• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor
Misafir Yazarlar
İktisadi Evrimin Niteliği Üzerine - Mustafa Sarıtosun
05/06/2018

İlim Dergisi 30. Sayı Mayıs-Haziran 2018

Kapitalizm Niye Bizde Doğmadı? // Mustafa Sarıtosun 

   •   Yunanca “ev yönetimi” anlamına gelen ekonomi (oikia: ev, nomos: kurallar) genel anlamıyla insanların tüketim ve üretim faaliyetlerini nasıl organize ettiklerinin incelenmesidir. Ortaçağ ve öncesinde tarıma dayalı ekonomik yapı, nüfusun dağınık olması, şehirleşmenin yoğun olmaması, ulaşım imkanlarının yetersizliği küçük ve lokal ölçekte bir ekonomik faaliyet sürdürülmesine neden oluyordu. Dünya modern ekonomik sisteme geçtiğinden beri sistemi oluşturanlarla sisteme sonradan dâhil olanlar arasında hiçbir zaman fırsat eşitliği olmadı. Tüm ekonomik temaslar sonradan dâhil olanların aleyhine işledi. Bu durumun anlaşılabilmesi için sistemi doğuran sebepler ve geçirdiği evrimlerin iyi analiz edilmesi gerekir.         


Avrupa devletlerinin ekonomik evrimi


   •   Bugün var olan ekonomik sistemin ilk temelleri Haçlı Seferleri’nde atılmış, gasp edilen malların satılması ile Avrupa’da büyük çaplı ticaret yapılmaya başlanmıştır. Sonrasında coğrafi keşiflerin gerçekleşmesi, ticaretin büyük denizlere açılması, en önemlisi Avrupa’nın büyük sömürgeler elde etmesi neticesinde ekonominin yönetilmesi ve yönlendirilmesinde önceki basit ekonomik sistem yetersiz kalmıştır.

   •   16. yüzyılda Avrupa’da ulus devletlerin oluşması ve sömürge rekabetine girişmeleri farklı iktisadi düşünce anlayışlarının doğmasına sebep olmuştur. Devletin ekonomiye müdahalesi vergi usulleri ve kamu harcamaları gibi konularda farklı düşünseler de bu dönemin iktisatçıları servet biriktirmek ve sürekli arttırmak konusunda hemfikirdir. Belki de ilk kez bir ideal olarak servet artırımı formülize edilmiştir. Ulusların gücünün ve zenginliğinin sahip oldukları metal miktarıyla ölçüldüğü bu dönemde Afrika ve Amerika’dan elde edilen altın ve gümüş madenleri Avrupa ülkelerinin diğer ülkelere göre zenginleşmesine sebep olmuştur. Bu dönemde ithalat engellenip servet artırımı korunmuştur.

   •   17. ve 18. yüzyılda ise ekonomik büyüklük reel faktörlere bağlanmış ve ithalat kısıtlamasının olmadığı serbest piyasa ekonomisine geçilmiştir. Bu usul değişikliği sömürgecilik konusunda emek ve kaynak transferine dönüşmüştür. Nihayet Sanayi Devrimi ile ucuz emek, gasp yolu ile elde edilmiş hammadde ve sömürü ürünü muazzam servet Batı’nın dünyada egemenliğini ilan etmesine yol açmıştır. Bu evrimler geçirilip günümüz kapitalizmi oluşturulurken kavramları ve teorileri ile modern iktisat bilimi de formülize edilmiştir. 


Osmanlı İmparatorluğunun ekonomik yapısı


   •   Avrupa’da bunlar olurken Osmanlı Devleti tarımda Selçuklulardan aldığı ve geliştirdiği tımar sistemini, ticarette ise mutlak devlet kontrolünün olduğu bölgesel denge fikrine dayanan bir sistemi devam ettirmekteydi.

   •   Modern iktisada göre, geçim ekonomisi yerli referanslarla incelendiğinde refah ekonomisi olan Osmanlı ekonomik yapısı durumu muhafaza etmeye yönelik bir yapıdır. Devletin ekonomiye müdahale sebebi büyütmek ya da zenginleştirmek değil, dengeyi korumak üzerinedir. Kârlılık serbest bırakılmamış, devlet tarafından emek yoğunluğuna göre belirlenmiştir. Örneğin toptancı ya da imalatçısının söylediği fiyatı çok bulan esnaf kadıya şikâyette bulunur. Bunun üzerine kadı o malın üretilmesinde harcanan emeği gözlemleyerek kâr oranı belirler. Malların serbest dolaşım hakkı yoktur. Üretilen mal bulunduğu bölgeye göre üretilir. İstisnai şartlarda ancak izin alarak başka bölgelere transfer edilebilir.

   •   İhracat ise en son tercihtir. Devlet ekonominin her safhasına müdahildir. Onu piyasanın insafına bırakmaz. Merkezi otorite tek egemendir. Taşra yönetimi kuralları uygular. Tarımda ise toprak Müslüman halk adına padişahtadır. Halk zirai toprakların mülküne sahip değildir, ama ürününü yetiştirip satar, vergisini verip toprağı işleme hakkı miras bırakılabilir. Ayrıca zirai olmayan bağ ve bahçe mülk edilebilir. Sipahiler eliyle nizama sokulan topraklar feodalite oluşmaması için uzun süre aynı görevlilerce yönetilemez.

   •   Bunun dışında vergi sistemi keyfi değil kurala bağlanmıştır. İstisnai şartlarda değişir, ama herkesten vergi alınır. Özellikle taşrada en uzak noktalara kadar ulaşılmıştır. En az vergi kendi kendine yeten toprak sahibinden alınmış, emekten alınan vergi ise yok denilecek kadar az olmuştur. Vergi toplamadaki başarıya rağmen devletin servet artırımı Batı ile mukayese edilemeyecek ölçüde küçüktür. Fakat savaş kaybetmeler başlayıp düzen sarsılınca vergi toplamalarda sıkıntılar yaşanarak mali yapı bozulmuştur. Kaybedilen savaşların bütçeye getirdiği yük özellikle gayri müslimlerin yoğun olduğu yerlerde toplanamayan vergiler, kapitülasyonların kontrolden çıkması ve merkezi yönetimin uzak bölgelerde etkinliğini kaybetmesi sonucu taşra yönetiminin keyfi uygulamaları içinden çıkılamaz bir kısır döngü oluşturmuştur. Buna paralel olarak Batı’nın yukarıda sayılan nedenlerden gücünü artırması müdahale sahasının gelişmesine neden teşkil etmiştir.


Sürece dâhil olma girişimleri


   •   Söz konusu gelişmeler gayrimüslimler ve yabancı tüccarların ayrıcalıklar elde etmesine sebep olmuş, bunun neticesinde geleneksel ekonomik yapı dağılarak toplumsal çözülme ve işsizliğe kapı aralanmıştır. Dönemin devlet elitleri askeri ve siyasi alandaki Batılılaşma kompleksini ekonomik alanda da göstermiş, 1838’de İngilizlerle yapılan ticaret antlaşması diğer Avrupa Devletleriyle de imzalanarak Osmanlı İmparatorluğu resmen serbest ticaret bölgesi durumuna getirilmiştir.

   •   Görüldüğü gibi sömürge politikasının olmadığı, servet artırımının idealize edilmediği ve kârın emeğe göre belirlendiği, Batı’daki feodaliteye benzemeyen toprak sistemi sayesinde oluşmayan burjuva sınıfı, Osmanlı’nın sanayiye geçişinde kapitalist sisteme dâhil olmasını da engellemiştir.

   •   Batı’daki kirli evrimleri geçirmeyen hiçbir ülke zaten bu sürecin başlangıcında yer alamazdı. Türkiye'nin ilerleyen dönemlerde sürece dâhil olma girişimleri de aynı şekilde sömürülmekten başka netice vermemiştir.

 



235 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Yazma Eser Tercümeleri Ne Kadar Düzgün? - Molla Kasım - 10/07/2019
İlyas Çelebi ve Mahmut Çınar tarafından çevrilen ve Türkiye Yazma Eserler Kurumu tarafından yayınlanan Tavâli’u’l-Envâr (Kelam Metafiziği) kitabının tercümesi inceleniyor.
20 Maddede İlahiyat ve Medrese Mukayesesi - Tunahan Erdoğan - 08/07/2019
20 maddede günümüz medreseleri ile ilahiyatları karşılaştırılmaktadır.
İlahiyatın Sorunları ve Çözümler - Mehmet Azizoğlu - 08/07/2019
Yazıda dile getirilen konular başta ilahiyat fakülteleri olmak üzere genel manada yükseköğretimin de bazı sorunları olarak düşünülebilir.
Akademik Hadisçilik Ne Yapar? - Oğuzhan Yıldız - 08/07/2019
İlahiyat fakültelerindeki akademik hadis eğitiminin yaklaşık 120 yıllık bir süre sonunda hangi mahiyette olduğu ve lisansüstü araştırmaların işlevleri hakkında daha çok tasvire dayanan bir üslupla bilgi vermek hedeflenmektedir.
Hılyetü’l-Evliyâ’dan Reçeteler - Nurullah KIŞLA - 01/05/2019
Selefin hikmet ve irfanıyla dolu Hılyetü’l-Evliyâ’dan kalp hastalıkları tedavileri...
Ülkemizde Bulunan Suriyeli Âlimler - Mazhar OĞULPINAR - 01/05/2019
Suriye'den ülkemize hicret eden 12 alim şahsiyet...
Fıkhu’l-Luğa’dan Tadımlık - E. KARATAŞ - 01/05/2019
Fıkhu’l-Luğa’dan Tadımlık birinci bölüm...
Tehcir Diyarında İlim Ehlinin Sıkıntıları - Abdurrahman TAŞBİLEK - 30/04/2019
Tüm zorluklarına ve risklerine rağmen Sûriye'de kalıp savaş mağduru, mazlum ve mahrum halkının eğitimine katkı sağlamak için mücadele verenlerin yaşadıkları...
Muhacir Alimler - Dr. Ahmet Emin DAĞ - 30/04/2019
Suriye ayaklanmasının başlangıç evresinden ülkemizdeki Suriyeli alimlerin durumuna sürecin genel hatlarıyla özeti...
 Devamı