• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor
Muhammed YAZICI
eminkatip@hotmail.com
Beş Soruda Peygamber Efendimiz
11/01/2019

Soru ve düzenleme: Adem Özçelik

İlim Dergisi, Nisan 2012



1-) Hazreti Peygamber Efendimizin, yüce kitabımızın ifadesiyle insanları karanlıktan aydınlığa çıkarmak için gönderildiğini biliyoruz. O gönderildiği dönemi karanlıktan aydınlığa çıkardı. Aynı karanlık dönem bugün de yaşanıyor. Tekrar onu hayatımızın neresine, nasıl koymalıyız ki aynı aydınlığa çıkabilelim? Bu soruyu şöyle de sorabiliriz: Peygamber Efendimizi toplum olarak sevmemize, sık sık çeşitli etkinliklerle onu anmamıza ve onunla ilgili neredeyse her ay yeni bir kitap çıkmasına rağmen eksik olan, onu anlarken düştüğümüz hata ne ki yaşadığı kutlu çağdaki atmosferi bugün bir türlü bulamıyoruz?


    •    Gözün görmesi nasıl ışığa bağlıysa, insanın dünya ve ahiret saadeti onu tanımaya ve hayatını hayat edinmeye bağlıdır. Işık olmayınca göz açık olsa da nasıl görmezse, o sultan-ı zîşan hayatımızın merkezinde olmadığında en mükemmel beşeri vasıflara sahip olsak bile dünya ve ahirette aydınlığa çıkmamız düşünülemez. Evet, bugün o günkü gibi kasvetli bir dönemi idrak ediyoruz. Aydınlığa çıkmanın yolu, ondan sonraki nesillerin yaptığı gibi yine onun manevi şahsiyeti etrafında toplanmaya, hayatımıza yine onun emir ve yasakları doğrultusunda yön vermeye bağlıdır. Onu hayatımızın eksenine yerleştirmeliyiz. Devlet politikasından gündelik yaşantımıza kadar hayatımızı çepeçevre kuşatmalı. Ancak o zaman başımızda dolaşan bu kasvetli bulutlar dağılıp gidecek ve dünyamız aydınlığa kavuşacaktır. Ona olan ilginin bütün ilgilerin üstünde tutulmasını Kuran-ı Kerim şu beyanıyla zorunlu kılar: “De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, aşiretiniz, ele geçirdiğiniz mallar, kesat gitmesinden korktuğunuz bir ticaret ve hoşunuza giden evler size Allah ve peygamberinden ve onun yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah yoldan çıkmışları doğru yola erdirmez.” (Tövbe suresi, 24) Bugün ümmet olarak başka milletlerin oyuncağı olduysak, izzet ve şerefimiz ayaklar altındaysa bunun tek sebebi Rasüllüllah’a bağlılıktan mahrum olmamızdır. Hayatı boyunca hiç savaş kaybetmemiş, yeri gelmiş üç bin kişiyle yüzbin kişilik Bizans ordusunu bozguna uğratmış Büyük komutan Hazreti Halit bin Velid, vefatına yakın etrafında kendi başarılarının destanının yapıldığını duyunca şu sözleri sarfeder: “Eğer bugüne kadar yaptıklarımı bir şeye bağlayacaksanız, bunu Halid’in cengâverliğine değil, (sarığının içindeki bir tutam saç ve sakalı göstererek) buna bağlayın.” Sadece onun saçı sakalı bile bir milleti aziz kılmışsa, tarih boyunca emsaline rastlanmayan ümmetin bu zillet haline baktığımızda nasıl ona bağlılığımızdan bahsedebiliriz? Biz onu anıp bilmekle sevmeyi birbirine karıştırıyoruz. Bir şeyin bilgisine sahip olduğumuzda kendisine de sahip olacağımızı zannediyoruz. Onun bilgisi onun hayranı yapar, sevgisi ise adam yapar. Birçok insaflı gayri müslim onu tanıyınca ona hayran oluyor zaten. Bir müslümanın Rasülüllah’ın hayranı olması yetmez, onun adamı olması gerekir. Dolayısıyla aslolan peygamberi tanımak bilmek değil, peygamberce eğitim ve yaşantıdır. Bilgi aklın sevmesi, öğrenim kalbin sevgisi, anlamak ve yaşamak ise ruhun sevgisidir. Bunun üçü bir araya geldiğinde istenen ölçüde sevgi hâsıl olur.


2-) Yaşadığı dönemde Hazreti Peygamber Efendimiz siyasi noktada olsun, fikri noktada olsun tek önderdi. Her açıdan lider oydu. Bugün ise cemaat liderlerinden tarikat şeyhlerine, kanaat önderlerinden yazar-düşünürlere kadar hepimizin farklı önderleri mevcut. Bir müslüman kendi cemaat veya kanaat önderiyle Peygamber Efendimiz arasındaki dengeyi nasıl sağlamalıdır? Bugünün çeşitli önderleri O’nun önderliğine ne zaman destek, ne zaman engel olurlar?


    •    Öncelikle Nebiler Öncüsünün önderliğinin konuşulduğu bir bahiste yaşadığı dönem ve yaşamadığı dönem diye bir sınıflandırmadan bahsedilemez. Zira o tüm zaman ve mekanların tek önderi  ve biricik rehberidir. Onun dışında herhangi birinin önderliği ancak onun yoluna bağlılığı nisbetinde meşrudur. Sözleriyle ve yaşantısıyla onu temsil etmeyen birinin önderliğinden söz edilemez. Aksi halde bahsedilen bu kişiler onun kokusunu çevresine ulaştıracak yerde, üzerine konan canlıyı yok eden bir canavar bitki olmuş demektir. Şu da bir gerçek ki, Efendimizden bugüne tarihimize baktığımızda, peygamberâne hayatın nesilden nesile tevarüs ettiğini görüyoruz. Kökü saadet asrına dayanan bir ahenkle peygamberî terbiye asırlarca süregeliyor. Böyle bir ortamda birinin yaşantısını Muhammedî olan ve olmayan şeklinde ayırmak mümkündür. Fakat maalesef bugün insanımızın kendisine önderlik eden kişinin söz ve davranışlarını ölçüp Efendimizin hayatına uygun olanı olmayandan ayırması mümkün değil. Çünkü dünya genelinde Modernizm, Türkiye özelinde Cumhuriyetle birlikte bahsettiğimiz bu peygamberî terbiyenin intikali sekteye uğradı. Hakim güçlerin eliyle kitleler dinden uzaklaştırıldı, Peygamberimize yabancılaştırıldı. Bu durumda daha peygamberlerini fazla tanımayan insanların peşinden gittikleri önderleri nebevî terazide tartmaları mümkün müdür? Öyleyse ilk önce yapılması gereken, insanımızın Peygamber Efendimizi tanıması, onun siyer ve şemailini yakından bilip uygulamasıdır. Bu ödev ilk sırada günümüz müslüman önderlerinindir. Bir önderin kalitesini, peşindekileri Peygamber Efendimize taşımasıyla anlarız. Denizle buluşmayan ırmak nasıl yaşam kaynağı olmaktan uzaksa, insanları Peygamberimizle buluşturmayan önderler de öyle istifadeden uzaktırlar. Hedefe varma aracı olarak bir merdivenin bütün değeri nasıl ki, hedefe taşıyışındaki sağlamlığı ve kısalığı ile orantılıysa, Allah ve Rasülüne bir aracı olarak müslüman önderlerin de değeri, hedef doğru gidilen yolda sunduğu güvenle alakalıdır. Dikkat edin, kendine doğru giden yolda değil, hedefe doğru giden yolda… Aksi takdirde iki ihtimalden biri sözkonusu olur; ya merdiven havada asılı duruyordur ya da asıl hedef Allah ve Rasülü değildir.          


3-) İslam’ın kılıçla yayıldığını savunan kimilerine karşın, Hazreti Peygamber Efendimizin kimseyi incitmediğine; savaşma, ölüm emri verme gibi durumlarda kalmadığına, onun her açıdan gül peygamberi olduğuna inanan bazı insanlar var. Bu noktada doğru olan nedir?


    •    Bu ideolojik Peygamber okumasıdır. Efendimize ve getirdiği hakikatlere çağın değerleri gölgesinde bakmaktır. Onun tek kelimeyle hayat Peygamberi oluşu cevap için yeterlidir. Hayat peygamberi, yani ordular idare eden bir komutan, kanunlar vazedip uygulayan bir hakim, ölü kalpleri ihya eden bir mürşid, eş ve akrabasına ihsan ve ikramda kusur etmeyen bir aile reisi; kısaca her müslüman için hayatın her şeyi. Hayat nasıl gülünden kılıcına, savaşından bayramına bir bütünse, hayat önderi olarak gönderilen Peygamberimiz de bir bütündür. Onu kılıç Peygamberi olarak görenler nasıl merhamet abidesi olduğunu ıskalıyorlarsa, gül Peygamberi diye sunanlar da savaşçı yönünü ihmal ediyorlar. Kaldı ki, cezalandırma gücü olmayan merhamet merhamet değildir, zillettir, acziyettir. Merhametin yolu adaletten, adaletin yolu hukuktan, hukukun yolu güçten geçer. Tıpkı merhametten nasibini almamış bir savaşçıya adil denemeyeceği gibi, sonuçları ne olursa olsun adaleti uygulamaya cesaretleri yetmeyenlerin mecburi boyun eğişlerine de merhamet denemez. Hayatın gerçekleri birbirleriyle anlam bulan bir bütündür. Gül savaşsız, savaş gülsüz tamamlanmaz. Savaşmayı göze alamayan barışa da sadık kalamaz. Güçsüz merhamet zillet, merhametsiz güç zulümdür. Peygamber Efendimiz zırhını giyip sonuçları ne olursa olsun savaşmayı göze alarak Hüneyn ve Evtas Gazvelerine çıkmış ve sonunda esir aldığı binlerce kişiyi merhametiyle serbest bırakmıştır. Bunun gibi onun hayatının birçok karesinde gördüğümüz üzere gül ve kılıç içiçedir, Mekke ve Medine dönemi içiçedir. Sonuç olarak, Peygamber Aleyhisselamın bir yönüne odaklanıp “Peygamber sadece bundan ibarettir” demek, ya hayatın gerçeklerini görmemektir ya da Peygamberi bütün bir hayatın önderi kabullenmemek demektir.    


4-) Birçoğumuz gibi orta halli maddi gelire sahip olmak, meşru olan dünya zevklerinden istifade etmek varken neden Peygamber Efendimiz çok yoksul, dünyalıktan son derece uzak bir yaşam sürmüştür? Devlet hazinesi doluyken, Müslümanlar ekonomik olarak refaha kavuşmuşken bile ısrarla seçtiği açlık ve çile yolu bugün bize neyi göstermelidir?


    •    Çünkü o bir dava adamı, vazife insanıydı. Dünyanın geçici olduğunu, dünyada garip yaşamamız gerektiğini söylerken kendisinden sonra hayatı yaşanmaz kılacak şekilde kılı kırk yararcasına yaşıyordu. İnsanın dünya ile ilişkisi Allah ile münasebetiyle doğrudan alakalıdır. Yüzü ahirete dönük, cennete arzulu birinin dünyadan tat alması oyalanmaktan ibarettir. Açlıktan oturarak namaz kılmış, bu hali görüp ağlayan sahabesine “bu dünyada açlık çekene ahirette ateş bulaşmaz” buyurmuştur. Biz edebiyatını yaparken, o yaşayarak dünyanın geçiciliğini anlatıyordu. Şahsen onun dünyalıktan bu kadar uzak duruşunu züht halinden de öte manevi derinliğine, yani peygamberliğine bağlıyorum. Bu durumun bugün bize neyi göstermesi gerektiği kısmına gelince, bu durum her müslüman için bir hayat standardını çizer, onun için bedel ödenmesi gerektiğini belirtir. Bir keresinde kendisini sevdiğini söyleyen sahabeye tekrar tekrar sevgisinden emin olup olmadığını sormuş, en sonunda ızdırap ve çileye hazır olmasını söylemiştir. Firavunların yaşantısına benzer şekilde zevk-i sefa içerisinde ömür tüketirken Peygamber sevgisinden bahsetmememiz gerektiğine burada bir işaret vardır. Eğer zenginlik ve rafah içerisinde yaşamış olsaydı herkes onun yaşantısını taklit ederek cennete bedelsiz ve çabasız girmiş olacaktı. Bu durumda cennet çok ucuz olurdu. Burada ilk soruya da bir gönderme yapacak olursak, dünyalık bir şeyi sevmenin bile bedeli varsa, Rasülüllah’ı sevmenin elbette bir bedeli olacaktır. Zira fedakârlık sevginin işaretidir. Fedakârlık yaptığımız nisbette sevgiden bahsedebiliriz. Konunun bir de adil denge boyutu var. Peygamber Efendimiz dünyalıktan son derece uzak yaşantısıyla bize söylemiş oluyor ki, eğer iniyorsanız burası sizin karargâhınız değil, mola yeriniz. Ancak sonsuz hazzı geçici hazza değişenler dünyada karargâh kurarlar: “Dünya müminin zindanı, kafirin cennetidir.” (Müslim, Tirmizi, Ahmed bin Hanbel)


5-) Hazreti Peygamber Efendimizi günlük hayatımıza daha hakim, gönüllerimize daha sevgili kılmak için bize pratik tavsiyeleriniz nelerdir? Ona dair okumamız gereken kitaplardan kazanmamız gereken günlük alışkanlıklara kadar birkaç somut önerinizi alabilir miyiz?


    •    Efendimizi hayatımıza hakim kılmamız için, onun hayata dair bütün prensiplerini bilmemiz gerekir. Bu da diğer ilimler yanında özellikle hadis okumaları sayesinde hâsıl olacaktır. Onu sevmek rabıtayla, manevi bağlantıyla mümkündür. Onun yaşantısını didik didik etmeye, elde ettiğimiz gerçekler üzerinde tefekkür etmeye ihtiyacımız var. Her gün günün meşgalesini bir kenara bırakıp yarım saat onu hayal etmemiz, asr-ı saadetteki tabloların içinde kendimize yer bulmamız gerekiyor. O devirde yaşanılan hadiseleri sanki içindeymişiz gibi düşünmek çok önemlidir. Tabi bu derin bir siyer ve şemail bilgisine, her an onunla birlikte olma hayaline bağlı. Yürürken sanki önümüzde yürüyormuş gibi, konuşurken meclisinde söz almış gibi, uyurken dizinde uyuyormuş gibi, yemek yerken karşısındaymış gibi hissetmek...  Onu hayatımıza daha hakim kılmak için sözü dönüp dolaştırıp ona getirmek, her konu ile ilgili bir sözünden veya fiilinden bahsetmek önemli vesilelerdendir. Bu durum ilk zamanlar insanı zorlayacaktır; fakat sonra farkında olmadan fıtratımızın bir parçası haline geldiğini anlayacağız. Zaten sevginin ilk devresi zorlamayla başlar; lakin zamanla tabiat halini alır, hatta isteseniz de ayıramazsınız kendinizden. Bir şey değerini kendisini oluşturan sebepten alır. Onu sevdiğiniz kadar, onun için sevmiş olmanız da önemlidir.

    •    Rabbim bizi onun hakiki âşıkları zümresine dâhil etsin! Ruhumuzun ruhu, faikiyetin remzi, yüreğimizin berd-i selamı, asalet usâresi, bütün hastalıkların ilacı, varlığın tek ortak serveti; tüm ferîd-i kevn-i zaman efendiler efendisi sultanımızın şefaatine nail eylesin!

 



140 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Tarihsel Süreçte İtikadî Mezhepler ve Eş’arî-Maturîdî Karşılaştırması - 25/02/2019
İslam tarihinde inanç akımlarının doğuşu ve akıl-vahiy arasındaki denge arayışı
Beş Soruda Güzel Ahlak - 16/01/2019
Güzel ahlakın İslam alimlerince tarifinden toplumsal ilerleme ahlakına birçok konu bu söyleşide
Beş Soruda Salih Amel - 14/01/2019
Salih amel ile normal bir işin farkı nedir? Kafirlerin bütün yaptıkları boşa gitmiş midir? İhlaslı işle yararlı iş dengesi nasıl kurulacak?
Beş Soruda Namaz - 14/01/2019
Namazın dinin direği oluşundan bugün için toplumu birleştirici gücüne çeşitli sorularla kapak söyleşisi...
Beş Soruda İman - 10/01/2019
İman-normal inanç farkından imanın bugün bizden ne beklediğine dair dosya söyleşisi
Beş Soruda İhlas - 10/01/2019
İhlasın gerçekte ne olduğundan samimiyet ve başarı ilişkisine dair dosya söyleşisi
Medeniyet Kurucu Metinler - 02/01/2019
Muhammed Yazıcı Hocanın Mecelle Hatimesi Programında yaptığı konuşmadan yazıya aktarılmıştır.
Siyer Literatürü Nasıl Oluştu? - 01/11/2018
Siyer ilminin kuruluşu ve tarihi gelişimi üzerine...
Çevre Bilinci Üzerine - 21/07/2018
Vahiy naslarında çevrenin nasıl sunulduğundan tarım ve bilim devrimlerinin doğal ve sosyal çevrede ne gibi dönüşümler yaptığına bir çok soru bu söyleşide cevap buluyor
 Devamı