• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor
Muhammed YAZICI
eminkatip@hotmail.com
Beş Soruda Salih Amel
14/01/2019

İlim Dergisi Nisan 2012 

Soru ve düzenleme: Adem Özçelik


 


1-) Baştan şu ayrımı yaparak salih ameli netliğe kavuşturalım: Yaptığımız normal bir işi salih iş ve amel yapan nedir?


  •    Salih amel, Allah Teâlâ rızası ve cenneti kazanma gibi düşüncelerle yapılmış her türlü ‘meşru’ iştir. Bir amelin salih olması iki şeye bağlıdır: Birincisi, yapılan işi Allah Teâlâ’nın emretmiş olması veya yasaklamaması. İkincisi, O’nun rızası için yapılmış olması. Biri içe, diğeri dışa dönük olan bu iki şartla ancak bir iş salih amel olabilir. Buradan anlaşılacağı gibi, yaptığımız her şey (dinin açıkça yasakladıkları dışında) salih amel olma potansiyeli taşır. Fakat bir işin doğruluğu kendisini meydana getiren şeye bağlıdır. Amelin salih olması da Allah Teâlâ için yapılmış olmasıyla doğrudan alakalıdır.  İçinde Allah Teâlâ rızası veya ahiret hesabı olmayan bir iş salih amel olamaz. Bu gerçeği ‘salih’ kelimesinin kökünde bulmak mümkündür. Salih, yani uygun olması, amelin dış görüntüsünün iç manasına uygun düşmesi; daha açık bir ifade ile yaptığımız işlerin zâhir ve bâtınının sulh içinde olması demektir. Anlıyoruz ki, bir işi salih yapacak ince zar, onun ahiret bilinci ve Allah Teâlâ rızası gayesiyle işlenmiş olmasıdır. Bu kadarcık bir şeyle amellerimizi salih amele çevirmiş olabiliriz. Çok ilginçtir, Kuran-ı Kerim Hz. Nuh’a gemiye binmeyen oğlundan bahsederken “o gayr-i salih ameldir” der. (Hûd, 46) Buna göre, ‘sübhanellâh’ demek de, iyi bir çocuk yetiştirmek de salih amelin kapsamı dâhilindedir. İşte salih amel bu denli geniş ve şemsiye bir kavram.


2-) Bahsettiğiniz salih amelin imanla münasebeti nedir? Ameli imanın neyi olarak görmeliyiz?


  •   Evet, salih amel imanla çok sıkı bir alaka içerisindedir. Birbirinden ayrılmaz bir bütündür ikisi. Bundan dolayı Kuran-ı Kerim’in doksan küsür yerinde imanla birlikte hemen akabinde salih amel zikredilmiştir. Çünkü salih amel imanın ispatıdır. İman bir iddia ise, amel ispattır. Aynı zamanda imanın garantisidir de. Bu noktada Allah Celle Celâlühû şöyle buyurur: “Güzel sözler ona yükseltilir. O sözleri yükselten ise salih ameldir.” (Fâtır, 10) Tefsircilerin çoğunluğu, ittifakla buradaki “güzel sözler”den kelime-i şahadetin kastedildiğini söylemişlerdir. Ayet-i kerimeden anlaşılacağı gibi salih amel, imanın üzerine binip semalara yükseleceği edeceği burağıdır. Bir başka açıdan salih amel, iman ağacının meyvesidir. İnsanın ruh ve kalp boyutunun, bâtının imanı kelime-i tevhitle, dış ve bedenin, yani zâhirin imanı ise salih amelle olur. Daha açık bir ifade ile insanın bâtınının Allah Teâlâ’ya boyun eğmesinin adı iman, zâhirininki ise salih ameldir. ‘Lâ ilâhe illellâh’ın lafız ve muhtevasından ibaret olan Kelime-i tevhid ruh ameli, salih ise ruhun inkişaf mahalli olan bedendir. İmansız amel münafıklık, amelsiz iman ise fasıklıktır. Açıkça görüyoruz ki, salih amel imanın gereği gibi yaşamaktır. O kelime-i tevhidin ete kemiğe bürünmüş halidir. İman esaslarının somut sembolüdür. O iman gemisinin denizidir. Salih ameli olmayan iman, karaya oturmuş, çürümeye terkedilmiş gemi gibidir. Çok kısa zamanda yok olmaya mahkûmdur. Tabi bu hakikatler, amelin imandan bir parça olduğu vehmini uyandırmamalı. Gerekliliğine inandıktan sonra dini bir ameli yerine getirmese de bir insan yine Müslüman olarak kalacaktır.


3-) Müslüman salih ameliyle bir taraftan çevresini aydınlatıp ıslah ediyor, diğer taraftan bununla yalnız Allah’ın rızasını amaçlıyor. Salih ameli hem Allah’a karşı ihlaslı, hem de çevresine karşı yararlı kılan söz konusu çok yönlülük neye bağlıdır?


  •   “Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz” sözünün de gösterdiği üzere, yaptıklarımız kimliğimizi gösteren bir aynadır. Ne olduğumuz ne yaptıklarımızda ortaya çıkar. Bu açıdan baktığımızda salih amel kavramının baş aktörü insan olduğu için, onun en doğru biçimde uygulanışı insanın bu iki yönüne bağlıdır. İnsanı cennete de cehenneme de götürecek olan amelleridir. İnsan demek ameli demektir. İnsanın bütün kıymeti ameliyle orantılıdır. Salih amel demek aslında salih âmil, yani salih amel eden kişi demektir. Bizler salih amelden bahsederken, salih bir insandan bahsetmiş oluruz. Salih amel yapmamız istenen yerleri ‘salih âmiller olun’ şeklinde anlamamız mümkündür. Nasıl ki, insanın bir ruhî, bir de bedenî iki yönü vardır, aynı şekilde salih amelin de biri iç, biri dış olmak üzere iki yönü vardır: İç yönü ihlas, dış yönü insanlara faydadır. Özünde sırf Allah Celle Celalühûnün rızasını taşıyorken, kabuğunda çevresine menfaat sağlar. Salih amelin bu çok boyutlu zenginliği, aynı zamanda bize ciddi bir sorumluluk yükler. Müslüman olarak yaptığımız her şeyden ötürü hem mahşeri vicdana, hem maşeri vicdana karşı hesap vereceğizdir. Ne toplumsal sorumluluğumuz kulluk görevlerimizi ihmal ettirmelidir, ne şahsi ibadetimiz toplumsal pasifliğe mazeret oluşturmalıdır. Cevabın bir de ilahi lütuf boyutu var, onu görmezlikten gelemeyiz. Salih amelin bahsettiğiniz iki boyutu, hem sırf Allah rızası için, hem de çevresine faydalı oluşu gerçeği Allah Teâlân’ın bir hikmeti ve lütfudur. Hikmetidir, çünkü dinde bize neyi emretmişse, o aynı zamanda toplumun ıslahı içindir, milletin menfaatinedir. Lütfudur, çünkü sırf kendisi için yapılan bir şeyi Allah Teâlâ sosyal hayatta yararlılıkla ödüllenmiştir. Lakin biz bir şeyi yaparken sosyal faydasını değil, temelde Allah rızasını amaçlarız.           


4-) Peygamberimiz Aleyhisselam’ın “hanginizin gücü salih amelden bir define yapmaya yeterse, yapsın” hadisini nasıl anlamalıyız?


  •   Salih amel konusunda Efendimiz Aleyhisselam’dan nakledilen teşvik hadislerinden en önemlisi bu. “Gücünüzün yettiği kadar salih amel işleyin”, “salih amel konusunda elinizden geleni ardınıza koymayın” demektir. İnsan zaten her halükarda amildir, eylem ortaya koyandır. Rabbimizin bizden istediği salih olmamız. Siz salih insanlar olun, amelleriniz salih amel oluverecektir zaten. Her eyleminize salih niyet iliştirerek bütün davranışlarınızın salih amel olmasını sağlayın. Ki dâr-ı bekâda sizin tarafınızdan hazırlanmış hazinelerin anahtarları teslim edilecektir size. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, bir insan sadece bir günde yüzbinlerce amel yapar ve bütün hepsini salih amele çevirecek imkâna sahiptir. Salih ameli Efendimizin ‘define’ diye isimlendirmesi manidar. Malum, define önceden toprağa gömülüp zor zamanda kullanılan hazinedir. Yaptığınız ameller burada toprağa gömülecek ve ahirette sevap olarak bitecek, yeşerecekler, denilmiş oluyor böylelikle. Burada gömdüğünüz ya da ektiğiniz salih amelleri ahirette biçeceksiniz. Zübeyr bin Avvam’dan (radıyallâhü anh) aktarılan benzer bir ifade Efendimiz Aleyhisselam’ın hadisinin daha farklı bir noktasını dikkatimize sunar: “Nasıl kötü amellerden bir gömütünüz (gizli yığınağınız) varsa, salih amelden de öyle yığınak yapın!” Böylelikle ameller arasında gerekli dengeyi sağlamış olalım ki, affedilmemiz mümkün olsun. Kişi tek başına kaldığında, insanların gözlerinden uzakta ne yanlışlara düşmüşse, çok çok daha fazla salih amele yönelmelidir ki, iyilikleri kötülüklerini silebilsin.


5-) Müslüman salih amel yapmalıysa, kâfirlerin bütün yaptıkları salih olmadığı için boş mudur?  İnsanlığın yararına keşif ve icatta bulunan imansız bilim ve sanat adamlarına ne gözle bakmalıyız?


  •   Bu konuda önce ayeti kerimeyi okuyalım. Rabbimiz Azze ve Celle buyurur ki; “Allah'a ortak koşanlar, kendi kâfirliklerine bizzat kendileri şahitlik ederken, Allah'ın mescitlerini imar etmeye layık değildirler. Onların bütün işleri boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte ebedî kalacaklardır.” (Tövbe, 17) Bu vahyin beyanı ışığında şunu söyleyebiliriz: Aslında soruda bahsettiğiniz kişilerin yaptıklarını salih amel, yapanları da salih insanlar görme gayreti, teknolojinin mutlak iyi ve doğru olduğu ön kabulüne dayanıyor. Dünyevileşmenin bir meyvesi bu. Bizim bu dünyada daha uzun ve daha konforlu yaşamamıza katkı sağlayan her şey mutlak iyi/doğru ve bunları yapanlar da mutlak makbul insanlar! Gayri müslim kültür hegemonyasında yaşayan ve mevcudiyetlerini gayri müslim dünyaya borçlu hisseden bir bireyden başka bir tepki beklemek düşünülemez zaten. Şunu hemen ifade etmeli ki, bu icat ve buluşları yapanlar ahiret kaygısı, cennet ve cehennem bilinciyle yapmıyorlar. Daha biz niye onları zorla cennete sokmaya çalışıyoruz? Gayretleri tamamen dünyevidir. Bilime, sanata katkıdır veya şan şöhret arzusudur. Arzu ettikleri şeyleri sonunda elde etmişlerdir de. Bugün dünyanın öbür ucunda beş yaşındaki bir çocuk bile Edison’u tanır. Edison’un amacı da buydu ve bunu elde etmiş oldu. Kaldı ki bir Müslümanın bile yaptığı her amel salih amel değildir, Müslüman olmayanın nasıl olsun?



141 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Nebevî Hicreti Yeniden Düşünmek - 08/07/2019
Bugüne kadar sadece ilahî mevhibe ve kulu aşan hikmetlerle örülü şekilde okuya geldiğimiz nebevî hicreti bu kez farklı boyuttan ele alıyoruz.
Tarihsel Süreçte İtikadî Mezhepler ve Eş’arî-Maturîdî Karşılaştırması - 25/02/2019
İslam tarihinde inanç akımlarının doğuşu ve akıl-vahiy arasındaki denge arayışı
Beş Soruda Güzel Ahlak - 16/01/2019
Güzel ahlakın İslam alimlerince tarifinden toplumsal ilerleme ahlakına birçok konu bu söyleşide
Beş Soruda Namaz - 14/01/2019
Namazın dinin direği oluşundan bugün için toplumu birleştirici gücüne çeşitli sorularla kapak söyleşisi...
Beş Soruda Peygamber Efendimiz - 11/01/2019
Peygamberimin Müslüman bilinci için öneminden günlük hayatta uymamız gereken örnekliğe uzanan dosya söyleşisi
Beş Soruda İman - 10/01/2019
İman-normal inanç farkından imanın bugün bizden ne beklediğine dair dosya söyleşisi
Beş Soruda İhlas - 10/01/2019
İhlasın gerçekte ne olduğundan samimiyet ve başarı ilişkisine dair dosya söyleşisi
Medeniyet Kurucu Metinler - 02/01/2019
Muhammed Yazıcı Hocanın Mecelle Hatimesi Programında yaptığı konuşmadan yazıya aktarılmıştır.
Siyer Literatürü Nasıl Oluştu? - 01/11/2018
Siyer ilminin kuruluşu ve tarihi gelişimi üzerine...
 Devamı