• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor
İbrahim TÜRKAN
ibrahimbursevi1@gmail.com
Sadru’ş-Şeria Eğitim Merkezi
02/01/2019

İlim Dergisi 33. sayı Aralık 2018 - Ocak 2019



    •   Ashab-ı Suffe ile başlamıştı her şey. Bir grup sahabi Mescid-i Nebevi’nin bir köşesinde, Peygamber-i Zişan’ın dizi dibinde ilim denen ummandan nasiplenmek istemiş, kut-u la yemut bir hayata talip olmuşlardı. Ahalinin sunduğu esvap ve erzak mucibince hayatlarını idame ettirirlerdi. Tek dertleri vardı; Rasullah’ın fem-i şerifinden sudur eden inciler kızgın kumlar üzerine değil de başka ellere, ağızlara, zihinlere düşsün, yaşayan herkes nasiplensin ve felaha ersin. İşte Ashab-ı Suffe bu ulu misyonun öncüleriydi. Sonraki dönemlerde kurulan daru’l ulumlar, daru’l hadisler Ashab-ı Suffe’nin halefidir. Onların başlattığı bu davayı yaşatma ve idame ettirme görevini üstlenen kurumlardır.

    •   Emeviler’den İlhanlılar’a, Selçuklular’dan Harzemşahlılar’a kadar tarih içerisinde pek çok medrese inşa edildi ve talib-i ilmin hizmetine sunuldu. Bağdat’ta kurulan Nizamiye Medresesi, Belh, Nişabur, Herat, Basra, Musul ve Amul’da kurulan diğer medreseler bunlardan bazılarıdır. Bugün adını bildiğimiz erbab-ı ilmin hemen hepsi bu medreselerin keşfedip, yetiştirdiği kıymetdar şahsiyetlerdir.

    •   Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde; “Allah bir toplumu helak etmek isterse önce o toplumun âlimlerini alır” buyurmaktadır. Bu hadis ile âlimlerin ve dolayısıyla bu âlimleri yetiştiren medreselerin önem ve kıymetini anlamış oluyoruz. Bu meyanda medreselerin İslam toplum ve kültürünü inşa etmede başrol oynadığını iddia edebiliriz. İslam medeniyetinin kültürel kodları, ahlaki, hukuki, iktisadi ve siyasi normları medreseler vasıtası ile vücut bulur. Ayrıca bir kült haline gelen, medrese adını verdiğimiz olgunun organları mesabesindeki ilimlerin yine İslam’ın kutsal kitabı Kuran-ı Kerim ve Efendimiz’in hadis-i şeriflerinden neşet ediyor olması oldukça manidardır.

    •   Ülkemizde gerçekleşen Cumhuriyet Devrimi ile beraber tekke, zaviye ve medreseler kapatılmış, asırlar içerisinde oluşan kadim ilim geleneği türlü sebeplerle engellenmişti. Fakat halk bu faaliyetlerin devam etmesi için gerekli finansal desteği sağlamış ve ilmi çalışmaların medrese çatısı altında canlı tutulması için elinden geleni yapmıştır. Devlet desteği olmadan, halk gücü ile ayakta duran ve bizim bu yazımızda tanıtımını yapacağımız kurumlardan biri de Sadru’ş-Şeria Eğitim Merkezi, kısaca SADEM’dir.


Kurucusu Burak Kızıldaş hoca


    •   SADEM medresesinin fikir babası ve aynı zamanda kurucu başkanı Burak Kızıldaş hoca, 1991 Kadıköy doğumlu. Kendi tabiriyle lise döneminde tanıştığı Necip Fazıl külliyatı ile hayata bakış açısı değişir. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği bölümünü kazandığı halde okula kayıt yapmaktan vazgeçer ve medrese okumaya karar verir. Tabi bu kararı vermesinde liseden mezun olduktan sonra tanıdığı Mahmut Efendi’nin etkisi büyüktür.

    •   Klasik medrese tedrisatı ile beraber hocamız ilahiyat fakültesini de İLİTAM kanalıyla itmama erdirir. Akabinde hem ilahiyat hem de medrese öğrencilerine müderrislik yapar. Bu süre içerisinde kitap telifine başlar. Hâlihazırda basılmış iki telif eseri bulunmaktadır. Şu an itibari ile 2016 yılında kurmuş olduğu SADEM’de medrese öğrencilerine İslami ilimler eğitimi vermeye devam etmektedir.


Kuruluş Hikâyesi


    •   Burak Kızıldaş hocamızın anlattığına göre SADEM’in kuruluş hikâyesi şöyle; “Mezuniyetten sonra hemen vazife almak istemeyen Yusuf Aksüt, Ömer Basatemur, Haydar Şenbahar, Muhammet Çelik gibi aynı dönem mezunu bazı arkadaşlarla beraber Fatih’te Sultan Selim Camii’ne yakın bir yerde bir daire kiralamıştık. Bu şekilde hem kendi okumalarımıza devam etmeyi hem de selatin camilerinde ders meclisleri oluşturan değerli hocaların halkalarına katılmayı planlıyorduk.

    •   Bu dediğim 2014’ün sonu, 2015’in başı gibiydi. Orada kendi ilmi faaliyetlerimizin haricinde medrese ve ilahiyat öğrencilerine de hafta sonları ek dersler vermeye gayret ediyorduk. Daha sonra Fatih’ten Mahmutbey’e taşındığımızda hâlihazırda yaptığımız bu ilmi etkinliği yatılı bir düzende hayata geçirmek istedik. Bu da 2016 senesindeydi. SADEM’i işte bu zamanda kurmaya karar verdik. Bir dernek kisvesinde resmi kuruluşu 2017 yılının başlarını bulsa da aslında SADEM 2016 yılında kurulmuştu. Hatta SADEM’i vücuda getiren ta o Fatih’teki evi de hesaba katarsak kuruluş tarihini 2014 yılına kadar çekebiliriz.”


SADEM’in Amacı


    •   Bilindiği üzere tasavvuf eğitimi geçen yüzyıllarda tekke ve zaviyelerde, ilim tedrisatı ise medreselerde gerçekleştiriliyordu. Bugün ülkemizde İsmailağa Cemaati olarak bildiğimiz topluluk tekke ve medrese kültürünü mezcetmiştir. Her iki usulü de bir çatı altında talebeye vermeyi amaç edinmektedir. Burak Hocamız SADEM’in de bu amaçla kurulduğunu söylüyor; “Günümüz medreseleri ne tam manasıyla Osmanlı’da olduğu gibi bir medresedir ne de bir tekkedir. İhtiyaç neredeyse oraya ağırlık veren bir çalışma sistemi ile ilerler. Tasavvuf ve ilim geleneğini bir arada yürütmeyi amaçlar.



    •   İslami ilimler fakülteleri ve bazı ilim merkezlerinden farklı olarak medreseler, ilmi çalışmalarla birlikte tasavvufa meyillidir. Tasavvuf eğitim ve terbiyesini zinde tutmaya çalışır. Bizim de sistemimiz bu şekildedir. Öğrencilerimizin daha fazla tasavvuf merkezli bir hayat sürmelerini amaçlıyoruz. Bu bizim hoca kadromuzun şahsi inisiyatifidir. Biz tedrisatta Mahmut Efendi Hazretlerinden sonra gelen dördüncü kuşağız. Tabi kuşak ilerledikçe tasavvufa yani zühde olan ilgi azaldı. Efendi Hazretlerinin kuşağı kadar zahit bir zümre olmadığımız aşikâr. Bu sebeple tasavvufun ilimle beraber güçlü olduğu bir eğitim modeli amaçlıyoruz. Ama tabi illa talebe zikir sahibi olacak, tarikata girecek, tasavvuf ehli, zahit bir insan olacak diye baskı, zorlama gibi herhangi bir üslup yok bizde.”


Buradan Yetişmesi Beklenen İnsan


    •   Hocamızın dediğine göre kendilerine çok farklı kesim ve ideolojilerden öğrenciler geliyormuş. Tasavvufa çok ölçülü, uzak ya da radikal bir şekilde tasavvufçu, tasavvufu dinin özü, menbaı gören kimseler... Hocamız tüm bu öğrencilerin durmaları gereken konumu ve olmaları gereken karakteri şu şekilde tasvir ediyor; “Eğitim sadece ilimle olmuyor. Evet, ilim bir öğretim metodu lakin kişinin şahsiyetinde çok fazla etkisi olan bir unsur değil. Bu sebeple tasavvuf bizim için çok önemli. Kişiliğimizde eksik kalan unsurları tamamlamada tasavvuf etkili bir yöntemdir. Bununla beraber mezun ettiğimiz bir öğrencide olması gerektiğine inandığımız şey şu; ilim hayatına mutasavvıf olarak atılsın değil, yani tasavvufu da bilsin, tanısın ama bunun ne inkârcısı olsun ne de şedit savunucusu olup tasavvuf içinde olmayan insanları tekfir etsin. Bizim ne ilim noktasında ne de tasavvuf noktasında zirve yetiştirmek gibi bir iddiamız söz konusu… İkisi de değil ama ikisinin ortasında mutedil bir ilim adamı, insan tipi.

    •   Bizim kendisine benzer hocalar yetiştirmeye çalıştığımız bir zat vardı -Allah rahmet eylesin- Abdülmetin Balkanlıoğlu; üç-beş kişi de olsa davet edildiği yere gider ve Allah’ı anlatmaya çalışırdı. Bir düğüne, cenazeye davet edilse icabet eder ve gücü yettiğince vaz-u nasihatte bulunmaya gayret ederdi. Gece on iki-bir de olsa kendisini ailevi problemlerinden dolayı evine çağıranı geri çevirmezdi. Yani hoca amme hizmetini gönüllülük esasına dayalı bir şekilde yapardı. İşte bizim de amacımız bu. Amme hizmetini gönüllülük esasına dayalı yapacak ve mesai kavramı olmayacak bir insan tipi yetiştirmek.

    •   Bunun yanında öğrencilerimiz açık öğretim ilahiyat ve imam hatip de okuyorlar. Biz onları fakülteye de teşvik ediyoruz. Dileyene vaizlik, memurluk, imamlık görevlerini almalarını tavsiye ediyoruz. Ya da buradan mezun olan kişi isterse tüccar olabilir, esnaf olabilir. Fakat biz en başında fayansçı dahi olsa, konumu ne olursa olsun, kişinin Müslüman ahlakını gösterme gayesinde olmasını amaçlıyoruz.


Müfredatta Neler Var?


    •   SADEM’in eğitim müfredatı İsmailağa Cemaatinin klasik müfredatı baz alınarak şekillenmiş. Yine sözü Kızıldaş hocamıza bırakalım; “Müfredatımızda Osmanlı medreselerinde okutulan çoğu sıra kitabı baz alınmıştır; yani Emsile, Bina, Maksut, İzzi, İzhar, Kafiye, Molla Cami diye alet kitapları sıralanır. Mesela bizim müfredatımızda biraz farklı olarak İsmailağa müfredatında yer almayan Tuhfetü’s-Seniyye, Katru’n-Neda gibi doğu usulünde olan kitaplar yer alıyor. Aynı zamanda İsmailağa ve pek çok eğitim kurumunda Arapça eğitimine hemen Emsile ile başlanır. Biz hemen Emsile ile başlatmıyoruz. İlk üç ay Pratik Arapça, Sarf ve Nahv ilminin ön bilgilerini alıştırmalarla işliyoruz. Yani aslında bizim öğrencilerimiz Emsile’ye başladıklarında Avamil kitabında olan bir öğrencinin seviyesine gelmiş oluyorlar. Bununla beraber öğrencilerin Arapçayı iyi öğrenebilmesi için biz müfredatımıza Türkçe gramer dersleri koyduk.

    •   Mesela üçüncü yahut dördüncü sınıfta feraizi anlamamız için Mat1 konularını gözden geçirmemiz gerekecek. Bu tarz farklılıklarımız var ekstra olarak. Yine fıkıh biraz bizde ağırlıklı. İlk sınıflar normalde fıkha Nuru’l-İzah ile başlar. Biz Fıkhu’l-Müyesser ile başladık. Neden? Çünkü Nuru’l-İzah’ta hükümlerin ihtilafına biraz fazla yer veriliyor. Ve bu da genelde ibtida öğrencisinin kafasını karıştırabiliyor. Bu yüzden daha basit bir kitapla fıkıh metni okunmasını tecrübe ettik.

    •   Hemen akabinde, ikinci sınıfta bu sefer Nuru’l-İzah şerhinin muhtasarı Meraki’l-Felah’ı okuyoruz. Üçüncü sınıfta fıkıh olarak muamelat bahsini okuyoruz. Burada Lübab’ı tercih ediyoruz. Aynı zamanda Halil Gönenç hocanın Müntehabâtü’l-Fıkhiyye gibi muasır kitaplardan da meseleyi açarak Kuduri’yi, Lübab’ı bugün en iyi fakihler kimlerse, onların eserleri hangileriyse, onlarla etüt yaparak ilerliyoruz. Peki, neden sırf Müntehabât değil de temelde Lübab okutuluyor derseniz, bunda da amacımız kadim kültürden kopmamak. Kadim kitaplara hâkim olmak.”


Müfredat Dışı Eğitimler


    •   SADEM öğrencileri kadim İslami ilimler yanında açık öğretimden almış oldukları eğitim, sosyal ve pozitif bilimler alanında kültürel seviyede bir birikim sağlıyor mu? Bu soruyu Burak Hocaya sorduğumda şöyle yanıtlıyor; “Kültür aşılayacak kitapları, ek kitaplar, tavsiye eserler adında okuma listeleri hazırlayıp öğrencilere sunuyoruz. Aynı zamanda ben liseden beri edebiyata çok düşkün birisiyim. Fıkıh dersinde bile mesela şöyle bir örnek vereyim; abdestin sıhhatine mani olanları işlerken vucüda yapışan mum ibaresine gelince, mum şem’ demektir, o esnasında ‘hadi arkadaşlar Fuzuli’den içinde şem’ kelimesinin geçtiği bir beyit okuyalım’ diyerek dersi dondurup şiir tahlilleri yaptığımız oluyor. Ya da herhangi bir tarihsel periyot üzerine yorum ve tahlil yapabiliyoruz. Öğrencilerimizi çok yönlü şekilde yetiştirmeye çalışıyoruz.




    •   Mesela bizim camiamızın belki de medar-ı iftiharı olarak anılabilecek Bayram hocamız vardı. Şehit Bayram Hoca diye meşhurdur. Onun ilim talebelerine çizmiş olduğu hedef üç payandalı bir levha gibidir; kaliteli bir hoca olmak isteyen adamın çok iyi bilmesi gereken üç şey; din bilgisi, tarih ve edebiyat bilgisi. Biz kurum olarak talebelerimizi tarih ve edebiyat alanında da beslemeye, onlarda ilgi uyandırmaya çalışıyoruz.


SADEM’in Günlük Programı


    •   “Bizim günlük programımızda teheccüd namazına kalkmak medresenin kurallarından bir tanesidir. Bazı medreseler saat üçte uyanmayı şart koşar. Tasavvufi eğitimdeki az yemek ve az uyku kaidesi bunu gerektiriyor. Bizim medresede kalkış saat beş olarak gerçekleşiyor. Bu konuda zayıf sayılabiliriz. Talebelerimizi beşte uyandırıyoruz. Yine bazı medreselerde iki öğün yemek söz konusudur. Bu tasavvufu çok yoğun yaşayan medreselerde vakidir. Ama biz üç öğün uyguluyoruz. Bu da bizim için bir zayıflık olabilir tabi. Ama bizim talebelerimizi tasavvufla tanıştırmamız teşvik mesabesinde.

    •   Sabah 5’te uyandıktan sonra teheccüd namazı kılınıyor. Akabinde hafız kardeşler hafızlıklarını haslıyor, virdi olanlar yani tarikat dersi çekenler derslerini yapıyor. Bunlar dışındakiler günde bir cüz Kuran okuyorlar. Sonrasında ise sabah namazı hava müsaitse mahalle camisinde, değilse medrese mescidinde cemaatle eda ediliyor.

    •   Şu an sabah namazı sonrası işrak beklemek yine medresenin olmazsa olmazlarındandır. Şu mevsim ve takvimde pek mümkün olmuyor; çünkü güneş 08:15’te doğuyor. Birkaç ay kadar dondurduk, amma genelde işrak vaktine kadar bizde İmam Rabbanî’nin Mektubat dersleri yapılır. Sabah namazı vakti gerileyene kadar Mektubat dersini işrak vaktinden sabah namazı öncesine kaydırdık. Bu ders tasavvuf alt yapısı oluşturmak içindir. Aynı zamanda İsmet Garibullah Efendinin Risale-i Kutsiyye adındaki eseri ve Mahmut Efendi’nin kırk yıl kadar sohbetlerinde yapmış olduğu işari/tasavvufi Kuran yorumları öğrencilere okunur. Bundan sonra dersler, müzakereler, mütealalarla yoğun bir çalışma öğrenciyi bekler.

    •   Medreselerde genelde müzakere sistemi vardır. Ertesi gün yeni ders okunacağı sırada bir önceki günkü ders alınır. Ders kırk dakikaysa ilk on beş dakika bu müzakere ile geçer. Dersler bu şekilde sanki iki ileri bir geri gibi ilerler. Biz bunu biraz daha geliştirdik. Arkadaşlar gün içinde ikindi-akşam sonrası müzakerelerini bitirdiğinde yatmadan önce ertesi sabah hocalarına verecekleri dersi o gün veriyorlar. Ertesi gün ise sabah kırk dakikalık ders saati yeni derse ayrılmış oluyor. Yani hocalar biraz daha fazla mesai yaparak ve kendilerinden ödün vererek öğrencinin bir günde iki günlük ders almasını sağlıyor. Böylece zamandan tasarruf ettiriyor.”


Sonuç Yerine...


    •   Kadim İslami ilim geleneği SADEM ve benzeri kuruluşlar sayesinde hala varlığını sürdürüyor. Tarihte bugün ülkemizde karşılaştığımız durumlar söz konusu olmuştu. Örneğin; İslam felsefesi saptırıcı, hakikati perdeleyici olduğu iddiasıyla yıllarca yöneticiler ve bazı din adamları tarafından yadırganmış, tahsili engellenmişti. Fakat felsefe hamileri, bu ilme gönül vermiş filozoflar evlerini ilim talebelerine açmış, şahsi gayretleri ile insan yetiştirmeye devam etmişti. Yine bugün hastane dediğimiz o zamanların bimaristanlarında bile ilmi faaliyetler canlı tutulmaya çalışılmıştır. İlme gönül verenler, ilme talip cesur yürekli insanlar oldukça eminiz ki bu faaliyetler devam edecektir. Gelecek sayımızda bir başka geleneksel İslami ilimler eğitimi veren medrese ile tanışmak dileğiyle…



Paylaş | | Yorum Yaz
266 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Siirt Medreselerini Geziyorum (2) - 30/04/2019
Memduhiye Kuran Kursu, eski ve bilinen adıyla Şeyh Bedrettin Medresesinin tarihi, eğitim ve müfredat yönü...
Siirt Medreselerini Geziyorum (1) - 25/02/2019
Yaşayan Medreselerde bu kez Siirt'teki iki medreseyi; Hüseyin Basreti ve Basret Kuran kurslarını tanıtacağız
Din Felsefesi Tarihi Üzerine - 01/11/2018
Din felsefesi tarihine giriş denemesi: Sorunlar, dönemler ve kişiler.
Su, Toprak, Hava ve Düşmanları - 22/07/2018
Yaşamın aslî elementlerini nasıl hunharca tükettiğimiz konusu bu yazıda ele alınıyor.
Devlet Adamı, Lakhes, Gorgias - 22/07/2018
Platon Kitaplığının beşinci bölümünde İbrahim Türkan, kadim bilgenin Devlet Adamı, Lakhes ve Gorgias kitaplarını inceliyor.
İbni Haldun, Mukaddime ve İktisat - 05/06/2018
Sosyoloji ilminin kurucusu İbni Haldun'un iktisada ait tespit ve önerileri...
Zweig’le Başbaşa (1) - 05/06/2018
Usta edebiyatçı Stefan Zweig'in kitapları üzerinden kurgusal söyleşiler...
Siyaset Felsefesinin Günah Keçisi: Machiavelli ve Hükümdar’ı - 25/04/2018
Yönetim ve siyaset literatüründe önemli biri olan Machiavelli'ye bir de bu açıdan bakın.
Kritias ve Kharmides Diyalogları - 25/04/2018
Platon kitaplığının dördüncü yazısında Kritias ve Kharmides diyalogları tanıtılıyor.
 Devamı