• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor
Misafir Yazarlar
Global Şirket Yolunda Gençlerimize Düşenler - İsmet Can Baysal
05/06/2018

İlim Dergisi 30. Sayı Mayıs-Haziran 2018

İsmet Can Baysal

  •   İnsan kaç yıl yaşar? Evrende her şeyin bir ömrü var mıdır? Maddelerin ömürlerini ne belirler? Bugün var olan büyük veya küçük şirketlerin de ömürleri var mıdır? Var ise bu ömrü ne belirler? Bu sorunun cevabı şirketin kurulduğu yerden kurulduğu yere değişse de Türkiye’de cevabı aşikâr; Yahudiler.

  •   Öncelikle yazıma şirket yönetme ve krizlerle başa çıkma teknikleriyle başlamak istiyorum. Şirket yönetirken başarılı çoğu işadamının benimsemiş olduğu bazı olgular vardır. Bu her ne kadar şirket stratejisi, amacı ve hedefine göre değişse de başarılı şirketlerin stratejilerini bir küme olarak düşünürsek bu kümenin kesiştiği yerler şöyle sıralanabilir: Patron masada değil sahada olur… Demirbaş kadroyu oluşturmak… Krizlerden şirketi en az zararla çıkarmak…

  •   Her ülkenin stratejik noktaları olduğu gibi her şirketin stratejik noktaları mevcuttur. Bu stratejik noktalar sektörden sektöre değişse de her sektörde aynı olan nokta pazarlama ağıdır. Pazarlama ağında yeni bir akım olan network marketingden (pazarlama ağı) bahsedilecek olursa, bu sistemde ürün pazarlama reklam ile değil, direkt olarak tavsiye ile satılmaktadır. Böylece hem reklam maliyetinden kaçınılmış hem de zamandan tasarruf edilmiş hem de şirkete ait olan reklam departmanında bulunan personel ve gerekli materyal masraflarından kaçınılmış olur.

  •   Şirketlerin başarılı olmasına vesile olmuş bir diğer sistem de ‘onluk sistem.’ Bu sistemde yönetici iş sahasında gözüne kestirdiği lider vasıflı 10 kişiyi seçer ve onlara ayrıcalıklı olduğunu söyler. Büyük bir çalışan takımına sahip şirketlerde bu sistemde seçilen on kişinin de kendisine on kişilik bir takım oluşturması istenir. Böylece üretimde veya pazarlamada herkes aktif olarak şirket lehine çalışmış olur ve verim en üst safhaya çıkar.

  •   Bugün okullarda duyduğumuz rehberlik servisi veya PDR departmanları bulunmaktadır. Geç de olsa corporate (kurumsal) şirketler bu departmanın gerekliliğinin farkına varmış ve sadece çalışanlarının problemleri ile ilgilenmek üzere psikologlar ve psikolojik danışmanlık ve rehberlik (PDR) uzmanları çalıştırmaya başlamıştır.

  •   Verimi artırmada gerekli olan başka altın kural ise şudur: Ayın çalışanı seçme. Bu sistemde o ay lideri veya şefi tarafından gerçekten objektif bir gözlemle en verimli çalışan seçilir ve bu çalışana herkesin farkına varabileceği bir şekilde bir ödül takdim edilir. Bu ödüllendirme sistemi verimi artırma sistemleri arasında en kullanışlı olanıdır, fakat gözlem objektif bir şekilde yapılmaz ve ayın çalışanı yolsuzluk ile belirlenirse bu şirket içinde tam bir kaos olabilir. Bu şekilde haksız yere ödüllendirilen çalışanları protesto amacıyla üretimin durdurulduğu şirketler yok değildir.

  •   Verimi artırmanın bir diğer kuralı ise şudur: Çalışana değer vermek. Eğer şirketinizde veya küçük işletmenizde çalışan bir kişi kendine değer verildiğini anlar ise şirketin her türlü sorununu kendi çabasıyla dahi çözmeye çalıştığı gözlemlenmiştir. Siz aslında çalışanınıza değer verip onunla gerçekten güzel ilişkiler kurarak disiplini yitirmiş olmaz, şirketin var olan sorunlarına bir ortak almış olursunuz ki bu da üzerinizdeki yükün hafiflemesi demektir.

  •   Şirketimizde oluşan herhangi bir krizde en çok yapılan hatalardan birisi de olay anında krizin sorumlusunu aramaktır. Yapılması gereken krizin sorumlusunu aramak yerine, şirketimizi en az zararla krizden çıkarmak, kriz esnasında oluşan yaraları sarmak, ardından sorumluyu araştırmaktır. Sonuç olarak çalıştırdığınız veya sahip olduğunuz şirketin bekası şahsi kızgınlık, kırgınlık ve alınganlıklarımızdan çok daha önemlidir.

  •   Bekası ile sorumlu olduğumuz şirketlerde izlenmesi gereken stratejiden ve çalışanlara karşı hangi tutumla yaklaşmamızın faydalı olacağından söz ettikten sonra şimdi asıl konumuza dönebiliriz: Neden global bir şirketimiz yok? Neden dünya pazarında kendinden çokça söz ettiren bir şirketimiz yok? Bugün Avrupa’da neredeyse devletlerin kasasında bulundurduğu nakit para kadar değeri olan şirketler varken Türkiye neden bu sahanın dışında?

  •   Cevabı aşikârdır, hatta cevabı görmek için tüm tarihe değil, arkamıza dönüp bakmamız yeterledir. Geçtiğimiz aylarda Akdeniz, Karadeniz ve boğazlarda otoritesi çok güçlü, Türk asıllı lojistik şirketi, ayrıca gelişmeye çok açık ve otoritesini çok kısada sürede sağlamış, güçlü temelleri olan bir şirket Yahudilere satıldı. Türkiye’de herhangi bir şirket en ufak şekilde başkaldırdığında Yahudiler anında değerinin üstünde bir ödeme ile bu şirketten ya yutulmayacak derecede bir hisse ya da şirketin tamamını almaktadırlar. Bu her ne kadar basit görünen bir ticaret olarak gözükse de aslında Yahudilerin birlik olarak yürüttükleri, milliyetçi şekilde uyguladıkları büyük bir taktiktir.

  •   Bu olayın köklerine inecek olursak, bunun nedenlerinden birisi ülkemizde bulunan yüksek vergilerdir ve yerli üreticilerin, özellikle küçük firmaların bunlara dayanması hayli güçtür. Resmi olarak açıklaması yapılmış olmasa da yabancı yatırımcının ödeyeceği verginin daha da düşürülmesi beklenmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti sonsuza kadar domates veya şeftali üretecek değildir. Elbette bugün biz genç girişimciler bunun önünü almazsak, bu boyun eğmek anlamına gelmektedir. Bu olay stratejiden ziyade artık gurur meselesi olmuştur. Aslında düşünüldüğünde hazmedilmesi o kadar kolay değildir. Türkiye Cumhuriyeti girişimci gençlerin önünü açma konusunda bazı ülkelerin yanında biraz yetersiz kalsa da yinede bu konuda adım atmış bulunmamaktadır. Genç girişimcilere diğer bir çağrım, kesinlikle yabancı yatırımcılardan uzak durmalarıdır. Kariyer açısından her ne kadar hızlı tırmanma olanağı sağlasa da ileride başarılı olduktan sonra yatırımcının en az %49’nun hak iddia etmesi kaçınılmazdır.

   •   Buradan genç kardeşlerime sesleniyorum: Ülkede artık üniversiteye girmek çok zor değil. Mühendis, mimar olmak bir o kadar kolay, fakat ülkenin ihtiyacı olan kesinlikle yeni, inovatif fikirlerdir ve yapılan girişimler ile kurulan şirketlerdir. Bu yazıyı okuyan kardeşlerim ve ağabeylerim, bir adım atmaya cesaret edelim. Bu boyunduruğa ne kadar katlanabiliriz? Oturup bir mukayese etmek gereklidir. O yamyam Avrupa şirketleri Müslümanlar üzerine kurşun yağdırırken bizimkiler neden gül serpmesin? Devleti ayakta tutan ve onu temsil eden şirketlerdir ve Türkiye ne yazık ki global alanda çok yetersiz kalmaktadır. Hep beraber bir adım atalım. Elbet bir gün olacak, umutlu değilim, eminim. Başarılı olursak başarı, başarısız olursak tecrübe sahip oluruz. Ne olursak olalım, en iyisi olalım. Bu yazı aslında birkaç tüyo içeren çağrı niteliğindedir. Esen kalın.



Paylaş | | Yorum Yaz
77 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Hılfu’l-Fudul’ün Kısa Öyküsü - Nurullah Kışla - 04/01/2019
İslam öncesi örnek bir kuruluş olarak Hılfu’l-Fudul’un kısa öyküsü. Kaynaklar ışığında öncesi ve sonrasına dair rivayetler...
Ürdün’de Gevezelik Yapmak - Yunus Emre Karadağ - 02/11/2018
Pratik Arapçayı geliştirme serüveni ve Ürdün macerası...
Türkiye İyi de Çevresi Kötü - Derman Gül - 22/07/2018
Dünya Çevre Performansı İndeksi'ne ve Orman Genel Müdürlüğünün verilerine göre Türkiye'nin çevre karnesi
Gazzalî - Mahmut Yurdakul - 22/07/2018
Doğudan Batıdan kurucu simalar serisinin bu yazısında Kant'ın karşısında Gazzalî yer alıyor.
İlim ve Hayır Kapısı Olarak Medreseler - Talha Hakan Alp - 22/07/2018
Medreselerin ilmî açıdan değeri ve hayır yolu oluşu
İktisadi Evrimin Niteliği Üzerine - Mustafa Sarıtosun - 05/06/2018
Kapitalizm niye bizde doğmadı?
Medrese ve İlahiyat Eğitimi üzerine - Talha Hakan Alp - 25/04/2018
Talha Hakan Alp hocanın “Medrese Eğitimi ve Üniversite Eğitimi Arasındaki Farklar” başlıklı konferansının Zeynep Rumeysa Yentur tarafından kaleme alınan özeti...
Paylaşmayı Bu Kadar Sevdiğimizi Bilmiyordum - Hüseyin Şanlı - 28/02/2018
Sosyal medyanın hiç mi faydası yok diyenlere şunu derim: Nasrettin Hoca'ya keçiboynuzu yiyip yemediği sorulduğunda hoca şöyle cevap vermiş: “Bir kaşık bal için bir küfe odun çiğneyemem.”
Bir Düğün Kırk Düğüm - Hüseyin Şanlı - 14/02/2018
Kırılmış saksı ne topraktır ne çamur. Flört dediğimiz şey tam da bu olsa gerek. Ne evli insanların sahip oldukları güzelliklere sahipsiniz ne de bekar bir insanın berrak zihin yapısına...
 Devamı