• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor
Muhammed YAZICI
eminkatip@hotmail.com
Ruhun Diriliş Mevsimi: Ramazan-ı Kerîm
05/06/2018
İlim Dergisi 30. Sayı Mayıs-Haziran 2018
Muhammed Yazıcı hocanın bir vaazından yazıya aktarılmıştır.

 
   •    Yeryüzünde yaşayan dini- gayri dini, geleneksel- modern hiçbir toplumda ramazan ayına denk bir zaman dilimi yoktur. Her medeniyetin aklı, vicdanı, vücudu ve dünya görüşü olduğu gibi bir de içindeki büyük anlam dünyasına işaret eden sembolleri olur. Ramazan ayı İslam medeniyetinin en önemli şiarlarından biridir. Halkın dilinde üç aylar diye şöhret bulmuş, ramazana takaddüm eden, adeta onu sarmalayan zamanlar girdiğinde, bir heyecan başlar İslam coğrafyasının her bir yerinde. Üç aylar, sultanın yaklaştığını haber veren ve ortamın ona göre şekil almasını sağlayan tellallar gibidir. “Hazır olun, hazırlıklı olun, o geliyor! Onu istikbal ederken yakışmayacak bir hal ve davranışınız olmasın üzerinizde” demek isterler. Kandillerin biri hariç hepsinin üç aylar içinde olmasının anlamı budur.

   •    Bu bereket mevsimine on bir ayın sultanı denir. Hâlbuki ramazan on bir ayın makamı ve makarr-ı saltanatıdır. Sultan olan İslam’dır. Ramazan, üzerinde sultanı taşıyan makam aracıdır. Çünkü maksat ramazanın kendisi değildir. Zaman insan içindir. İnsan zaman için değil. Zaman zarftır. Zarf içindekine göre kıymet kazanır. Eldiven elden, ayakkabı ayaktan üstün olamaz. Eldiven el, ayakkabı ayak içindir. Kuran ramazanı tavsif ederken içinde Kuran’ın indirilmiş olduğunu söyler. Yani ramazanı kıymetli yapan, içinde bin aydan daha kıymetli bir geceyi barındırmış olmasıdır. Kadir gecesini kıymetli yapan şey ise hakkın batıldan ayrıldığı, insanın ebedi saadetinin sistemleşmiş hali olan İslam’ın doğum gecesi olmasıdır.
 
 •    Özel günlerin anlamı bellidir; hatırda tutmak, hatırını korumak, hatırasını yâd etmek. Çünkü insan nisyanla malul. Çabuk unutur. Hele de iyi ve güzel olanı. Biz kadir gecesinde İslam’ın doğum gününü kutlarız. Onun hatırına o gecenin içinde bulunduğu on günü bütün alakadan koparak inzivada şükürle ifa ederiz. On günün hatırına o ayın tamamını takdis eder, o ayın hatırına üç ay olağanüstü hal ilan ederiz. Çok kıymet verdiğiniz bir nesne yalın halde taşınmaz ve sunulmaz. Mesela bir nişan yüzüğü, bir padişah mektubu, sevgilinin saçının teli… İşte İslam’ın doğum gecesi üç aylar ramazanla iç içe geçirilmiş zaman bohçalarıdır. Namaz için abdest ne ise, o muhteşem gece için üç aylar odur. Nasıl önce abdestle hazırlanır, sonra sünnetle mukaddime yapar ve en sonunda hep birlikte omuz omuza verip farzı ifa ediyorsak, aynı şekilde önce üç aylarla, sonra ramazanla kendimizi hazırlayıp o muhteşem geceyi idrak etmeye çalışıyoruz.
 
 •    İslam kadir gecesinin içinde, kadir gecesi son on günde, on gün ramazanın içinde; ramazan zamanın içinde. Dikkat edelim, Kuran’ın en fazla yemin ettiği şeylerden biri zaman, diğeri mekândır. Yeryüzüne ilahî müdahalenin gerçekleştiği mekân ve zamanlar yemin edilerek takdis edilmiştir. Yemin etmek şahit tutmaktır. Şahit varsa, bir vakıa var demektir. Şahit ispat içindir. Sıradan bir zaman bir anda kendisi için yaratılmış olan insanın ebedî saadetinin şahidi olur ve diğer zaman dilimlerinden ayrılır. Bu şuna benzer: İşlek bir caddede bambaşka bir maksatla, bambaşka bir yere doğru yürürken bir anda sizden bağımsız bir olayın şahidi olduğunuz için kendinizi bir davanın içinde bulursunuz. Hâlbuki sizin o hadiseyle hiçbir alakanız yoktur. Şahit olmak sizi olaya bir ucundan ortak eder. Bazı mekân ve zaman dilimleri üzerine yemin edilmesinin hikmeti budur.

   •    Peki, zaman nedir? Zaman mekânsız, mekân zamansız anlaşılamaz. Zaman mekânın dördüncü boyutudur, denir. Zaman bir silindir gibi üstünden geçtiği her şeyi öğütür, yok eder. Varlığın Azrail’idir. İnsanoğlu elinde tutabilmek için zamanı sınıflandırmış. Yıllara, aylara, haftalara, saatlere, hatta saniyelere kadar parçalamış. Başka türlü zapt ve kontrol etmeniz imkânsız. Sahi, neden bugün örneğin günlerden çarşamba? Kim bu günlere isim verdi ve ne zaman? Neden bugüne çarşamba dendi? Bütün dünya bir araya gelse ve günleri iki gün ileri kaydırsa, bugünü cuma olarak kabul etsek, cuma gününe dair faziletler bugün için mi geçerli olacak, yoksa iki gün öncesi için mi? Allah’ın mahlûkatı içinde sırrı çözülememiş tek varlık belki de zamandır. İnsan zamanın sırrını çözdüğünde, kâinatın şifresi de ortaya çıkmış olacak sanki.

   •    Ramazan ayının kıymeti kadir gecesinden, kadir gecesinin kıymeti İslam’ın o gün doğmuş olmasından kaynaklanır, dedik. Evet, ama hangi gece o? İşte burası belirsiz. Çünkü “insan için ancak emeğinin karşılığı vardır” (Necm, 39) buyuruyor Rabbimiz. Bir gecede bin ayı kazanmak kolay değil. Gecekondu mantığı emek hırsızlığıdır. Allah’ın yeryüzündeki tek bir yasası varsa, o da şudur: İnsan için sadece emeğinin karşılığı vardır ve hiçbir emek zayi olmaz. Eğer o gece cahiliye hayatı seni terk edip İslam sana doğmadıysa, geceyi yakalamanın bir anlamı yoktur.

   •    Ama neden bin ay? Çünkü ortalama bir insan yaşamı bin aydır. Her insana şu dünyaya gelir gelmez bin ay müddet verilir ve istediği gibi kullanma hakkı tanınır. Fakat en sonunda “biz size bir insanın düşünüp anlayacağı, ölçüp biçeceği kadar bir ömür vermedik mi?” (Fâtır, 37) denir. Böylelikle bir gece bir ömre bedeldir. Bu yüzden kadir gecesi kader gecesidir. Kadri kıymeti yüksek olması bundandır. Bir insan bin kitap okur. Bütün bu kitaplar bir kitapla karşılaştırır onu ve o kitap bin kitaba bedel olur. Bin insanla tanışırsın. Bir gün bu tanışmalar seni bir insanla karşılaştırır ki bin adama bedeldir. 40 yıllık bir arayışın ödülüdür kadir gecesi ve bir ömre bedel bir buluştur. Eğer senin için de böyle ise mübarek olsun! Yoksa aramaya devam et. Her arayan bulamaz, fakat bulmanın en önemli yolu arayıştır. 
 
 •    İslam öyle bir saadettir ki insan için yaratılmış olan zamanın bir bölümüne bin kat değer verdi. Demek ki bir insana İslam güneşi doğsa, bin kat kıymetli yapacak. Yine de kaçırılan bir husus var: Kadir gecesi İslam nurunun yeryüzünü aydınlatmaya başladığı zaman dilimidir. Kuran o gece indirilmeye başlandı. Dolayısıyla kadir gecesi bir başlangıçtır. Eğer ramazan gelir de insanda bir başlangıç meydana getirmezse, yeni bir hayata vesile olmazsa, sadece gelip gitmiş olur. Evimizin önünden akan ırmak gibi faydalanamadığımız günün telafisi olmaz. İnsan aynı ırmakta iki defa yıkanamaz. Bugün kovamızı daldırıp aldığımız su dünkü kaybımızı telafi etmez. Ramazan hayatımızın içinden geçerken bizi de dönüştürmeli. Bize İslam’a uygun bir biçim vermeli, yeni başlangıçlara yelken açmamıza vesile olmalıdır.
 
 •    Gelelim diğer soruya: Neden oruç tutuyoruz? İslam’ın sene-i devriyesinin yâd edilmesi neden oruçla oluyor? Çünkü İslam insanın içinde mündemiç olan kötülüklere karşı kendisini tutması için gönderilmiştir. İslam’ın bütün emir ve yasakları insanın potansiyelindeki kötülüklere karşı kendisini tutmak ve içindeki güzelliği ortaya çıkarmak içindir, dense yeridir. Tutamadım kendimi söyledim, kendimi tutamadım yaptım, deriz bir kabahat sonrası. Başımıza açtığımız gailelerin birçoğu kendimizi tutamayışımızdandır. İşte oruç tutmak insanın kendisini tutmasıdır. Gurur, kibir, kin, nefret, şehvet.., bu kadar şeye karşı kendimi nasıl tutacağım yarabbi? Oruç tutacaksın. Oruç bu zaaflarına karşı seni tutacak. Kuran “sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı” (Bakara, 183) der.
 
 •    Oruç insanlık kadar eski bir ibadet, insanı ıslah metodudur. Başta Sokrates olmak üzere tüm büyük filozoflar insanın gerçek manada erdemi kazanmasının, kendisini kendi iradesiyle bir şeylerden yoksun bırakmaya bağlı olduğunu söylemişlerdir. Erdeme sahip olmadan hiçbir güzel ahlak elde edilemez. Kendini bir şeylerden yoksun bırakmadan da erdeme sahip olunamaz. Hz. Peygamberimiz “insanoğlu midesinden daha şerli bir kap doldurmamıştır” (Tirmizi, Ahmed) der. Aslında insanoğlunun bütün hikâyesi içindeki boşlukları doldurmayla alakalıdır. Bedenen böyle olduğu gibi ruhen de böyledir. Bedenindeki boşlukları yemekle doldurduğu gibi ruhundaki boşlukları ruhsal hastalıklarla doldurur. Kinle öfke boşluğunu, haset ve kibirle varlık boşluğunu (çünkü kendi var olmasının ancak başkasının yok olmasıyla mümkün olduğunu zanneder) vs… İnsanın bütün mesaisi içindeki boşlukları doldurmaya yöneliktir.
 
 
•    Tam bu noktada ruh ile bedenin durumu ters orantılıdır. Bir pet şişenin içinde ne kadar su varsa, suyun olmadığı kadar hava var demektir. İnsanın bedenselliği ne kadar ön plandaysa, ruhsal yanı o kadar geridedir. İnsan bedenini aç bırakırken ruhunu doyurur. Beden ruhun mezarıdır. Ölü ruh bedene gömülür. Ruhu diriltmenin yolu bedeni öldürmektir. Esasında ruh ölmez. Mecazen böyle ifade edilir. İnsan sınırsız ve sonsuz ruhunu hapsolduğu bedeninden kurtarıp özgürleştirmek için beden hapishanesinin direncini kırar. Beden zayıflayınca ruh kolay bir şekilde uçup gidecektir. Oruç orijinal ifadesiyle savm’dır. Birçok ibadet gibi oruç sözcüğü de Farsçadan geçmiştir dilimize. Oruç savm kelimesinin karşılığıdır. Savm ise terk etmek ve direnç göstermek anlamlarına gelir. O halde oruç insanın içindeki şeytanlara karşı verilen bir iç savaştır. İç savaşı süren bir ülke dış düşmana direnemez. Ramazanda şeytanların bağlanmasının anlamı budur. Şeytanların elleri kolları bağlanır. Çünkü içimizdeki şeytanlar mideden beslenir. Bir Kızılderili atasözünde dendiği gibi, insanın içinde bir iyi, bir de kötü köpek her daim kavga halindedir. Bu kavgayı her zaman güçlü olan kazanır ve en çok hangisini beslersen o güçlü olur. Bedenimizi beslerken içimizdeki şeytanların beslendiğini de bilmemiz gerekir. Kendisine söz geçiremeyen, yapabileceklerinden emin olamaz.
  
 •    Bu yüzden oruç ahlakın, infak da adaletin temelini oluşturur. Oruç tutamayanın ahlakına, infak edemeyenin sosyal adalet inancına güvenilemez. Bütün bunlardan anlıyoruz ki ramazan, İslam’ın üç temel esasının bütün enginliğiyle yaşandığı ve en derin biçimde icra edildiği bir zaman. Namaz, oruç ve zekât... Namazın ferde bir günde verdiğini zekât topluma bir yılda kazandırır. Oruçla ruhlarımız yıllık bakıma girip onarılırken, zekâtla İslam toplumu kendini yeniler.


196 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Nebevî Hicreti Yeniden Düşünmek - 08/07/2019
Bugüne kadar sadece ilahî mevhibe ve kulu aşan hikmetlerle örülü şekilde okuya geldiğimiz nebevî hicreti bu kez farklı boyuttan ele alıyoruz.
Tarihsel Süreçte İtikadî Mezhepler ve Eş’arî-Maturîdî Karşılaştırması - 25/02/2019
İslam tarihinde inanç akımlarının doğuşu ve akıl-vahiy arasındaki denge arayışı
Beş Soruda Güzel Ahlak - 16/01/2019
Güzel ahlakın İslam alimlerince tarifinden toplumsal ilerleme ahlakına birçok konu bu söyleşide
Beş Soruda Namaz - 14/01/2019
Namazın dinin direği oluşundan bugün için toplumu birleştirici gücüne çeşitli sorularla kapak söyleşisi...
Beş Soruda Salih Amel - 14/01/2019
Salih amel ile normal bir işin farkı nedir? Kafirlerin bütün yaptıkları boşa gitmiş midir? İhlaslı işle yararlı iş dengesi nasıl kurulacak?
Beş Soruda Peygamber Efendimiz - 11/01/2019
Peygamberimin Müslüman bilinci için öneminden günlük hayatta uymamız gereken örnekliğe uzanan dosya söyleşisi
Beş Soruda İhlas - 10/01/2019
İhlasın gerçekte ne olduğundan samimiyet ve başarı ilişkisine dair dosya söyleşisi
Beş Soruda İman - 10/01/2019
İman-normal inanç farkından imanın bugün bizden ne beklediğine dair dosya söyleşisi
Medeniyet Kurucu Metinler - 02/01/2019
Muhammed Yazıcı Hocanın Mecelle Hatimesi Programında yaptığı konuşmadan yazıya aktarılmıştır.
 Devamı