• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor
Mustafa ALP
mustafamahmutalp@gmail.com
Kötü Yönetici Nasıl Yetişir?
19/04/2018

İlim Dergisi 29. Sayı Nisan 2018

 


  •   Boşuna vaktinizi almak istemem. Yoldan kimi çevirseniz, aşağı yukarı iyi yöneticilerin nasıl olduklarını size söyler. Ahlak, adalet, liyakat, şeffaflık ve ileri görüşlülük gibi vasıfların liderlik için ne kadar hayati olduğunu hepimiz biliriz. Düşünüyorum da idare sanatına dair söylenenlerin birçoğu beylik laflar. Bin yıllardır yönetim kademelerindeki mevcut durumu değiştirememişler. Kutsal metinleri de açıp baksanız, herhangi bir postane müdürünü de dinleseniz, doğru yönetimin kuralları pek değişmez. İyi de köşe başlarını ehliyetsiz insanlar nasıl tutmuş? Kağıt üzerinde, lafa gelince iyi yöneticiyi kötüsünden ayıran nedir sahi? Demek bilgide sorun yok. Mesele uygulamada, koltuğa geçtiğinde değişen şartlarda, “bu özel bir durum” denilen istisnalarda, iş başındakine hakkı ve hakkaniyeti keyfine göre yorumlatan kafa yapısında…


Normal insanlar nasıl kötü yönetici oluyor?  


  •   Kafa yorduğum esas sorun şu: Çevresine fazla mazarratı olmayan, hatta silik diyebileceğimiz kişiler, makam mevkie geldiklerinde neden ve nasıl kötüleşiyorlar? Buna kısa yoldan “geçmişte elinde imkân olmadığı için kötülüğü de o kadardı. Şimdi artan imkân ve nüfuzu onu daha kötü bir adam kıldı” diyebilirsiniz, kabul; fakat bu yaklaşım, o kişi dışındaki etkenleri masum kıldığı için eksiktir. Sistem, çevresel koşullar, hatta yönetilenlerin tavrı iyidir; lakin ilgili yönetici kötüdür, demiş oluruz. Oysa ister bir belediye başkanı, ister özel şirkette personel müdürü olsun, yöneticileri kötüleştiren bir dizi faktör mevcut. Bir makama geçen insana adeta kendi adamlarını kayırmayı, ucu kendine dokunmayan hakları umursamamayı, kişisel iktidarını pekiştirecek fuzuli masraflar yapmayı altın tepside sunmuş oluyoruz. Ee haliyle, birçoğunda Hz. Süleyman duruşu olmadığı için “tabii eyvallah” demekten başka yolları kalmıyor.


Kişisel aidiyetler idareciyi adaletsizliğe zorluyor


  •   Türkiye’de siyasetten iş dünyasına yönetim kademeleri istismara çok açık. Piyasa şartları ve ilişkilerin doğası koltuğa geleni iyilik ve adaletten taviz vermeye zorluyor. Baştan ilkeli davrananlar, kısa zamanda bu şekilde mevkilerini koruyamayacaklarını düşünüyorlar. Kendilerine açıkça “ya düzene boyun eğersin ya çekip gidersin” dayatması yapılıyor. Evet, bu baskı bazen bizzat dinden ya da din zannedilen kabullerden geliyor. Ne derseniz deyin. Bazen davaya sadakatten, bazen dostlara vefadan, güç dengelerini korumaktan geliyor. Neredeyse hiçbir dava, parti ya da şirket felsefesi kendi yöneticisine “hiçbir koşulda, ama hiçbir koşulda haksızlık edemezsin, kamu malını peşkeş çekemezsin, belli zümrelere imtiyaz tanıyamazsın” demiyor. “Biz bütün değerlerin üstündeyiz. Yeri gelince, her tür hak ve sorumluluk bizim lehimize askıya alınabilir” diyor. Tarihte en baba Müslüman yönetimler de laik sistemler de bunun sayısız örneğini vermiştir. Bu hasıraltı dayatmayı tüm yönleriyle cesurca konuşup çözmeden idarecileri ıslah edemeyiz.

  •   O halde iyi bir yönetici için, en az onun kadar idare mantığı, çevresel etkenler ve yönetilenler önemlidir. Sistemin raylarını o kadar güzel oturtmalıyız ki gelen kişi hataya fazla açık kapı bulamasın. Her konuda bu geçerli. Aile öyle güçlü ve başka şeylerle bütünlüklü temele otursun ki mesela babanın kötülüğü o aileyi sarsmasın. Eğitim o kadar destekli ve ilkesel yürüsün ki öğretmenin kifayetsizliği, müdürün liyakatsizliği sırıtmasın. Yazı boyunca işin bu kısmıyla ilgileneceğim. Yöneticiden çok yönetim mekanizması, özelde yönetim algısı nasıl iyileştirilir, sorusuna yanıt arayacağım. Genelde rüzgârın hafif esmesi için önlemler, öngörüler sunuluyor. Burada onun güçlü esmesine rağmen sarsılmayan, kökü ve dalları güçlü ağaçlara yoğunlaşmak istedim. Tersten anlatıma geçebiliriz öyleyse. Kötü yöneticiler nasıl yetişir?


1. Makam mevki cazip yerler haline getirilir


  •   Değişmeyen kuraldır: Bir şey ne kadar fazla fırsat kapısı açıyorsa, istismar edilme olasılığı o kadar yüksektir. Bugün idari pozisyonlar, bilgi ve becerilerine bakılmaksızın sahiplerine sayısız imkân doğuruyor, imtiyaz sağlıyor. Aramızda sadece mevki gücünden sebep sanatçı addedilen, yazar bellenen, iş adamı veya siyasetçi prestiji kazanan o kadar çok kişi var ki! Artık bir yerlere gelmek için kişisel ehliyete değil, tanışa ihtiyaç var. Bir makama getirilen, baştan birçok kişi ve kuruma gebe kalarak oraya geliyor ve tabii ki minnet borcunu ödemek adına görevini suiistimal ediyor. Düşünün, bir milletvekili, başkan ya da müdür seçilmek için adaylar hangi eşikleri aşındırıyor, reklam ve davetlere ne kadar masraf yapıyor; kaç kişiye vaatte bulunuyor, kaç yamuk ortamla uyumlu mesajlar veriyor? Bu insanın göreve geldiğinde artık hür vicdanıyla hareket etmesi, kendisini oraya taşıyan odakların aleyhine karar alması mümkün mü?

  •   Bu noktada atılması gereken acil adım, yöneticiliği arzulanan bir durum olmaktan çıkarmaktır. İnsanlar koltuğa geçmek için can atmamalılar, aksine özellikle kaçınmalılar. İdarecilik denince, yoğun hizmet mesaisi, hesap verme, herkesin sorunuyla ilgilenme ve alabildiğine şeffaflık anlaşılmalı. Hz. Ömer’in görevlendirecek vali bulamaması bu açıdan manidar; çünkü onun teklif ettiği idarecilik, her şeyin tek tek hesabının verildiği, aksi durumda burnundan fitil fitil getirildiği bir sorumluluk. Harika halife, atadığı yöneticilerin sık sık mal varlıklarını hesap ettirip devlet hazinesine aktarıyor. Suçlu olana reayanın önünde kırbaç vuruyor. Toplumun en zayıf kişisinin olumsuz yorumunda tarafları hemen yüzleştirip çözüm sunuyor. O yüzden onun teklif ettiği görevlere talip yok; zira cazip değil, insana bin bir fırsat kapısı açmıyor.  

  •   Makam mevki nasıl cazip yerler olmaktan çıkar? Basit: Sahibine hiçbir imtiyaz getirmez. Ne hususi konut ve araç ne herhangi bir yatırım sahası, dolgun maaş, ticari gelir, sosyal ayrıcalık; hiçbiri… Kaymakam, belediye başkanı lüks villada oturmayacak. Müdürün emrine pahalı araç ve yüklü ödenek verilmeyecek. Bakan, vali yoldan geçerken trafik açılmayacak. Başkan salona girdiğinde ayağa kalkılmayacak. Hiçbir mülki amirin araç ve ev giderlerini devlet ödemeyecek. Milletvekiline, hâkim ve savcıya ortalama memur aylığından üstte maaş verilmeyecek. Özel şirket yetkilileri ve sivil toplum yöneticileri herhangi bir çalışandan kat be kat cazip teklifle karşılaşmayacak... Tüm bunların ters işlediği günümüzde, yöneticilere adaleti salık vermek, bir yandan bataklığı derinleştirirken diğer yandan sinekleri uzaklaştırmaya çalışmak gibi beyhude bir çabadır.


2. Kişiler hukuk sistemine değil, hukuk sistemi kişilere bağlanır


  •   Türkiye’nin en acı yönlerinden biri budur: Liderlere göre tüm sistem değişir. Hükümetin el değiştirmesi, ülkede tüm hukuki, askeri, bürokratik, kültürel ve iktisadi yapının değiştirilmesi demektir. Katedilen mesafe, kazanılan tecrübe ve iş birikimi çöpe gider. Siyasetteki bu hâkim ton, iş dünyasına ve kültür-sanat hayatına da sirayet etmiştir. Koltuğa gelen kişi, liyakate bakmaksızın kendi yandaşlarını kademelere yerleştirir. Yine ehliyetlerine aldırmaksızın eskileri kapı dışarı eder. Elbette bu durum, adaletin kılıç olarak kullanılmasının, iktidarın bir hizmet değil, intikam aracı olarak algılanmasının sonucudur. Bunun diğer tezahürü, uzmanlık alanlarına saygı duyulmaması, işin ehlinin muhatap alınmamasıdır. Bu şekilde bir yerde herhangi bir iş yapılırken işin uzmanına teslim edilmesine, usulüne uygun yapılmasına dikkat edilmez. Tepedekilerin arzusu ve o günkü beklentinin karşılanması yegâne belirleyici unsurdur.

  •   Ya çözüm nedir? Elbette hukuk sisteminin yerleşmesi için bütün fertlerin hak ve sorumluluklara bağlanması gerekir. Bu da toplumda adalet ve hakkaniyet duygusunun yerleşmesini gerekli kılar. Trafik polisi ruhsat ve kimlik kontrolü yaparken araçtan kendisine meslek ya da tanıdık adı veriliyorsa, devlet görevlisi bir yeri denetlerken tepeden birileri iş yeri sahibine iltimas için görevliyi arıyorsa, orada hak-hukuk değil, iktidar söz sahibi demektir. Sonuçta insanların hak-hukuk gözetmedikleri bir yerde yönetime kimi getirirseniz getirin, çok bir şey değişmez: Orada adam kayırma, kolay kazanç ve emek sömürüsü hâkimdir. Öyleyse öncelikli olarak hukuk sisteminin ikame edilmesi elzemdir. Herkes sorumluluk bilinciyle ve hakkı olanın hesabını sorma özgüveniyle hareket edecek. Böylesi bir toplumda emin olun, bir bakanın lokantadaki aşçıdan imtiyazı kalmaz; çünkü uzmanlık alanlarına saygı ve bireysel özgüven yüksektir. Görevi kötüye kullanmaya ve yolsuzluğa yine rastlanır elbette; fakat böylesi toplumlarda bir bakanın ülkeye vereceği hasar ya da bir müdürün şirketi uğratacağı zarar ciddi boyutlara ulaşmadan önlenecektir.


3. Yönetilenler yönlendirmeden çekilir


  •   Nedense yönetimden bahsedilirken yönetilenlerin sürece katkısı ihmal ediliyor. Fatura doğrudan yöneticiye kesiliyor. Ya yönetilen kişilerin yapması gerekenler? Ya yöneticiyi çıkar fırsatlarıyla baş başa bırakan pasif tavırları? Eğer katı bir monarşiden ya da gelişime kapalı bir aile şirketinden söz etmiyorsak, bütün idarelerde yönetilenler de ciddi oranda idare erkini etkiler. Yöneticiler emri altındakilerin geri bildirimlerine göre pozisyon takınırlar. İlgili kurum ya da birimin belli kesimini memnun etmeyen bir yöneticiden bahsedilemez. Dolayısıyla bir yerde kötü yönetici varsa, orada kesinlikle onu besleyen kötü bir yönetilen tayfası vardır. Yöneticilerin vasıflarını ezbere biliyoruz. Peki, yönetilenlerin donanımları? Orada hizmet, adalet, ehliyet ve erdem vazgeçilmezse, burada hizmete yönlendirme, hesap sorma, itiraz etme ve gerektiğinde istifa ısrarı vazgeçilmezdir.

  •   Bizim gibi toplumlarda herhangi bir yönetim erkine karşı insanların sinik ve kutsayıcı tavrı, kısmen ilk maddeyle ilgili. İş başında olanlar, bakın sadece iş başında oldukları için saygı görür, önlerinde ceket düğmeleri iliklenir. Yalancı, düzenbaz, haysiyetsiz bir müdür de olsalar durum pek değişmiyor. Ne saçma! İstismara ne açıklık düşünsenize! Aynı popüler kültürdeki şöhret olgusu. Adam resmi pezevenk de olsa, sırf meşhur bir pezevenk olduğu için popüler kültürde nasıl değer görüyorsa, Türk siyaset ve iş hayatında da salt makamlarından sebep saygınlığı olur idarecilerin. Başka hiçbir vasıf gerekmez. Bu yoğun olarak muhatabın önünde sefilce eğilen yönetilenlerden kaynaklanır. Onların kendilerini değersiz görmelerinden naşi özgüven sorunudur. O halde adamlarına işlem yapmaması için SGK müdürüne baskı yapan belediye başkanına da sendikaya üye olmadığımız için hak ettiğimiz ödülü engelleyen sendika başkanına da aynı kararlılıkla tepkimizi göstermeliyiz. “Düzen böyle. Ne yapabiliriz ki?”, “kime sesini duyuracaksın? Hepsi aynı” zokasını yutmadan istikrarlı şekilde destek ve tepkimizi ortaya koymalıyız.


4. Göreve bir kez gelen bir daha zor gider


   •   Bizde yöneticilerin makamı kendi malı gibi görmelerinin diğer nedeni, koltuğa gelenin oraya çivilenmesidir. Bu realite idareye geçen kişide “nasıl olsa en az beş on yıl buradayım” rehavetine, idare edilenlerde “gidene kadar mecbur katlanacağız” çaresizliğine yol açar. Dikkat edin, ekseri yapıda idare-i maslahat ya da kötünün iyisi kabilinden yöneticiler at koşturur. İnsanlar çok daha iyi şekilde yönetileceklerinden ümit kesmişler/kestirilmişlerdir. Çalan; fakat bir şeyler de yapan, proje üretmeyen; lakin dürüst insanlar iyi yönetici olarak bellenir/belletilir. Bunları bulduğumuza şükretmeliyizdir. Elalemin CHP’lisi mi başa gelsindir?! Secde yüzü görmemişler mi koltukları doldursundur?! Daha üzücü olanı, idareten göz yumulan yöneticiler bir türlü gitmek bilmezler. Makama gelene kadar birçok proje ve derdi olanın, makam gelince tek derdi orayı korumak olur.

  •   Burada elbette daha tepedeki mercilere çok iş düşüyor. Halk ve çalışanlar bir yere kadar ilgili müdür ya da başkana tepki koysa da son söz, onu görevden alacak üst yetkiliye kalıyor. Maalesef onlar muhtemelen kendilerine bağlılığından, karşısında yağcı tavrından ötürü o kişiyi gözden çıkarmıyorlar. İnisiyatif alan liderler az. Haklı da olsa açıkça husumet çekmeyi göze alan az. Feriştahı da olsa çok küçük bir birimdeki yetkiliyi kapı dışarı etmeye pek yanaşmıyor. Sükûnet, sabır, itidal ve denge numarası altında kurtla kuzuları baş başa bırakıyor. Burada kesinlikle kötüler çok daha aktif ve cesurlar. İyilerse silik ve prosedürcü.

  •   Sonuçta ne mi oluyor? İnsanların adaletin tahakkukundan ümitleri büsbütün kesiliyor? “Onlar bir şekilde anlaşır, biz açıkça kalırız. Ekmeğimizden oluruz. Sus, uğraşma” diyecek hale geliyorlar. Bu noktada çözüm, sadece seçim aşamasında değil, başa geldikten sonra, icraat aşamasında da yöneticilerin sık sık kamuoyu değerlendirmesine sunulmasıdır. Sorumluluğu altındaki kişilerin -parti, inanç ve sınıfsal farklarına bakılmadan- aldıkları hizmete dair görüşleri yöneticiler için ölüm kalım meselesi haline getirilmelidir. Bu şekilde yöneticiler “her an gidebilirim. İşimi iyi yapmazsam, bir gün bekletmezler” düşüncesini her daim canlı tutacaklardır.


5. Özel durumlar genel teamül halini alır


   •   İstisnasız bütün yönetimler istisnai durum denen kozu kullanırlar: “Bu özel durum olduğu için böyle.” “Şartlar gereği bunları yapmak gerekiyor.” “Haklısın; lakin bazı dengeleri gözetmek zorundayız.” “Bu, istediğimiz bir sonuç değil; fakat elimiz kolumuz bağlı.” Buna benzer mazeretleri sık duyarız. Kimi zaman gerçekten kaçınılmaz olan süreçte esas sorun şudur: Bunların ne sonu gelir ne sınırı bellidir. Dahası bu tür mazeretleri belirleyen kimdir? Örneğin Hz. Peygamberimizin ganimet dağıtımında toplumun bazı ileri gelenlerine fazladan pay vermesi, yönetimsel algımızda öylesine köklü bir yer etmiştir ki bunun örnek alınamaz (bana göre savunulamaz) bir inisiyatif olduğuna ihtimal dahi vermeyiz. Müslüman yöneticilerin %90’nı o mübarek nebinin davranışlarının %10’luk kesitini referans alırlar. Haliyle adaletimiz, hakkaniyetimiz ve cesaretimiz zengin kesime ve güç odaklarına karşı sökmez. Kendimizi baştan oto-sansüre uğratırız nüfuzlulara karşı. İşte basit örnekle özel durumun genel teamüle dönüşmesi.

  •   Diğer maddelerdeki gibi buna bir önlem sunayım diyorum; ama o kadar kaypak bir mevzu ki! Eşitsizliğe itiraz ettiğin, masumların haklarından bahsettiğin her yerde “bu özel bir durum” deyip lafı ağzına tıkabilirler. “Kritik bir süreçten geçiyoruz. Birliğimizi bozma. Fitne çıkarma” diyebilirler. İşin kötüsü, konuşmaya devam edersen, dışardan izleyenler için gerçekten fitneci gibi görünmen an meselesidir. Israr edersen hain olursun. Düşmana malzeme veren fitneci olursun. Bu fitne ithamı o kadar lanet bir şeydir ki tarih boyu nice haklı davalar, fitneci durumuna düşmemek ya da yönetim birliğini bozmamak için kıyıda köşede sönüp gitmiştir. Emevîler dönemindeki sahabelerden itibaren onca harika insan, sırf bu yüzden beş para etmez idarecilere sessiz kalmıştır. Savaş meydanlarında destan yazan nice cengâver, siyasetin ucuz ayak oyunlarında paketlenip evle mescid arasına hapsedilmiştir.

  •   Kaypak yönetim anlayışında doğru ve iyi yetmiyor demek ki! Bütün kitaplardan, zihinlerden doğru ve iyi kavramını silin. Doğru; fakat nereye kadar, kime kadar doğru? İyi; fakat ne zaman, hangi koşulda, kaç ölçek iyi? İki şeyden bahsedeceğiz her konuda demek ki: Bir doğru veya yanlış. İki nereye kadar, kime karşı doğru veya yanlış… Sakın “iyi de bu bildiğin eyyamcılık değil mi? Sahtekârlık, menfaatperestlik değil mi?” deme! Sus, fitneci!



Paylaş | | Yorum Yaz
345 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

İlahiyatçının İnternet Kılavuzu - 02/01/2019
İslami ilimlerde Arapça web kaynakları
Abdullah İbni Mübarek ile konuştum - 01/11/2018
Büyük fakih, muhaddis ve zahid Abdullah İbni Mübarek ile şahsi sözleri üzerinden kurgusal söyleşi.
Şematik Cahiliye Dönemi - 01/11/2018
İslam öncesi Arapların siyasi, kültürel ve sosyal kodları...
Şehirliler İçin Çevre Notları - 21/07/2018
Topraktan kopuşumuzla başlayan çevresizleşme sürecimiz, kendimizden uzaklıkla sonuçlandı.
5 Maddede İktisat Bilinci - 05/06/2018
Ekonomik ilişkilerimizi adalet ve ahlak dengesine oturtacak 5 kural
Sosyal Medya ile Yaşamayı Öğrenmek - 28/02/2018
Yazara göre geçmişte reddettiğimiz halde bugün pekâlâ kanıksadığımız birçok çağdaş aygıt gibi sosyal medya karşıtlığı yapmak ucuz bir muhalefet ve kısa zamanda eleştirdiğin şeye dönüşme kuralına yenik düşmeye mahkûm.
Gençliğin İffet Sorunu: Flört ya da 40 Yıl Sonrası İçin Eylem Planı - 05/02/2018
40 yıl sonrası için kaleme alındı bu yazı. İffet, flört, cinsellik ve fuhşa dair burada anlatacaklarım on yıllar sonra ancak toplumsal dikkati celbedecek. Neden bugün değil? Çünkü Türk toplumunun yeni yeni ekonomik ve cinsel bakımdan gözleri açılıyor
Madde Madde Kur’an Nasıl Anlaşılmaz? - 15/12/2017
Bugün ve yoğun olarak gelecek nesiller için Kur’an'ın estetik ya da mistik tatminden öte, somut yaşantımıza faydası dokunması için alternatif Kur'an'ı anlama çabası...
Medine’den Öğrendiklerim - 15/01/2017
İslam’ın sokaklarda söz sahibi olmaya başladığı, Müslümanların toplumsal güce kavuştukları 10 yıllık Medine sürecinden çıkardığım dersler...
 Devamı