• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor
Adem ÖZÇELİK
Vahyin İzinde Yönetim Bilinci
25/04/2018

İlim Dergisi 29. Sayı Nisan 2018

  


   •   Gelin saf vahyin ve onun insana dökülen selef ırmağının izini takip ederek idarecilik şuurunu keşfe çıkalım. Ayetler ve hadisler eşliğinde liderliğin temel esprisini, adil ve zalim çeşitlerini görelim. İlk nas, yönetime geçmenin hangi amaca hizmet edeceğini hatırlatıyor bize: “Demek sizler iş başına gelecek olursanız, yeryüzünde bozgunculuk yapacak, akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi?” (Muhammed, 22) Ayet, hususî olarak Peygamber-i Zîşan’la beraber cihada çıkmaktan geri duran münafıklardan bahsetse de (Mefâtîhul-Ğayb, ilgili ayet) diğer taraftan açıkça iyi yönetimin önceliklerine işaret ediyor. Özellikle namaz veya oruç denmiyor. Toplumsal çöküş ve aile ilişkilerinin yozlaşması konu ediliyor. Mümin liderin bu alanda karnesi zayıfsa, ülkenin refah ve endüstriyel gelişimi neticeyi değiştirmiyor demek ki…

   •   İdare sanatını en umumî çerçevede sunan bir kavl-i celille devam edelim: “Onlar ki eğer biz kendilerini yeryüzünde egemen kılarsak, namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederek kötülükten sakındırırlar.” (Hac, 41) Bir önceki ayetle beraber ele aldığımızda, bahsedilen eylemlerin, orijinal ifadesiyle hem Allah’a yardım hem de bununla celbedilecek O’nun yardımına karşılık bir şükür şekli olduğunu farkediyoruz. (et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, ilgili ayet) Dikkatlere sunulan dört vasıf, gerçekten bütün bir dinî yaşantıyı, küllî bir mümin dayanışmasını sağlayacak derinliğe sahip. Anlıyoruz ki burada sitayişle beyan buyurulan yöneticiler ne bireysel yükümlülüklerini ne ictimaî vecibelerini ihmal etmeyen kişiler.

   •   Ve iki yol işareti… Hem peygamber hem hükümdar bir baba-oğul üzerinden tüm yöneticilere sesleniliyor: “Ey Davud! Biz seni yeryüzünde hükümdar yaptık. İnsanlar arasında adaletle hükmet. Keyfine uyma. Sonra bu seni Allah’ın yolundan saptırır. Allah’ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle şiddetli bir azap vardır.” (Sâd, 26) Ayette yeryüzünde herhangi bir iktidar mevkiinin ancak adaletle meşru olduğunun altı çizilirken, ayrıca bu konudaki unutkanlığın Allah yolundan sapmak olduğu belirtiliyor. Rivayet odur ki Mervan soyundan gelen bir Emevî halifesi, Ömer bin Abdulaziz’e (veya imam Zührî’ye) “duyduğumuza göre halifeye yanlışlarından sebep günah yazılmıyormuş” dediğinde, hazret kendisine “ey müminlerin emiri, peygamberler mi daha üstün yoksa halifeler mi?” diye sormuş ve bu ayeti kerimeyi okumuştur. (Feyzu’l-Kadîr, 2/419)

   •   Şimdi peygamber oğlu peygamberin sözlerine kulak verelim: “(Elçiler, hediyelerle) gelince Süleyman şöyle dedi: Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Ama siz, hediyenizle böbürlenirsiniz.” (Neml, 36) Kraliçe gönderdiği hediyelerle Süleyman’ın gerçek yüzünü öğrenmek istemişti. Peygamberse kabul etmeyecek (bu durumda kraliçe ve halkı ona tabi olacak), yok, eğer sade bir hükümdarsa hediyeleri kabul edip bunlarla savuşturulmuş olacaktı. (Tefsîru’t-Taberî, ilgili ayet) Sonuçta Hz. Süleyman’ın söyledikleri her yöneticinin örnek alması gereken şeylerdi. Rüşvetle idareci satın alma geleneği, kimi zaman hediye, kimi zaman fon desteği, kimi zaman hizmet kılıfları altında süregelmiştir. Fahr-i Alem Efendimiz “devlet görevlilerinin hediye kabul etmesi ihanettir” (Müsnedü Ahmed, 23090) buyurmuştur. “Biz kime görev veririz de o bir ipi bile bizden saklarsa, kıyamet günü hain olarak huzur-i ilahîye gelir.” (Müslim, meğazî)

   •   Bu noktada yapılan hizmete karşı bir teşekkür ifadesi olarak insanların yetkililere hediye verdikleri gibi bir mazeret ileri sürülür. Oysa Nebi Aleyhisselamın zekât toplama görevlisi olarak gönderdiği ve fakat hediye alarak dönem İbni Etebiyye için söyledikleri çok çarpıcıdır: “Babası veya annesinin evinde oturup bekleseydi, kendisine bu şekilde hediye verilir miydi verilmez miydi? (Aldığı hediye bizzat görevi sebebiyledir).” (Buhârî, kitâbü’l-ahkâm)

   •   Sünnetteki idare bilincine gelecek olursak, kendi durumuna göre hemen herkesin aslında yönetici olduğunu vurgulayan şu hadisle başlamak gerekir: “Hepiniz çobansınız ve sürünüzden sorumlusunuz. Buna göre imam gözetimi altındakilerden sorumlu bir çobandır. Koca, sorumluluğu altındaki ev ahalisinin çobanıdır. Hanım da eşinin evinde bir çobandır ve sorumluluğunda bulunanlardan mesuldür. Hizmetçi, efendisinin malının çobanıdır ve onun idaresinden sorumludur. Sonuçta hepiniz mesuliyetinizdekilerin çobanısınız.” (Buhârî, Müslim)

   •   Bugün uğruna türlü iltimasların geçildiği idare makamını bakın Nebiler Nebisi nasıl anlatıyor: “Kim insanların davalarına hükmetme işini üstlenir veya bir şekilde kendini bu yetkinin başında bulursa, bıçaksız kesilmiş demektir.” (Ebû Davûd, Tirmizî) Hadisteki bıçaksız kesilme vurgusu, yargı gibi bir erkin sahibi için nasıl bir azap olduğunu çok çarpıcı biçimde anlatıyor. Benzer ihtarla daha tasvirli biçimde şu nebevî beyanda karşılaşıyoruz: “Dünyada on kişiyi yöneten adam bile kıyamet günü eli boynuna dolanmış olarak gelir. Bu durumda onu bırakacak olan yanlışları, kurtaracak olan ise iyilikleridir. İdareciliğin başı kınanma, ortası pişmanlık ve sonu kıyamet günü rezilliktir.” (Müsnedü Ahmed, 5/267) Kuşkusuz burada iktidar mevkilerini her surette reddetmek değil, yönetim sürecine sürekli eşlik etmesi gereken adalet, vicdan ve insaf duyguları konu edilmiştir.

   •   Böylelikle ancak sözkonusu sorumluluk yükünü hakkıyla taşıyacak liyakatli insanlar yönetimi ele alacaklardır. Hazreti Peygamberimizin, resmi görev isteyen Ebu Zerr’e yaptığı nasihat bu noktayı güzel aydınlatmaktadır: “Ey Ebu Zerr! Sen zayıf bir insansın. Bu yetki ise bir emanettir. Onu layıkıyla alan ve gereğini yapan kişiler müstesna, bu iş kıyamet günü rezillik ve pişmanlıktır.” (Müslim, 1825) Bu kesinlikle muhataba olan muhabbetten ve onun iyiliğini istemekten başka bir uyarı değildir. “Ey Ebu Zerr! Senin zayıf biri olduğunu görüyorum. Emin ol kendim için neyi istiyorsam, senin için de onu isterim. İki kişinin başına bile emir olma!” (Müslim, Ebû Davûd) Benzer ihtarlar, Peygamber Aleyhisselam tarafından Hz. Hamza’ya, Abdurrahman bin Semüre’ye de yapılmıştır.

   •   Diğer taraftan makam mevki isteğinin daha baştan yetki kullanımında tavizlere yol açacağını hatırda tutmak gerekiyor. Bunun için “görev istenmez, verilir” şiarı saadet asrından bugüne şuur dünyamızda yer etmiştir. “İdarecilik isteme. Zira sen istemeden bu iş sana verilirse, yardım görürsün. Yok, eğer baştan kendi istek ve çabanla aldıysan, o işle baş başa bırakılırsın (ilahî yardım görmezsin).” (Buhârî, Müslim) “Kim davalara bakma işini arzular, araya aracılar koyarsa, kendi başına bırakılır. Kim de kendi istemeden bu işe seçilirse, kendisine Allah tarafından yanlışlarını düzeltecek bir melek indirilir.” (Ebû Davûd, Tirmizî)

   •   Bütün bunlara rağmen adil idarecilere yapılan övgüler, meselenin her tür iktidara karşıtlık ve kuru bir muhalefet refleksi olmadığını ortaya koyuyor. “Yedi sınıf insan vardır ki başka hiçbir gölgeliğin bulunmadığı günde Allah onları gölgeye kavuşturacaktır. Bunların ilki adil liderdir.” (Buhârî, Müslim) “Üç kişinin duası geri çevrilmez. Bir tanesi adil liderdir.” (Tirmizî, Müsnedü Ahmed) Böylesi numune yöneticilerin emri altındakilerin ihtiyaçlarına cevapsız kalması asla düşünülemez. “İhtiyaç ve darlık sahiplerine kapısını kapayan hiçbir idareci yoktur ki Allah da onun ihtiyaç ve isteğine göklerin kapılarını kapamasın.” (Tirmizî, 1333)

   •   İdareciler bizzat kendi yaptıkları işlerden sorumlu oldukları gibi, görevlendirdikleri kişilerden de sorumludurlar. Daha ehliyetli biri dururken çıkar veya yakınlık sebebiyle başka birini göreve getirmek, asla hoş görülemeyecek bir ihmaldir. “Allah’ın daha çok razı olacağı bir adam varken kim kendi yakını diye başka birine göreve verirse, kesinlikle Allah’a, Rasülüne ve müminlere ihanet etmiştir.” (Hâkim, 4/92-93) Bu konuda Hz. Ebubekir’in hikâyesi ibret vericidir. Yezid bin Ebu Süfyan anlatıyor: Ebubekir es-Sıddık beni Şam görevine yollarken şunları söyledi: Ey Yezid! Gittiğin yerde idare işlerinde yakınlarına öncelik tanıman olasıdır. Allah Rasülünün şu sözünden sonra senin adına en korktuğum şey tam da budur: “Kim müminlerin bir konuda yönetimini üstlenir de kişisel muhabbetinden sebep onların başına birini görevlendirirse, Allah’ın laneti üzerine olsun! Allah bu kişi adına hiçbir şekilde bir fidye ya da aracılık kabul etmeden onu cehenneme sokacaktır.” (Hâkim, 4/93)

 



335 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Abdusselam Harun - 08/07/2019
Yazılı İslam hazinesinin 20. yüzyıldaki bu gizli kahramanlarını anlatmaya Abdusselam Muhammed Harun merhumla başlıyoruz.
Kaç Tane İsferayînî ve Ebu Hayyân var? - 01/05/2019
Kaç Tane İsferayînî ve Ebu Hayyân var?
Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin Kavramsal Öyküsü - 29/04/2019
Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat gerek ilgili hadislerde gerek ilk dönem alimleri nazarında ne anlama geliyordu?
Bâkıllânî İçin Ne Dediler? - 25/02/2019
Kim Kim İçin Ne Dedi köşesi Eş’arî kelamı ve Malikî usulünün kilit ismi Bâkıllânî ile başlıyor.
Fahrurrazî’den Uygulamalı Münazara Dersleri - 02/01/2019
Münâzarâtu Fahruddîn er-Razî fî Bilâdi Maverâinnehr kitabını okurken ilmî tartışma için çıkardığım dersler.
Alimlerden Arapça-Türkçe Sözler - 02/11/2018
İslam alimlerinin eserlerinden hayat rehberi niteliğinde özlü sözler...
Çevresel Tükenişin Küresel Sinyalleri - 22/07/2018
Son yüzyılda nüfusu önceki birkaç milyon yıldan daha fazla artan ve ekonomisi yedi kat büyüyen dünyanın kısa çevresel analizi
Masonluğun Dünü ve Bugünü - 05/06/2018
Tapınakçılardan günümüz ideolojilerine masonluk