Mesela burada fıstık üretiliyor. Ben isterim ki çiftçilere de hitap edebileyim. Onlara daha iyi nasıl tarım yapılabilir, hasat nasıl olur, mahsul nasıl daha iyi pazarlanabilir, bunları öğreteyim. Bu şekilde içinde yaşadığım topluma ekonomik anlamda da faydalı olabileyim.

    •    Biz öğrencilerimize yakın zamanda dört ev vereceğiz. Böylelikle öğrencilerimiz her hafta bir aile olmak üzere ayda toplamda dört aileyi gezmiş, onlara sohbet etmiş ve öğrendiklerini öğretmiş olacak. Orada ona sorular soracaklar elbette. Cevabını bilmediği sorular da olacak. Gelip cevapları öğrenecek ve gidip anlatacak. Hem kendini geliştirmiş hem de insanlara faydalı olacak.

    •    Medrese öğrenmeyi öğrenme yeridir. Burada talebe öğrenmeyi öğrenmeli. Çünkü medrese en fazla yedi, hadi olsa olsa sekiz yıl eğitim verebilir. Bu süre çok az. İşin kötüsü talebeler buradan sonra gidip imam oluyor. Yani en fazla imamlık yapıyor dağ başında bir köyde. Okuduğu ilim boşa gidiyor. Böyle olmamalı. Daha fazla kendini geliştirmeli, topluma faydalı bir birey olmalı.”


Müfredat


    •    “Şu anda müfredatımız hazır değil. Üzerinde çalışıyoruz. Buradaki öğrenciler bir buçuk yıllık bir tedrise sahip. Daha fazla eğitim alan öğrenciler de var tabii. Ama onlar eski sistemden. Şimdi biz öğrencilerimize öncelikle Kuran eğitimi veriyoruz. Akabinde hemen pratik Arapça kitapları ile mükâleme derslerine başlıyoruz. İstiyoruz ki öğrenciler dili bilmesin, öğrensin.

    •    Şu anda buraya hangi öğrenciyi çağırırsam çağırayım, %60-70 oranında sizinle Arapça konuşabilir. Bunun yanında klasik kitapları da okutmaya başladık. Emsile’yi bir haftada, Bina’yı yirmi gün gibi kısa sürede okudular. Bu şekilde çok daha hızlı anlayabiliyor ve kavrayabiliyorlar.

    •    Her gün ikindiden sonra genel ders yapıyoruz. Birkaç haftaya onlara nahiv ilminin kitaptan bağımsız bir şekilde genel tablosunu çizmek istiyorum. Arapçaya çok fazla vakit ayırıyoruz. Böyle olmamalı. Öğrenci korkmamalı. Bu dersler sayesinde öğrenciye özgüven kazandırmak ve bu işin o kadar da zor olmadığını göstermek istiyorum. Talebe Arapça romanları su gibi okumalı. O seviyeye hızlıca gelmeli.

    •    Dediğim gibi müfredatımız hazırlık aşamasında. Diğer hocalarla sürekli istişare halindeyiz. Arapça kitaplardan neler okuyacağımız elbette belli. Fakat bahsettiğim başka alanlara dair okumalar için kitaplar belli değil. Hazırladığımda sizinle de paylaşırım.

    •    Talebeler Arapça’dan başka diller de öğrenmeli. Mesela İngilizce kolay bir dildir. Bunu da öğrenmeli. Öğreteceğiz. Bunun yanı sıra Farsça da öğretmeyi düşünüyoruz. Niçin derseniz; gördüğüm kadarıyla tasavvuf içerikli edebi eserlerin çoğu Farsça yazılmış. Sadi’nin Gülistan ve Bostan’ı, Mevlana’nın Mesnevi’si gibi. Bunları da okuması için o dili bilmesi lazım. Tasavvuf zaten bizde olmazsa olmaz. Edebiyat olacaksa da tasavvufla beraber olmalı.”


Mezuniyet Sonrası


    •    “Burada eğitimini tamamlayan kişi Haseki’ye gidebilir. Akademide devam edebilir. Burada yetişen öğrenciler halkın parası ile okuyan, halkın çocuğu. Medrese bitirmiş kişiye ayrıca itimat edilir. Bizim buralarda ilahiyatçılara pek güvenilmez. Medreseliler daha fazla söz sahibidir. Bu sebeple mezun olduktan sonra ne yaparsa yapsın halktan kopmamalı. Halka hizmet etme şuuru ile yaşamalıdır.

    •    Halka hizmet işin irşat tarafıdır. Ve bunu ilim adamlarının yapması gerekir. Ben diğer medrese hocaları ile toplanıp konuşmuştum bir seferinde. İlim alan öğrenciler irşattan uzak kalıyor diye. Orada bana ‘tasavvuf ve irşat, ehlinin işidir. Siz de bu işin ehlisiniz, sizin yapmanız gerekir. Bırakın biz ilim okumaya devam edelim’ dediler. Ondan sonra bir daha bu konuyu açmamıştım.”


Basret Kuran Kursu (Şeyh Bahattin Medresesi)


    •    Basret Kuran Kursu, nam-ı diğer Şeyh Bahattin Medresesi. Şeyh Bahattin yukarıda bahsettiğimiz Şeyh Muaz’ın abisi. Kendisi Basret tarikatının ikinci postnişini. Anlatılana göre Şeyh Bahattin Şırnak’ta ikamet etmektedir. Fakat babası Şeyh Muhyiddin’in vefatından sonra Siirt’e gelir ve burada medrese açar. Kardeşi Şeyh Muaz gibi o da hem müritlerine kanaat önderliği hem de talebelerine hizmetle geçirir zamanını. Ziyaretimiz esnasında kendisi şehir dışında olduğundan medresenin fahri müderrisi; Muhammed Emin Mansur ile konuştuk.


Faaliyet Başlangıcı


    •    Her iki medrese de aynı tarikatın iki şeyhi tarafından yönetiliyor. Bu sebeple aralarında çok fazla bir fark yok. Bununla beraber Şeyh Bahattin Medresesinin kurum ve kuruluşunu Molla Muhyiddin Medresesi ile aynı sayabiliriz. Fakat tedris faaliyetine başlaması açısından Şeyh Bahattin Medresesi çok yakın bir zamanda aktif hale gelmiş. Muhammed Emin Mansur şöyle diyor; “Burası 2012 yılında faaliyet göstermeye başladı. Buradan önce Şeyh Bahattin’in Şırnak’ta bir medresesi yoktu. İlk defa Siirt’e gelince medrese açtı. Tabii bu bina ilk açıldığında medrese değildi. Bir dergâhtı. Sofiler buraya vaaza ve feyizlenmeye gelir, hatme ve zikir yaparlardı. Daha sonra sofiler buranın ilim yuvasına dönmesini istediler. Üç, dört, beş derken sayı seksene kadar çıktı bir ara. Bizim okuma yerimiz üst kattır. Bu alt kat sofilerin yeridir.”


Tedrisat


    •    “Şu an burada kırka yakın öğrencimiz var. Bunlardan bazıları hafızlık yapıyor bazılarıysa Arapça okuyor. Hafızlığı bitirip Arapçaya başlayan da var, Arapçayı bitirip hafızlığa başlayan da. Burada sistem sınıf sınıf. Hafızlık yapanlar bir sınıf. Bunlar sabah kalkar. Beraber mukabele okuruz. Sonra saat dokuz gibi derslerine başlarlar.

    •    Arapça okuyanlar yine bir sınıfta toplanır. Onlara bir yer tahsis edilmiştir. Orada çalışırlar. Ama dersi herkes tek tek verir. Bir itikat kitabımız var; Nehcü’l-Enam. Önce bu okutulur. Tabii evvelinde Kuran-ı Kerim dersi var. Tecvit öğrenilir. Sonra hafızlık okumak isteyen hafızlık sınıfına, istemeyen Arapça sınıfına alınır ve Nehcü’l-Enam ile okumaya başlar.

    •    Daha sonra sarf ilminden Emsile, Bina, Izzi okunur. Ayrıca isteyene Maksut okutuluyor. Lakin müfredatta sadece bu üç kitap yer alıyor. Bunun dışında nahiv ilminde; Avami’l-i Birgivi ve Cürcani, Züruf, Terkib, Kevakib, sonra Şerhu’l-Muğni. Sonuncusu metinle beraber ezberleniyor. Sonra istihara ilminden Sütur var, Sa’dini ve Halu’l-Meakıd var. Bunlardan sonra sırayla Şerhu Katri’n-Neda, Suyuti ve en nihayet Molla Cami var.

    •    Molla Cami’den sonra mantık kitaplarımız var. Onlardan da sekiz-dokuz civarı okuyoruz. Fenari, Kavl’u-Ahmed, Muğni’t-Tullab, Şemsiyye gibi kitaplar olabilir. Molla Cami şerhleri olabilir. Bazı muhtasar eserler olabilir. Tüm kitaplar öğrencinin kapasitesine bağlı olarak 6-7-8-9 yıl sürebilir. Bunların tamamını okuyan öğrenci icazet alır. Tabii müzakere, mütaala gibi yan derslere girerek kendisini geliştirmeye çalışır.”


Eğitim Sonrası Dönem


    •    “Burada eğitimini alan öğrenci isterse imamlık sınavına çalışır. Daha medresedeyken öğrenci imam-hatip ve ilahiyata devam edebiliyor. Medrese bittiğinde de orada epey ilerlemiş oluyor. Ama eğitimi bitiren öğrenci burada görev yapacaksa ki bu biraz şansa bağlı. KPSS, DHBT gibi sınavları geçmiş olması lazım. Bu medresede de müderrise ihtiyaç varsa, müftülük bir ihtimal buraya gönderebilir. Yoksa fahri müderris olabilir. Medresenin kasasından istihkak alarak maişetini kazabilir. Hem de bu arada ilmine devam edip usul kitapları okuyabilir.”


Amaç


    •    “Allah’ı ve peygamberi bilmek, şeyhleri tanımak… Onların yolundan gidip İslam’a hizmet etmek.”

    •    Böylelikle değerli hocamızın sözleriyle Siirt medreselerine dair ilk yazıyı tamamlamış olduk. Önemli tespitlerde bulundu gerçekten. Her iki medreseye de bizlere göstermiş oldukları misafirperverlik ve ilgi sebebiyle teşekkür ediyoruz. Yaptıkları hizmetlerin, ilmi çalışma ve aktivitelerin artmasını ve devamlı olmasını temenni ediyoruz.



401 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Siirt Medreselerini Geziyorum -3- - 08/07/2019
Yaşayan medreselerde bu sayı Tillo Kuran Kursu (Molla Burhan Medresesi) yer alıyor...
Siirt Medreselerini Geziyorum (2) - 30/04/2019
Memduhiye Kuran Kursu, eski ve bilinen adıyla Şeyh Bedrettin Medresesinin tarihi, eğitim ve müfredat yönü...
Sadru’ş-Şeria Eğitim Merkezi - 02/01/2019
Yaşayan Medreselerin bu sayı konuğu Burak Kızıldaş hoca, Sadru’ş-Şeria Eğitim Merkezini anlattı
Din Felsefesi Tarihi Üzerine - 01/11/2018
Din felsefesi tarihine giriş denemesi: Sorunlar, dönemler ve kişiler.
Devlet Adamı, Lakhes, Gorgias - 22/07/2018
Platon Kitaplığının beşinci bölümünde İbrahim Türkan, kadim bilgenin Devlet Adamı, Lakhes ve Gorgias kitaplarını inceliyor.
Su, Toprak, Hava ve Düşmanları - 22/07/2018
Yaşamın aslî elementlerini nasıl hunharca tükettiğimiz konusu bu yazıda ele alınıyor.
Zweig’le Başbaşa (1) - 05/06/2018
Usta edebiyatçı Stefan Zweig'in kitapları üzerinden kurgusal söyleşiler...
İbni Haldun, Mukaddime ve İktisat - 05/06/2018
Sosyoloji ilminin kurucusu İbni Haldun'un iktisada ait tespit ve önerileri...
Kritias ve Kharmides Diyalogları - 25/04/2018
Platon kitaplığının dördüncü yazısında Kritias ve Kharmides diyalogları tanıtılıyor.
 Devamı