• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor

Asım Efendi

Asım Efendi
okur@ilimdergisi.org
Tercüme Atölyesi
04/01/2019

     •     Teknik olarak iyi bir tercümenin şartları bellidir: İki dile hâkimiyet, konuya vukûfiyet, üsluba riayet… Gelgelelim pratikte işler karmaşık hal alır. Daha öncesinde hatıra gelmemiş hatalar, önemsenmeyen detaylar, tercüme sürecinin daha başka nüanslara ihtiyacı olduğunu gösterir. Bu ince noktaları yakalamanın en öğretici yolu, sanırız örnek tercümeler üzerinden bazı şeyleri görmektir. Bu sayıda birbirinden farklı alanlarda dört Arapça metnin tercümesini değerlendireceğiz. Bunlar İslamî ilimler öğrencileri tarafından Türkçeye çevrildi. Arapça metnin peşine bizzat onların yaptıkları tercüme verilmiş, az sonra değerlendirileceği için burada -basit yazım hatalarını düzeltme dışında- herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Hadisten usûl-i fıkha, özellikle klasik Arapça metinlerde en iyi tercümeyi nasıl yakalayacağımızı örnekler üzerinden görelim.


عن ابن عمر رضي الله عنهما قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: (أَخبِرونِي بِشَجرةٍ مَثَلُها مَثلُ المُسلم تُؤتِي أُكلَهَا كُلَّ حِينٍ بِإذنِ رَبِهَا، لَا تَحُتُّ وَرَقَها،) فَوقَع فِي نَفسي النَّخَلةُ، فَكرِهتُ أنْ أَتكلَّم، وثَمَ أَبو بَكرٍ وَعُمَرُ رَضِيَ اللَّهُ عَنهُما، فَلمَّا لَم يَتكلَما، قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: (هِيَ النَّخلَةُ) فَلما خَرجتُ مَع أَبي قُلتُ يَا أبتِ وَقَع فِي نَفسي النَّخلةُ، قَال مَا مَنعكَ أنْ تَقُولَها؟ لَو كُنتَ قُلتَها كَان أَحبَ إليَّ مِن كَذا وكَذا، قَالَ: مَا مَنَعني إِلَّا لَم أَرك ولا أبا بكر تَكلمتُمَا فَكرِهتُ.


     •     İbni Ömer’den (r.anhüma) rivayet olunduğuna göre Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: ”Bana Müslüman bir kişiye benzeyen bir ağaçtan haber verin ki o ağaç Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Onun yapraklarını budamayın.” Aklıma hurma ağacı geldi. Fakat bunu söylemeyi uygun bulmadım. Ebu Bekir ve Ömer (r.anhüma) sustular. Onlar konuşmayınca Peygamber (s.a.v); “hurma ağacıdır” buyurdu. Babamla birlikte oradan çıkınca aklıma hurma ağacı geldiğini söyledim. Babam; “seni bunu söylemekten alıkoyan nedir? Şayet söylesen şundan şundan  -yani bu olaydan- daha çok hoşuma giderdi.” “Senin ve Ebubekir’in konuşmadığını görünce cevaplamayı uygun bulmadım.” (Harun Yalçınkaya)


     •     Evet, bu hadisin tercümesi olduğu gibi Harun Yalçınkaya’ya ait. Öncelikle kardeşimizin bir ifade dışında hadisi doğru anladığını söyleyebiliriz. Bu çok önemli. Bir metni siz tercüme ederken ya da başkasını değerlendirirken, soracağınız ilk soru şu olmalı: Acaba asıl metin doğru anlaşıldı mı? Anlaşıldıktan sonra artık onu anlatmak ikinci sırada gelir ve burada yapılan yanlış kelime seçimi, uygunsuz üslup bir noktaya kadar müsamaha edilebilir.

     •     İncelediğimiz hadiste arkadaşımızın yanlış anladığı yer لَا تَحُتُّ وَرَقَها cümlesi. Burayı “Onun yapraklarını budamayın” diye çevirmiş ki az bir dikkatle ilk fiilin nehy-i hazır (budamayın) olamayacağını anlayabilirdi. Burada maalesef yanlış anlamayı mazur kılacak bir benzerlik de yok. Bunun gibi gerek sigasını gerek anlamını çıkaramadığımız durumlarda şerhlere müracaat etmeli, içimize sinen karşılığı bulana kadar o kısmın tercümesini yapmamalıyız. Kısacık bir araştırmayla  يَحُتُّ- حَتَّfiilinin (ağaç) dökülmek, (derisi, kabuğu) soyulmak gibi anlamlara geldiğini öğreniyoruz. Bu konuda إِنَّ الْحُمَّى تَحُطُّ الْخَطَايَا كَمَا تَحُتُّ الشَّجَرُ وَرَقَهَا (Ağaç yapraklarını nasıl dökerse, humma hastalığı da insanın günahlarını öyle giderir/günahlarına keffaret olur.) rivayetini gördüğümüzde, kelimenin doğru karşılığı içimize daha bir siniyor. Yine mesela   حَتَّ اللهُ مَالَهُ (Allah onun malını yok etsin/ onu fakirleştirsin) mecazî kullanımı, kelimenin kök anlamına işaret ediyor. O halde ilgili kısmın tercümesi şöyle olmalıydı: “O (ağaç) yapraklarını hiç dökmez.”

     •     Tercümede bunun dışında “Şayet söylesen şundan şundan” kısmından sonra tire içinde “-yani bu olaydan-“ denmesi ve “senin ve Ebubekir’in” ile başlayan son cümlenin bunu söyleyen İbni Ömer kaydı olmadan verilmesi okuyucuda biraz karışıklık oluşturabilecekse de bunlar üzerinde durmuyoruz.


الْحَمد لله قامع الأباطيل ومدحض الأضاليل وهادي من اختصه برحمته إِلَى سَوَاء السَّبِيل ومضل الناكب عَن النهج الْمُسْتَقيم والحايد عَن واضحات الْحجَج ونيرات الْبَرَاهِين أَحْمَده حمد معترف بِأَنَّهُ لَا شبه لَهُ يُسَاوِيه وَلَا ضد ينازعه ويناويه

     •     Batıl olan şeyleri dizginleyen, yalan ve yanılgıları çürüten, rahmetiyle ayrıcalık tanıyan, doğru metottan sapıp çıkanı, apaçık ve net kanıtlardan kaçanı doğru yola ileten Allah’a hamdolsun. Ona düşman olacak, onunla tartışacak bir zıddı ve ona eşit olacak bir benzeri olmadığını itiraf ederek ona hamdediyorum. (Muaz Talha Tunç)

     •     Önceki metin, hadis olduğu ve bunun kadar atıf cümlesi barındırmağı için, ayrıca harekeli olması yönüyle bundan daha kolaydı. Muaz kardeşimizin de genel olarak asıl metni doğru anladığını söyleyebiliriz; biri küçük iki hata dışında tabii. İlk hatası “rahmetiyle ayrıcalık tanıyan” kısmında. “Doğru yola ileten/ هاديifadesini buraya değil de alakasız şekilde birkaç cümle sonrasına eklediği için hem müellifin kurgusuna hem gramere ters düşmüş; oysa doğru tercümeyle ilk kısmı “rahmetiyle ayrıcalıklı kişiye en doğru yolu gösteren” şeklinde, ikinci kısmı ise “doğru metottan sapıp çıkanı, apaçık ve net kanıtlardan kaçanı yanlış yola saptıran” diye çevirmeliydi. Müellif böylelikle önce Allah’ın  الهاديismine, akabinde مضل (saptıran) vasfına değiniyor. Kardeşimiz hem bu vasfı es geçmiş hem مضل ile ناكب kelimesini “sapıp çıkanı” diyerek yuvarlamış. Hâlbuki kendisi de pekâlâ biliyordur; sapan anlamı ضال sülâsî mücerredinden çıkar, مضل (if’al babı) saptırandır.
     •     Nisbeten küçük hata ise tercümede takdim-tehirin olması. “Ona düşman olacak, onunla tartışacak bir zıddı ve ona eşit olacak bir benzeri olmadığını itiraf ederek” kısmını bu şekilde değil, “ona eşit olacak bir benzeri ve onunla tartışacak, ona düşman olacak bir zıddı bulunmadığını itiraf ederek” şeklinde çevirmeliydi. Müellif önce benzerliği, ardından zıtlığı ifade ediyor ki anlatım mantığı açısından da meydan okumanın/inkâr etmenin küçükten büyüğe/azdan çoğa doğru yapılması gerekir.

     •     Son küçük bir nokta: Arkadaşımız حجَج ve بَرَاهِين kelimelerine “kanıtlar” diye tek karşılık vermiş. Belki bu metinde değil, lakin lafzî tercümelerde yahut yazarın her kelimeyi belli maksada yönelik kullandığı sıkı metinlerde huccetle burhan arasındaki ince ayrımı vurgulamak gerekiyor. Burada kısaca burhanın kesin bilgi ifade eden ve tartışmayı sonlandıran türde bir huccet olduğuna işaret etmekle yetinelim. Buna göre asıl metni ikisi arasındaki ayrımı vurgulayarak çevirecek olsaydık, “apaçık ve (net yerine) şüphe götürmez kanıtlardan” şeklinde yahut “açık delillerden ve inkâr edilemez kanıtlardan” gibi bir karşılıkla çevirebilirdik. İkisine beyyine, emare, delil ve sultan kelimelerini ekleyerek her biri arasında daha başka ince nüanslara işaret edenler de mevcuttur.


لَا خَفَاءَ أَنَّ الْبِدَعَ مِنْ حَيْثُ تَصَوُّرِهَا يَعْلَمُ الْعَاقِلُ ذَمَّهَا، لِأَنَّ اتِّبَاعَهَا خُرُوجٌ عَنِ الصِّرَاطِ الْمُسْتَقِيمِ وَرَمْيٌ فِي عَمَايَةٍ. وَبَيَانُ ذَلِكَ: مِنْ جِهَةِ النَّظَرِ، وَالنَّقْلِ الشَّرْعِيِّ الْعَامِّ. أَمَّا النَّظَرُ فَمِنْ وُجُوهٍ: أَحَدُهُمَا: أَنَّهُ قَدْ عُلِمَ بِالتَّجَارِبِ وَالْخِبْرَةِ السَّارِيَةِ فِي الْعَالَمِ مِنْ أَوَّلِ الدُّنْيَا إِلَى الْيَوْمِ أَنَّ الْعُقُولَ غَيْرُ مُسْتَقِلَّةٍ بِمَصَالِحِهَا، اسْتِجْلَابًا لَهَا، أَوْ مَفَاسِدِهَا، اسْتِدْفَاعًا لَهَا.


     •     Aşikârdır ki bid’atler göz önüne getirildiğinde akıl onları kötü olarak algılar. Çünkü bid’ate uymak, onu izlemek, doğru yoldan ayrılmak ve cahilliğe atılmaktır. Bunun beyanı; teorik ve genel şeriata uygunluk açısından iki kısma ayrılır. Teorik kısma gelince bunun da belli başlı yönleri vardır. İlk ciheti dünyanın evvelinden günümüze kadar uzanan kâinatta cereyan eden deneyim ve tecrübelerin öğrenilmiş olmasıdır. Nitekim akıl tecrûbi bilginin faydalarını ele geçirip onlardan yararlandığı için ve zararları defedip onlardan kaçındığı için tecrübelerden bağımsız değildir. (Furkan Öztürk)


     •     İşte üçüncü metindeyiz. Harekeli olması bir avantaj, bir iki mantıkî kavram içermesi ise dezavantaj kabul edilebilir. Furkan kardeşimiz -sonuca fazla etki etmeyen- iki nokta dışında metni doğru anlamış evet. Yanlışı أَنَّ الْعُقُولَ diye başlayan kısmı başlı başına bir cümle yapmasından kaynaklanıyor; oysa burası geriye bağlı olarak toplamda şöyle tercüme edilmeliydi: “… Kâinatta cereyan eden bilgi (hemen sonra tecrübe dendiği için bilgi “deneyim” karşılığından daha uygun) ve tecrübelerden öğrenilmiştir ki akıl kendi faydasına olan şeyleri ele geçirme ve zararına olanları defetme noktasında bağımsız değildir.” Görüldüğü üzere kardeşimiz ilgili kısmı geriden kopuk değerlendirerek hem “tecrübelerden bağımsız değildir” demekle (ki yazarın ifade etmek istediği, tecrübeler kaydı olmadan aklın kendi başına yeterli olmayışı) hem de  مَصَالِحِهَا kelimesindeki zamiri tecrübî bilgiye irca etmekle (ki doğru olan عُقُولَ kelimesine dönmesi) hata yapmış.

     •     Bir nokta daha:  رَمْيٌ فِي عَمَايَةٍ ifadesini “cahilliğe atılmak” diye tercüme etmek elbette hata değil; fakat “körü körüne hareket etmek” karşılığı lügat ve Türkçe deyimsel karşılık bakımından daha şık durur. Tıpkı Gazalî’nin el-Munkız Mine’d-Dalâl’deki kullanımı gibi:إن رد المذهب قبل فهمه والاطلاع على كنهه هو رمي في عماية  (Anlamadan ve özünü kavramadan bir mezhebi reddetmek, körü körüne davranmaktır / bilip bilmeden konuşmaktır.) Tercümenin daha güzel durması için kelime seçimleri noktasında birkaç şey söylenebilecekse de bunları daha olgun metin tercümelerinde sunacağımız üslup önerilerine saklayalım.


فعارضني بعض الأعزة قَائِلا: قد ذكر صلوَات يَوْم عَاشُورَاء وَلَيْلَته وَغَيرهمَا من أَيَّام السّنة ولياليها جمع المشائخ الصُّوفِيَّة فِي دفاترهم الْعلية وَذكروا فِيهَا أَخْبَارًا مروية، فَكيف لَا يعْمل بهَا وَيحكم بِكَوْنِهَا مُخْتَلفَة. فَقلت: لَا عِبْرَة بذكرهم فَإِنَّهُم لَيْسُوا مِنَ الْمُحَدِّثِينَ وَلا أَسْنَدُوا الْحَدِيثَ إِلَي أَحَدٍ مِنَ الْمُخَرِّجِينَ.


     •     Bazı izzetli kimseler bana şöyle diyerek karşı çıktılar: “Aşure günü, namazı ve gecesi ve bunların dışındakiler geleneksel günlerdendir. Bu gecelerde sufi şeyhler toplanır ve yüce defterlerindeki olayları anlatırlardı. Şimdi bu günlerle alakalı farklı rivayetlerin olmasıyla birlikte nasıl amel olmaz!” Ben de dedim ki: “Onların sözleri önem arz etmez. Çünkü onlar muhaddis değillerdir. Bu sözü hadis tahriç eden birine de isnat etmemişlerdir. (Yunus Karadağ)


     •     Sevgili Yunus Karadağ’ın “ben de dedim ki” kısmına kadar ibareyi yanlış anladığı gözüküyor. Galiba  جمع geçişli fiiline (topladı) اجتمع  geçişsiz (toplandı) manası verince (ifade “sufi şeyhlerin çoğu/hepsi” diye anlaşılmaya da müsait!) hatalar ip söküğü gibi gelmiş. “Şimdi bu günlerle” diye başlayan cümlede  وَيحكم بِكَوْنِهَا مُخْتَلفَة kısmının “farklı rivayetlerin olmasıyla” şeklinde;  وَذكروا فِيهَا أَخْبَارًا مروية kısmının ise “…olayları anlatırlardı” diye çevrilmesi öne çıkan hatalar. Doğru tercüme şöyle: “Gerek Aşure günü ve gecesinde ve gerek yılın benzeri gün ve gecelerinde kılınan namazları sufî şeyhleri kıymetli defterlerine almışlar ve bunlar hakkında nakledilen rivayetleri zikretmişlerdir. Durum böyleyken bunlarla nasıl amel edilmez de ihtilaflı mevzular olduğuna hükmedilir?”

     •     Yine de orijinal ibarenin fazla müradif kelimeye ve gereksiz kayda sahip, gevşek metin olduğunu itiraf etmek gerekiyor. Kardeşimizin zorlanması biraz bundan. Özellikle acemlerin Arapça kitaplarında bu tür metinlere alışık olmalı, anlama pek katkısı olmayan fazlalıkları atarken müellifin meramını ıskalamamalıyız.    

     •     Şimdilik bu kadarla iktifa etmiş olalım. Mevcut tercümeler daha ileri seviyeye elverseydi, doğru çeviri dışında uygun usluba yer verecektik; zira güzel tercüme (asıl metne) sadık olmaz, sadık olan güzel olmaz” ve “her mütercim haindir” gibi yerleşik deyişler, tercümenin misyonunu, nerede ne kadar inisiyatif alması gerektiğini anlatıyor. Kurulması gereken denge nedir sorusu, sonraki yazılarda tercüme atölyemizin ana konusu olacak. Siz de herhangi bir dış kaynaktan kopya almadığınız kısa tercümelerinizi gerçek veya müstear isminizle okur@ilimdergisi.org adresine göndererek gelecek sayıda bu köşede değerlendirilmesini sağlayabilirsiniz. Yaptığımız değerlendirmelere gelen itirazlar da bir sonraki sayıda bu köşede yer alacaktır.


715 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Tercüme Atölyesi - 4 - - 08/07/2019
Bu sayı üç kısa tercümenin analizi yapılmaktadır.
Tercüme Atölyesi -3- - 29/04/2019
Ebrar Duran, Hatice Tekin ve Ercan Gündoğdu kardeşlerimizin kısa tercümelerini değerlendiriyoruz.
Tercüme Atölyesi - 25/02/2019
Atölyenin 2. kısmında bu kez 3 örnek metin tercümesi değerlendiriliyor.