• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor

Aziz ENÇAKAR

Aziz ENÇAKAR
encakaraziz@gmail.com
Belağat İlmi Üzerine
02/01/2019

Aziz Ençakar hoca ile Dâru'l-İlim 4. sınıf öğrencilerine yeni okutup bitirdiği el-Belâgatu’l-Vâdıha çerçevesinde gerçekleştirilmiş bir söyleşidir. 

* İlim Dergisi 33. Sayı Aralık 2018 - Ocak 2019


 


1- Aziz hocam, belağat okumayan öğrenci sizce ne kaybeder?


    •    Bu soruya "üslûb-i hakîm" yoluyla cevap verelim. Evvela belagat okuyan kimse, asırlar boyunca kitaplar yoluyla bize intikal etmiş olan İslami ilimleri daha iyi anlayacaktır. Zira özellikle Kuran'ın icazı beyanında birçok tefsir kitabı bu ilmin ıstılahlarını/kavramlarını kullanmıştır. Bu ilmi okuyan kişi bu ıstılahtan ne kastedildiğini tam olarak kavrayabilecek ve bu ıstılahın hangi üst başlık altında ele alındığının bilincinde olarak müellifin/yazarın tam olarak ne kast ettiğini anlamış olacaktır.

    •    Yani teşbih yapacak olursak, yemeğin hangi malzemelerden, nelerden yapıldığını bilmeden de yemeğin tadına varabilirsiniz. Fakat o tadın nasıl elde edildiğini, hangi malzemelerin kullanıldığını ve de o malzemelerden ne kadarının kullanıldığını bilmeden o tada erişimin nasıl olduğunu kavrayamazsınız. Aynı şekilde belagat ilmini görmemiş bir talib de o sözdeki ya da şiirdeki belagat karşısında hayran kalacak ve sözdeki edebî sanatın tadına varacaktır. Fakat sözdeki bu tadın hangi belâgî metotla, nasıl meydana geldiğine dair bir bilinci bulunmayacaktır. Ayrıca da bu ilmin ıstılahları ile iç içe olan İslamî ilimlerin kaynaklarını okuduğu zaman orada geçen bu kavramlara, luğavî mana vermeye çalışacak ve müellifin kast etmediği birçok gereksiz yorumlar yapacaktır.

    •    Şunu da gözden kaçırmamak gerekir. Bir insanın beliğ/edîb olması, bu ilimle elde edilecek bir şey olmayıp Allah’ın insanoğluna verdiği yetenek/meleke iledir. Allah’ın verdiği bu yeteneğin gelişmesi ise çokça edebiyat ve şiir kitabı okuma, ezberleme, anlama ve tahlil etme ile gelişir. Belagat ilmi okuyarak da insan, bu edebî sanatların metodunu ve kısımlarını öğrenmiş olur.

    •    Son bir örnek verecek olursak, belagat ilmini güzel bir şekilde okumuş olan talib birçok tefsir kitabında, bizim de cevabımızın başında geçen "üslûb-i hakîm" ıstılahının ne demek olduğunu, nasıl yapıldığını ve bu konunun hangi başlık altında işlendiğini bilmiş olacaktır. Lakin belagat okumayan kişi bu lafzın bir ıstılah olduğunu bilmeden luğavî manasıyla uğraşıp müellifin kast etmediği anlamları vermeye çalışacaktır.


2- Câhız, Müberred, Cürcânî ve Sekkâkî gibi âlimlerle başlayan bir belağat tarihi var. Kısaca bu sürece işaret edebilir misiniz?


    •    Dil ve edebiyat ilimleri içerisinde bugünkü anladığımız anlamda meânî-beyan-bedî kısımlarını ihtiva eden belagat ilmi, teşekkülünü geç tamamlayan bir ilimdir. “Sözün, fasih olmakla beraber yer ve zamana uygun bir biçimde söylenmesi melekesi/yeteneği” diye tarif ettiğimiz bu ilim Rahman Suresinde ifade edildiği gibi Allah’ın insanoğluna bahşettiği bir yetenektir. Dolayısıyla diğer dil ilimleri gibi daha bir ilim dalı olmadan önce de bu ilimde bahsedilen mevzular insanoğlunda mevcuttu.

    •    Cahiliye devrinde belagat çalışmaları, şiirleri edebî tenkite tabi tutan bir olgu olarak ortaya çıkmıştır. Kurân-ı Kerîm’in nüzulünden sonra ise bu çalışmalar, Kurân’ın ‘icazını anlamaya yönelik kelam ve edebiyat gibi diğer ilimlerle beraber ele alınmıştır. Bu asırlarda “Meâni’l-Kur’ân”, “Mecâzü’l-Kur’ân”, “İ‘râbü’l-Kur’ân” vb. kitaplar yazılmıştır. Bu dönemle iç içe ve takip eden asırlarda daha istiklaline kavuşamayan bu ilim çeşitli kitaplarda karşımıza çıkmaktadır. Mesela Sîbeveyhi (ö. 180/796) "el-Kitâb"ında, meâni ilmine ait birçok konuyu işlemiştir. Câhiz (ö. 255/869) "el-Beyân ve't-Tebyîn"inde beyan ilmine ait birçok konuyu ele almıştır. Müberred de (ö. 285/898) “el-Kâmil’inde hem meanî hem de beyan ilimlerinde işlenen meseleleri izah etmiştir.

    •    Daha sonraki asırlarda belagat çalışmalarında şu köşe taşı eserler bulunmaktadır. Abdülkâhir el-Cürcânî’nin (ö. 471/1078) Delâilü’l-İ’câz ve Esrârü’l-Belâga isimli eserleri. Müellif sanki bu eserlerinde belagat ilminin nazariyesini ortaya koymuştur. Bu iki eserinin tesiri altında Zemahşerî (ö. 538/1144), el-Keşşâf isimli tefsirini yazmış ve Kur’ân-ı Kerîm’de bulunan icaz ve belagatin bir nevi nazariyesini ortaya çıkarmıştır. Daha sonra Fahreddin er-Râzî (ö. 606/1209) Nihâyetü’l-îcâz adlı eserinde, adeta o güne kadar gelen ve bu ilmin nazariyesini yapan kitaplardaki görüşleri cem’ eden bir kitap yazmıştır. Ebû Yakub es-Sekkâkî (ö. 626/1229) ise Miftâĥu’l-Ulûm’da bu nazari görüşlerden hangisinin takdire daha şayan olduğunu ifade etmiştir. Bu dönemde belagat ilmi, meanî-beyan-bedî kısımlarını ihtiva eden ve ıstılahları oturmuş klasik şeklini almıştır.

    •    Bundan sonraki asırlarda Hatîb el-Kazvînî (ö. 739/1338), Miftâhu’l-Ulûm’un üçüncü kısmından ihtisar ettiği Telhîsu’l-Miftâh adlı eseri yazmış ve belagat ilmi bu eser üzerine yazılan şerh ve haşiyelerle devam edegelmiştir.


3. Neden Taftâzânî'nin Muhtasaru’l-Meânî’si böylesi şöhret-i ikbal görmüş? Neden mesela bizzat Kazvînî'nin el-İzâh’ı ya da İsferâyînî’nin el-Etvâl’i, Suyûtî'nin Ukûdü'l-Cümân’ı değil de Muhtasaru’l-Meânî?


    •    Evvela geçmiş zamanlarda bir ilimde bir kitap kabul görüp talebelerin elinde dolaşmaya başladığında o eser üzerine şerhler, haşiyeler, ihtisarlar ve nazma almaların meşhur olduğunu bilmemiz gerekir. Bu gün de nasıl ki bir telefon markası tutulduğunda onun ikinci, üçüncü… dokuzuncu serisi çıkartılıp yeni bir seri çıkarmak her firmanın harcı değilse, geçmişte de kabul görmüş bir eserin üslubundan farklı olarak yeni bir üslupta kitap yazmak her alimin başvurduğu bir yol değildir. Her ne kadar bazı şerhler metinlerden daha meşhur olsa da yine de âlimler bu metottan kolay kolay dışarı çıkmamışlardır.

    •    Soruya gelecek olursak Taftâzânî'nin Muhtasaru’l-Meânî kitabı, bilindiği gibi Hatîb el-Kazvînî’nin Telhîsu’l-Miftâh isimli eserine yazılan bir şerhtir. Nahivdeki İbnu’l-Hâcib’in (ö. 646/1249) el-Kafiye’si, Usulu hadiste İbnu’s-Salah’ın (ö. 643/1245) el-Mukaddime’si vb. ne ise bu kitap da belagatte köşe taşı diye tabir ettiğimiz bir kitap haline gelmiştir. Kazvînî’nin bu eserine birçok şerh, haşiye, talik, ihtisar, nazm ve tercüme yapılmıştır.

    •    Evvela bizatihi müellifi Kazvînî, bu eserini metnini bitirdikten birkaç gün sonra “el-Îzâh” ismiyle şerh etmiştir. Diğer şerhlerine nispetle bunun tutulmamasının sebebi kitabın lafızlarına yönelik bir şerh getirmemiş olup konu bazlı şerh etmesidir. Kitabın mukaddimesinde bahsettiği gibi bu tam anlamıyla bir şerh olmayıp şerh mahiyetinde bir kitaptır.

    •    Daha sonra Taftâzânî, Telhîs üzerine evvela “el-Mutavvel” isimli bir şerh yazmıştır. Bu şerhte -adından da anlaşılacağı üzere- meseleleri geniş geniş izah etmiştir. Belagat ilminin inceliklerini öğrenmek isteyen ilim talebelerinin elinden de uzun yıllar düşmemiştir. Hatta Osmanlı medreselerinde birçok muallimlik imtihanları bu kitap üzerinden yapılmıştır. Lakin daha hayattayken Taftâzânî bu kitabı meseleleri uzun uzun ele aldığı için talebelerde bir bıkkınlık hâsıl olmasın diye “Muhtasaru’l-Meânî” ismiyle ihtisar etmiştir. Bunun şöhreti de buradan gelmektedir.

    •    İsferâyînî’nin (ö. 945/1538) el-Atvel adlı eseri de isminden de anlayacağımız gibi el-Mutavvel’den de daha geniş olduğu için pek tutulmamıştır. Zira İsferâyînî kitabın birçok yerinde Taftâzânî’nin şerhlerinde zikrettiği görüşlere itiraz etmiştir. Bu itirazların tam olarak anlaşılması, önce Taftâzânî’nin bu eserlerinde tam olarak ne dediğini bilmeye dayandığından meseleleri anlamak büyük bir çaba gerektirmektedir. Bu çabaya da herkesin girişemeyeceği izahtan varestedir.

    •    Süyûtî’nin “Ukûdü'l-Cümân”ı ise Telhîs’ın nazma çekilmiş halidir. Tarih boyunca Acem topraklarında bu gibi alet ilimlerinde nazımdan çok metin daha kabul görmüştü. Ayrıca Süyûtî, Telhîs’ın nazmı olan bu eserinde, asıl kitabın birçok mantığa dayalı tarif ve izahını almamıştır.


4. Öyleyse niçin Muhtasaru’l-Meânî değil de Belağatü'l-Vadıha okutuyorsunuz?


    •    Zira Muhtasaru’l-Meânî -az önce ifade ettiğimiz gibi- bu ilmin teorisini ve felsefesini anlatan Kazvînî’nin Telhîsu’l-Miftâh kitabının şerhi. Talebe daha bu ilim hakkında, özellikle de beyan ve bedî ilimleri hakkında malumata sahip değilken işin felsefesini yapan bu kitaplara girişmesi, anlama ve anlatım açısından çok sıkıntılı oluyor. Ayrıca Belâğatü’l-Vadıha’da bol bol şiirler ve alıştırmalar yapıldığından talebe öğrendiği konuları tatbik etme melekesi kazanıyor. Diğer klasik kitaplarımızda ise bu kadar örnek ve alıştırma maalesef bulunmuyor.


 5. Klişe bir soru ile bitirelim değerli hocam. Belagat ve fesahat doğuştan mı gelir yoksa müktesep bir kabiliyet midir?


    •    Evet, tarifinde geçtiği gibi bu bir melekedir. Lakin bu melekenin gelişip güzelleşmesi tamamen kesbî bir iştir ve ancak bol bol edebiyat kitapları ve divanlar okuyarak gelişir. 



728 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Yazma Eser Nasıl Bulunur? - 29/04/2019
Okuduğun Arapça kitabın mahtutasına hangi sitelerden nasıl ulaşırsın?
Müellifi Meçhul Bir Yazma Eserin Hikâyesi - 25/02/2019
Mahtûta Tedkiklerinde bu sayı farklı müellife nisbet edilen bir nüsha araştırmalar sonucu tashih ediliyor