• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor
Adem ÖZÇELİK
Çevresel Tükenişin Küresel Sinyalleri
22/07/2018
İlim Dergisi 31. Sayı Temmuz-Ağustos 2018


     •     Geçtiğimiz yüzyılın son yarısı kuşkusuz “büyüme çağı” olarak tarihe geçecek. Nüfusa bakalım örneğin. 1950’lilerde 2,5 milyar insan yaşıyordu dünyada. 2000 sonrasındaysa bu rakam 6 milyara ulaştı. Bu, 1950’den itibaren insan nüfusu önceki kaç milyon yıldan daha fazla arttı demek. Ekonomideki gelişme daha da göze çarpar durumda. Geçtiğimiz yüzyılın son yarısında dünya ekonomisi yedi kat büyüdü. Bu vurucu özellik yalnızca 2000 yılında, yani tek bir senede dünya ekonomisindeki büyümenin bütün 19. yüzyıl büyümesini aşmış olması. İlerleyen ekonominin talepleri dünyanın karşılayabileceğinden daha fazla olmaya başladı; artık gezegen doğal kapasitesini aşıyor.
        Dünya ekonomisi sadece elli yılda yedi kat artarken doğal yaşam destek sistemleri esasen aynı kaldı. Su kullanımı üç kat büyüdü ama buharlaşma yoluyla taze su üretim sisteminin kapasitesi sadece biraz değişti. Deniz ürünlerine talep beş kat arttı ama denizlerden elde edilen sürdürülebilir deniz ürünleri üretimi değişmedi. Fosil yakıt kullanımından yayılan karbondioksit dört kat arttı ama doğanın karbondioksit emme kapasitesi çok az değişti. Sonuçta atmosferde karbondioksit yığılması oldu ve dünya ısısını yükseltti. İnsanlığın talepleri dünyanın doğal kapasitesini aştıkça gıda üretimi artışı daha da zorlaştı. Çevre kullanım eğilimleri değişmezse ilerde global düzeyde sıkıntıların yaşanacağını belirtiyor çevreciler. Aslında 2004 başlarında Çin’in dünya pazarından 8 milyon ton buğday talebi yeryüzündeki tahıl fazlası çağından tahıl kıtlığı çağına geçişin başlangıcı sayılabilir.
        Tek kişi düzeyinde beslenme yeterliliğinin, global düzeyde de gıda güvenliğinin temel göstergesidir dünya tahıl üretimi. 1950’den 1996’ya kadar yaklaşık üç kat büyüyen tahıl hasadı 2003’e kadar artış kaydetmeden aynı düzeyde devam etti. 2002’de ve sonra 2003 yılında yine görülen 100 milyon tonluk açık kayıtlara geçen en büyük açık rakamı oldu. Tarım alanı verimliliğinde toprak erozyonunun kümülatif etkileri, tarım arazilerinin çölleşmeyle yitirilmesi ve bu alanlarının tarım dışı kullanıma giderek daha fazla dönüştürülmesi… Bütün bunlar küresel düzeydeki tarımsal işleyiş kaybına katkıda bulunan çevresel eğilimler. Yeni çevresel eğilim halini alan su yüzeylerindeki düşüş ve yükselen ısı ise gıda üretimindeki büyümeyi yavaşlatıyor.
        Bunun dışında son yarım yüzyılın büyük kısmının özelliği olan sulamadaki hızlı büyüme de yavaşladı. Ülkelerde sulanan alanlar daralıyor. Artan tahıl talebini karşılamak artık çiftçiler için daha da zorlaştı. Nüfus yılda yetmiş milyon artmaya, tarım alanı verimliliği de yavaşlamaya devam ederse besin kıtlığı, yüksek besin fiyatları ve ortaya çıkan kıtlık politikalarıyla çalkalanabilir ülkeler. Gıda sorunu kısa süre içinde ulusal devletlerin temel sorunu olan terörizmi bile gölgede bırakabilir.
        Bugünkü ekonomik yapının dünyadan çok fazla talebi söz konusu. Kuruyan nehirlerde, buzulların erimesinde, erozyona uğrayan alanlarda, azalan deniz ürünlerinde, daralan ormanlarda, otlakların yok edilmesinde, yükselen karbondioksit ve ısı seviyelerinde görülebilir bunun kanıtları. Hepsi dünya gıda beklentisini ters yönde etkileyen yıkıcı çevresel etkiler. Örneğin ısıdaki sıradan bir yükseliş bile kalıcı olarak dağlık alanlardaki yağmuru artırabilir ve kar yağışını azaltabilir. Bunun sonucunda yağmur mevsiminde daha fazla sel meydana gelebileceği gibi, çiftçilerin sulama suyuna ihtiyaçları olduğu kuru mevsimde de nehirleri besleyecek daha az kar olacaktır.
        Her yıl saflarımıza eklenen yetmiş milyon insan ve kötü çevre kullanımına paralel olarak artan besin talebi sulama suyunu da katladı. Bu da dünyamızın büyük bir su açığı ile karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Bu açık yeraltı sularının aşırı kullanımı ve düşen su yüzeyleri biçimini aldığından şimdilik algılanmaz halde. Çünkü düşen su yüzeyleri kuyular kuruyuncaya kadar genellikle fark edilmiyor. Şu anlık su çizelgeleri en büyük tahıl üreticisi olan Çin, Hindistan ve ABD gibi dünya nüfusunun yarısından fazlasının yaşadığı ülkeler de dâhil sürekli düşüş halinde. Bir ton tahıl üretmek için bin ton su gerektiğinden gıda güvenliği ile su güvenliği arasında yakın bir ilişki var. (Dünya suyunun %70’i sulamada, %20’si sanayide, kalan %10’u da yerleşimlerde kullanılıyor.) Su düzeyindeki düşüş ısının yükselmesine yol açıyor doğal olarak.
        Ürün ekologları büyüme mevsimindeki bir derecelik ısı artışının buğday, pirinç ve mısır verimini %10 azalttığı sonucuna oy birliğiyle vardılar. Son yıllarda dünyanın ortalama ısısı 0,7 derece artmış durumda. 2003’deki örneğinde yoğun sıcak darbesini yiyen bölge Avrupa’ydı. Sekiz ülkede 35 bin can alan ağustos sıcağı batıdaki Fransa’dan doğudaki Ukrayna’ya kadar neredeyse her ülkede tahıl hasadını kuruttu.
        Yeri gelmişken konunun endüstrileşmeyle olan boyutunu ifade etmekte yarar var. Yoğun nüfusa sahip ülkeler hızla sanayileşmeye başladıklarında onları ağır biçimde tahıl ithalatına bağımlı kılan üç unsur çabucak gerçekleşiyor: Bir ülke sanayileştikçe ve modernleştikçe tarım alanları sanayi ve konut alanları için kullanılmaya başlanıyor. Otomobil kullanımı yayıldıkça yol, otoyol ve park yeri inşaatları değerli tarım alanlarının yerlerini alıyor. Çiftçiler de kendilerini ekimin ekonomik olmadığı küçük toprak parçalarında bulduklarında çoğunlukla arazilerini terk ederek başka iş imkânları aramaya koyuluyorlar.
        Hızlı sanayileşme kırsaldan işgücünü çıkardıkça bu durum daha az çifte hasada, yani olgunlaşan ürünü biçip tarlayı ikinci ürüne derhal hazırlamanın pek yapılmamasına neden oluyor. Genç insanlar şehirlere göç ettikçe yitirilen işgücü dolayısıyla bunu yapma kapasitesi düşüyor. Son olarak, gelirler arttıkça beslenme biçimi değişiyor ve daha fazla meyve ve sebze talebi oluyor. Bu da neticede çiftçilerin arazilerini tahıldan daha karlı, daha yüksek değerli olan bu ürünlere açmalarına neden oluyor.
        Bunlar gibi pek çok gerçeği temel alarak gelecek yarım yüzyılda dünyanın karşı karşıya kalacağı tehditleri küçümsemek zor. Dünya sadece fazladan 3 milyar insanı beslemekle kalmayacak, beslenme biçimlerini değiştirerek besin zincirinde bir üst basamağa çıkan ve daha fazla tahıl, yoğun hayvansal ürün yemek isteyen tahmini 5 milyar insan daha olacak. Burada global ölçekteki açlık artışını da hesaba katmak gerek. Daha yakın sayılabilecek bir tarih diliminde, 1995-97’den 1999-2001’e dünyada aç insanların sayısı 18 milyon daha artarak 798 milyona yükseldi. Söz konusu arada tahıl hasadında büyüme olmadığı göz önüne alındığında aç insan sayısındaki artış pek şaşırtıcı değil.
        Gıda ekonomisinin ucuz petrol bolluğu tarafından şekillendiği bir dünyada, daralan petrol stokları da açlığı yok etme çalışmalarını güçleştirecek. Modern mekanize tarım, traktörler, sulama pompaları, tahılın hasadı ve işlenmesi için daha fazla miktarda yakıt gerektiriyor. Yükselen petrol fiyatları kısa süre sonra yükselen gıda fiyatları demek olacak. Tüm bunların sonucunda gelecekteki gıda güvenliğini garantilemek çok zor bir meydan okuma olur.
        Kişi başına düşen tarım alanındaki daralmayı durduracak, meraları çölleştiren aşırı otlatmayı engelleyecek ve toprak erozyonunu, doğanın yeni toprak oluşturma hızının altında tutabilecek miyiz? Yine tarım alanlarını çevreleyen çöllerin yayılmasını durdurmamız, hasatları azaltma tehlikesi oluşturan ısı yükselmesini kontrol altına almamız, su düzeylerinin düşmesini engellememiz ve tarım alanlarını özensiz-tarım dışı kullanımdan korumamız mümkün olacak mı?
İstifade edilen kaynak: Dünyayı Nasıl Tükettik? Lester R. Brown, Türkiye İş Bankası Yayınları


247 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Abdusselam Harun - 08/07/2019
Yazılı İslam hazinesinin 20. yüzyıldaki bu gizli kahramanlarını anlatmaya Abdusselam Muhammed Harun merhumla başlıyoruz.
Kaç Tane İsferayînî ve Ebu Hayyân var? - 01/05/2019
Kaç Tane İsferayînî ve Ebu Hayyân var?
Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin Kavramsal Öyküsü - 29/04/2019
Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat gerek ilgili hadislerde gerek ilk dönem alimleri nazarında ne anlama geliyordu?
Bâkıllânî İçin Ne Dediler? - 25/02/2019
Kim Kim İçin Ne Dedi köşesi Eş’arî kelamı ve Malikî usulünün kilit ismi Bâkıllânî ile başlıyor.
Fahrurrazî’den Uygulamalı Münazara Dersleri - 02/01/2019
Münâzarâtu Fahruddîn er-Razî fî Bilâdi Maverâinnehr kitabını okurken ilmî tartışma için çıkardığım dersler.
Alimlerden Arapça-Türkçe Sözler - 02/11/2018
İslam alimlerinin eserlerinden hayat rehberi niteliğinde özlü sözler...
Masonluğun Dünü ve Bugünü - 05/06/2018
Tapınakçılardan günümüz ideolojilerine masonluk
Vahyin İzinde Yönetim Bilinci - 25/04/2018
Ayetler ve hadisler eşliğinde ideal yöneticinin vasıfları...