• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor
Emre GÜNDOĞDU
emregundogdu69@gmail.com
Süje- Üstobje Bağlamında Şirk Psikolojisi
01/11/2018



   •   Her millet kendi içinde düzeni sağlayacak belli yasalar oluşturmuştur. Bu yasaların birçoğu ise tanrı ile ilişkilendirilmiştir. Bu toplumların hepsinde kendine has bir tanrı profili oluşur. Bu oluşan profil aynı zamanda onların ‘tanrı’ denen varlığa belli bir çerçeve çizmesi anlamına gelir. Şöyle ki; Antik Mısır mitolojisinde bulunan tanrıların özellikleri ile Yunan mitolojisinde bulunan tanrıların özellikleri birçok farklılık barındırır. Bunların dışında bazı toplumlar tanrılara, göklerde yaşayan varlıklar olarak inanırken bazıları su üstündeki krallıklarda olduğunu varsayar. Bazıları asla görünmez derken bazıları lahuti değer kattıkları objelerde onları arar.

   •   Bu yazımızda Arap toplumunun yarattığı şirk anlayışını ve bu anlayışın psikolojik alt yapısını inceleyeceğiz. Olayı daha iyi anlayabilmek adına süje-obje-üstobje kavramlarından ve Freud’un ‘dolaylı tatmin’ teorisinden yararlanacağız. Aynı zamanda imanın epistemik değerini ve insandaki somutlaştırma güdüsünü araştıracak ve tüm bunlar ışığında bir neticeye varmaya çalışacağız.


İmanın Epistemik Değeri


   •   İman adı verilen olgunun/edimin, gelişim/meydana geliş aşamalarını yüzeysel bir şekilde belirleyecek olursak; sırasıyla ‘ilgi’, ‘şüphe’, ‘zan’, ‘inanç’ basamaklarından sonra doğduğunu söyleyebiliriz.

   •   Öncelikle imanın nesnesi, imanın kendisinde meydana gelecek öznede bir ilgi doğurur. İlgi; her hangi bir şeye önem verme, hoşlanma, kendisini onunla alakalı hissetme güdümünün adıdır. Bu aşamada öznenin belleğinde herhangi bir hükmün doğumu söz konusu değildir. Özne güzel, çirkin, küçük, büyük gibi en basit hükümlerden bile bu durumda uzaktır.

   •   Öznede ilginin artışı peşi sıra nesnesinin niteliğine odak meydana getirir. Bu odak ise nesnenin ne’liğine dair şüphe değerinde bir hüküm doğurur. Şüphe, olumluluk veya olumsuzluk açısından herhangi bir hükmün söz konusu olmadığı zihin durumunun adıdır.

   •   Odağın/gözlemin artışı şüphenin düşüşünü sağlar. Üretilen fakat olumluluk ya da olumsuzluk açısından netleşmeyen hükümlerde yine kesin olmayan, ihtimalli bir tutum söz konusu olur. Bu ihtimalli, tereddütlü zihin durumu zandır. Artık nesne öznenin zihninde zanni olarak bir şekle/niteliğe sahiptir.

   •   Bu aşamadan sonra gözlemin devamı nesne hakkında bilgi doğurur. Fakat nesne, öznenin gözlem yetilerini aşan bir yapıya sahipse aynı zamanda özne, nesne ile etkileşimini devam ettirmek, onun hakkındaki ‘şeyler’ hususunda tutum sahibi olmak isterse ona düşen inanç olacaktır. İnanç yarı olumlu yarı olumsuz bir tutumun adıdır.

   •   Örneğin; havanın kapalı olduğunu gören bir kimse kısa süre içinde yağmurun yağacağını geçirir zihninden. Bu tutum yağmurun yağacağına duyulan bir inançtır ve inancın olumlu kısmıdır. Fakat kişi aynı zamanda yağmurun yağmayabileceğini de geçirir aklından. Bu da inancın olumsuz tarafıdır.

   •   İman ise netlik kazanmış inançtır. Bu noktada artık ihtimal söz konusu değildir. Özne tam bir eminlik içerisinde zihnindeki mevcut hükmün geçerliliğine kani olur. İman doğruluk ve yanlışlığı hiçbir şekilde netleştirilemeyecek durumlarda söz konusu olur.

   •   Örneğin; tanrının ve meleklerin varlığı, ölümden sonra yaşamın olup olmadığı gibi hususlarda verilecek hükümler imanın kendini göstereceği yerlerdir. Çünkü bu durumların doğru ya da yanlış olduğu dünyevî süreçte hiçbir zaman belli olmayacaktır.


Süje-obje İlişkisi


   •   Yazımızın bundan sonraki kısmında cahiliye dönemi insanının putlar ve görünmeyen tanrı ile ilişkisini daha iyi anlayabilmek için süje-obje-üstobje kavramlarını kullanacağız. Ama bundan önce süje ve obje nedir, aralarındaki ilişki nasıldır bakalım.

   •   En geniş anlamıyla süje; duyan, düşünen, irade eden, bilen, akıllı, bilinçli varlıktır. Obje ise; şuurun, düşüncenin, duygu ve iradenin kendisine yöneldiği şeydir.

   •   Obje de pekâlâ irade eden, düşünen bir varlık olabilir. Fakat olay anında edilgen oluşu önemlidir. Yani kendi şuur ve iradesinin etkin olduğu zamanlarda bir süje olabilirken, şuur ve iradesinin etkin olmadığı, fakat başka bir şuur ve iradenin etkisinde olduğu zamanlarda obje olur.

   •   Süje ve obje arasında bir etkileşimden bahsedebilmek için iki şey arasında fikirsel, duygusal ve tepkisel bir edimin söz konusu olması gerekir. Bu durumda süje, obje hakkında bir tasavvur sahibi olabilir, onun hakkında bir duygu hissedebilir ve ona dokunabilir.


Üstobje Nedir?


   •   Üstobje, süjenin obje vasıtası ile etkileşime geçtiği varlık ya da kendisi yerine obje ikame ettiği nesnedir. Süje, üstobje ile fikirsel, duygusal ve tepkisel anlamda tam bir etkileşim gerçekleştiremez. Bu sebeple kendisiyle tam bir etkileşim gerçekleştirebileceği bir objeyi, üstobje yerine koyarak dolaylı tatmin yolunu tutar.

   •   Örneğin; çok pahalı bir otomobil sahibi olmak isteyen birini düşünelim. Bu kişi hayalini gerçekleştirebilmesi için gereken şartlara sahip olmasın. Bu durumda kişi arzusunu gerçekleştirebilmesi için dolaylı tatmin yolunu tutar ve sahip olmak istediği otomobilin ona yaşatacağı zevkleri kısmen de olsa yaşatacak şeyler yapmak ister. Mesela hayalindeki aracı ona anımsatan daha ucuz bir otomobil satın alabilir, son model araçların sergilendiği fuarları gezebilir, minyatür otomobil koleksiyonu oluşturmayı hobi edinebilir. Ne yaparsa yapsın -bu çok alakasız bir şey de olabilir- neticede zihnindeki üstobje ile bir şekilde etkileşime geçebilme amacı güder.


Putun Yaratılış Öyküsü


   •   Bilindiği üzere insan beş duyu organına, bir akla ve ontolojik anlamda biyo-psişik bir yapıda olduğundan duygulara sahiptir. Bu üç özellik onun yaşamını idame ettirebilmesi için en önemli unsurlardır. Zira bilgi üretimi ve mevcut bilgilerin sentezi bu vasıtalar yardımı ile gerçekleşir. Ve insan için vazgeçilemez/inkâr edilemez bilgi, akıl, duyu ve duygunun kusursuz senkronizasyonundan geçer. Yani hem akla hem de duyu ve duyguya hitap eden malumat artık aklıselim bir insan için inkâr edilemez hale gelir.

   •   Bu sebeple insan hayatı boyunca sahip olduğu bu üç özelliği hemen her edim ve düşüncesinde süzgeç olarak kullanır. Biz bunu insanın somutlaştırma güdüsü olarak biliriz. Soyuttansa somut olan, görülüp dokunulabilen nesneler insan için daha caziptir.

   •   Örneğin; Ayasofya ya da boyu arşa ulaşan, o gotik mimarinin paha biçilemez örnekleri saydığımız katedraller… Bu yapılar, ne kadar büyük olursa, tanrıya o kadar layık olur ve sahibinin şanını o derece yüceltir düşüncesi ile inşa edilmişlerdir. Ne kadar büyükse o kadar müşahhas ve ne kadar müşahhas ise o derece kıymetli…

   •   Bunun bir diğer örneği kendilerine tanrı olarak put yaratan kavimlerdir. Büyük katedraller inşa eden melikler ile puttan tanrı edinen insanların beslendiği kaynak aynıdır. Öncelikle elle tutulup gözle görülemeyen bir tanrının varlığından emin olamazlar. Ona iman edemezler. Sunaklar sunup tütsüler yakarak ayinlerde bulunamazlar. Dualar edip adına şiirler yazarak ağıtlar yakamazlar. Bu sebeple ya mevcut bir nesneyi ilah olarak kabul ederler ya da kendilerine bir ilah yaratırlar.

   •   Klanlar döneminde her kabile kendine has bir totem kabul ederdi. Yani doğadaki herhangi bir hayvana istedikleri vasıfları atfedip onu dokunulamaz ve eti yenilemez kılarak tanrılaştırırdı. İlerleyen dönemlerde biraz daha gelişen insan, vücudu da kendi tasavvuruna ait tanrılar yaratmaya başladı. Mesela; Asurlular döneminde saray kapılarının sağ ve solunda bulunan heykeller… Bu heykellerin baş tarafı zekâyı temsilen insan başına, gövdesi ise gücü temsilen bir hayvana benzetilir. Aynı zamanda sağ ve soluna yetenek ve beceriyi temsilen kanatlar konulurdu. Ve bu insan-hayvan-kuş karışımı tanrı saray kapılarında nöbet bekler, hanedanı kötü ruhlardan korurdu. Tüm bunlar gelişmemiş insan zihninin ve Frued’un tabiriyle üst-benin otoritesinin ben üzerinde tam anlamıyla aktif olduğu zamanlara ait faaliyetlerdir.


Şirk Psikolojisi


   •   Bildiğimiz üzere cahiliye toplumunda put/şerik anlayışı diğer toplumlara nazaran farklılık gösterir. Örneğin; Mısır mitinde İzis adı verilen tanrının bir cismi/nesnesi vardır. Mısır halkı İzis’in önünde ona sunaklar sunar, dualar eder ve ayinlerini gerçekleştirirler. Bu nesne İzis’in ya kendisi ya da gökteki asıl varlığının yeryüzündeki izdüşümüdür. Her halükarda İzis, Mısır halkının tapındığı bir tanrıdır. Onları daha üst varlığa ulaştıran bir aracı değildir.

   •   Cahiliye toplumuna baktığımızda adeta politeizm ardına gizlenmiş bir monoteizm söz konusudur. Cahiliye dönemi Arapları süreç içerisinde oluşturdukları putları, tüm varlığı meydana getiren kadir-i mutlak bir tanrıya ulaşma vasıtası olarak kullanmışlardır. Örneğin; adını çok sık duyduğumuz Lat ve Menat putları tanrının hizmetçileri sayıldığından onlara gösterilen ilgi ve alaka tanrıya gösterilmiş gibi addedilir. Bu nedenle onlardan şefaat istenir, onlara adak adanır, ibadet ve taatte bulunulur.

   •   Şimdi bu toplumun tanrıya ulaşmak adına put yaratmasının süje-üstobje bağlamında psikolojik alt yapısını inceleyecek olursak, şunları söyleyebiliriz; süje/müşrik, iman nesnesi olan üstobje/tanrıya ulaşmak için obje/putu bir vasıta olarak görür. Daha önce bahsettiğimiz üzere süje, üstobjeye ulaşamadığı durumlarda dolaylı tatmin yolunu tutarak kendisine bir obje yaratma arzusunda olur. Cahiliye toplumunda süje iman nesnesiyle fikirsel, duygusal ve tepkisel olarak tam bir etkileşime geçebilme isteği güder. Fakat gözle görüp elle tutamadığı üstobjeyle tepkisel anlamda etkileşim kuramaması onu bu tepkimeyi tamamlayacak bir obje yaratmaya iter. Bu obje hayatının her anında süjenin yanında olup üstobjeyle kuramadığı tepkisel etkileşimi tamamlamada ona yardımcı olur.

   •   Böylece İzis ile cahiliye putu arasındaki ayrım biraz daha netleşmiş olur. İzis Mısır halkının iman nesnesi olarak bir objeyken, cahiliye putu süjeyi iman nesnesine ulaştıran objedir. İman nesnesinin kendisi değildir.  


Sonuç


   •   Tüm bunlardan yola çıkarak şunları söyleyebiliriz; süje fikirsel, duygusal ve tepkisel anlamda obje ile etkileşime geçer. İletişim zincirinin eksik olduğu zamanlarda ise obje, süje tarafından bir vasıta olarak kullanılır. Bu durumda süje, üstobje ile bir bağ kurabilme gereksinimi duyar.

   •   Cahiliye Araplarının kadir-i mutlak, görünmeyen bir tanrıya imanı söz konusu olduğunda onların tam bir iman tutumu gösteremediklerini ve mevcut imanı temellendirme niyetiyle nesneleştirme/somutlaştırma yolunu tuttuklarını, bu sebeple kendilerine bir obje/şerik yarattıklarını söyleyebiliriz. Onları bu tutuma iten neden ise; mevcut iman nesneleriyle tepkisel anlamda iletişime geçememekten doğan içsel bir huzursuzluktur. Zira insan için mutlak geçerli bilgi/edim/tutum akıl, duyu ve duygu uyumundan doğar.



303 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

İHH Suriye Sorumlusu Erhan Yemelek ile Konuştuk - 30/04/2019
Bu sayımızda genel olarak Suriye’den ve orada yaptıkları hizmetlerden bilgi almak adına İHH Yönetim Kurulu Üyesi ve Suriye Sorumlusu Erhan Yemelek ile kısa söyleşi gerçekleştirdik.
Adem Özköse ile Suriyeli Muhacir Alimler Üzerine - 30/04/2019
Yazdığı kitaplarla yıllarını ümmet coğrafyasının bilinçlenmesine ve ülkemizde tanınmasına adayan gazeteci Adem Özköse ile dosya konumuz üzerine söyleştik.
Seçme Tefsir Kitaplığı - 02/01/2019
Seri olarak kaleme alınacak ilim kitaplığına tefsir ilmiyle başlıyoruz. Bu başlık altında tefsir yazımının farklı türlerinde öne çıkan beş kitabı ele alacağız.
İslam Tarihinde İktisadi Kurumlar - 05/06/2018
Müslümanların tarih boyu geliştirdiği iktisadı kuruluşlar
Rousseau ve Toplum Sözleşmesi - 25/04/2018
Rousseau, Toplum Sözleşmesi kitabıyla monarşiye karşı halk iradesinin üstünlüğünü savunmasıyla 1789 yılında olacak Fransız İhtilali’nin önünü açtı.
Sosyal Medyanın Hiç mi Faydası Yok? - 28/02/2018
Emre Gündoğdu, belki derginin tek optimist tavrını sergileyerek sosyal medyanın olumlu yanlarına, hayatımıza sağladığı katkılara dikkat çekiyor.
Kur’an’ın Anlaşılmasında Arap Kültürünün Önemi - 14/02/2018
İnsanlık tarihinde kendilerini kabul ettirmiş, asırlar geçmesine rağmen kendilerinden bahsedilen, isimleri anılan kişileri daha iyi anlamak için, onların yetiştikleri ortamı, toplum yapısını iyi tanımak gerekir.