• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor
Muhammed YAZICI
eminkatip@hotmail.com
Beş Soruda Sevgi ve Kardeşlik
15/11/2016

İlim Dergisi 15. Sayı Kasım 2016 

Muhammed Yazıcı Hoca ile Kapak Konusu

Sorular ve Düzenleme: Adem Özçelik 


1- Kişisel olarak merak ettiğim bir soruyla başlamak istiyorum. Dinin pek çok hukukî ya da akidevî konusu yanında neden insan sevgisi ve muhabbet duygusu gündeme getirilmiyor? Gerek zihin dünyamızda gerek somut İslamî yaşantımızda insan sevgisini biraz öteliyor gibiyiz. Bunun sebebi nedir sizce?


     Öncelikle tespitin çok yerinde ve doğru olduğunu söylemek gerek. Evet, maalesef bugün İslam’ın inanç ve hukukî yanı kadar, hatta onda biri kadar sevgi ve muhabbet nazara verilmiyor. Belki millet ve ümmet olarak içinde bulunduğumuz sıkıntılı durumun sebebi bu. Bilgi aklın, sevgi kalbin ibadetidir. İbadet bu dünyada biter, muhabbet ise müebbettir. En Sevgili “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız” buyurmuyor mu?  Sevginin ön plana çıkmadığı bir sistemin İslamî olmadan önce insanîliği sorgulanmalıdır. Sevmeyi unuttuk. Hâlbuki sevgi varlığın başıdır, sevgiyle var olduk.  İnsan sevgiden yaratıldı. Sevgi insanın hem mayası hem meyvesidir. Sevgi hem yaratılış amacı hem de gayesidir. İnsan sevgiyle yaşar. Sevmek ve sevilmek insanın en temel varoluş gerekçesidir.

     Diğer taraftan sevgi hayat belirtisidir. Sevgi insana manevi doyumun zirvesini yaşatır. Ruh ancak sevgiyle tatmin olur. Sevgi kadar insanı hayata bağlayan güçlü bir duygu yoktur. Mevlana’nın dediği gibi; insan sevgisiz yaşayamaz. Çünkü sevgi ruhun gıdasıdır. İnsan ruhtan ibarettir. Gerisi et ve kemiktir. Allah’ın en büyük eser ve ayeti insan ve bu eserindeki imzası sevgidir. Allah’ın Rahmân, Rahîm, Ğafur gibi sıfatları etken, yani sadece Allah’a aittir. Bu sıfatların öznesi Allah’tır. Fakat sevgi sıfatı olan Vedûd bunun istisnasıdır. O hem etken hem de edilgendir. Allah hem seven hem sevilendir.

     Dinleri ve peygamberleri ele alalım. Bütün dinler birer sevgi okulu, peygamberler ise sevgi muallimleridir. Allah yapmamızı isteyip emrettiği bütün hususlarda zımnen sevgiyi emreder. Sevgi ahlaklı olmanın insanla iletişimdeki formudur. İnsanın bütün davranışları bir duygunun etkisi ve sonucudur. İyi veya kötü bütün davranışlarımızı tercih etmemizdeki en belirleyici faktör, sevmek ya da sevmemektir. Bütün güzel davranışların temelinde sevgi yatar. Bütün kötü davranışların kaynağı bencilliktir. Bencillik sevgisizliktir.

     Kavram kargaşasına son vermek adına şu ayrımları yapmamız gerekiyor: Sevginin zıddı nefret değil, bencilliktir. Nefret merhametin karşıtıdır. Merhamet sevginin, nefret ise bencilliğin sonucudur. Sevgiden merhamet, merhametten iyilik doğar. Aynı şekilde bencillikten nefret, nefretten ise kötülük doğar. Dolayısıyla dinin bütün emir ve yasaklarının temelinde sevme ya da sevmeme durumu vardır. Aynı şekilde bu duygunun davranışları harekete geçirici yönüne bakalım. İnsandaki arzu dürtüsünü sevgi tetikler. İradeyi arzu, arzuyu sevgi harekete geçirir. İnsanın sadece ruh ve mana boyutunu değil, maddî, bedensel ve zihinsel zindeliğinin de kaynağı sevgidir. Sevmenin ve sevilmenin kişide oluşturacağı ruhsal coşku, hayatın tüm alanlarında müspet bakmasını sağlayacak, eşya ve hadiselere merhametle yaklaşmasına vesile olacaktır.

     Son zamanların popüler konusudur sevgi ve çıkar hissi. Oysa sevgi korku güdüsüyle kurulmuş ve güç dayanışmasına dayalı bir çıkar ortaklığı değildir. Sevgide hep öteki vardır. Sevgi hep vermektir. Fakat bu insanda bir eksiklik meydana getiren bir verme değildir. Verdikçe çoğalır. Kelimenin kök anlamının geçtiği bir ayet-i kerimede bunu açıkça görüyoruz: “Mallarını Allah yolunda veren kişi, yedi başak veren ve her başağında yüz tane bulunan bir tek tohuma benzer. Allah dilediğini kat kat artırır. Allah ihsanı bol olan, her şeyi daima bilendir.” (Bakara suresi, 261)

     Bu ayette sevgi verdikçe artan ve kat kat fazla potansiyeli içinde barındıran bir tohum olarak ifade edilmiş. Sevgi ayetteki aslıyla “habbe”, yani tohumdur. Ekin yeri gönüldür ve sevgi tohumundan yedi başak biter: İman, merhamet, mesuliyet hissi (takva), sabır, azim, samimiyet, şükür (minnet duygusu)… Sevgiden biten bu yedi başaktan yüzlerce davranış sadır olur ve her birisinin tohumu yine sevgidir.

     Sevgi aynı zamanda insanda derin bir mesuliyet hissi meydana getirir. Vazife şuuru kazandırır. Öteki onu o kadar ilgilendirir ki bir yerden sonra kendisini tamamen unutur. Sevgi insanı başkaları için yaşatır. Sevgi her türlü musibete ve olumsuzluğa karşı tahammül etmeyi öğretir. İnsanı harekete geçiren güç kaynağıdır. Girdiği gönülde bir nükleer santral gibi çalışır ve durmadan enerji üretir. Sevgi insanın evvela kendisiyle yüzleşmesini sağlayacağından dolayı kendisiyle hep barışık olur. Kendine karşı dürüst davranan ve iç bütünlüğü elde etmiş bir insandan asla yapmacık bir davranış sadır olmaz. Önce Allah’a ve sonra bütün mahlûkata karşı minnet duygusuyla meşbu olur.


2- Peki, hangi insanlar bahsettiğiniz sevgiye değerdir? Özellikle Kurân’ın meseleye bakış açısını öğrenmek isteriz.


     Şimdi tabi her insan sevgiye değer. Çünkü Allah’ın (c.c) en mükemmel yaratığıdır. İnsanın atığı olmaz. Allah hiçbir kulunu zayi etmez. Fersude bir paçavra gibi bir kenara atılmasına razı olmaz. Her gönül sevgi ekilmeye müsait ve müstahaktır. Kuranı Kerim’in Allah ile insan ilişkisini bir köleyle efendi üzerinden misallendirmesinden (Nahl suresi, 75) ve ayrıca Hz. Peygamberin (s.a.v) bir annenin çocuğuna gösterdiği şefkati Allah’ın insana olan şefkatiyle örneklendirmesinden hareketle, insanın Allah’a veya insanın insana olan sevgisini, annenin çocuğuna sevgisi üzerinden anlamamız mümkündür.

     Bir evlat annesine karşı ne kadar hayırsız olursa olsun, bu, annenin evladını sevmesine engel olmadığı gibi, sırf annesine olan bu davranışından dolayı çocuğunun cezalandırılmasına ve nefret edilmesine de razı olmaz. Dolayısıyla hiçbir kul işlediği herhangi bir günahtan dolayı nefret etmemizi, sevgisiz bırakmamızı haketmez. İşte insan sevgisinin Allah sevgisinden kaynaklanması bundandır. “Yaratılanı severim yaratandan ötürü” sözünün anlamı budur. Allah’ın hatırına kullarını sevmeliyiz demektir.

     Aslında ilk başta sevginin İslam’ın hukuk ve inanç esasları kadar gündeme getirilmediği yönündeki sorunuzun cevabı, sorunun kendisidir; yine sevgi, daha doğrusu sevgisizliktir. Çünkü toplumsal yapının ortaya çıkardığı ruh, fertlerin kalp ve gönül dünyalarında belirleyici olur. Bir kere şunu hemen belirtmemiz lazım: İslam sevgiyle başladı. Hz. Peygamberimizi Hira’dan indiren şey, insan sevgisinden başka bir şey değildir. Yoksa belki o orada kendisini kurtarmış olacaktı. Fakat Allah’ın emriyle kalktı ve Allah’ın kullarını kurtarmaya koyuldu. Allah’la insan arasındaki irtibatı yeniden tesis etmek için oradan indi ve çok enteresandır, bir daha -hatıralarını yâd etme adına bile olsa- Hira’ya çıkmadı. Artık o Allah’ı razı etmenin yolunun Allah’ı kullarına sevdirmekten geçtiğini öğrenmişti.

     Gerçekte bütün peygamberlerin risalet davasının başlangıç noktasında benzer bir durum vardır. Bundan dolayı peygamberler nefret ve gayzla kaskatı kesilmiş gönülleri imar eden, kendinden başka kimseyi düşünmeyen hodbin zihinleri tamir eden sevgi öğretmenleridir, diyoruz. İslam kültürü bir sevgi kültürüdür. Fakat bir kültürün bilgilerini aktarmak o kültürü ayakta tutmak için yeterli değildir. Kaldı ki sevgi gibi belirli bir insanî özelliğin başkalarına iletilmesi söz ve yazıyla olmaz. Davranışlar yaşayarak öğretilir.

     Özünde sevmek bir sanattır ve bir sanatın öğrenimi bir fiil icrasıyla mümkün olur. Sevgiyi kitaptan öğrenmek, karada yüzmeyi, denizde araba kullanmayı öğrenmeye benzer. İşin kitabî yanının olduğu bir gerçek tabi ki. Sevginin ön şartlarını, sevgiye giden yolları öğrenmek, uygulama tecrübesini paylaşmak mümkündür. Fakat sevgi severek öğretilir. Sevgi hiçbir zaman tek taraflı olmaz. Mutlaka muhatapta bir sinerji meydana getirir. Sevgisizlikten ruhları ölmüş, hatta çürüyüp kokuşmuş insanları ısrarla sevmeye devam ettiğimizde, gönüllerinin nasıl yeşerdiğini göreceğiz. Zira sevgi kömürü elmasa çeviren bir basınç gibidir.

     Bunlarla birlikte, üzücü ki İslam’ın güçlü bir siyasi harekete dönüştüğü, nisbeten küresel bir güç halini aldığı dönemlerde, zulmü engelleme maksadına matuf toplumsal düzeni sağlamak için indirilmiş ayetler ve bu ayetlerden çıkan hukukî düzen, ilk dönemlerdeki ferdi ihya etmeyi hedefleyen sevgiye dayalı irşat esaslarını gölgede bıraktı. Artık İslam denince ilk olarak insanın dünyadaki cenneti olan sevgi değil de, belli bir siyasal düzen akla gelir oldu. Burası önemli bir kırılma noktasıdır.


3- Başka bir hususa geçelim dilerseniz. “İnsanlara şükran duymayan Allah’a da şükran duyamaz” hadisinden yola çıkarak, insan ve Allah sevgisi arasındaki ilişkiyi nasıl yorumluyorsunuz? Aynı soruya sevgi ve iman münasebeti üzerinden de yaklaşabilirsiniz.


     Bunun cevabı şurada yatıyor: Genelde insan sevgisi Allah sevgisinden kaynaklanır. Allah’ı sevme biçimi kişinin insana olan sevgisini de belirler. Bahsettiğiniz hadisi tersten okursak, o zaman mana daha açık hale gelecektir. Yani Allah’a şükran duymayan insanlara da şükran duyamaz… Ne demek istediğimi şöyle ifade edeyim: Şükran, bir minnet duygusudur ve insandaki en güçlü duygulardan biridir. Sevginin kaynağında da aslında bir minnet vardır. Bu Allah sevgisi olduğunda, varlığımıza karşı duymuş olduğumuz minnet olurken, anne sevgisi olduğunda bizi büyütüp sevmesine karşı duyduğumuz minnettir.

     Biraz düşünürsek, Allah’ın bize olan lütuflarının çoğu kez insanlar vasıtasıyla gerçekleştiğini farkederiz. Dolayısıyla insanlara duyulmayan minnet ve edilmeyen teşekkür, aslında Allah’a karşı yapılmayan bir şükürdür. Bu yüzden insanî vasıflarını kaybetmemiş her insanda minnet duygusu az veya çok mutlaka bulunur. Buradan sonra şükür ve minnet ile doğrudan ilişkili olan sevgi duygusundan bahsetmek yerinde olacak.

     Sorunun ikinci kısmında sizin de belirttiğiniz üzere, sevgi ve iman arasında doğrudan bir ilişki vardır. Kısaca açıklamak gerekirse, sevginin olmadığı bir yerde iman olmaz. Çünkü imanın içindeki en temel duygu olan güven ancak sevgi toprağında kök salabilir. Bakara Suresi 165. ayet bu konuda oldukça güzel bir örnektir: “İnsanlar arasında Allah’ı bırakıp da O’na ortak koşanlar vardır. Onları, Allah’ı severcesine severler. Mü’minlerin Allah’a olan sevgisi ise daha güçlü bir sevgidir.” Rabbimiz bu ayette ubudiyetin temelinin sevgi olduğuna dikkat çekmiştir.

     Nitekim imanı tek bir duyguya indirgeyecek olsak, bu duygu hiç şüphesiz sevgi olurdu. İmandaki Allah sevgisi kısır bir sevgi değildir. Aksine Allah’tan başlayarak mahlûkata yayılan bir sevgidir. Bu açıdan sevginin, sevgi doğuran bir tarafı da vardır. Yunus’a “yaratılanı severim yaratandan ötürü” dedirten duygu da budur. Yunus’un bahsettiği bu sevgi, hayatın her anında etkin bir sevgidir. Bir başka ifadeyle, sevgi bir kalpte yerleştiğinde insanın davranışlarını ele geçirir. Bu sevgi onun daima sevgiyle hareket etmesine sebep olur. Aksine hareket ettiği vakitlerde dahi bundan dolayı pişmanlık duyar.

     Bu yüzden bir mümin bütün mahlûkata yaratandan ötürü saygı duyar ve kendisiyle aynı inancı paylaşmayan insanlara dahi yardım eder ki bu imanının bir gereğidir. Burada Mümtehine Suresi 8. ayeti hatırlamakta fayda var: “Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever.”


4- Malum, sevgi ve şefkatin azaldığı bir çağda medya ve tüketim kültürü üzerinden yoğun şekilde pazarlanan bir kavram var: Aşk… Siz insanlara karşı sevgi ve şefkat karşısında özellikle iki cins arası idealleştirilen bu romantik aşka nasıl bakıyorsunuz?


     Tam bu bağlamda Dostoyevski güzel bir şey söylemiş: “Sevmek; güzel birinde aşkı aramak değil, bir başkasında kendini bulmaktır.” En temelde sevgi bir ruh eylemidir ve ruhun cinsiyeti yoktur. Bu cinsiyeti külliyen yok etmez erkek ve kadını aynılaştırmaz. İkisini insan olma noktasında birleştirir. Evet, aşk sevginin zirvesidir. İnsan kendi kabiliyet ve karakteri açısından sınıfının en mükemmeline sahip olduğuna inandığı kişiye aşk olur. İki cins insan var; erkek ve kadın. Kadında erkekte olmayan kendine has özellikler, erkekte ise kadında olmayan özellikler mevcut. İkisi de insan olmanın bir yanını teşkil ettiği için, diğerine mahsus özelliklerden mahrumdurlar.

     Bu açıdan erkek de kadın da eksiktir. İkisinin birbirlerine meyli ontolojik eksiklikten kaynaklanan yalnızlık duygusunu gidermeye yöneliktir. Dolayısıyla tarafların birbirlerine cinsel arzu nesnesi olarak bakması ve bunu sevgi ve aşk gibi üstün vasıflar arkasına saklaması mümkündür. Ne var ki bunun sağlaması yapılabilir. Mesela, eğer bir insan bütün sevgi duygusunu sadece bir şahsa yönlendiriyor da başkasını sevemiyorsa, bu ilişkinin adının gerçek manada sevgi olması düşünülemez. O bir şehvet ortaklığıdır. Çıkara dayalı ve sonuç odaklı bir birlikteliktir. Sevgide şehvet olmaz. Şehvet sevgi balina zerk edilmiş zehirdir. Bu dürtü o kadar sinsi bir histir ki insan çoğu zaman gerçekten sevgi duyduğunu zanneder. Aksine tam bir şehvet tutsağı olduğunun farkına bile varamaz.

     Demek ki sevgiyle şehvet aynı yerde olamaz. Şehvet bir tutkudur. Tutku tutsaklaştırır. Sevgi ise özgürleştirir. Sevgi maskesine gizlenen şehvet hokkabazları veya sahte sevgi verip şehvet alan gönül tefecileri, bütün kutsalı yok ettiği gibi aşk ve sevgi gibi değerleri de mahvetti. Hâlbuki dünyanın en değerli şeyidir sevgi. Maalesef her şeyin metalaştığı bir çağda değerlerin yerini fiyatlar ve rakamlar aldı. Değerlerin yerini rakamların aldığı bir yerde satın alamayacağınız hiçbir şey yoktur.

     Oysa odaklanılması gereken esas nokta, histerik tutkular ve saplantılı ilişkiler değil, tabii ve diriltici sevgidir. Ancak bu şekilde cehenneme dönmüş olan dünyayı düzeltebiliriz. Birbirimizi severek birbirimizin cenneti olabiliriz. Cehennem, insan yüreğinde sevginin bittiği yerdir. O halde yenilenmeye yeniden başlayarak yola koyulmak gerek. Başladığı yere dönerek, yani yeniden insanı ve özündeki güzellikleri keşfederek yepyeni bir nesil meydana getirmek gerek.


5- Üstadım, son olarak saadet asrındaki ideal muhabbet ortamını ve kardeşlik duygusunu toplum olarak yeniden kazanmak için neler yapabiliriz? Hususî olarak günümüz koşullarında hangi pratik adımların atılması gerektiğini soruyorum.


     Efendimiz Aleyhisselam “mümin kendisiyle dostluk kurulabilen insandır. Kendisiyle dostluk kurulamayan kişi mümin olamaz” (Müsned-i Ahmed, Mucem-i Taberâni) buyuruyor. Az önce belirttiğimiz gibi, sevgi severek öğrenilir. Verdikçe çoğalan bir özelliğe sahiptir. Kelimenin kök manasında var bu mazmun. Önce kendimizi severek başlamalıyız. İnsan insanın aynasıdır. Empati duygusu insanı karşısındakinin yerine koyarak onu anlamasını sağladığı gibi, aynı şekilde karşısındakini kendisi gibi görüp değerlendirmesine de sebep olabilir. Bu ters empatidir. Dolayısıyla kendisini sevmemek parçalanmış bir ruh halinin eseridir. Sevgi bir bütündür. Kendini sevmek narsizim değildir. Zaten Efendimiz mümini tarif ederken kendisi için sevdiğini başkası için de sever buyuruyor. Tabi başkasını daha fazla sevmesi bir erdemdir.

     Diğer taraftan, sevgisizliğin en önemli sebeplerinden biri bilgisizliktir. Kendini bilmeme durumu… Hâlbuki sevgi farkında olmaktır. Önce kendinin farkında olmak. Öyle ya, küçük insanlar dengini, büyük insanlar kendini arar. Peki, kendimizi niçin tanımıyoruz? Çünkü kendimizle yeterince vakit geçirmiyoruz. Şahsi hayatımıza zaman ayırmıyor, kendimizle başbaşa kalmıyoruz. Bundan dolayı kendimize güvenmiyoruz. Tanımadığına haliyle güvenmezsin. Bilgiden ilgi, ilgiden sevgi doğar. Sonuçta özgün işler ortaya koyamıyoruz. Çünkü özgüvenimiz yok, özgür değiliz. Oysa insanlar asla söyledikleri kadar meşgul değillerdir. İnsanların öncelikleri vardır. Paraya ve lükse verdikleri önemi sevgiye vermezler.

     Bu noktada küçük adımlar asla küçümsenmemeli. İyilik küçük küçük artan bir kabiliyettir. Yaptığımız küçük iyilikler bizi daha büyük bir iyiliği yapmaya aşina ve müheyya kılar. Kaldı ki küçük iyilikleri yapamamış adamlara büyük iyilikler teslim edilmez. Tıpkı bir dükkanı idare edemeyene bir şirketin teslim edilmeyeceği gibi. Burada belki en büyük hatayı sevgiye layık insan aramakta yapıyoruz. Hâlbuki her insan sevgiye değerdir. Üç aşama bize yardımcı olabilir: Önce insandaki güzelliği keşfet. Sonra onu geliştir ve şahsı güzel insan yap. Üçüncü aşamada o kişi insan güzeli olsun. Yani kendi sınıfının en güzeli, en mükemmeli varlığı… İşte Hz. Peygamber bunu gerçekleştirdi.

     Ünlü psikanalist Erich Fromm, sevmek için güzel insanı bekleyen ve gerekli ortamı arayan kimseyi, elinde kalemle resim yapmak için manzara arayan kişiye benzetir. İnsanın kaybettiği şeyleri tekrar kazanmasının en kolay yolu, ilk kazandığında yaptıklarını tekrar etmesidir. Bir örnek verecek olursak, herhangi bir uzvumuz kırıldığında ve eski fonksiyonlarını yeniden kazanması istediğimizde, fizik tedavi sırasında bebeklik döneminde yaptığımız hareketlerin aynısını yaparız. Sadece bedensel fonksiyonlar değil, duygusal aktiviteler de böyledir. Dolayısıyla sevginin ve merhametin azaldığını düşünüyorsak, yapmamız gereken tek şey, saadet asrında Nebi (s.a.v) ve sahabenin yaptıklarını yeniden gözden geçirip neler yapmamız gerektiğini öğrenmektir.

     Bu söyleşinin konusu gereği, burada uzun uzadıya örnekler vermek yerine, birçok örneğin ortak noktalarına dikkat çekerek pratik adımları nasıl atabileceğimizi düşünelim. Saadet asrındaki Müslümanların en temel özellikleri fedakârlıktır. Bunun en bariz örneğini, Ensar ve Muhacir arasındaki kardeşlik akdinde görürüz. Hurma bahçelerini, ticaret mallarını ve binek hayvanlarını yeni tanıştığı insanlarla paylaşan şahsiyetler, tarihin tozlu sayfalarına adlarını altın harflerle yazdırmıştı. Bu kardeşlik örneği hiçbir milletin tarihinde rastlanmayacak eşsiz bir şeref tablosudur. Bir toplumda sevgi ve rahmetin egemen olması için her bireyin insanî faziletlerinin yüksek olması gerekmez. Bilakis insanî faziletleri yüksek kişilerin güçlü ve adil olması gerekir. Her birey ‘ben yoksam kimse yok’ şuuruyla hareket ederek, değiştirebileceği her kötülüğü değiştirmek için çaba göstermelidir. Bu bilinç oluştuğunda, toplumun dönüşümüne şahit olacağımıza inanıyorum.

     Evet, toplumda sevgi ve merhametin egemen olması için mücadele etmeliyiz. Ben inanıyorum ki bu ütopya değil. Bunun için yapmamız gereken şey, anlamak ve güvenmek. İnsan anlamadığını sevmez, sevmediğine ise güvenmez. İşte bu noktada birbirimizi anlamak için birbirimizi tanımamız gerekiyor. İletişimin yüksek olduğu toplumlarda suç oranı oldukça azdır. Nebi Efendimizin “aranızda selamı yayın” emri bu açıdan oldukça önemlidir. Önemsizmiş gibi gözüken detaylar, hayatımızda birçok şeyin değişmesine sebep olabilir. Bu açıdan toplu taşımada insanlara yer vermek, trafikte saygılı olmak, sadaka vermek gibi dışarıdan basit gözüken şeyler hayatımızı değiştirecek gücü kendilerinde saklarlar. Basit ve kolay iyilikler vardır, ama önemsiz iyilik yoktur. Her iyilik kendi içerisinde derin bir anlamı mündemiçtir.

     Gerçekten sevgi ve merhametin egemen olmasını istiyorsak, bu kelimeleri sömürmek yerine, bunlar için mücadele etmeliyiz. Bu mücadeleyi önce kendimizden başlatmalıyız. Dünya sevginin gücüyle düzelecek. Silahların başaramadığını, atom bombasının yapamadığını insanın kalbine kurulacak sevgi santrali gerçekleştirecek inanın. Herhangi bir karşılık veya minnet beklemeden insanlara iyilik yapmalıyız. Biri seni sevdiği için ve onun sevdiği kadar sevmek, bir duygu ticaretidir. Bir Müslümana karşılık beklemek yakışmaz. Mendil satan çocuktan mendil alıp yerlere tükürmemeliyiz. Evet, biz bunları yaptığımızda dünya çok daha güzel bir yer haline gelecek. Tüm kalbimle inanıyorum ki çocukların mendil satmak zorunda olmadığı bir dünya çok uzakta bir yerde değil. Siz de inanın.



Paylaş | | Yorum Yaz
336 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Tarihsel Süreçte İtikadî Mezhepler ve Eş’arî-Maturîdî Karşılaştırması - 25/02/2019
İslam tarihinde inanç akımlarının doğuşu ve akıl-vahiy arasındaki denge arayışı
Beş Soruda Güzel Ahlak - 16/01/2019
Güzel ahlakın İslam alimlerince tarifinden toplumsal ilerleme ahlakına birçok konu bu söyleşide
Beş Soruda Salih Amel - 14/01/2019
Salih amel ile normal bir işin farkı nedir? Kafirlerin bütün yaptıkları boşa gitmiş midir? İhlaslı işle yararlı iş dengesi nasıl kurulacak?
Beş Soruda Namaz - 14/01/2019
Namazın dinin direği oluşundan bugün için toplumu birleştirici gücüne çeşitli sorularla kapak söyleşisi...
Beş Soruda Peygamber Efendimiz - 11/01/2019
Peygamberimin Müslüman bilinci için öneminden günlük hayatta uymamız gereken örnekliğe uzanan dosya söyleşisi
Beş Soruda İman - 10/01/2019
İman-normal inanç farkından imanın bugün bizden ne beklediğine dair dosya söyleşisi
Beş Soruda İhlas - 10/01/2019
İhlasın gerçekte ne olduğundan samimiyet ve başarı ilişkisine dair dosya söyleşisi
Medeniyet Kurucu Metinler - 02/01/2019
Muhammed Yazıcı Hocanın Mecelle Hatimesi Programında yaptığı konuşmadan yazıya aktarılmıştır.
Siyer Literatürü Nasıl Oluştu? - 01/11/2018
Siyer ilminin kuruluşu ve tarihi gelişimi üzerine...
 Devamı