• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor

Misafir Yazarlar

Misafir Yazarlar
Hılfu’l-Fudul’ün Kısa Öyküsü - Nurullah Kışla
04/01/2019

Nurullah Kışla // İlim Dergisi 33. Sayı Aralık 2018 - Ocak 2019



   •   Bilindiği üzere, Peygamber Efendimiz Mekke'den Medine'ye hicret ettiğinde kendisiyle beraber yurtlarını terkeden Mekkelilerle onlara kucak açan Medinelileri kardeş yapmıştı. Bir gün Muhacir ve Ensar'dan iki kişi arasında bir tartışma çıktı, tartışmanın sonunda her iki taraf kendi mensup oldukları topluluğu yardıma çağırdı. Efendimiz bu olayı duyunca çok üzüldü ve bu hareketi yasakladı. Bu şekildeki bir çağrıyı cahiliye çağrısı olarak tanımladı. (Ahmet ibni Hanbel, Müsned)

   •   Cahiliye çağrısı, kişinin haklı veya haksız olduğuna bakmaksızın kendi yandaşının tarafını tutması demektir. Cahiliye devrinde Mekke’de yaşanan bir olay bu durumu gözler önüne sermektedir. Yemenli bir adam ticaret için Mekke'ye geldi. As ibni Vail’e bir şeyler sattı, ancak parasını alamadı. As ibni Vail onun malına el koydu. Bu durumda adam çaresiz bir şekilde Ebu Kubeys dağına çıkarak mağduriyetini dile getiren bir şiir okudu ve yardım çağrısında bulundu.

   •   Bunun üzerine Haşimoğulları, Esedoğulları, Zühreoğulları, Temimoğulları o sıralar şeref ve ikram sahibi Abdullah bin Cud’an’ın evinde toplandılar. Toplantının sonunda her ne şart altında olursa olsun zalimin karşısında ve mazlumun yanında olacaklarına dair birbirlerine söz verdiler. Bu olayın sonunda As ibni Vail’den mazlum tüccarın hakkı alındı. Mekkeliler de faziletli bir işe kalkıştıkları için onların bu antlaşmalarına Hılfu’l-Fudul (Erdemlillerin Sözleşmesi) dediler. (Vakidi, Meğazi s.69)


Hılfu’l-Fudul isminin başka hikâyesi


   •   İsmin kökenine dair genel görüş bu olmakla beraber, Kureyş kabilesinden daha önceleri Mekke'de yaşayan Cürhüm kabilesinden üç kişinin buna benzer bir anlaşma yaptıkları söylenir. Bu üç kişi; Fadl ibni Fadale, Fadl ibni Vedâa, Fudayl bin Haris veya başka bir rivayette; Fudayl bin Şeraa, Fadl bin Vedâa, Fadl bin Kadâa… Üç şahsın isimlerinden mülhem olan ve Fazılların yemini manasına gelen “Hılf’ul-Fudul” tesmiyesi ortaya çıkmıştır. Kureyşliler daha sonraları bu antlaşmaya benzer bir antlaşma yapınca bu isimle isimlendirilmişlerdir. (Siretü ibni Hişam, 133)

   •   Peygamberimiz kendisinin de bu meclise katıldığını söyler ve sözlerine şu şekilde son verir; “ben Abdullah ibni Cüd’an’ın evinde öyle bir antlaşmaya şahit oldum ki o bana her şeyden daha sevimlidir.” Başka bir rivayette “şayet İslam'dan sonra çağrılsam, o davete yine icabet ederdim” buyurmuştur. (Ahmed ibni Hanbel, Müsned)


Hılfu’l-Fudul’un yardım çalışmaları


   •   Bir gün Sülame kabilesinden bir adam geldi ve Mekke'den Übey bin Halef’le bir alışverişte bulundu, ancak hakkını alamadı. Hatta Übey bin Halef’in zulmüne maruz kaldı. Bunun üzerine Hılfu’l-Fudul’a başvurdu ve durumunu anlattı. Yapı içinde bulunanlar onun Übey bin Halef’e gidip Hılf’ul-Fudul tarafından gönderildiğini ve hakkının kendisine verilmesini söylemesini söylediler. Vermedikleri takdirde gereğini yapacaklarını bildirdiler. Bunları duyan Übey bin Halef çıkarıp hakkını Sülameli adama teslim etti. (İbni Habib, el-Münemmak, Ahbari Kureyş) Bunun üzerine adam bu durumu anlatan bir şiir söylemiştir.

   •   Bu olayın haricinde yaşanan bir olay var ki Mekke'de yaşanan cahiliye ortamını bir kez daha gözler önüne seriyor. Hasam kabilesinden bir adam kızıyla beraber ticaret için Mekke'ye geldi. Alış veriş esnasında orada bulunan Mekkeli Nübeyh bin Haccac bu tacirin kızını elinden zorla aldı. Kızı babasına Hılfu’l-Fudul’a başvurmasını söyledi. Babası Hılfu’l-Fudul’a giderek şikâyette bulundu.  Buradakiler kızı Nübeyh bin Haccac’ın elinden alıp babasına verdiler. Tüccar da kızıyla beraber yurduna geri döndü. (İbni Habib, el-Münemmak, 55)

   •   Zübeyd kabilesinden bir adam mallarıyla beraber Mekke'ye geldi. Ancak Mekke'de Ebu Cehil bu adamın mallarını hem kendi satın almadı hem başka tüccarlara da sattırmadı. Malına düşük fiyat verdi ve bu fiyattan daha yukarı satamayacağını söyledi. Adam Kâbe'dekilere dönerek kendisinin zulme uğradığını söyledi. Peygamberimiz ona kimin zulmettiğini sordu. Sonra adamın üç deve yükü malını adamın istediği fiyattan satın aldı. Efendimiz sonra Ebu Cehil’e yönelerek ona bu yaptığının doğru olmadığını ve bir daha tekrarlamamasını söyledi. (Belazuri, Ensab’ul-Eşraf)


Hılf’ul-Fudul’un sonraki durumu


   •   Peygamber Efendimiz ahirete göç ettikten sonra bile Hılfu’l-Fudul Arap toplumu üzerinde etkisini hissettirmiştir. İnsanların haksızlık karşısında Hılfu’l-Fudul’a sığınmaları, burayı hukuk ve adalet merkezi olarak görmeleri, aslında yaptırım sahibi STK'ların önemini bizlere bir kez daha göstermektedir.

   •   Bu toplumsal kuruluşlar kişiler arasındaki hukuksuzlukları düzeltmenin dışında, yeri geldiği zaman liyakat sahibi olmayan devlet yöneticilerinin yaptıkları haksız davranışlara da müdahalede bulunmuştur. Bu konuyla alakalı vereceğimiz örnek bugün dahi ihtiyacı hissedilen bu kurumun önemini bir kez daha hatırlatmaktadır.

   •   Hz. Hüseyin ile zamanın Medine valisi Velid bin Utbe arasında bir olay meydana geldi. Amcası Muaviye bin Ebi Süfyan, Velid’e Zilmerve’deki bir mal için mücadeleye girmesini emretti. O da Hz. Hüseyin’e malının hakkını halifeye vermesini söyledi. Hz. Hüseyin ona şöyle dedi: “Allah'a yemin olsun ki hakkımı bana pay edeceksiniz. Yoksa kılıcımı alır, Rasulullah’ın mescidinde kıyam eder ve insanları Hılful’-Fudul’a davet ederim.”

   •   Hz. Hüseyin, Velid’in yanında bunları söylediğinde, Abdullah bin Zübeyr de oradaydı ve şöyle dedi: “Eğer o davet ederse, hakkını ona verinceye kadar kılıcımı alıp yanında kıyam edeceğim veyahut hepimiz öleceğiz.” Bu nida başkalarına da ulaşınca onlarda aynısını söylediler. Bunun üzerine Velid Hz. Hüseyin’e hakkını vermek zorunda kaldı. (İbni Hişam, Hılfu’l-Fudul)

   •   Hılfu’l-Fudul ortaya çıktığı andan itibaren haksızlığa uğrayanların yardımına koşmuş, toplumun hukuk sigortalığını yapmıştır. İnsanların birbirinin kurdu olduğu bu modern çağda, bu tür kurum ve kuruluşlara ihtiyacımız daha çok artmıştır. Bu konuda Ebu Süfyan’ın kayınpederi, aynı zamanda İslam'ın azılı düşmanlarından biri olarak öne çıkan Utbe bin Rebia’nın Hılfu’l-Fudul hakkında söylediği söz, aslında bu kurumun insanlar arasındaki saygınlığını ortaya koymaktadır: “Şayet bir kimse kavmini bırakıp Hılfu’l-Fudul’a katılacak olsa, o gerçekten ben olurum.” (Ebu’l Ferec, el-Eğani, 17-186)



Paylaş | | Yorum Yaz
170 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Eş‘arîlik-Mâturîdilik İhtilafına İlişkin Bazı Notlar - Enes ER - 25/02/2019
Maturidi ve Eşari mezhepleri arasında öne çıkan ihtilaflı konuları Arş. Gör. Enes Er yazdı.
Ürdün’de Gevezelik Yapmak - Yunus Emre Karadağ - 02/11/2018
Pratik Arapçayı geliştirme serüveni ve Ürdün macerası...
İlim ve Hayır Kapısı Olarak Medreseler - Talha Hakan Alp - 22/07/2018
Medreselerin ilmî açıdan değeri ve hayır yolu oluşu
Türkiye İyi de Çevresi Kötü - Derman Gül - 22/07/2018
Dünya Çevre Performansı İndeksi'ne ve Orman Genel Müdürlüğünün verilerine göre Türkiye'nin çevre karnesi
Gazzalî - Mahmut Yurdakul - 22/07/2018
Doğudan Batıdan kurucu simalar serisinin bu yazısında Kant'ın karşısında Gazzalî yer alıyor.
İktisadi Evrimin Niteliği Üzerine - Mustafa Sarıtosun - 05/06/2018
Kapitalizm niye bizde doğmadı?
Global Şirket Yolunda Gençlerimize Düşenler - İsmet Can Baysal - 05/06/2018
Türkiye'nin dünya markası şirketlere sahip olması gereken ruh
Medrese ve İlahiyat Eğitimi üzerine - Talha Hakan Alp - 25/04/2018
Talha Hakan Alp hocanın “Medrese Eğitimi ve Üniversite Eğitimi Arasındaki Farklar” başlıklı konferansının Zeynep Rumeysa Yentur tarafından kaleme alınan özeti...
Paylaşmayı Bu Kadar Sevdiğimizi Bilmiyordum - Hüseyin Şanlı - 28/02/2018
Sosyal medyanın hiç mi faydası yok diyenlere şunu derim: Nasrettin Hoca'ya keçiboynuzu yiyip yemediği sorulduğunda hoca şöyle cevap vermiş: “Bir kaşık bal için bir küfe odun çiğneyemem.”
 Devamı