• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor
İbrahim TÜRKAN
ibrahimbursevi1@gmail.com
Din Felsefesi Tarihi Üzerine
01/11/2018

İlim Dergisi 32. Sayı Eylül-Kasım 2018


 


Din felsefesi, 19. yüzyıldan bu yana faaliyetlerini sürdüren sistematik bir çalışma alanı olarak kabul edilir. Fakat mevcut jargon ve tekniklerin dışında bu alan üzerindeki çalışmaları insanlık tarihinin çok eski dönemlerine kadar götürebiliriz. Bunu da din felsefesi tanımında yapacağımız küçük bir genişletme ile başarabiliriz.

Şöyle ki; dar anlamda din felsefesini ele aldığımızda; temel dini inançlar hakkında felsefi bir birikime dayalı, felsefi bir yöntemle düşünmek ve değerlendirmeye çalışmak anlamına gelir. Geniş anlamda ise; buradaki “felsefi yöntemle düşünmek” tabiri yerine akılla veya sağduyu ile düşünmek tabiri konulabilir. Böylece o temel dini konular üzerine aklı kullanarak düşünmek demek olur. Bu geniş anlamıyla ele aldığımızda ise din felsefesinin tarihini, din üzerine akıl yürüten ilk insana kadar götürmüş oluruz.[1]

Bu durumda ilk defa din üzerine düşünme faaliyetlerinin başladığı toprakları Grek’ten de önce Mısır, Hindistan ya da Mezopotamya olarak belirleyebiliriz. Zira 18. yüzyıldan bugüne yapılan araştırmaların gösterdiğine göre, felsefi çalışmaların ana kaynağı Grek değil daha eski ve köklü medeniyetlerdir.

Bu konuda Alfred Weber şunları söyler; “onun gelişmesi üzerinde Doğu’nun yaptığı etkiden şüphe etmek kabil değildir. Mısır’la temasa girmeden, yani onlara memleketini açan Psammetik devrinden evvel, Yunanlılarda tam anlamıyla felsefe izine rastlanmaz. Bundan başka, Yunan felsefesinin babaları hep İyonyalıdırlar, Küçük Asya’dandır ki felsefe önce İtalya’ya ve oldukça geç bir dönemde Atina’ya, yani asıl Yunanistan’a getirilmiştir.” [2]

Yine Tahsılu’s-Saâde adlı eserinde bu konuyla ilgili Farabi şöyle der; “söylendiğine göre bu ilim eskiden Irak halkı Kaldeliler arasında mevcuttu. Onlardan Mısır halkına geçmiş, oradan Yunanlılara intikal etmiş, Süryaniler ve daha sonra Araplara geçinceye kadar onlarda kalmıştır.” [3]

Başka bir önemli felsefe tarihçisi olan Emile Brehier de Yunan felsefesinin kökenlerini ve kaynaklarını Mezopotamya’ya bağlamakta, felsefe tarihini Thales ile başlatmanın, felsefe tarihinden bihaber olduğumuz anlamına geleceğini belirtmektedir. [4] Son olarak sadece bu konuyu ele alıp, yaklaşık üç asırdan beri sorulan “felsefenin çıkış yeri neresidir?” sorusunu cevaplamaya çalışan Martın Bernal’in “Kara Atena” adlı eseri oldukça doyurucu veriler sunması itibari ile okunabilir. [5]

Yazılı kaynaklara itibarla din üzerine düşünme tarihini net olarak belirleyecek olursak, bu tarihi güçlü bir antropomorfizm eleştirisi yapan Ksenophanes’e (MÖ. 570-480) kadar geri götürmek mümkündür.[6] Bundan sonra süreci felsefi teizmin en önemli ismi Platon ve ardından gelen Aristo ile devam ettirebiliriz. Dine veya teizme yakın bu iki filozoftan Platon daha idealist ve mistik bir dil ile din felsefesine öncülük ederken, öğrencisi Aristo daha realist ve rasyonalist bir dil ile din felsefesinin öncüsü olmuşlardır.[7]

Bu iki büyük ilkçağ filozofunun din felsefesine yaptığı katkılar çok fazladır. Tanrının varlığının kozmolojik ve teleolojik delillerinden, tanrı-evren, tanrı-insan, tanrı-ahlak ilişkilerine, ölüm-ölümsüzlük konularından, teodise olarak adlandırılan kötülük problemine kadar din felsefesinin ilgilendiği en temel konularda kalem oynatmış ve güçlü bir geleneğin oluşmasında büyük rol oynamışlardır.

Bunun haricinde Epiküros’un teodise problemi hakkındaki görüşleri ve Plotinos’un tanrı-evren ve tanrının sıfatları hakkındaki düşünceleri bugün hala din felsefesi içerisinde değerini korumaktadır.

İslam’ın “altın çağı” olarak adlandırılan dönemde, İbni Sina ve Farabi’nin kozmolojik delilin imkân versiyonuna, Gazali ve bazı ehli kelamın da yine kozmolojik delilin hudus versiyonuna yaptığı katkıları unutmamak gerekir. İbni Arabi ve Mevlana gibi kimi sufi ve mistik filozofların dini tecrübe delili üzerinde durup, onu geliştirmeleri, Kindi, İbni Rüşd, İbni Bacce ve Fahru’r-Razi’nin din felsefesinin bazı konularını irdeleyip etüt etmeleri bu anlamda oldukça önemlidir. Bu isimlerin yaptıkları katkıların çağdaş din felsefesinde yeterince ele alındığını söylemek zordur. Buna Müslüman din felsefecileri de dâhildir.[8]

Öte yandan Skolastik dönemde, Thomas Aquinas’ın deliller konusundaki “beş yolu”, akıl-iman ilişkisindeki aklı sınırlayıcı tutumu, Anselm’in geliştirdiği ontolojik delil kuramı Orta Çağın son dönemlerinde gelen katkılardır.

Yeniçağda Descartes ruh-beden düalizmi, Spinoza panteizmi, Pascal bahisçi iman tutumu, Leibniz mümkün dünyaların en iyisi teodisesi, David Hume teleolojik delil eleştirisi, Kant ahlak delili, Kirkegaard fideizmi, Witgeinstein dil oyunları ile din felsefesine önemli katkılarda bulunmuşlardır.[9]

1960’lara gelindiğinde, din felsefesine “yeniden dönüş” olarak adlandırılabilecek bu dönemde; A. N. Whitehead’dan esinlenen, Charles Hartshone’un başını çektiği süreç felsefesi, daha sonra Witgeinstein merkezli D. Z. Philips tarafından geliştirilen Witgeinsteincı din felsefesi sahaya yeni bir ivme kazandırmıştır. Hemen hemen aynı yıllarda din bilimlerinin minnetle andığı Ninian Smart, John Hick gibi isimler, bu alanda çok temelli katkılar sağlamışlardır.[10]

1970 ve sonrasında din felsefesinin “yeniden doğuşu” diyebileceğimiz bir süreç başlamıştır. Önceden analitik felsefe tarafından hırpalanan bu disiplin, yine aynı alan içinde, onun felsefi araçlarını kullanmak suretiyle kendine oldukça sağlam yer edinmiştir. Bu dönemde A. Plantinga’nın reformist epistemolojisi, Richard Swinburne’un evidensiyalist din felsefesi, William Craig’ın doğal teolojiye çağdaş bilim destekli yaptığı katkılar ve benzeri daha nice gelişme yer almıştır.[11]

Daha önce de belirttiğimiz gibi din felsefesi çalışmaları sistematik bir şekilde; yani felsefi bir birikime dayalı, felsefi bir düşünme ve değerlendirme metoduyla 19. yüzyıldan beri devam etmektedir. Bu sahanın “din felsefesi” adıyla anılmasında ve bir disiplin kazanmasında Hegel’in katkıları çok büyüktür.

Öncelikle felsefenin disiplinlere bölünme ihtiyacı nereden doğdu?

Ülkemizdeki ilk din felsefecisi olan Mustafa Şekip Tunç bu konuda şunları söylüyor; “bir ilim felsefesi, bir sanat felsefesi, bir hukuk felsefesi olduğu gibi bir de din felsefesi vardır. Bu felsefelerin vücuda gelmesi aldıkları konulara karşı tamamiyle tarafsız kalarak gerçek mahiyet ve kıymetleri üzerinde bilgi nazariyesi, psikoloji ve ahlak bakımından incelemeler yapmak ihtiyacının duyulmasından doğmuştur.”[12]

Bu bağlamda din felsefesi, uzmanlık alanlarının daraldığı, yeni uzmanlık sahalarının doğduğu ve farklı disiplinlerin kendi içerisinde bölünmeye başladığı bir zaman diliminde doğmuştur. Ve felsefede mevcut din üzerine yapılan çalışmaları ve oluşturulan nazariyeleri ayrı bir şablon altında toplayan, bu birikimi yeni bir çalışma alanına kanalize eden Hegel olmuştur.

Hegel, Berlin Üniversitesinde 1821 yılında “Din Felsefesi” adıyla bir ders verirken, ilk defa hem din felsefesi deyimini kullanmış, hem de bunu bir disiplin haline getirmeye çalışmıştır. Bu dersini 1824-1827 ve 1831 yıllarında tekrarlamıştır. Bu dersler, onun ölümünden bir yıl sonra 1832’de “Din Felsefesi Üzerine Dersler” adıyla Berlin’de Ph. Mazheineke ve Bruno Bauer tarafından yayımlanmıştır.[13]

Yukarıda söylediğimiz gibi din felsefesinin doğuşu hukuk, dil, biyoloji, sanat felsefesi ve bunlar gibi başka bölünmelerin de yaşandığı bir tarihsel arka plan ile ilgilidir. Ve din felsefesinin yeni bir disiplin halini alması kuşkusuz bu sahadaki felsefi problemlerin ve sorunların daha detaylı ve nitelikli bir şekilde ele alınmasında büyük faydalar sağlamıştır.

 


[1] C. Sadık Yaran, Din Felsefesine Giriş, Ensar Neşriyat, S. 30-31

[2] Alfred Weber, Felsefe Tarihi, çev. H. Vehbi Eralp, Kabalcı Yayıncılık, S.11

[3] Farabi, Mutluluğun Kazanılması (Tahsılu’s-Saâde), çev. Ahmet Arslan, Divan Yayınları, S. 88-89

[4] Bayram Ali Çetinkaya, Felsefe Tarihi, AUZEF, S. 44

[5] Martın Bernal, Kara Atena (Eski Yunan Uydurmacası Nasıl İmal Edildi?), çev. Özcan Buze, Kaynak Yayınları

[6] Recep Alpyağıl, Din Felsefesine Dair Okumalar, İz Yayıncılık, S. 27

[7] C. Sadık Yaran, Din Felsefesine Giriş, Ensar Neşriyat, S. 33

[8] Recep Alpyağıl, Din Felsefesine Dair Okumalar, İz Yayıncılık, S. 28

[9] C. Sadık Yaran, Din Felsefesine Giriş, Ensar Yayıncılık, S. 34

[10] Recep Alpyağıl, Din Felsefesi, AUZEF, S. 18

[11] Recep Alpyağıl, Din Felsefesine Dair Okumalar, İz Yayıncılık, S. 29

[12] Musatafa Şekip Tunç, Bir Din Felsefesine Doğru, Türkiye Yayınevi, S. 7

[13] Mehmet Bayraktar, Din Felsefesine Giriş, Eski Yeni Yayınları, S. 13



Paylaş | | Yorum Yaz
165 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Sadru’ş-Şeria Eğitim Merkezi - 02/01/2019
Yaşayan Medreselerin bu sayı konuğu Burak Kızıldaş hoca, Sadru’ş-Şeria Eğitim Merkezini anlattı
Su, Toprak, Hava ve Düşmanları - 22/07/2018
Yaşamın aslî elementlerini nasıl hunharca tükettiğimiz konusu bu yazıda ele alınıyor.
Devlet Adamı, Lakhes, Gorgias - 22/07/2018
Platon Kitaplığının beşinci bölümünde İbrahim Türkan, kadim bilgenin Devlet Adamı, Lakhes ve Gorgias kitaplarını inceliyor.
İbni Haldun, Mukaddime ve İktisat - 05/06/2018
Sosyoloji ilminin kurucusu İbni Haldun'un iktisada ait tespit ve önerileri...
Zweig’le Başbaşa (1) - 05/06/2018
Usta edebiyatçı Stefan Zweig'in kitapları üzerinden kurgusal söyleşiler...
Kritias ve Kharmides Diyalogları - 25/04/2018
Platon kitaplığının dördüncü yazısında Kritias ve Kharmides diyalogları tanıtılıyor.
Siyaset Felsefesinin Günah Keçisi: Machiavelli ve Hükümdar’ı - 25/04/2018
Yönetim ve siyaset literatüründe önemli biri olan Machiavelli'ye bir de bu açıdan bakın.
Sanal Evrenin Komplikasyonları - 28/02/2018
İbrahim Türkan, çağdaş Batı edebiyatından distopya örnekleriyle sosyal medyanın çoklu kişilik bozukluğuna yol açan yönlerine dikkat çekiyor. Ona göre ekrana kilitleyen web aplikasyonlarının psikiyatrik ağır vakalardan farkı yok.
Platon’un Devlet’i - 01/02/2018
Platon’un Devlet’i insanlığın kanına işlemiş, tarihteki birçok medeniyetin iliklerine imzasını atmış bir kitaptır. Platon’un en yüklü, en zengin, malumat ağı en geniş eseri… Diyalog neredeyse insanlığın tüm hallerini konu ediniyor.