• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor
Fatih YAZICI
fethullahyazici@gmail.com
Vahyin Öngördüğü İktisat Ahlakı
05/06/2018

İlim Dergisi 30. Sayı Mayıs-Haziran 2018


   •   Ahlak insanı değerli kılan en önemli özelliklerden biridir. Ahlak, en değerli miras, en güzel mücevher, en doğru yoldur. Yüksek makamlara, lüks araçlara ve villalara sahip olunabilir. Mükemmel bir kıraat icra edilebilir. Fevkalade şiirler de yazılabilir. Lakin ahlaktan yoksun olduktan sonra bunların hiç biri bir mana ifade etmez. Temelini ahlak oluşturan her şey değerlidir. Ahlak her işimizin, her davranışımızın mihenk taşıdır. Her din ahlakî nizamı sağlamak üzere gönderilmiştir.  Ahlak, bir toplumun bırakabileceği en değerli mirastır. Ahlak en güzel miras; çocuklarımız en güzel varistir.

   •   İslam her şeyden önce ahlaklı olmayı öğütler. Ahlak, İslam dininin en temel özelliklerinden biridir. Allah resulünün; “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.” (Muvatta)  sözüne istinaden gönderiliş gayelerinden birinin de ahlak nizamını sağlamak olduğunu görmekteyiz. Ahlakın yer almadığı her yerde adaletsizlik, yolsuzluk, merhametsizlik gibi davranışlar ön plandadır. Gayri ahlakî yapılan her fiiliyat, her iş, her ibadet yansızdır. Biz bu yazımızda ahlakın konuları arasında yer alan iktisat ahlakının vahyin gölgesinde nasıl seyrettiğini inceleyeceğiz.


Adalet döngüsü


   •   Adalet, kişi neyi hak etti ise, ona o hakkı tanımaktır. Bunun karşıtı ise zulümdür. Adaletin tesis edilmediği yerde zulmün önü kesilemez. Güçlüler zayıfların, zenginler fakirlerin sırtına basarak hayatı idame ettirirler. Allah resulü hayatı boyunca bu döngünün önünü kesmeye çalıştı. Her daim mazlumun yanında oldu. O ki, ezilip hor görülen kölelerin dostu, yetimlerin babası idi. İnsana sadece insan olduğu için değer verirdi. Onları zengin fakir, güçlü zayıf ayrımına asla sokmazdı. Üstünlüğü Allah’a karşı yapılan takvada arardı. Nitekim Rabbimiz; “Allah yanında en değerli ve en üstününüz O'ndan en çok korkanınızdır.” (Hucurat, 13) buyurmaktadır.

   •   Elbet bu ruh, bu bedenden ebedi yolculuğa çıkacak. O vakit ne hakkı verilmeyen makam ne de hayır yolunda harcamadığımız zenginliğimiz bize fayda sağlayacak. Fakirlik haline sabretmeyen, isyan içerisinde olan kişilerin de o gün kurtuluşu olmayacak. İmtihan içerisindeyiz. Zenginliğimize şükretmeli, fakirliğimize sabretmeliyiz ki kazananlardan olalım. Durumun vahametini iş bitince anlayacağız ama korkarım ki geç olacak. Merhameti sonsuz olan Allah bizleri böyle bir günün azabından korumak için birçok ayetinde bizleri uyarmaktadır. Gelin konuyu ayetler üzerinden inceleyim.

   •   Hz. İbrahim’den sonra Medyen halkı sapıklık yolunu tuttu. Kendilerine başka ilahlar edindiler. Ölçüyü ve tartıyı kendi çıkarlarına göre ayarlamaktaydılar. Bunun üzerine Allah, adaleti sağlayabilmesi için Hz. Şuayb’ı onlara peygamber olarak gönderdi. Hz. Şuayb halkına; “Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü, tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin. Düzeltilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inananlar iseniz bunlar sizin için daha hayırlıdır.” (A’raf, 85)  şeklinde nida etti. Zenginlik başlarını öyle döndürmüş olmalı ki bu uyarıları hiç dikkate almadılar ve Hz. Şuayb’ı beldeden uzaklaştırmakla tehdit ettiler. Zira tartıda ve ölçüde yaptıkları hilekârlığın getirdiği kazançtan vazgeçmek istemiyorlardı. Zenginlik onlara her şeyden daha güzel geliyordu. Zenginlik onlara ölümü unutturmuş, şu anki hayatın ebediyetine inandırmıştı. “Bunlar, büyük bir günde tekrar dirileceklerini bilmiyorlar mı?” (Mutaffifin, 3-4)

   •   Alışverişte yapılan dürüstlük iki tarafı da memnun eder. Bu memnuniyetten iki taraf da kazanır. Satıcının işi bereketlenir; tüketicinin sofrası huzur bulur. Haksız elde edilen kazanç bereketsizdir. Bereketi olmayan malın getireceği ferahlık ancak geçicidir. Üç kuruş daha fazla kazanmak için ahiret hayatımızı heba etmeye değer mi?  Bu konuyla alakalı Rabbimiz şöyle buyurmaktadır; “Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun ve dosdoğru bir tartıyla tartın. Bu daha hayırlıdır ve sonuç bakımından daha güzeldir.” (İsra, 35). Süte, su katan kişinin elde ettiği kazanç, elinden çıkandan katbekat daha azdır. Çünkü işin içinde kul hakkı vardır. Allah ise kul hakkını affetmeyeceğini buyuruyor. Kazananların kaybettiği, kaybedenlerin ise asıl kazananlar olduğunu fark edemedikçe huzuru yakalayamayız. Dünyalıklar için ahiretimizi satışa çıkarmak bu kadar basit olmamalı.

   •   Adaleti tesis edebilmek adına, varlık sahibi kişilerin ihtiyaç sahiplerini gözetlemeleri, ne tür ihtiyaçları varsa gidermeleri gerekmektedir. Yukarıda dediğimiz gibi ne zenginlik onursal ne de fakirlik yerilecek bir yaşantıdır. Yüce dinimiz bizi böyle çıkmazlardan, bu tarz düşüncelerden kurtarabilmek adına zekât, fitre ve sadaka gibi bağış fonları kurmuştur. Mallarımızın manevi huzura kavuşmasında ve bereketlenmesindeki yegâne yol bunlardır. Ölçü ve tartıdaki adalet malların bereketlenmesine vesile iken zekât, fitre ve sadaka da mallarımızın manen temizliğine vesiledir. Peygamber efendimiz fıtır sadakasının oruçluyu, sarf ettiği yersiz ve kötü sözlerden doğan kusurlarından arındırdığını buyurur. (Ebu Davut)

   •   Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde zekâtı namaz ile birlikte zikretmiş ve gücü yetenlerin ihtiyaç sahiplerine vermesini farz kılmıştır. Zekâtı verenlerin ise ecrini bizzat Allah, kendisi vereceğini müjdelememiş ve bu kimselerin korku ve hüzün içinde olmayacaklarını buyurmuştur. (Bakara, 277) Zekât aynı zamanda toplum arasında birlik ve beraberliğin pekişmesine, kişinin elinin altındaki malı kontrol edebilmesine öncülük eder.


Tutumluluk ve bilinçli tüketim


   •   Tutumluluk, sahip olduğun imkânları en iyi şekilde değerlendirmek, aşırıya kaçmamaktır. İslam ibadetlerimizde, birbirimizle olan hukukumuzda, bireysel konularda velhasıl gündelik yaşantımızdaki her hususta tutumlu olmamızı öğütler. Dinimizce ifrat ve tefrit yasaklanmıştır. Aşırılık içerisinde olan kişilere dünyada birtakım musibetler ve belalar da uğramaktadır. Nitekim Peygamberimiz bir hadisi şerifinde; “Söz ve davranışlarında ileri gidip haddi aşanlar helâk oldular.” (Riyazu’s-Salihin) buyurmaktadır. Bu hadiste de olduğu gibi Peygamberimiz önemli gördüğü konuları üç defa tekrarlardı ki dinleyenler durumun ciddiyetini daha iyi kavrayabilsinler. İslam dini kolaylık dinidir. Bunu zorlaştırmak da basite almak da doğru değildir. Gece gündüz namaz kılmak doğru olmadığı gibi namazlara esneklik uygulamak da doğru değil, günahtır. 

   •   Allah, her şeyi dengeli yaratmış ve kullarının da her daim itidal üzere olmalarını istemiştir. Fatiha suresinin 6. ayetinde “Bizi dosdoğru yola ilet” kavlini müminin duası kılmış ve bunu günde beş defa huzuruna çağırarak söylenmesini istemiştir. Aşırıya gidenlerin ise şeytanın kardeşleri olduğunu İsra suresinde vurgulamaktadır. Şeytan sahip olduğu gücü hayır yolu yerine insanları saptırma yolunda kullanmayı tercih etti. Varlık sahibi kişi de sahip olduğu malı pervasızca sağa-sola harcadığı için, sahip olduğu gücü yanlış yerde kullanmış oldu. Aşırıya giden kişi bu sebepten dolayı şeytanın kardeşi konumunda değerlendirilmiştir. Dengeli kullanılmayan güç ve kuvvet yaratılış gayesine ters düşmektedir. Mal sahibi malının gücüne aldanmamalı. Sahip olduğu malın hakkını vermeli. Ne fazla ne eksik, doğru yol itidal yoludur.

   •   Hz. Ebubekir’in Tebuk gazvesine hazırlanırken malının tamamını infak etmesi, günümüzde bir kişinin aynı şekilde bütün malını hayır yolunda infak etmesi ile eşdeğer değildir. Zira Hz. Ebubekir Tebuk gazvesi gibi önemli bir savaş hazırlığı için malını infak etmişti. Düşman çetin, yol uzun ve güneşli. Aylardan kıtlık ayı. Bundan dolayı Peygamber efendimiz sahabeye infakta bulunmalarını buyurdu. Hz. Ebubekir de böyle biz zamanda malının hepsini infak etmiştir. Yükümlü olduğumuz, geçimini üstlendiğimiz bir ailemizin olduğunu unutmamalıyız. “Elini büsbütün açıp tutarsız olma, yoksa pişman olur, açıkta kalırsın.” (İsra, 29)

   •   Gümümüzde israf konusunda oldukça ileride gidiyoruz. Çoğu zaman bilinçsizce, daha çok kazanmak için, çoğu zaman da tembellikten dolayı o kadar çok şeyi israf ediyoruz ki, bunu totale vurduğumuzda ortaya korkunç sonuçlar çıkıyor. Türkiye İsrafı Önleme Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Aziz Akgül yılda 214 milyar liranın israf edildiğini açıkladı. Bu da Türk milli gelirinin dörtte birine denk düşüyor. Ürkütücü bir rakam değil mi?


Peki, israfı önlemek için nasıl bir yol izlenmeli?


   •   Öncelikle her anımızın kayıt altında olduğunu unutmamamız gerekir. Hesabını veremeyeceğimiz ameller ile hayatımızı çıkmazlara sokmamamız icap eder. Her halimize şükretmeliyiz. Bir lokma dahi israf etmeden önce, o parçayı arzulayan nice insanlar olduğunu düşünmeliyiz. Bir an kendimizi Afrika’da ölmek üzere olan çocuğunu izleyen annenin yerine koymamız gerek. Elbette yemek yiyeceğiz ama yediğimiz o yemeğin başkasının hakkı olduğunu unutmadan yemeliyiz.

   •   Bu işin teorik kısmı idi. Pratikte ise şöyle önlemler alınabilir; alışverişe çıkmadan evvel abartıya kaçmadan bir liste yapılmalı ve bu listeye bağlı kalınmalıdır. Alacağımız ürünlerden üçer dörder almak yerine ihtiyaç kadarını almak gerekir. Zira yarın ne olacağı muallak. Sahabe efendilerimiz gibi günü idare edebilecek kadar yemek yenmesini, alışveriş yapılmasını önersem bile bunu ben yazmama rağmen uygulamam oldukça zor. En azından alışveriş konusunda abartıya kaçmamak gerek. Dünyaya kazık çakacak değiliz. Ayakkabı alınacaksa bunun sınırı en fazla ama en fazla üçtür. Bunun ötesi dünya nimetine bağımlılık yapar. Çağımız adeta tüketim çağı konumundadır. Gördüğümüz, duyduğumuz her şeye sahip olmak için birbirimiz ile yarışır olduk. Bu konuyla alakalı Allah Ali İmran suresinin 14. ayetinde bizleri şöyle uyarmaktadır; “Kadınlara, çocuklara, altın ve gümüş cinsinden birikmiş hazinelere, soylu atlara, sığırlara ve arazilere yönelik dünyevî zevkler insanoğlu için çekici kılınmıştır. Bütün bu zevkler bu dünya hayatında tadılabilir, ama hedeflerin en güzeli Allah katında olanıdır.”

   •   İsraftan bahsetmişten cimrilik kavramını anlatmadan geçemeyiz. İsraf, şuursuzca harcama yapmak, tutumluluk ise gerektiğinde harcamak, gerektiğinde elde tutmaktır. Cimrilik ise her durumda ve her zamanda eli sıkı tutmak ve harcama yapmaktan içtinap etmek demektir.

   •   Cimri olmak kişinin kendisine, ailesine ve çevresine zarar verir. Ahiretini yakar, çevresi tarafından kınanır ve saygınlığını kaybeder. Cimri kişi malının eksilmesinden endişe duyduğu için zekâtını da vermez. Gözünden bile sakındığı malın kendisini ebedi yaşatacağına inanır. Cimrilik bir anlamda fakirliktir. Elini hep sıkı tuttuğu ve hiç harcamada bulunmadığı için fakire benzer. Bir nevi insanları aldatmış olur. Peygamber efendimiz ise “Bizi aldatan bizden değildir.” (Müslim) buyurmaktadır.

   •   Şeytan insanı türlü oyunlarla saptırmaya çalışır. Cimrilik de şeytanın oyunlarından bir oyundur. Kişiyi fakirlikle korkutur, rızkı verenin Allah olduğunu unutturur. “Allah'ın, kendilerine lütfundan verdiği nimetlere karşı cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır, o kendileri için şerdir. Cimrilik ettikleri şey, kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'a aittir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Al-i İmran, 180)



329 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

İslamiyet Öncesi Dünya Tarihi - 01/11/2018
Avrupa'dan Çin'e İslam öncesi dünya devletleri ve inanç durumları...
İslam Ahlakında Çevre Bilinci - 22/07/2018
Nizam-ı alem, yaratılış gayemiz ve topluma karşı sorumluluklarımız bağlamında İslam'ın çevreye atfettiği önem
Sosyal Medya Hayatımızı Nasıl Etkiliyor? - 28/02/2018
Makale aileyi merkeze alarak sosyal medyanın dönüştürücü etkilerine değiniyor ve yuvanın sıhhatli devamı için pratik önerilerde bulunuyor.