• https://www.facebook.com/dergiilim/about/
  • https://twitter.com/ilim_editor
Fatih YAZICI
fethullahyazici@gmail.com
Sosyal Medya Hayatımızı Nasıl Etkiliyor?
28/02/2018

İlim Dergisi 28. Sayı Mart 2018


   •   Günlük hayatımızın vazgeçilmezleri arasında yerini alan sosyal medyanın, hayatımızı yönlendirme konusunda büyük bir etkisi bulunmaktadır. Aslında 1971 yılında hayatımıza giren sosyal medya (e-mail), 2004 yılında Facebook ile hız kazanarak her kesimden insanı etkisi altına almaya başladı. Sosyal medya kimileri için bir eğlence merkezi, kimileri için kendisini tanıttığı bir reklam ajansı, kimileri için bir iş, kimileri için cinsel duyguların tatmin edilmeye çalışıldığı yer, kimileri için dinin tebliğ edildiği mekân, kimileri için haber stüdyosu, bir kısmın da bilgi aktarım merkezidir.

  •   Sosyal medya kişinin zaaflarını kullanarak, kullanıcının ilgi odağı haline gelir. Sosyal medya kişiyi sanalda sosyalleştirip, gerçek hayatta asosyal yapan uygulamaların bütünüdür. Kullanıcı, koca evreni küçücük bir ekrana hapsetmiştir. O kişi için dünya, küçük bir ekrandan ibarettir. Hüzünlerini, acılarını, sevinçlerini hep orada yaşar. Sanallığı gerçekliği kadar gerçek değildir.

  •   Tabii bir de fotoğrafın görünmeyen yüzü var. Daha makul, daha tutumlu, daha ölçülü olan yüzü. Onlar için sosyal medya bir araçtan ibarettir. Amaçları farklıdır. Genelde bu kesim kullanıcılar kendini kontrol edebilen, nefsini dizginleyen, debdebelere aldırış etmeyen kimselerdir. Bu kesim kullanıcılar için sosyal medya herhangi bir tehdit oluşturamaz. Yani sosyal medya itidalli kullanılırsa, kullanıcılar için bir sorun haline dönüşemez. Gelin şimdi hayatımızın hangi kısımlarında nasıl etki ediyor onu görelim.


Aile Hayatımız


  •   Aile, insani bağlarımızın en kuvvetli olduğu yerdir. Aile; dert ortağı, mutlu günlerin mimarı, huzur dolu sohbetlerin başkentidir. Çıkar ve menfaat gözetilmeden yardım edebilmektir aile. Yarınlara umut dolu gözlerle bakmak için öncülük eden yegâne ışıktır. Saadeti bol yarınlar için doğru olan adımı atmak şarttır. Topraklar, hasat verdiği vakit tohum, meyve ve çiçekler ile güzeldir. Yarınlarımız ise güzel ahlak ile yetiştirilmiş çocuklar ile.   

  •   Bizim için bu kadar değerli olan ailemizde, sosyal medya adeta keskin bir bıçağın elmayı ikiye ayırması gibi aramızı ayırdı ve aynı evin farklı duvarlarına fırlatarak bihaber bıraktı birbirimizden. Koca dünyada olup bitenden haberdar olan bizler, yanımızda oturan anne babamızdan, çocuklarımızdan habersiz kaldık. Sosyal medyada oğluna methiyelerden bir gökdelen inşa eden anne baba, gerçek hayatta oğlunun varlığını bile hissedemiyor. Zira sosyal medyadan paylaştığı fotoğrafa gelen yorumlara cevap vermekle meşgul. İşi zor... Yarınlarımızı zifiri karanlığın en dibine, kilitlenebilir bir sandığın içine bocalayarak gömmekteyiz. Uzakları yakın, yakınları uzaklaştırmaktayız. Yakınlaştıkça uzaklaştırıyoruz…


A. Çocuklarımız Üzerindeki Etkisi


  •   Her çocuk karakteristik özelliğini anne ve babasından alır. Ailesi ilk öğretmenidir. Öğrencilik hayatı doğduğu andan itibaren başlar ve vefatına kadar devam eder. Bu zaman zarfından nasıl yetiştirilmiş ise o şekilde hayatını idame ettirecek, o da çocuklarını o şekilde yetiştirecektir. Ve bu kısır döngü bu şekilde devam edip gitmektedir. Bir çiçeğin suyu verilmez, güneş ışığına çıkartılmaz ise boynunu büküp solacaktır. Çocuklarımıza sağlıklı bir eğitim veremez isek aynı etki onlarda da gözükecektir. Güzel ahlak üzere yetiştirilmiş çocuğun bilinçaltı ahlakın zorunluluğunu kabul edecek ve onu ahlak dışı davranışlardan engelleyecektir. Babasının bir elinde sigara, diğer elinde votka şişesini gören çocuğa kimse bunların zararlı olduğunu anlatamaz. Çünkü bilinçaltı onun makul bir içecek olduğunu çoktan kabullendi.

  •   Metropol olma yolunda koşar adımlarla ilerliyoruz. Ve bunu çocukların tek toprak alanı olan oyun parklarını yıkarak yapıyoruz. Sokaklar çocuk sesleri ile yankılanması gerekirken, torbacılık ile suçlanan çocukları yakalamak isteyen polis araçlarının sesi ile yankılanmakta. Bundan dolayı evin duvarları arasına sıkışıp kalan çocuk, ne toprağa ulaşabiliyor ne de arkadaşlık kurabiliyor. Oyun oynayabileceği, arkadaşlık kurabileceği iki kişi kalıyor geriye; anne ve baba. Lakin anne ve babası da ellerinde telefon,  Hasan amcaların çocuğu Mehmed’in başarılarını inceleyip kendi çocuklarını azarlamaktadırlar. Ne zaman oyun oymamak istese, babasının yorgunluğu, annesinin ev işleri bitmez oluyor. Aslında ne babası yorgun ne de annesinin ev işleri var. Babası okeyden ara taşının gelmesini heyecanla beklerken annesi, Birgül hanımın misafirleri için hazırladığı sofrayı incelemekte.

  •   Ailesinden terbiyesini bu yönde alan çocuk, yaşamını da bu minval üzere yürütmektedir. Aklı biraz olgunlaşmaya başlayınca babasından ilk isteği bir telefon veya tablettir. Onlara sahip olmak o anki en büyük hayalidir. Daha küçük yaşta hayallerine giren bu aygıt, onun fikir yapısını, hayallerini kirleterek istilası altına almaktadır. Masumca kurduğu, hayal ettiği güzel şeyler yerine bu aygıtın önüne sunduğu hiçbir amaç içermeyen şeyleri düşünmektedir. Bu aygıtların en büyük darbesi ise kullanıcıyı tembelliğe alıştırmasıdır. Asıl yapması gereken görevlerini aksatmakta, onları önemsetmemektedir. Asli görevleri ikinci, üçüncü plandadır. Ödev önemsiz, yeşilliklere doğru çekilmiş fotoğrafı Instagram’da paylaşması önemlidir. Kitap okumak önemsiz, durumda paylaşacağı sözün ahenkli olması önemlidir.

  •   “Karnı tok, sırtı pek, yediği önünde, yemediği ardında. Bu çocuk bunlara rağmen nasıl bu hale geldi?” Şeklinde nida eden babaların oturup düşünmeleri lazım: “Acaba sorun benden mi kaynaklanıyor? Her isteğini yerine getirmem, her haykırışında eline tutuşturduğum telefon mu onu bu hale getirdi?”


Peki, nasıl bir önlem alınmalı?


  •   Baba sadece eve para getiren veya ailesinin her istediğini yerine getiren değildir. Anne sadece evin temizliği ile uğraşan, yemek yapan değildir. Her vakit onların yanında olamazsınız. Her düştüklerinde siz yardımına koşamazsınız. Bundan dolayı evlatlarımıza direnmeyi, zorluklarla karşılaştığında başarana kadar azmetmeyi öğretmeliyiz. Ekmeğini mazlumla, fakir fukara ile bölüşmeyi öğretmeliyiz. Sohbetler etmeli, dertleşmeliyiz. Hayatı anlatmalı, güzel tabelalar koymalıyız önüne. Lakin o tabelalar telefonu, tableti değil, asıl ve kalıcı olan sevgiyi göstermelidir. Merhameti, vicdanı, haysiyeti göstermelidir mesela…

  •   En azından çocuklarımızın yanında elektronik aletler ile meşgul olmak yerine sohbet etmeli, kitap okumalıyız. Zira Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır; “Her çocuk, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra babaları ve anneleri onları Yahudi, Hıristiyan veya Mecusi yaparlar”. (Buhari, Müslim) Bu aygıtların ağına düşmüş her anne ve baba, çocuğu için bir put oluşturmaktadır. Telefona taban bir kul yetiştirmektedirler. Her anne ve baba bu fıtratı müspet yönde etkileyecek davranışlar sergilemelidir. Her gün evde sohbet saati düzenlemeli, haftalık kitap okuma yarışması veya ödüllü ayet ve hadis ezber yarışması yapılmalıdır. Eğiten ve öğreten oyunlar oynanmalıdır. Zamanı en güzel şekilde değerlendirmeli, çocuğunuz bu vakitlerden huzur ve mutluluk duymalıdır.


B. Eşler Arasındaki Etkisi


  •   Sosyal medya hayatımıza girmeye başladığı andan itibaren insani ilişkilerimizde kopmalar, zedelenmeler ortaya çıkmaktadır. Özellikle de aile içi bağların zayıflamasına sebep olmaktadır. Evlerimizin olmazsa olmazları arasında saydığımız televizyon, akşam muhabbetlerimizi zaten bizden çalmıştı. Sosyal medya ile bu daha da hız kazanarak, huzursuzluğu katbekat artırdı. Eşleri, bir odanın iki yabancı insanı haline getirdi.

  •   Eşlerin diğer eşler ile sosyal medyada havalı olduklarını gösterme çabası ile yaptıkları güzellik yarışması evlerdeki huzursuzluğun sebepleri arasındadır. Bu yarışmalar arasında şunları sayabiliriz; kimin yemek sofrası daha güzel, kimin elbisesi daha şık, kimin çocuğu daha tatlı, hangi ev daha güzel, en yeni model araba kimde?.. Bu yarışların maalesef bitiş çizgisi yok. Daha iyisine layık olmak için huzurunu bile satabilir. Bu olay “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak.” sözü ile eşdeğerdir. Önemli olanın sevgi olduğunu ne de çabuk unuttuk!

  •   Eşler arasına geçimsizlik sokar. Süs eşyaları ise tezyin edilmiş sofraların fotoğraflarına bakarak içini geçiren kadın asgari ücret ile evini geçindirmeye çalışan kocasından, evde olmasının pek bir faydası olmayan, sadece gösteriş amaçlı kullanılan eşyaların alınması için baskı kurar. Kocası bu isteklerini yerine getiremez. Zira maddi durumu bunu karşılayacak güçte değildir. Kadın için o an para pulun bir önemi yoktur. Tek isteği aynı sofrayı hazırlayıp fotoğraf çekmek ve bunu sosyal medyada paylaşmaktır. Hanımın bu yaptıklarına katlanamayan erkek, sosyal medyada gayri meşru ilişkiler kurmaktadır.  

  •   Eşlerin birbirine vakit ayırmasına engel olur. Kadınlar eşleri ile muhabbet etmek ister. Eşleri ise işten gelir gelmez yorgun oldukları için televizyonun karşısına kurulup, Instagram’a atılan hikâyelere bakmaktadır. Yorgunluğunu televizyon veya sosyal medyanın dindireceğine inanır. Hâlbuki asıl yorgunluk, eşinin bir tas sıcak sohbetinde saklıdır. Sevgi yüklü alınan bir yudum asıl önemli olanın hangisi olduğunu anlatacaktır. Aradığı ilgiyi göremeyen kadın hüzünlenir, huzuru kaçar. Bu sorunlar küçük tartışmaların kapısını aralar. Küçük tartışmalar da büyük tartışmaların zeminini hazırlar. Sonuç; hüzün ve ayrılık… Ortada kalan ise iki yetim çocuk ve kırık kalpler.

  •   Hâlbuki erkek elinde bir gül ile kapıya gelse ve hanımı tebessüm ile kapıyı açıp buyur etse, hiç huzur eksik olur mu o evden? Sevgi yüklü bir gönül hiç cananını incitir mi? Tebessümünde oluşan gamzelerinde saltanat kurmak isteyen kişide yorgunluk kalır mı hiç? Hiç eşinizi Peygamberimiz gibi eşine sadakatle bağlanmış bir şekilde sevmeyi denediniz mi? Hiç Hz. Ali gibi dert ortağı edinip, ahirette buluşmayı hayal ettiniz mi? İncinmesin diye incindiniz mi mesela? Bütün kapıların anahtarıdır sevmek. Ya sever küllerimizden doğarız ya da rüzgârın acımasız esintisine kapılıp savruluruz.


İş Hayatımız


  •   We Are Social and Hootsuite'un hazırladığı rapora göre, dünyada 2.89 milyar sosyal medya kullanıcısı bulunmaktadır. Yine We Are Social’ın hazırladığı rapora göre, Türkiye nüfusunun yüzde 60’ı, bu yüzdeyi milyona vuracak olursak 48 milyonu sosyal medya kullanıyor. Bu yüzdelikler bize şunu gösteriyor ki kolay yollu reklam yapabilmenin ve insanlara bunu ulaştırmanın en kısa ve kusursuz yolu budur. Sosyal medya sayesinde birçok insana yaptığınız işi ulaştırabilir ve bunu da az bir maliyet ile yapabilirsiniz. Bu nedenle sosyal medyanın iş hayatımıza etkisi genel olarak olumlu yöndedir.

  •   Reid Hoffman adlı girişimci, iş adamı 2003 yılında kurduğu linkedln adlı uygulamayla, insanların iş sorununu bir nebze olsun ortadan kaldırmaktadır. Linkedln günümüzde 500 milyon kişi tarafından kullanılmaktadır. Bunun 4 milyonunu Türk kullanıcılar oluşturmaktadır. Linkedln’in Facebook, Twitter veya Instagram gibi cezbedici, bağlayıcı bir yönü yoktur. Asıl amacı işveren ile işçi arasında bir bağ kurmaktır. Bunun dışında bir işlem yapabilme olağanı da yoktur. Bundan dolayı “Profesyonel iş ağı” diye adlandırılır. 


Öğrencilik Hayatımız


  •   Türkiye’de eğitim gören her gencin hemen hemen sosyal medyada bir hesabı vardır. Genel olarak en çok kullanılan uygulama Facebook, Instagram ve Twitter’dır. Facebook ve Instagram daha çok ergen yaşına erişmiş gençler tarafından kullanılırken, Twitter yükseköğretim yapan gençler tarafından tercih edilmektedir. Peki, bu gibi uygulamalar eğitim hayatımızı nasıl etkilemektedir?

  •   Öncelikle ergenlik yaşına gelmiş çocukların genel olarak önde olma, farkındalık yaratma, beğenilme gibi bazı duyguları ön plana çıkmaktadır. Bu duygularını sosyal medya ile gidermeye çalışır. Attığı fotoğrafa gelen her beğeni, yorum onun bu duygularını yüceltmektedir. Bunun akabinde aşırı özgüven problemi meydana çıkar. Duygularını kontrol edemez hale gelir. Yaşının küçüklüğüne bakmadan boyunu aşan işlere kalkışır. Derslerine çalışmayı bırakır ve ödevlerinin önemsiz olduğunu düşünür. Asabi bir tavrı vardır. Hocaları ile sürekli atışma içerisindedir. Hatta hocasına el kaldıracak kadar ileri gidebilir. Kendisinin daha iyi bildiğini düşünür.


Çocuklarımızı bu tehlikeden nasıl korumalıyız?


  •   Öncelikle çocuklarımıza sosyal medyayı kullanabileceği bir yaş sınırı koymalıyız. Sosyal medyayı kullanabilmek için yaşının küçük olduğunun farkında olmasını sağlamalıyız. Onların yanında telefon kullanmamalı, ilgisini kitaplara çekmek için düzenli olarak beraber kitap okumalıyız. Nasihat içerikli sohbetler etmeliyiz. Neleri paylaştığını, kimleri takip ettiğini hep kontrol altında tutmalıyız. Bilgisayarı kendi odasına değil, evin salonuna koymalıyız.

  •   Bunların dışında sosyal medya özgüven eksikliği olan gençler için bir nebze olsun iyi gelebilir.  Ailelerin gözetimi altında kontrollü bir biçimde, doğru kişiler ve doğru sayfalar takip edildiği vakit faydası da oldukça yüksektir. Başta söylediğim gibi sosyal medya itidalli ve kontrollü kullanıldığı vakit kullanıcı için bir tehdit unsuru olmaktan çıkar.



807 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

İslamiyet Öncesi Dünya Tarihi - 01/11/2018
Avrupa'dan Çin'e İslam öncesi dünya devletleri ve inanç durumları...
İslam Ahlakında Çevre Bilinci - 22/07/2018
Nizam-ı alem, yaratılış gayemiz ve topluma karşı sorumluluklarımız bağlamında İslam'ın çevreye atfettiği önem
Vahyin Öngördüğü İktisat Ahlakı - 05/06/2018
Kuran ve Sünnet ışığında iktisadi hayatın temelleri