• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor
Emre GÜNDOĞDU
emregundogdu69@gmail.com
İslam Tarihinde İktisadi Kurumlar
05/06/2018

İlim Dergisi 30. Sayı Mayıs-Haziran 2018


 •   İslam sadece insanlara iyiliği ve güzelliği öğütleyen kuru bir din öğretisi değildir. Aynı zamanda insanlara bir felsefe, bir hayat tarzı, bir yönetim biçimi sunan evrensel bir sistemdir. Hayatın her alanına müdahale eden yüce İslam dini iktisadi anlamda da bize bazı öğretiler sunacak ve ideal ekonomik/iktisadi yaşamın anahtarını verecektir. Elbette Müslümanlar da bu öğretileri kalıcı kılmak için kurumlar kuracak ve reel hayatı daha adil ve yaşanabilir duruma sokacaktır.

 •   Biz bu yazımızda tarih içerisinde Müslümanlar tarafından kurulan bazı iktisadi kurum ve kuruluşları işlemeye çalıştık. Bu iktisadi kurumların tarihsel süreçlerini, işlevlerini ve hangi sınıf insanlar tarafından kurulup işletildiklerini incelemeye gayret ettik.


Beytülmal


 •   Kelime anlamı olarak ‘mal evi’ olan Beytülmal, terim olarak devlete ait malların muhafaza edildiği fiziki mekânı ifade ettiği gibi devlete ait taşınır-taşınmaz malların bütününü ve bunların idaresiyle ilgili hukuki kurumu da ifade etmektedir. Bu geniş anlamıyla beytülmal, devlete ait her türlü mal varlığının ve gelirlerin toplandığı, harcamaların yapıldığı, haklara ve borçlara ehil bağımsız bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır. (DİA, Mehmet Erkal, Beytü’l Mal, Cilt 6, S. 90)

 •   Beytülmal müessesesinin başlangıcı bazı tarihçiler açısından Hz. Ömer olarak belirlense de Hz. Peygamber dönemine kadar götürebilmek mümkündür.

 •   İslam’ın Mekke döneminde mali bir yapılanmadan bahsetmek zordur. Bu dönemde Müslümanların birbirleri arasında sadakalaştığı bilinir fakat bu paraların bir yerde ve devlet adına toplanması söz konusu değildir. Bu nedenle Mekke döneminde iktisadi oluşum gözlemlenemez. Medine dönemine gelindiğinde İslam’ın yavaş yavaş bir devlet modeli oluşturduğunu görürüz. Hicretin ikinci yılında gerçekleşen Bedir Savaşı ile birlikte ilk kez ganimet ödülüyle buluşuldu. Bu ganimetten devlete pay ayrılmadan hepsi Bedir Savaşına katılan gazilere dağıtıldı. Tercih edilen görüşe göre zekât mükellefiyeti de aynı yıl başlamış, böylece ilk defa devlet tarafından düzenli vergi bu yıl toplanmıştır. Bu İslam iktisadı açısından atılan ilk adımdır denilebilir.

 •   İslam devletinin ilk toprak geliri ise barış yoluyla alınan Beni Nadir arazileridir. Bu araziler Haşr suresinin 6. ayetine göre Beytülmal’a yani devlete verilmiştir. Bedir Savaşından sonra ikinci ganimet Beni Kaynuka'dan alınmıştır. Bu ganimetin beşte biri Beytülmal’a ayrılırken diğerleri savaşan sahabelere dağıtılmıştır. Hicretin dokuzuncu yılında devlet gelirine cizye vergisi eklendi. Bunun yanında normal devlet gelirlerinin ihtiyacı karşılamadığı durumlarda Hz. Peygamber'in Beytülmal’a bağış topladığı da bilinmektedir.

 •   Beytülmal’in fiziki bir yapı kazanması yine Hz. Peygamber döneminde olmuştur. Devletin tüm paraları Peygamberimizin bizzat kendi evinde muhafaza edilmiştir. Toplanan bu paraların uzun süre evinde muhafaza edilmesi Hz. Peygamberi rahatsız ediyordu. Bundan dolayı paralar beklemeksizin yoksullara dağıtılıyordu. Ayrıca bu paralar devlet adına çalışanlara -zekât amilliği, vali, beytülmal görevlileri gibi-  maaş olarak dağıtılıyordu.

 •   Beytülmal’ın bu işleyiş tarzı Hz. Ebu Bekir döneminde fazla değişikliğe uğramadı. Hz. Ebu Bekir halife olduğunda geçimini sağlamak için ticaret yapmaya başladı. Ticaret yapan halifenin devlet işlerini aksatma riskine binaen Hz. Ömer devlet hazinesinden maaş alması tavsiyesinde bulundu.

 •   Hz. Ömer devrinde İslam Devletinin sınırları oldukça genişledi. Bu genişleme ile birlikte Hz. Ömer halifeliği döneminde İslam’ın birçok alanında reformlar gerçekleştirdi. Bu reformlardan bir de Beytülmal müessesesini geliştirmesiydi. Bu düzenlemeler ile birlikte Beytülmal İslam iktisat alanında en köklü kurumlardan biri haline geldi.

 •   Bu dönemde Beytülmal hususunda yapılan en önemli icraatlardan bir kaçını şöyle sıralayabiliriz. Öncelikle İslam topraklarının genişlemesiyle kazanılan tüm paraların Medine’ye gelmesi problem teşkil ediyordu. Bundan ötürü Hz. Ömer her beldeye bir tane Beytülmal açılmasını emretti. Açılan bu yerlerin hepsine bir tane de Beytülmal sorumlusu tayin etti. Bu sorumlular bazen- Küfe’de Abdullah İbn Mesud’ta olduğu gibi- belde kadısıyla aynı kişi oluyordu. Bazen de özel Beytülmal görevlisi atanıyordu.

 •   Hz. Ömer dönemindeki yapılanmalardan biri de gelirlerin fazla olması hasebiyle daha sonra defterdarlık olarak anılacak sistemin kurulmasıydı. Buna göre Beytülmal’a giren ve çıkan tüm mallar kayıt altına alınacaktı. Bu yapılan faaliyetle beraber Beytülmal gelir ve giderleri hep incelenebilir konumda olmuştur.


Vakıf


 •   Vakıf, ekonomik hayat üzerinde etkili olan bir kurumdur. Maddi bir karşılık beklemeden insanlara yardım eden vakıf müessesesi yüzlerce yıldır faaliyet içindedir. Vakfın temelinde iyilik, şefkat, yardımlaşma duyusu yatar. Vakıf kelimesi Kuran’da geçmediğinden dolayı bazı tarihçiler vakıf kurumunun başlangıcını belirlemede kararsız kalmışlardır. Vakıf kelimesi her ne kadar Kuran’da geçmese de yapmak istediği faaliyetlerin hepsi mevcuttur. Allah yolunda infakta bulunun. (el-Bakara 2/195, 261), iyilik yapmakta yarışın (el-Bakara 2/148; Âl-i İmrân 3/114). Kuran’da buna benzer yardımlaşmayı, sadaka vermeyi, fakirleri doyurmayı emreden onlarca ayet mevcuttur. Fakat vakıf müessesesi Hz. Peygamber döneminde mevcuttur dememiz pek doğru olmaz. Zira yardımlaşma sadece Müslümanlara has olmayıp İslam’dan önceki toplumlarda da mevcuttu. Bizim burada bahsedeceğimiz, İslam devletlerinde ekonomik hayatı ve sosyal adaleti sağlamaya büyük yardımcı olan ve kurumsallaşan iktisadi faaliyettir.

 •   İslam’ın ilk dönemlerinde merkezi yerler arasında olan Mekke, Medine, Kudüs, Halep ve Şam gibi yerleşim yerlerinde insanların kullanımı için birçok yapı inşa edilmiştir. Bunlara Kubbetü’s Sahra, Emeviyye Camii, Halep Ulu camii gibi örnekler verilebilir. Bu gibi yapıların birçoğunun giderleri beytülmalden karşılanıyordu. İslam toprakları genişleyip yeni beldeler fethedilince Müslümanlar oralara kendi paralarıyla yapılar inşa ediyorlardı. Bu faaliyet Abbasi döneminde iyice arttı. Mısır’da bir tarım arazisinin gerçek hayri vakfa dönüştürülmesiyle ilgili bilinen en eski belge Abbasi dönemine ait 307 (919) tarihli vakfiyedir. (DİA, Bahaettin Yediyıldız, Cilt 42, S. 480)

 •   Vakıf müessesesi insanların ihtiyaçlarına göre gelişim göstermiş. Bu gelişmeler neticesinde vakıf alanı dini nitelik ve eğitimle alakalı kuruluşlar - camii, mescid, daru’l kuran, daru’l hadis-  sufiler için toplanma ve barınma yerleri –zaviye, hankah, ribat, tekke- sağlık kuruluşları, yollar, köprüler, kervansaraylar, su yolları, çeşmeler vb. birçok yapı inşa edilmeye başlandı.

 •   Vakıfların en önemli özelliklerinden biri ise yapıların kendi kendilerini idare edebilir durumda olmalarıdır. Yapılan bir külliyede yüzlerce hatta binlerce kişi çalışmakta. Bu durum ise oraya belli bir miktarda paranın girmesi gerektiği anlamına gelir. Bundan dolayı bu yapılara gelir getiren gayrimenkul mallar bağlanır. Örneğin Fatih Sultan Mehmet’in inşa ettirdiği külliyesine bağlı tam 4250 dükkân vardı. Bu dükkânların kiraları külliyenin ihtiyaçları için kullanılıyordu.

 •   Bu külliyelerin içinde sosyal niteliği bakımından en dikkate değer vakıf imarethanelerdir. İmarethaneler genelde mutfak, kiler, ambar, misafirhane gibi bölümlerden oluşur. Bu bölümlerin asıl gayesi külliye çalışanlarına, talebelere, fakirlere ve yolculara yemek hazırlamaktı. Mesela İstanbul imarethaneleri 18.y.y.’da günde 30.000’den fazla kişiye yemek yapardı. Bu sayı o zaman için toplumdaki büyük bir açığı kapattığı anlamına geliyor.


Vakıfların idaresi


 •   Hicri birinci asrın başından Emeviler döneminin sonuna kadar vakıf malları, vakfedenin belirlediği bir kişi tarafından (mütevelli) yönetilirdi. Tüm vakıfların tertip ve düzeni ise Halife’ye aitti. Fakat vakıfları denetleyen herhangi bir denetici kurum yoktu.

 •   Hicri 2. ile 5. asırlar arası vakıf müessesesi büyük bir gelişme gösterdi. Artık bu kurumların özel olarak birileri tarafından denetlenmesi gerektiği anlaşıldı. Abbasi halifeleri bu görevi kadılara verdi. Vakıf malları artık mütevellilerin keyfi yönetimlerine bırakılmıyordu.

 •   Bu sistem Karahanlı, Gazneli ve Selçuklularda aynı şekilde devam etti. Mütevellinin vakıf malını kullanma hususunda adaletsizce davrandığı tespit edilirse görevinden alınırdı.

 •   Osmanlıların ilk dönemlerinde durum farklı değildi. Orhan Gazi Bursa’da yaptırdığı caminin idaresini Sinan Paşa’ya vermişti. Böylece Sinan Paşa’yı Osmanlı’nın ilk vakıflar müdürü sayabiliriz. Yıldırım Bayezıd her vilayete ‘Müfettiş-i Ahkâm-ı Şeriyye’ tayin etmiş ve vakıflardan sorumlu tutmuştu. Birçok Osmanlı padişahı bu görevi farklı isimlerde anmıştır. En uzun kullanılan isim ‘Harameyn Evkaf Nezareti’dir. Bu nezaret 1587 yılında 3. Murat tarafından açıldı. 1826 yılında ‘Evkaf-ı Hümayün Nezareti’ olarak değişti. Vakıflar Osmanlı’nın sonuna kadar bu isimle denetime tabi tutuldu. 3 Mart 1924 tarihinde çıkan kanunla ‘Vakıflar Umum Müdürlüğü’ kuruldu. Vakıfların denetimini bu müdürlük yapmaya başladı.


İhtisab


 •   Bu teşkilatın asıl kurulma gayesi iyiliği emretmek, kötülükten alıkoymaktır. Bu işi yapana muhtesib ya da ihtisab ağası gibi isimler verilir. Hz. Peygamberin Medine’ye hicret ettiği dönemden itibaren varlığı bilinen hisbe, Hz. Ömer döneminde tam teşkilatlı bir müessese halini aldı.

 •   Muhtesibin birden fazla görevi olduğu için günümüzdeki bir kurumla kıyaslamamız oldukça zordur. 1479 yılında Edirne şehrine İhtisab Ağası tayininden anlaşıldığına göre -İhtisab kanunnamelerinden anlaşılana göre- muhtesibin üç ana görevi vardır. Bunlar ekonomik ve sosyal hayatla ilgili olanlar, dini hayatla ilgili olanlar ve adli hayatla ilgili olanlar. Konumuz gereği biz ekonomik ve sosyal hayatla ilgili olan kısmı inceleyeceğiz.

 •   Muhtesib, halk ile esnaf arasındaki problemleri düzeltme, esnafla ilgili olan kanunları uygulamakla görevlidir. Devlet açısından çok önemli bir kademede bulunur. Devlet ile esnaf arasındaki bağı temsil eder. Aynı zamanda esnafın ekonomik olarak ne durumda olduğunu, işlerin nasıl gittiğini bildiğinden devletin ekonomi ayağı da denilebilir.

 •   1826 yılında birçok alanda köklü değişiklikler yapılmıştır. Bu yılda ihtisab işini yöneten kimselerin bulunduğu kurumun ismi İhtisab Nazırı olarak değiştirildi. 1855 yılında ise İhtisab Nazırı kaldırılmış, yerine Şehremaneti kurulmuştur.


Divan


 •   Kullanıldığı yere göre pek çok manaya gelse de biz divan kelimesinin konumuzla ilgili kısmını inceleyeceğiz. Kelimenin Farsça ve Arapça kökenli olduğu hakkında ihtilaf bulunmakla birlikte Sasani İmparatorluğunda devlet yönetimine ait bir kavram olarak kullanıldığı bilinmektedir. Bu bakımdan divan kelimesi devletin mali, idari ve askeri hizmetlerinin kayıt altına alındığı deftere denir. Buradan mecaz olarak defterleri tutmakla görevli kişilerin bulunduğu ortam için kullanılır.

 •   İslam toplumunda başta Hz. Ömer fey arazilerini dağıtmak için kurduğu divan teşkilatı ile divan kelimesinin kullanımı yaygınlaştı. Emeviler döneminde devlet sınırlarının genişlemesiyle farklı alanlar için divanlar çoğaltılmıştır. Bunların iktisadi alanla ilgili olanları 4 tanedir; a) Ganimet ve ordu saymanlığı ile ilgili olan divan. b) Vergiler divanı. c) Cibayet (harac) divanı. d) Devlet gelir ve giderini kontrol eden divan.

 •   Abbasiler döneminde bu sayı daha fazla artmıştır. Bu divanların başında ‘Divanu’l Harac’ gelmektedir. Selçuklular döneminde ‘Divan-ı İstifa’ ve ‘Divanü’z Zimam ve’l İstifa’ adında iki büyük divan mevcuttur. Bu divanlar günümüzdeki maliye bakanlığına karşılık gelir. Bu divanlar devletin gelir- giderine ait ne varsa defterlere yazarlardı.

 •   Osmanlı devletinde bu göreve ‘Defterdarlık’ adı verildi. Bu görev Osmanlı’nın mali işlerinin en rütbelisidir. Toprak sınırlarının genişlemesiyle defterdar sayısı da artmıştı. 1841 yılında defterdarlık yerini ‘Maliye Nezareti’ne bıraktı.


Ahilik


 •   Ahilik teşkilatı 13. yüzyılda Şeyh Nasiruddin Mahmut (Ahi Evran) tarafından kurulmuştur. Kuruluşunda Alaeddin Keykubad’ın çok büyük destekleri olmuştur. İlk defa Kırşehir’de kurulmasına rağmen çok kısa sürede tüm Anadolu’ya yayılma imkânı buldu.

 •   Ahi Evren’in öncülüğündeki bu teşkilat esnaf ve sanatkârı bir birlik etrafında toplayarak sanat ve ticaret ahlakını, üretici ve tüketici menfaatlerini güven altına almayı hedefler. Böylece Anadolu Selçuklu Devleti’nin ekonomik açıdan kötü olduğu bu dönemde onlara dayanma gücü verir. Ahilik teşkilatı mali ve ticari açıdan büyük bir eksiği kapatıyor olsa da bunun yanında Anadolu’nun Türkleşmesinde çok büyük etkisi olmuştur.



Paylaş | | Yorum Yaz
209 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Seçme Tefsir Kitaplığı - 02/01/2019
Seri olarak kaleme alınacak ilim kitaplığına tefsir ilmiyle başlıyoruz. Bu başlık altında tefsir yazımının farklı türlerinde öne çıkan beş kitabı ele alacağız.
Süje- Üstobje Bağlamında Şirk Psikolojisi - 01/11/2018
Psikolojik tahliller ışığında putperest karakteristiği...
Rousseau ve Toplum Sözleşmesi - 25/04/2018
Rousseau, Toplum Sözleşmesi kitabıyla monarşiye karşı halk iradesinin üstünlüğünü savunmasıyla 1789 yılında olacak Fransız İhtilali’nin önünü açtı.
Sosyal Medyanın Hiç mi Faydası Yok? - 28/02/2018
Emre Gündoğdu, belki derginin tek optimist tavrını sergileyerek sosyal medyanın olumlu yanlarına, hayatımıza sağladığı katkılara dikkat çekiyor.
Kur’an’ın Anlaşılmasında Arap Kültürünün Önemi - 14/02/2018
İnsanlık tarihinde kendilerini kabul ettirmiş, asırlar geçmesine rağmen kendilerinden bahsedilen, isimleri anılan kişileri daha iyi anlamak için, onların yetiştikleri ortamı, toplum yapısını iyi tanımak gerekir.