• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor
Muhammed YAZICI
eminkatip@hotmail.com
Beş Soruda İman
10/01/2019

Sorular ve düzenleme: Adem Özçelik
İlim Dergisi, Mart 2012 



1. En temelde imanı, normal inançtan ayıran nedir? Müslümanın imanı, normal bir bilgiden ve inanmadan öte neler ifade eder?


   •   Öncelikle normal bir inanç deneyin ve bilginin, iman ise kalbin ve ruhun konusudur. İnsan bilginin öznesidir, iman ise insanın öznesidir. Bilgiyi ve normal inancı insan yönlendirir. İnsanı ise iman yönlendirir. İnanç-insan ilişkisinde insan aktif, iman-insan ilişkisinde ise iman aktiftir. Normal inanç madde aleminin, iman ise ruh ve mana aleminin konusudur. İnsan ateşin yakıcılığını görme veya dokunma gibi duyu organları ile müşahade eder ve bundan sonra ateşin yakıcılığına dair onda bir inanç oluşur ve bu yalnız ateşle olan münasebette işe yarayacak hem cüzi hem çıkara dayalı bir bilgidir. İman ise deneyüstüdür; mutlak ve bütüncüldür ve her daim insanla beraberdir. Düşünceden eyleme insanın bütün hallerine yön verir. Bundan dolayı müslüman Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret hayatına normal bir inanç beslemez, onlara iman eder.    


 2. Bugün ultra modern bir çağda iman bizden neler ister?


       •   İman bizden fedakarlık ister. Aslında imanın bu talebi çağlar üstüdür. Tabi materyalist anlayışın hakim olduğu, hatta zirve yaptığı bir çağda imanla ilgili konularda ‘nasıl?’ yerine ‘neden?’ ve ‘niçin?’lerin soruluyor olması fedakarlığın önemini artırıyor. İman, yeri geldiğinde akıl ve mantığın kabul etmeyeceği veya ilk bakışta algılanması zor şeyleri bize yükleyerek tam bir itaatkârlık ister. İman, akıntıya karşı kürek çekmemizi, suya perçin vurmamızı ister. Kayıtsız şartsız teslimiyet ister. Emrettiği şeyler karşısında korkusuzca ve dosdoğru olmamızı ister. Acıya, ızdıraba ve yokluğa, kısacası hayatımızın zindana dönmesine hazır olmamızı ister. Zira söz sultanının beyanatı içinde “dünya müminin zindanı, kafirin cennetidir.” Bunlar dışında iman, ulus sınırlarının değil, ümmet sınırlarının gözetilmesini ister. Modern çağın dayatmaları karşısında sarsılmadan, özümüzü değiştirmeden dimdik durmamızı ister. İman edenlere ‘çağdaşlar’ tarafından sıralanacak bir düzine tehdit karşısında, değil en ufak bir sarsıntı yaşamak, aksine bu tehditlerin imanımızı artırmasını ister. “Müminler düşman ordularını gördükleri zaman ‘bu Allah'ın ve Resulünün bize vaad ettiği zaferdir. Allah ve Resulü doğru söylemiştir’ dediler. Bu onların sadece imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı.” (Ahzap suresi, 22)          


 3. İmanın insanı ve toplumu dönüştürmedeki gücü nedir? Bir örnek şahsiyet veya vakıa üzerinden anlatır mısınız?


   •   İman kömürü elmasa çevirecek muhteşem bir dönüştürücü güce sahiptir. O içine girdiği yüreği veya toplumu tanınmayacak derecede değiştirir. Bir şeyin yokluk aleminden çıkıp varlık alemine geçme süreci değişim ve dönüşüm açısından ne ifade ediyorsa, imanın oluşturacağı değişim de aynı şeyi ifade eder. Büyük mütefekkir Bediuzzaman Sait Nursi’nin tabiriyle, iman güç ve kuvvettir. Hakiki imanı elde eden adam, dünyaya meydan okuyabilir. Tabiî ki, imanın dönüştürdüğü örnek şahsiyetlere en sık asrı saadette rastlarız. Kainatın Efendisi kendi çocuklarını diri diri toprağa gömecek kadar gözü dönmüş, canavarlaşmış bir topluma gönderildi. İnsanlık tarihinde eşine rastlanmayacak derecede adaletsizliğin ve zulmün kol gezdi bir toplumdan melekleri imrendirecek bir toplum çıkardı. Zulmüyle ün yapmış Ömer’den dünya var oldukça adı var olacak adaletin timsali Hazreti Ömer’i çıkardı. Gıfar kabilesinin eşkıyasından Ebu Zer gibi kanaat ve takva önderini çıkardı. Küfürde babasını aratmayan Ebu Cehil’in oğlu İkrime’yi çıkardı. Esasında birkaç isim dışında Allah Rasulünün bütün ashabına imanın dönüştürdüğü kahramanlar diyebiliriz.

   •   Fakat bunlardan bir tanesi çok enteresandır; Süheyl bin Amir… Bu isim bize küfürden ve Allah Resulüne düşmanlıktan bir an olsun geri durmamış azgın bir şahsiyeti hatırlatır. O Bedir günü müşrik ordusuna mücahitlerin bile yüreğini titretecek cesaretlendirici konuşma yapmış, Hudeybiye’de anlaşma yazılırken ‘Allah’ın rasülü Muhammed’ yazısına bile tahammül etmemiş, Müslüman olduğu için öz oğluna akla hayale gelmeyecek işkenceleri reva görmüş birisidir. Fakat iman ettikten bambaşka bir Süheyl oluvermişti. Bundan sonrasını İbni Ömer’den dinleyelim: Veda Haccı sırasında insanların Efendimizin sakal ve saç telini almak için izdiham yaptığını gördüm. Derken gözüm yaşlı bir adama ilişti. Bir kenara çekilmiş, hem ağlıyor hem de elinde saç veya sakal telini yüzüne gözüne sürüyordu. Onun kim olduğunu sorunca, Süheyl bin Amir olduğunu söylediler. Sanıyorum bu kadarı imanın insanı dönüştürücü gücünü anlamaya yeterli olacaktır.          


 4. İmanın bakımı nasıl olur? İmanda neler tehlikenin habercisi olur? Tehlike anında kimleri çağırmalıyız?


   •   Evet, iman kalbin konusu olduğuna ve kalp, kelime anlamı itibariyle sürekli dönen, değişen bir yapıya sahip olduğuna göre içindeki iman da sürekli renk ve kabul değiştirir. İnsan imanla inkar, yakîn ile şüphe arasında sürekli gelgit içindedir. Mümin bu noktada Allah Teâlâ’nın lütfuyla imanı diğerine, yakîni şüpheye tercih eder. Bundan dolayı Kuran-ı Kerim, Hucurat suresi 7. ayette “Allah size imanı sevdirdi. Kalbinizde onu size süsledi ve çekici kıldı. Buna karşılık inkar ve sapkınlığı size çirkin gösterdi de siz tiksinti duyar oldunuz” buyuruyor. Ayetten anlaşılacağı gibi, imanla kalp arasında çok derin bir ilişki vardır. İman kalbin gıdasıdır. Sevgi ise o gıdayı cazip kılan ve sürekli olarak kalbin ona iştah duymasını sağlayan araçtır. İşte bu sevgi sorduğunuz iman bakımıdır. İmanda tehlikenin habercileri ise, kalp hastalıklarının çoğalmasıdır. Mikroplar kalbin bünyesini öylesine sarar ki, kapkara kesilir;  işte küfür dediğimiz şey budur. Dolayısıyla, imanın bakımı kalbin gurur ve haset gibi kalp mikroplarından temizlenip sağlığa kavuşmasıyla yapılır.          


 5. İman esaslarımızdan olan Allah'a ve ahirete iman, pek çok ayette bir arada zikredilmektedir. Bunu nasıl anlamalıyız? Allah ve ahiret bilinci bize ne kazandırır? 


   •   Önce Allah’a imanı konuşacak olursak, Allah’a iman fıtrattır, tabiîliktir. Biri tarafından üretilen veya bir şey aracılığıyla varlık dünyasına adım atan her şey üreticisinin işaretini taşır. Gizli veya aşikar her şeyde bağlı olduğu varlığın kodları gizlidir. Mesela bir resim tablosu sanat konusunda ehil olanların farkedeceği üzere, kendisine şekil veren sanatçının üslubunu ve zekasını ortaya koyar. Bu bilinç dışı adeta refleks olarak böyledir. Aynı şekilde bir şiir, kendisine hayat veren şairin şiirsel anlayışını ve beslendiği kaynakları ortaya koyar. Bu doğrultuda insan gerçeğine yaklaşırsak, kendisini vareden yaratıcı güçten,  Allah Azze ve Celle’den kopuk olduğunu, kodlarında yaratıcı güce karşı bir çekim olmadığını söylemek mümkün değildir. O halde insanın atan nabzından sergilediği davranışlara kadar tüm varlığı Allah Azze ve Celle’ye bağlılığın sinyallerini verir. Buradan anlıyoruz ki, Allah’a iman, doğamıza kodlanmış, silinmesi kabil olmayan ilahi imzadır.

   •   Allah’a imanla ahirete imanın birlikte zikredilmesine gelince, ikisinin ortak noktası gayb ve metafizik olmalarıdır. İki esasa iman etmemizde varlık aleminin ontolojik yapısı baskın rol oynar.  Aslında insan hayatı yoklukla başlar, sonra var olur. İnsanın geçmişine baktığımız zaman, yokluğunun varlığından daha fazla olduğunu görürüz. Kainat kim bilir kaç bin yıldır veya çok daha fazla süredir mevcuttu, fakat Muhammet Yazıcı olarak ben yoktum. Muhtemelen bir elli yıl sonra yine olmayacağım. Dolayısıyla benim varlığım varlık aleminde çok az bir yer işgal ediyor. Sorunun son kısmına gelince, ahiret bilinci insanın gündelik yaşantısına istikamet kazandırır. Yaptığı her şeyin bir gün Allah’ın huzurunda hesabını vereceği düşüncesiyle yapar. Hayatın ölümle bitmediği inancı dünya sevgisinin kalbimizden çıkmasına sebep olur. Bu konuda Allah Azze ve Celle şöyle buyurur: “Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve namaz), Allah’a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelir. Onlar, kesinlikle Rablerine kavuşacaklarını ve O’na döneceklerini düşünen ve bunu kabullenen kimselerdir.” (Bakara suresi, 45-46) 

 



68 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Tarihsel Süreçte İtikadî Mezhepler ve Eş’arî-Maturîdî Karşılaştırması - 25/02/2019
İslam tarihinde inanç akımlarının doğuşu ve akıl-vahiy arasındaki denge arayışı
Beş Soruda Güzel Ahlak - 16/01/2019
Güzel ahlakın İslam alimlerince tarifinden toplumsal ilerleme ahlakına birçok konu bu söyleşide
Beş Soruda Namaz - 14/01/2019
Namazın dinin direği oluşundan bugün için toplumu birleştirici gücüne çeşitli sorularla kapak söyleşisi...
Beş Soruda Salih Amel - 14/01/2019
Salih amel ile normal bir işin farkı nedir? Kafirlerin bütün yaptıkları boşa gitmiş midir? İhlaslı işle yararlı iş dengesi nasıl kurulacak?
Beş Soruda Peygamber Efendimiz - 11/01/2019
Peygamberimin Müslüman bilinci için öneminden günlük hayatta uymamız gereken örnekliğe uzanan dosya söyleşisi
Beş Soruda İhlas - 10/01/2019
İhlasın gerçekte ne olduğundan samimiyet ve başarı ilişkisine dair dosya söyleşisi
Medeniyet Kurucu Metinler - 02/01/2019
Muhammed Yazıcı Hocanın Mecelle Hatimesi Programında yaptığı konuşmadan yazıya aktarılmıştır.
Siyer Literatürü Nasıl Oluştu? - 01/11/2018
Siyer ilminin kuruluşu ve tarihi gelişimi üzerine...
Çevre Bilinci Üzerine - 21/07/2018
Vahiy naslarında çevrenin nasıl sunulduğundan tarım ve bilim devrimlerinin doğal ve sosyal çevrede ne gibi dönüşümler yaptığına bir çok soru bu söyleşide cevap buluyor
 Devamı