• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor

Asım Efendi

Asım Efendi
okur@ilimdergisi.org
Tercüme Atölyesi
25/02/2019

İlim Dergisi 34. sayı Şubat Mart 2019


 سَمِعت مرْدَوَيْه الصَّائِغ قَالَ سَمِعت الفضيل بن عِيَاض يَقُول من يجلس مَعَ صَاحب بِدعَة لم يُعْط الْحِكْمَة. قَالَ وَسمعت الفضيل يَقُول فِي آخر الزَّمَان أَقوام يكونُونَ إخْوَان الْعَلَانِيَة أَعدَاء السريرة. وَبِه قَالَ سَمِعت الفضيل يَقُول أَحَق النَّاس بِالرِّضَا عَن الله أهل الْمعرفَة بِاللَّه عز وَجل.قَالَ وَسمعت الفضيل يَقُول لَا يَنْبَغِي لحامل الْقُرْآن أَن يكون لَهُ إِلَى خلق حَاجَة لَا إِلَى الْخُلَفَاء فَمن دونهم يَنْبَغِي أَن تكون حوائج الْخلق كلهم إِلَيْهِ


Boyacı Merdevey'i şöyle derken işittim: Fudayl bin İyaz'ı şöyle derken duymuştum: "Kim bid’at ehli ile oturursa ona hikmet verilmez." Ve dedi ki; Fudayl'ı şöyle derken duydum: "Ahir zamanda âşikarlığın kardeşi, gizliliğin düşmanı olacak kavimler gelecektir." Yine bu tarik ile dedi ki;  Fudayl'ı şöyle derken işittim: "İnsanların Allah rızasını en çok hak edenleri, marifetullahı bilenlerdir. Ve yine Fudayl'ı şöyle derken işittim: "Hafız kimse ne bir mahlûkata ne de halifelere ve onlardan da aşağı kimselere ihtiyaç duymaz. Bilakis bütün mahlûkat ihtiyaçları için ona gider." (Ersel Karabulut)


    •    Önce Arapça metni tercüme eden kardeşimizin şahıs ismi dışında paragrafı doğru anladığını belirtelim. Bununla birlikte Türkçeye uyarlamada bazı sıkıntılar var. Sırayla gidelim. Hemen girişte “boyacı Merdevey’i” diyerek الصَّائِغ kelimesini tercüme etmeden olduğu gibi aktarması gerekirken böyle yapmamış. Ayrıca tercümesi de yanlış. الصَّائِغ boyacı değil, kuyumcu/mücevheratçı demektir. صوغ kökünden gelir ki daha çok kalıp, form anlamıyla meşhur olan “siğa” kelimesi de aslen aynı kökten altın ve gümüş süs işlemeciliğini anlatır. Boyacı صابغ  veya   صباغ ile ifade edilir. Herhalde Ersel kardeşimiz Arapça kelimedeki hemzeyi be olarak okudu.

    •    Kaldı ki  الصَّائِغ kelimesi kuyumcu, mücevheratçı olarak da çevrilmez. Artık isim gibi şahsın lakabı olduğu için doğrudan Merdeveyh es-Sâiğ diye tercüme edilmesi gerekir. Tabakât kitapları, büyük ihtimal asıl ismi Abdussamet b. Yezid olan şahsı bu meşhur lakabıyla anarlar. Bizim de aynı isim gibi, müdahale etmeden aktarmamız gerekir.

    •    Bunun dışında üç nokta tercümeye ciddi güzellik katacaktır. Birincisi,  أهل الْمعرفَة بِاللَّه terkibi “marifetullahı bilenler” diye çevrilmez. Marifet zaten bilmek demek. Ya sadece “marifetullah ehli” diyerek bırakacağız ki Türkçede aşına olunan bir karşılıktır bu ya da “Allah’ı hakkıyla bilenler” şeklinde tam Türkçeleştirmeye gideceğiz.

    •    İkinci olarak,  حامل الْقُرْآن tamlaması “hafız kimse” demek değildir. Kardeşimizi mazur görebiliriz, çünkü bu hata çok yaygın. İslam’ın ilk yüzyıllarında (ve haliyle metnin yazıldığı süreçte) hafız, bugün kullandığımız anlamda Kur’an’ı salt ezberleyen anlamına gelmezdi. Aksine çoğunluk için muhaddisin eş anlamlısı olarak yahut örneğin yüz binin üzerinde hadis ezberi yapacak veya bir yazılı metne bakmadan hafızasından hadisleri nakledecek kadar güçlü ezberi olanlara kullanılırdı. Metinde ve başka hadis yahut rivayetlerde geçen حامل الْقُرْآن ise “Kuran ehli”, “Kavlî ve amelî olarak Kuran aşığı” gibi anlamlara gelir. Sonuçta bugün olduğu gibi amelsiz ve manasına vukufiyetsiz, salt Mushaf metninin ezberini ifade eden ne bir kelime ne bunu öven ayet, hadis ve ilk dönem rivayeti yoktur.

    •    Sevgili Ersel Karabulut, Arapça ibarede gelişmeye ve bunu bizimle paylaşmaya devam et lütfen.


إنا وجدنا الناس قبلنا كانوا أعظم أجسامًا، وأوفر مع أجسامهم أحلامًا، وأشد قوة، وأحسن بقوتهم للأمور إتقانًا, وأطول أعمارًا, وأفضل بأعمارهم للأشياء اختبارًا. فكان صاحب الدين منهم أبلغ في أمر الدين علمًا وعملًا من صاحب الدين منا, وكان صاحب الدنيا على مثل ذلك من البلاغة والفضل, ووجدناهم لم يرضوا بما فازوا به من الفضل الذي قسم لأنفسهم حتى أشركونا معهم في ما أدركوا من علم الأولى والآخرة


Bizden öncekilere baktığımızda cüsse(beden) bakımından bizden daha iri olduklarını, buna rağmen bizden daha yumuşak huylu olduklarını görürüz. Kuvvet bakımından bizden daha dinç idiler. Bu kuvvetlerinin ölçüsünde işlerinin mükemmelliği ve imarlarının büyüklüğünde bizden daha iyiydiler. Yapıtlarıyla araştırmaların, denemelerin en üstünü idiler. Ve yine borç verenler ilim ve amel bakımından bizden daha ciddi ve samimiydiler. Dünyayı önemsemeyenler üstünlük bakımından işte bunlar gibidir. Nitekim onlar nefislerini hiçe sayıp ahiret ve dünya ilminden ne anladılarsa, kendileriyle birlikte bizlere de bir pay verene kadar,  faziletten kazandıklarıyla asla yetinmediler. (Esma Taş)


    •    Evet, bu metin öncekine göre daha zor, çünkü daha uzun ve karışık atıf cümleleri içeriyor. Kardeşimiz  أعمارًا kelimesini “imarlar” diye, الدين kelimesini “borç” diye çevirince (bu anlama da gelir elbette, fakat burada değil!) ve atıfları müstakil cümle gibi algılayıp geriden koparınca işler biraz karışmış. Şunu bilsek ibare çözülecek: فكان صاحب kısmına kadar tek cümle var aslında. أعظم, أشد ve أطول kelimeleri baştaki كانوا ile alakalı. İlki doğrudan onun haberi, diğerleri habere atıf. Bunlar ana maksadı ifade ediyor. أوفر, أحسن ve أفضل kelimeleriyle başlayan kısımlar ise söz konusu ana maksadı anlatan cümlelerle ilgili. Hepsi bütün.

    •    Bu cümleyi yine yanlış çevrilen sonraki iki cümleyle beraber şöyle çevirebiliriz. Yazar şunu demek istiyor doğru tercümeyle:  “Önceki insanların bizden daha iri cüsseye sahip olduklarını gördük. Cüsselerine rağmen bizden daha yumuşak huylu idiler. Onlar bizden kuvvetliydi, fakat güçlerine rağmen işlerinde daha dikkatli ve özenli idiler. Ömürleri de bizden uzundu (/fazlaydı). Uzun ömürlerine karşın bizden çok daha fazla şeyden haberdarlardı. Onların dindarları (borç verenler değil!) bizdeki dindarlardan daha fazla ilme ve amele sahipti (/onların dindarları gerek ilim gerek amel bakımından bizdeki dindarlardan çok daha iyiydi.) Dünyalık sahipleri de (/iktidar yahut para gücüne sahip olanlar… Dünyayı önemsemeyenler değil!) belağat ve fazilet bakımından aynı onlar gibiydi.”

    •    Bu tercümeyi Arapça aslıyla karşılaştırarak nerenin nasıl çevrildiğine dikkat etmeniz gerekiyor. Ardından kardeşimiz kendi tercümesine tekrar baktığında, detay kusurları daha net görecektir.

    •    ووجدناهم cümlesiyle başlayan son kısım ideal çevrilmemiş (örneğin asıl metinde “nefislerini hiçe sayıp” manasına gelecek bir şey yok!), lakin özellikle belirtilecek bir kusur bulunmuyor. Zorluğuna rağmen bu kadarlık doğru anlama ve aktarma bile takdiri hak ediyor elbette. Yeni kısa tercümelerini bekliyoruz. Zamanla daha güzel olacak.


فِي هَذِهِ السَّنَةِ، فِي الْمُحَرَّمِ، أَغَارَ مَلِكُ الرُّومِ عَلَى الرَّهَا وَنَوَاحِيهَا، وَسَارَ فِي دِيَارِ الْجَزِيرَةِ حَتَّى بَلَغُوا نَصِيبِينَ، فَغَنِمُوا، وَسَبَوْا وَأَحْرَقُوا وَخَرَّبُوا الْبِلَادَ، وَفَعَلُوا مِثْلَ ذَلِكَ بِدِيَارِ بَكْرٍ، وَلَمْ يَكُنْ مِنْ أَبِي تَغْلِبَ بْنِ حَمْدَانَ فِي ذَلِكَ حَرَكَةٌ، وَلَا سَعْيٌ فِي دَفْعِهِ، لَكِنَّهُ حَمَلَ إِلَيْهِ مَالًا كَفَّهُ (بِهِ عَنْ نَفْسِهِ) . فَسَارَ جَمَاعَةٌ مِنْ أَهْلِ تِلْكَ الْبِلَادِ إِلَى بَغْدَاذَ مُسْتَنْفِرِينَ، وَقَامُوا فِي الْجَوَامِعِ وَالْمَشَاهَدِ، وَاسْتَنْفَرُوا الْمُسْلِمِينَ، وَذَكَرُوا مَا فَعَلَهُ الرُّومُ مِنَ النَّهْبِ، وَالْقَتْلِ وَالْأَسْرِ، وَالسَّبْيِ، فَاسْتَعْظَمَهُ النَّاسُ


Bu yıl, Muharrem ayında, Roma imparatoru Raha ve civarına saldırıya geçti ve Nusaybin’e kadar Cezire bölgesine girdi. Birçok ganimet elde ederken şehri yakıp yıktılar. Aynı şeyleri Diyarbakır’da da yaptılar ve o zamanlar henüz Ebi Taglib Bin Hamdan harekâtı olmamakla beraber şehri müdafaa için herhangi bir çaba da yoktu, lakin imparator ona kendisini kurtaracak kadar mal verdi (bir çeşit rüşvet). Bir grup kaçarak Bağdat’a gittiler. Bağdat’ta insanların toplandıkları yerlerde durup Romalıların yaptıkları Talan, katl, esareti anlatıp Müslümanları Rumlardan nefret ettirdiler. Roma korkusu insanlara yayıldı. (Muhammed Arif Orhan)


    •    Tercümeye bu sayının en iyisi diyebiliriz. Tafsilata girecek olursak, dört hususa işaret etmemiz gerekir: الرُّومِ ifadesi (bir yer dışında) Roma olarak çevrilmiş ki tam karşılığı Bizans veya Rum. Elbette Bizans aynı zamanda Doğu Roma İmparatorluğu, fakat tek başına Roma veya Roma İmparatoru dediğimiz zaman, İslam’dan bir asırdan fazla süre önce tarihten silinen Roma merkezli Batı Roma İmparatorluğu anlaşılır. Asıl Roma odur. Kaldı ki metnin konu ettiği Hamdanîler idaresinde ve genel İslam tarihinde Bizans’la yoğun savaş ve mücadele yaşanmıştır.

    •    İkinci husus, لَكِنَّهُ حَمَلَ إِلَيْهِ مَالًا كَفَّهُ (بِهِ عَنْ نَفْسِهِ) cümlesinin “lakin imparator ona kendisini kurtaracak kadar mal verdi (bir çeşit rüşvet)” şeklinde çevrilmesi hem fazla cesur hem gevşek/belirsiz bir tercüme. Bu şekilde لَكِنَّهُ kelimesindeki zamir imparatora raci olduğu gibi pekâlâ Ebu Tağlib’e de gidebilir ki -daha zayıf olanın değil, güçlü olanın parayla savuşturulması mantıklı olacağından- sanki bu daha uygun. Bu ihtimal tabii. Bu tür tarihi metinlerde bir zamirin nereye döneceğine karar vermek, komple hikâyeyi değiştireceği için tarih kitaplarından ilgili kısmı araştırmak gerekir.

    •    Gevşek çeviri dediğimiz diğer nokta ise, “kendisini kurtaracak kadar mal verdi” kısmı. Burada yanlış anlamaya mahal verilmeden daha şık çeviri şöyle olurdu: “Kendinden uzak tutmak için ona mal verdi (/ona şerrinden korunmak gayesiyle mal verdi).”

    •    Tercümenin “Birçok ganimet elde ederken şehri yakıp yıktılar.” kısmında asıl metindeki وَسَبَوْا kelimesinin atlandığından bahsetmezsek, وَاسْتَنْفَرُوا الْمُسْلِمِينَ fiiline verilen karşılığa geçebiliriz. Cümleyi “Müslümanları Rumlardan nefret ettirdiler” diye çevirmek yanlış olmasa da “Müslümanları Bizanslılara karşı savaşa çağırdılar” şeklinde tercüme etmek bağlama daha güzel oturur.

    •    Son olarak,  فَاسْتَعْظَمَهُ النَّاسُ cümlesini “Roma korkusu insanlara yayıldı.” yerine “Bu durum insanlarda infiale yol açtı (/Halk bu olaya çok öfkelendi) diye çevirirsek daha güzel olur. Bu durumda halk korkmuş değil, aksine Bizans karşıtı propaganda sonucu savaşmaya hazır hale gelmiştir/ milli hamiyetleri harekete geçmiştir.

    •    Tabii bunlar ideale yönelik tespit ve hatırlatmalardı. Yoksa Muhammed Arif Orhan kesinlikle tebriki hakediyor. Yer darlığından Ebrar Duran’ın tercümesini gelecek sayıya bırakıyoruz. Bu arada yeniden düzenleyip gönderebilir elbette. Her tür tashih, ikaz ve yorumu okur@ilimdergisi.org adresine gönderebilirsiniz. Başka yerden kopya olmayan, kısa Arapça tercümelerinizin gelecek sayı bu sütunda paylaşılmasını sağlayabilirsiniz. 

 



Paylaş | | Yorum Yaz
560 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Tercüme Atölyesi -3- - 29/04/2019
Ebrar Duran, Hatice Tekin ve Ercan Gündoğdu kardeşlerimizin kısa tercümelerini değerlendiriyoruz.
Tercüme Atölyesi - 04/01/2019
Dört örnek metin tercüme üzerinden Arapça çevirinin püf noktaları...